4. bölüm / 10
Şafakta Operasyon3. BÖLÜM
Bölümler 10Şu an: 3. BÖLÜM
23:50
Ayça Ak’ın anlatımıyla
Gece ölüm kadar sessizdi. Her zaman ki gibi operasyondaydık. İlerlemeye devam ederken bir anda Aras’ın sesi geldi:
“Bu dağ fareleri nerde lan. Yürü yürü bir ulaşamadık!”
Yürüdüğümüz tepenin uçurum kısmına geldiğimizde kafamla aşağıyı işaret ederek, “Orada kansız yaban domuzları,” dedim. “Ben işaret etmeden ateş etmiyorsunuz. İnlerinden çıkmalarını bekleyeceğiz.”
***
On dakika sonra
Kansız domuzları dışarda gördüğüm anda elimi kaldırıp işaret verdim. İşaretimle birlikte silah sesleri duyulmaya başladı. Her kurşun ile bir leş almak sadece, filmlerde ve kitaplarda vardı.
Karşıdan gelen mermiler azalmaya başladığında, çoğu itin leş olduğunu anlamıştık. Si-perimden başımı biraz çıkartıp kaç kansızın kaldığına baktım. 4 kişi kalmıştı yolsuzlar. Onları da indirdikten sonra Katliam Timi olarak siperlerimizden çıktık. Gözlerimi hepsini üzerinde gezdirirken “Yaralanan var mı?” diye sordum. Hepsi bir ağızdan, “Yok komutan-ım!” Dedi.
Tahliye için hazırlanırken bir anda ortaya çıkan it elindeki RPG’yi bize doğrulttu. Refleksle emir verdim: “YAT YERE!”
Yere düşmemin etkisiyle keskin bir acı yayıldı vücuduma. Gözlerimi zar zor aralayıp bak-tığımda yerde kanlar içinde yatan Aras’ı gördüm. Sesimi çıkarmaya çalıştım. Ama olmadı. İçinde bulunduğum bu çaresizliği hiç sevmemiştim. Hayatım boyunca içine düştüğüm hiç bir çaresizliği sevmemiştim aslında. Fakat bu farklıydı. Kendi askerim gözlerimin önünde belki de ölümle mücadele ediyordu ve ben yardım edemiyordum. Vücudum felç geçirmiş gibiydi. Hiçbir uzvumu hareket ettirtemiyordum.
***
18 saat sonra
Ayça solgun yüzüyle hastane yatağında yatarken, baş ucunda uzun kumral saçlı, kahverengi gözlü bir kadın bekliyordu. Bir kaç dakika sonra Ayça’nın parmakları kıpırdadı. Bunu gören kadın hemen doğruldu ve konuştu, “Ayça…” Ayça gözlerini araladığında önce nerede olduğuna anlam veremedi. Bir kaç saniye sonra kendine geldiğinde karşısındaki kadına baktı. “Betül?” Kadın kalkmaya yeltenen Ayça’yı zar zor yerine yatırdı ve “Ayça daha tam iyileşmedin kalkamazsın, dinlenmen lazım!” ama Ayça duramıyordu Aras’ı gördüğü kanlı sahne yine gözünün önüne geldi. Gözlerini yumup toparlanmaya çalıştı. “İyi mi durumu? Sen iyi misin? Betül susmasana cevap ver,” Ayça’nın bu çaresiz ses tonunu tanıyordu Betül. “Yoğun bakımda tutuluyor şu an.” Ayça duyduklarıyla suçlu hissederken, Betül’ün ağlamamak için boğazındaki yumruyu nasıl yutmaya çalıştığını fark etti. Betül ve Aras 7 aydır sevgiliydi ve bundan bir hafta önce nişanlanmışlardı. Ayça, “Betül sen iyi misin?” dedi, “Hava al, bir dışarı çıkıp.”
Betül yutmaya çalıştığı yumruyu yutamadı. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Akan her yaş ise birbiriyle yarışıyordu. Ayça tüm ağrılarına rağmen ayaklandı ve Betül’e baktı. “Betül,”
Betül hıçkırıklarının arasında, “Ayça… durumu kritikmiş.” Dedi. Sesinden Aras için endi- şelendiği belli oluyordu. Haklıydı da, sevdiği adam yoğun bakımdaydı.
Oda kapısı tıklatıldı, “Gir,” diyen Ayça’nın sesiyle kapı açıldı. Gelen Kaan’dı, Yatakta oturur vaziyette Betül’ün sırtını sıvazlayan Ayça’yı gördüğü gibi, “Sevgilim!” dedi. “çok endişelendirdin beni. İyi misin?”
Ayça Betül’ün sırtını sıvazlamaya devam ederken, “Ben iyiyim,” dedi. “Şu an önemli olan ben değilim zaten,” başıyla Betül’ gösterdi. Kaan, gözleri ağlamaktan kızarmış, yanakları ıslaklıktan parlayan Betül’ü yeni fark etmişti.
Kapının dışından sesler geliyordu. Ayça için çok tanıdık bir ses. Timinin sesi...
