Şafakta Operasyon kitap kapağı

10. bölüm / 10

Şafakta Operasyon

9. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Tutaste _25

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 9. BÖLÜM

İnsan bastırdığı duygunun
esiri olur.
Cahit Zarifoğlu
11 Temmuz 2002 Rize
Güneşin batmasına yakın, saat beş altı gibiyken, Yankı ve ablası Menese yaylada keşan desenli bir örtünün üstüne oturmuş piknik için getirdikleri yiyeceklerden atıştırıyorlardı.
16 yaşındaki Menese, gençliğinde beraberinde getirdiği güzelliğiyle tam bir Karadeniz kadınıydı. Tek hayali öğretmen olmak isteyen, anne şefkatine sahip, yüreği kocaman, iyimser biri…
Yankı, yemeğini bitirdikten sonra ablasının yanına koştu. Henüz sekiz yaşında olmasına rağmen boyu bir çok yaşıtına göre uzundu.
“Abla, saklambaç oynayalım mı?”
“Bilmem, oynayalım mı?”
“N’ olur oynayalım, lütfen!”
“İyi, kabul oynayalım da kocaman yaylada saklanacak yer yok Fırıldak”
Menese Yankı’ya fııldak demeyi çok severdi.
“Abla! Ben fırıldak değilim!”
“Nasıl fırıldak değilsin? İki yaşından beri fırıldak bir yer cücesisin.”
“O zaman sende… sende…”
“Evet, ben ne?”
“Lakapçı öğretmensin.”
“Allah Allah lakapçı öğretmenmiş, ne alakası var?”
“Sen herkese güzel lakaplar takmıyor musun?”
Yankı haklıydı. Menese herkese kendine özgü güzel lakaplar takardı. Aralarından en sevdikleriyse; Fırıldak ve Asker Bey’di…
***

