3. bölüm / 10
Şafakta Operasyon2. BÖLÜM
Bölümler 10Şu an: 2. BÖLÜM
“Sevgilim! Umarım uykundan uyandırmamışımdır. Ne yapıyorsun?”
“Yoo, uyumuyordum. Beni bırak da sen ne yapıyorsun? Neden aradın beni?” dedim.
“Sesini duymak istedim. Özledim seni, yarın sana geçsem olur mu? Hem sadece seni değil elmalı kurabiyelerini de özledim.” Diyen neşeli sesi yüzümdeki gülümsemeye sebep olmuştu.
“Şu an müsait değilim aşkım. Sonra arayayım,” dedim. “Hem sen niye uyumadın? Yarın ne olacağı belli değil Amirim, öyle değil mi?”
“Neyse tamam sevgilim, işin varsa tutmayayım seni” dedi
“İyi geceler” dedim kibarlıkla.
“Yesin seni böcüler” dedi karşılık olarak.
“Ya kaç yaşına geldik Kaan Allah aşkına, hâlâ o sekiz yaşındaki Kaan gibisin” dedim.
***
(20 Yıl önce)
Akşam vaktine doğru sokakta neşeyle koşan küçük Ayça oynadıkları ebelemece oyununu çok seviyordu.
Ebe seçilen sekiz yaşındaki Kaan, bir çita misali koşarken küçük Ayça’yı yakalamaya çalışıyordu.
Uzun uğraşlar sonucu sonunda Ayça’yı ebelediğinde akşam ezanı okunuyordu. Akşam ezanı demek Ak ailesinin evinde eve giriş saati demekti. Bunu bilen Ayça ve Kaan her zamanki vedalaşmasını yapıyordu:
“İyi geceler” dedi Ayça.
“Yesin seni böcüler” dedi Kaan karşılığında.
***
Ayça Ak’ın anlatımıyla
Telefonu kapattıktan sonra salona geçtim. Kanepeye oturdum. Öğlenki konuşmaları düşünüyordum.
“Düzgün tanışamamıştık. Ben Yankı. Yankı Kılıçarslan.”
“Ayça Ak. Memnun oldum. Bir şey içer misiniz?”
“Timin ve başarıları hakkında çok şey duydum. Dillerden düşmüyorsunuz Ak.”
“Sağ ol. Senin namında az duyuldu değil Deli Kurt.” diyerek karşılık verdim.
“ Demek duydun, o zaman hikâyesinde biliyorsundur dimi bu namın?”
***
(Gelecekten kesit)
Gece karanlığında ilerleyen Katliam ve Gölge Timi her zamanki gibi sessizliğini konuşturuyordu.
Hedefleri, kansız yaban domuzlarına emir veren başı yerinden koparmaktı. Her zamanki inlerinde saklanıyordu yolsuzlar. Mağaradan başka yer bildikleri yoktu.
Gizlendiği yerden atış yapan Alp mağaranın girişindeki iki kansızı indirmişti. İçeriye giren Katliam ve Gölge Timi mağaranın içini temizledi.
Ayça ele başının olduğu yere girdiğinde, ele başını görmeyi beklerken karşılaştığı manzara nutkunun tutulmasına yetmişti…
***
8:30 Kışla
Katliam Timi dinlenme odasında dinlenirken komutanlarının yanında içeriye giren adama baktılar. Karşılarındaki kişinin göğsünde yazan soyadı gördüklerinde ise anında ayağa kalktılar.
Namını çok kez duydukları Deli Kurt tam da karşılarında duruyordu.
Yankı’nın amacı sayısız başarıya imza atmış bu tim ile tanışmaktı.
Ayça ip gibi dizilen timinin yanına geçtiğinde Yankı’nın Yüksek ve tok sesi duyuldu:
“Sağ baştan kendinizi tanıtın asker!”
Sırayla tek tek bir adım öne çıktı Katliam Timi:
“Yüzbaşı Ayça Ak!”
“Üsteğmen Toprak Yalın!”
“Teğmen Alp Karaca!”
“Teğmen Arman Sertkaya!”
“Teğmen Ali Demir!”
“Uzman Çavuş Baran Şimşek!”