Bir anda kapı açıldı. Katliam Timi odaya doluştu. Tek eksik Aras’tı. “Komutanım, yaşıyorsunuz” dedi Arman. Baran hemen arkadan cevap verdi: “Gerizekâlı yaşamasa nasıl bize tek kaşın kaldırıp ne yapıyorsunuz dercesine baksın kardeşim?”
Arman başını kaşıyarak, “Lafın gelişi söyledim ben onu.” Dedi . “Hem takmayın siz beni biliyorsunuz huylarımı”
Ama ayça tüm bunlara rağmen tek bir şey sordu:
“Aras nasıl?”
Odada bir saniyelik sessizlik oldu. Sonra Toprak, “Komutanım, şöyle ki…”
Ayça anında, “ Toprak uzatmadan söyle!”
“Şu anda yoğun bakımda, hayatî tehlikeyi atlatmış ama bir müddet daha yoğun bakımda kalması gerekiyormuş”
Betül’ün gözleri yine dolmuştu. Ayça bunu görünce Betül’ün sırtını tekrar sıvazladı. Betül’ün ağladığı Katliam’ında gözünden kaçmış değildi. Alp babacan bir tavırla, “Merak etme bacım, bizim çocuk güçlüdür, evelallah çıkar o yoğun bakımdan.”
Betül, Aras’ın ne kadar güçlü olduğunu biliyordu. Ama aklına gelen ihtimaller fazlasıyla canını yakıyordu.
***
İki Gün Sonra
Ayça Ak’ın anlatımı ile
İki gün önce taburcu olmuştum. Ama aklım hâlâ hastanedeydi. Aras’tan haber bekliyordum iki gündür. Timin en küçüğü olduğu için iki kat endişeleniyorum. Tim dediğimiz şey sadece belirli sayıdan oluşan bir askerî ekip değildi ki sadece. Tüm askerlerin kan bağı olmasada birbiri ile kardeş olduğu bir aileydi.
Bir süre sonra telefonumun çalmasıyla doğruldum. Toprak arıyordu. Telefonu açtığımda ahizeden Toprak’ın mutlu sesi geliyordu:
“Komutanım, Aras uyandı!”
Yüzümde büyük bir tebessüm oluştu, “Tabii uyanacak.” Dedim. “Kimin askerî. Yoğun bakımdan normal odaya aldılar mı?”
“Aldılar komutanım. Zaten Aras’ta sizi soruyordu. Deminden beri kafamızı ütüledi Ayça komutanım iyi mi? Diye diye. Valla kafasına çakacaktım bir tane. Hayır, iyi diyoruz anlamıyor.”
Kısa bir kahkaha attım, “Geliyorum. Sakın benden önce fırçalamayı aklınızdan geçirmeyin. Önce ben bir güzel fırçalayacağım”
***
Aras yatakta yarı oturur pozisyonda iken yine aynı soruyu sordu:
“Ayça komutanım iyi değil mi? Yalan söylemiyorsunuz.”
Aras’ın bu soruyu neredeyse bininci kez sorusu Arman için bardağı son taşıran damla olmuştu. Bir anda Aras’a yükseldi:
“İyi değil Aras, kadın şehitlikte,”
Aras’ın gözleri fal tası gibi açıldı, “Komutanım, Ayça komutanım şehit oldu da bana mı söylemiyorsunuz?”
Arman dayanamadı ve Aras’ın ensesine silleyi geçirdi, “Tövbe de lan!”
Aras ensesini ovuştururken, “komutanım ne vuruyorsunuz ya?” dedi isyan eder bir şekilde.
Betül ise bu sefer Arman’dan taraftı, “Valla bu sefer Arman abi haklı,” dedi. “Az ağzını hayırlı aç ya. Ölmeyen kadını mezara koydun hemen
Arman ve Aras’ın arasındaki çekişme devam ederken odanın kapısı çalındı. Arman, Aras’ın saçlarını tutup çekecekken kapının açılması ile Ayça ile göz göze geldiler.
Ayça sol kaşını kaldırmış, Arman’a bakıyordu, “Ne yapıyorsun Arman?”
“Hiç, saçında bir şey vardı ona bakıyordum komutanım.”
Ayça gözlerini kıstı, “bir şey vardı(?) Bence daha çok Aras’ın sacını çekiyormuşsun gibi geldi ama… Neyse” dedi. “Nasılsın Aras, ağrın sızın var mı?
Aras, Ayça’nın gelmesini fırsat bilip hemen Arman’ı şikayet etti:
“Komutanım ağrım yok ama, Arman Komutanım biraz daha beni döverse kemiklerinin kırılmayacağına garanti veremem.”
Ayça Arman’a döndü, “ Benden önce kimse dövmesin demedim mi bunu?”
Arman, “Komutanım, kaç kere aynı soruyu sordu, aynı cevabı aldı hâlâ inatla soruyor. Dayanamadım.”
Ayça bu sefer Aras’a dönüp, “Oğlum, sende ne bunlara soruyorsun? “ diye sordu. “Arasana beni.”