“Çavuş Aras Yeni!”
Hepsi tek tek kendini tanıttıktan sonra “Rahat!” dedi Yankı. “Büyük başarılara imza atan bir tim ile tanıştığıma memnun oldum. Yakında benim komutamda olan Gölge Timi ile tanışacaksınız”
***
Ayça Ak’ın anlatımıyla
Yoğun bir günün ardından kaldığım lojmana doğru yol alırken yolda kanlar içinde yatan bir kedi gördüm. Can çekişiyordu. Arabamı kenara çekip dörtlüleri yaktım. Kediyi yolun kenarına çektim. Belediyeyi aradım.
Bir sınav için yaşadığımız bu dünyada tüm canlılar ölümü her şeyiyle tadacaktı. Boşuna ölümlü Dünya demiyorduk. Bir sınava tâbi tutulduğumuz bu Dünya’da imtihanımızı bitirecek ve Yüce Rabbin hesabına çekilecektik.
Barış Manço’nun bir şarkı sözü vardır:
“…Unutma ki Dünya fâni, veren Allah alır canı¹…”
Gelen belediye ekibine kediyi bıraktıktan sonra arabama binip lojmana gittim. Yol boyunca beynimi işgal eden düşüncelerden sıyrılmamı sağlayan şey evime girdiğimde kıldığım akşam namazı oldu.
***
Namazımı bitirdikten sonra saatlerce duvara boş boş baktım. Geçmiş adeta bir kene gibi yapışmıştı. Çıkarsan da zehirleyecekti. İnsanlar neden gelecekten çok geçmişi düşünürdü? Neden kendine bunu yapardı?
Yine beyin yakan saçma sorularımla doluydum. Geçmişimi düşündükçe genzim yanıyor ağlama isteğim artıyordu. Kendimi tek seferde bırakıp ağlasam belki de boşalacaktım, ama ağlamanın bir faydası yoktu. Ne geçmişi değiştirebiliyordun ne de gömdüğün en derin yerden silebiliyordun. Ağlamak hiçbir şey katmıyordu zamana.
Boğazımdaki yumruyu yutmaya çalışsam da olmadı. Gözyaşlarım benden izinsiz akmaya başladı.
İnsanî bir duyguydu ağlamak. Ama ben her defasında kaçmış bu duyguyla yüzleşmemiştim.
İçimde ne biriktiyse bıraktım; akıp gitsin benden uzaklaşsın diye.
İnsan ne kadar isterse istesin, yaşadıklarını değiştiremiyordu. Belki de değiştirebilsem şimdiye kadar yaşadığım tüm kırgınlıkları silmek isterdim. Bir romanda okumuştum değişmesi gereken yaşadıklarımız değil, bu yaşananlara baktığımız pencerelerdir.
Zilin çalmasıyla gözyaşlarımı silip toparlandım. Kapının önüne geldiğimde çatallanmış sesimi düzeltmeye çalıştım. “Kim o?” derken sesimdeki çatal gitmemişti. Ama karşıdan gelen seslerle toparlanmam gerektiğini biliyordum.
Timim beni hiçbir zaman ağlarken görmemişti, şimdi de görmemeliydi. Her insanın içinde olan bu duygunun bende de olduğunu görmemeliydi.
Öksürüp sesimi toparlamaya çalıştım ve kapıyı açtım timim her zamanki gibi neşeli ve enerjikti.
En Küçüğümüz ve neşelimiz olan Aras beni gördüğünde sorusuna engel olamadı: “komutanım, iyi misiniz?”
Bir kaç saniye durdum ve “iyiyim” dedim. İyiyim, altı harften oluşan ve herkesin kullandığı yalan olan o kelime. İyiyim.
“Siz salona geçin ben hemen geliyorum” derken timim çoktan salona geçmiş şen kahkahalarla sohbet ediyordu.
Banyoya gidip yüzümü yıkadım, gece gibi kara gözlerimin kızarıklığı geçmişti. Uzun kahverengi saçlarımı toplayıp her birini ailem olarak gördüğüm ekibimin yanına gittim. Arman bir anısını anlatıyor, herkes gülerek karşılık veriyordu.