Aras mahcup bir şekilde, “Aklıma gelmedi komutanım” dedi.
Arman hemen atıldı:
“Senin aklına nedense böyle şeyler hiç bir zaman gelmiyor!”
Hastane odasından yine sesler yükselmeye başladı.
***
10 Dakika sonra
“Yarın dere kenarında mangal mı yapsak?” fikrini ortaya süren Alp’e herkes katıldı.
Ali, “Ben top getiririm top oynarız “ dedi. Arman hemen cevap verdi:
“Kaç yaşına gelmişiz ne topu lan!”
Ali hemen kendini savunmaya geçti, “Komutanım, top oynamanın yaşı mı olur?”
Ayça kafasını sağa sola iflah olmazsınız dercesine salladı.
***
Ayça Ak’ın Anlatımı ile
Gece ilerlerken Whatsapp grubunda milyonlarca mesaj birikmişti.
Katliam
Alp: Kömürleri ben alırım.
Ali: Topu ben aldım
Toprak: Hamak getireyim mi?
Baran: Getirin komutanım
Arman: Etleri ben alırım
Aras: Yankı komutanımı ve timinde mi çağırsak? Tanışamadık bir türlü.
Arman: Aferin lan , sonunda mantıklı bir şey düşünebildin.
Aras’ın yazdığı mesaj mantıklı gelmişti.
Ben sorarım. Müsaitse gelirler.
Grup yine mesaj yağmuruna tutulmuştu.
***
15.30
ERTESİ GÜN
Ayça Ak’ın anlatımı ile
Dere kenarına mangala gelmiştik. Arman mangalı yakarken Baran Toprak’ın getirdiği hamağı kurmaya çalışıyordu, Alp ise uzaktan müdahale ediyordu:
“Baran o düğüm öyle atılmaz.”
Baran, düğümü atmaya devam ederken, “ karışmayın komutanım, sağlam olunca görürsünüz”
Baran düğümü atıp bitirdiğinde hamağın üstüne oturdu. Daha doğrusu atladı. Atlamasıyla yere çakılması bir oldu. Herkes kahkahaya boğulmuştu.
Betül bile gülüyordu. Normalde olsa bir şey oldu mu diye merak eder dururdu.
Arman bir yandan gülerken diğer yandan, “ Ne oldu lan,” dedi. “Hani sağlam olurdu. Bu mu sağlam?”
Baran isyanla, “komutanım ben düştüm sizin takıldığınız şeye bakın ya!” dedi. “Of nasıl acıyor”
Alp, “Ben sana dedim”, dedi. “Dinleseydin beni düşmezdin. Çekil kenara da işin ustası nasıl yapıyor izle”
Onlar hamakla cebelleşirken biz Betül ile masayı hazırlıyorduk. Arman pişirdiği etleri masaya bıraktığında arkadan bir ses geldi.:
“Yüzbaşı Ak!”
Yankı Kılıçarslan’ın sesiydi.
Dönüp arkama baktığımda yanında altı kişinin daha olduğunu gördüm. Geleceğinden ümidim yoktu. Şaşırtmıştı.
Elimde kalan son tabağı da masaya koyduğumda, “Geleceğinden ümidim yoktu” dedim. “Şaşırdım”
Hazır cevap kişiliği yine konuşmuştu:
“Timimle tanışmamıştın. Getirdim.”
Gölge Timi teker teker kendilerini tanıtmaya başladı:
“Umay Yıldırım.”
“Selim Taşçı.”
“Uğur Engindağ.”
“Kevser Özçelik.”
“Ömer Açar.”
“Yusuf Yazar”
Hafif bir gülümseme ile, “Memnun oldum” dedim.
***
Yemeklerimizi yedikten sonra oturmuş, kızlar ile sohbet ediyorduk. Yankı biraz uzakta telefonla görüşüyordu. Erkeklerde dere kenarında top oynuyordu.
‘’Bana at!’’ diye bağıran Aras geri geri giderken arkasındaki dereyi unutmuştu. Betül ‘’Dikkat et’’ demişti fakat gecikmişti. Aras geriye doğru dereye düşmüştü.
Bira anda herkesten bir kahkaha yükseldi. Bir kişi hariç. Yankı. Neden güldüğümüzü bile anlamamıştı.
Arman, ‘’Arkana bakmadan geri gidersen böyle balığa dönersin.’’ Derken kahkahasını tutamadı.
Yankı telefonu kapatıp yanımıza geldi. ‘’Ne oldu, niye gülüyorsunuz?’’
Umay gülmesini tutmaya çalışıyordu. Durduramayacağını anlayınca derenin içinde çırpınıp, ne olduğunu anlamaya çalışan Aras’ı işaret etti. Yankı o yöne baktı, dudağının kenarı kıvrıldı. Onu ilk defa gülerken görmüştüm. Yanağında derin bir gamzesi vardı.
Aras, sudan çıktığında Betül hemen yanına koştu. Kızı dört gündür sokmadığı hal kalmamıştı. Kendinden çok Aras’ı düşünüyordu.
Bölüm etkileşimi