“Sizi buraya hangi rüzgar attı?” derken çatallanmış sesimden eser kalmamıştı. Herkes bana baktığında cevabı Baran verdi:
“Komutanım özledik sizi. Valla siz olmayınca olmuyor.”
Özlemişlermiş. Ben biliyordum onların neyi çok özlediğini. “Dayak yemeyi de özledin mi Baran?” dediğimde gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Aman tövbe deyin komutanım. Yok özlemedim!” derken yüz ifadesi komikti.
Tüm tim hep bir ağızdan kahkaha attık. Birinin gülümsemesi hepimizinkine bedeldi. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz demekti.
Mutfağa geçip ocağa çay koyarken telefonuma gelen mesajla çaydanlıktaki elim telefona gitti.
Mesaj ortaokuldan beri ayrılmadığımız arkadaşlarımla kurduğumuz gruptan gelmişti.
Beyin.exe. çalışmıyor✨🧠
Hafsa: Bizim yakın zamanda buluşmamız gerek.
İlayda: Harbi ya anlatacak çok şey birikti!
Zeynep: Ne zaman buluşacağız ki?
Mehlika: Hafta sonu olmaz ben doluyum. Ayça senin için ne zaman uygun?
Mesaj yazmaya başlamadan çaydanlığı, yanan ocağın üstüne koydum.
Yazmam uzun sürmüş olacak ki Zeynep anında cevap yazdı:
“Yav kızım, beş saattir ne yazıyorsun? Ergenekon destanı mı?”
Bu hem komik hem de haklı olan isyanını umursamamak elde değildi. Yazdıklarımı silip duruyordum. Yanlış bir şey yazıp üzmekten korkuyordum.
En sonunda mesajı gönderdim.
Kızlar farkında mısınız bilmiyorum ama ben Türkiye’nin ta diğer ucundayım nasıl buluşacağız?
Gurup tekrar hareketlendi:
İlayda: Doğru ya. Sen İstanbul’da değildin.
Mehlika: Şimdi ne yapacağız?
Hafsa: Kızım bir günlüğüne gelsen olmaz mı?
Zeynep: Harbi ya. İstanbul’a gelsene sen.
Olmaz. Ne olacağı belli olmuyor operasyon çıkabilir.
Hafsa: Valla mesleği, arkadaşımızı bizden çaldı. Yetişin! Arkadaşım işkolik biri olmuş. Benim tanıdığım Ayça mı bu?
Evet, senin tanıdığın Ayça.
Telefonu kapatıp sessize aldım. İçeri geçtiğimde Ali, küçüklük anısını anlatıyordu:
“…Neyse sonra bende topa bir vurdum kalecilik yapan çocuğu yüzüne geldi, tabii gol olmadı diye sinirleniyor bizim takım. Çocuk bir anda elini burnundan çekti birde ne görelim?”
Arman, “Ne gördünüz çatlatmada söylesene aga” derken sinirlenmeye başlamıştı.
Ali devam etti: “Sizde hiç anlamıyorsunuz anı anlatmaktan ha. Neyse devam edeyim. Çocuk elini bir çekti, bardaktan boşalırcasına kan akıyor hani öyle böyle değil, yer kan gölüne dönmüş, sonra çocuk tak diye gitti. Ambulans falan geldi, çocuk bayılmış.”
“Eee” dedi Baran.
“Sonra ne oldu?” dedi Aras.
“Tüm tepkilere katılıyorum²” dedi Arman.
“Sonrası yok” diye cevapladı hepsini Ali.
Ben her zamanki gibi sessizken, çayın demlenmiş olma ihtimaliyle mutfağa gittim. Çayları getirip ben de oturduğum da herkes susmuş birbirine bakıyordu. Herkes çaylarını aynı anda ağzına götürüp içti ve aynı anda ellerindeki küçük cam tabağa koydular.
Her şeye gülen Aras buna da güldü. “Ya bir dizi vardı ismi neydi hatırlamıyorum tam ona benzedik!”
Aras’ın bu tepkisine küçük bir gülümsemeyle karşılık veren bendim…
___________________________________________________________________________
²Loresima’nın Timur adlı roman karakterine gönderme yapılmıştır
Bölüm etkileşimi