Günümüz, Kışla
Yankı ve Ayça ölümle burun buruna geçirdikleri operasyondan sonra yine o banka gitmişlerdi. Kışlanın arkasında bulunan, akşama doğru kimsenin olmadığı o banka…
İkisi de ellerindeki çaylarla banka oturduklarında ilk günkü gibi yine sessizlik vardı. Fakat bu sefer sessizliği bozan Yankı değil, Ayça olmuştu.
“Çok sessizsin, konuşmuyorsun. Ama konuşmadan da konuşuyorsun gibi. Sessiz çığlıkların var, sen sessizleştikçe çığlıklarının sesi artıyor. Neden… Neden bu kadar sessizsin?”
Yankı derin bir nefes aldı. Karton bardaktaki sıcak çay karlı havada ellerini ısıtırken, bakışlarını mavi ve gri karışımı gökyüzüne gün batımıyla eklenen sarı renkten ayırmadı.
“Biliyor musun, her şeyden haberim var. Ama bazı şeyleri bilmek de yaşamak da istemezdim Ayça.”
“Mesela ne?”
Ayça, sorusunun cevapsız kalışıyla bir anda özel bir durum olabileceğini hatırladı. “Tabii özel değilse…” dedi. “Anlatmazsan anlarım.”
Yankı başını ağır ağır Ayça’nın ona anlayışla bakan gözlerine çevirdi. O gözler içinde, anlam veremediği bir şey uyandırıyordu. Belki de adını koymak istemediği bir şeye…
Ayça ise kendine dönen bir çift mavi göze hala aynı şefkatli bakışla bakıyordu. Baktıkça abisini hatırlıyordu. Aynı mavi gözlerdi.
“Anlatabilirim.” Sadece ona. “sorun olmaz.”
Sadece ona anlatabilirdi.
Sadece ona anlatırsa sorun olmazdı.
Sadece onun için kabuğundan çıkabilirdi.
Ayça, gözlerini diktiği bir çift mavilikten ayırmadan, bakışlarını derinleştirerek, “Emin misin?” dedi. Sadece kendisi istediği için başkalarının canının yanmasını istemiyordu.
***
Yankı Kılıçarslan’ın anlatımı ile
Bana birini hatırlıyormuş gibi bakıyordu, yine en derinlerimde ki duyguları okuyordu. Ablama benziyordu bir nevi; kendi isteği için başkalarının canını yakmaktan korkuyordu. Bu yüzdendi belki de bana emin misin diye soruşu. Sahi, meslek hayatımın dışında neye emin olabilmiştim şu ana kadar?
“Eminim,” dedim “anlatabilirim sana.”
O zamanları hatırlamak hep bir burukluk oluşturuyordu içimde… belki birde derin bir üzüntü. Keşke hiç yaşamasaydım, bilmeseydim dediğim küçük ve hatta bazen en büyük sanılandan bile daha büyük yaralar bırakan zamanlar…
“11 Temmuz 2002. Asla unutmam o tarihi. İyi ki yaşanmış dediklerimden…” diye başladım. İçimde ki burukluğu sesimde belki de ilk defa duyuyordum. “Ablamlayız. Yaylada piknik yapıyoruz birlikte. Ben oyun oynayalım diyorum, ablam bakarız fırıldak…”
Yüzümde, ilk defa buruk bir tebessüm olduğunu hissedebiliyordum. Hayatta güvendiğim, istese canımı vereceğim ikinci kişi… Ablam, bana hep fırıldak diyen, öpüp okşayan, benim mutluluğum için elinden geleni ardına koymayan koca yürekli ablam ya. İnsan, başka bir insanı ne kadar sevdiğini ölünce anlıyordu. Bu da hayatın en derinine inince görünen acımasız bir yanıydı.
“Ne kadar güzel işte, görüşmüyor musunuz?” dedi hafiften neşelenmiş bir tonla.
Bir bilsen eminim sormazdın Ak. Sormazdın çünkü bilirdin içimdeki yarayı tekrar kanatacağını. Bilirdin çünkü her zaman aklıma geldiğinde kalbimi sıkıştırdığını.
“Şehit oldu.” Dedim sesimde ki büyük hüzünle. Biliyordum, anlardı beni Ayça. Çok bir sohbetimiz olmamıştı ama anlayacağından, nedenini bilmediğim şekilde emindim.
Bir anda sustu. Anlamıştı sorduğu sorunun kalbimin en derinlerine, ruhuma dokunduğunu. “Ben bilmiyordum. Üzgünüm. Başım sağ olsun.”
“Vatan sağ olsun.” Dedim. “Biliyor musun? Hayatımda tanıdığım en güzel, en şefkatli öğretmen oydu. Şehit olmadan önce günlüğüne yazdığı son bir sayfa vardı…”
Cümleyi tamamlayamamıştım. Genzim bir anda yanmaya başlamış, gözlerim dolmuş, sesim ise çatallanmıştı. Yıllar sonra ilk defa yaşamıştım. Ağlamanın zayıflık olmadığını biliyordum, fakat ağlamak da istemiyordum.
“Gözyaşı sebepsiz yere akmaz Yankı. Ağlamak ne kadar güçlü olduğunun kanıtı.”
Gözlerimin dolduğunu fark ettiğim an Ayça’nın yüzünden çektiğim bakışlarım, tekrardan onun derin bakışlarına döndü. Şefkat vardı gözlerinde, en çokta anlayış. Oda abisini kaybetmişti. Hayatına büyük bir tesir bırakmış insanı o da kaybetmişti.
Gülümsedim, “Haklısın…” dedim, “Açıkçası benim… Anlatacağım bir hayatım yok. Yada ilginç bir şeyim…”
“Anlatma,” dedi kısık bir sesle “Ama, insan en çok yüzleşmediği şeyler yüzünden canını yakıyor. Bunu sakın unutma. Müsaadenle. Hava soğuk dışarda çok kalmanı tavsiye etmem.”
Başımı yukarı aşağı sallayarak onay verebildim sadece.
***
Kaldığım odaya gittiğimde çalışma masamdaki masa lambasını açtım. Çekmeceden çıkardığım, derisi yer yer soyulmuş ajandayı açtım. Yine aynı sayfayı…
24/09/2011
Yine güzel ve eğlenceli bir gündü. Bu minicik elleri gelecek için yetiştirmek tüm yorgunluğumu üstümden atıyor. Hepsi geleceğin birer pırlantası, bu pırlantalara ise gözüm gibi bakıp eğitmek benim için en şerefli görev.
Bazen okulun küçük penceresinden dışarıya, sisli dağlara baktığımda içimi garip bir sızı kaplıyor. Bu soğuk havada kalbimi ısıtan tek şey, ilim öğrettiğim miniklerin gözlerindeki ışıktı. İyi ki öğretmen olmuşum diyorum bu tertemiz yüreklerin kalbine elleyebilmişim…
Yankı’m geldi yine aklıma. Fırıldak’ım… sinir olurdu hep ona bu lakapla seslenmeme, ama bilirdi bu lakabın onu yansıttığını. Büyüyor… koca adam oldu, boyumu geçti neredeyse. Çok erken yaşta olgunlaştı belki ama o küçük çocuk duruyor içinde bir yerlerde eminim. Hem anne hem abla olmaya çalıştım ona, ne kadar bir annenin yerini dolduramasam da… inşallah biraz giderebilmişimdir o eksikliği. Yüzümü kara çıkartmazsın inşallah canım kardeşim benim.
Ve sen… Asker Bey.
Adını yüksek sesle söylemeye bile kıyamadığım canımın içi, dualarıma gizlediğim adam… daha 17 yaşındaydın toprağa düşerken. O kazada seninle birlikte bende öldüm. Seneler geçti ama içimdeki o sızı hiç geçmedi. Emir… belki asker olamadın ama benim kalbimde hep en yüksek rütbeli askerdin. Güneş saçlı, deniz gözlü efulim… bir gün seninle kavuşamayacağımı bilsem bu dünya çekilir olmazdı. Ama biliyorum ki kavuşacağız, bu bile çekilir kılıyor hayatı.
Buralarda haraketlilik var. Geceler sessizliğini kaybetti. Neden bilmiyorum ama yakında yüce rabbe kavuşacağım gibi hissediyorum. Hatta sadece hissetmek değildi. Rüyamda şehit olduğumu, sana kavuştuğumu gördüm Asker Bey’im. Biliyor musun? Hiç korkmuyorum. Eğer bu şehit kanlarıyla sulanmış bayrağın altında, bu minik ellerin geleceği için son nefesimi vermek benim için bir keder değil, aksine en büyük şereftir.
Eğer bu günlük yarım kalırsa ve elinize geçerse Fırıldak’ıma söyleyin; ablası onu çok sevdi.
Menese Kılıçarslan
Bundan yıllar öncesine ait gözyaşlarının üstüne yeni yaşlar eklenmişti. Kara çıkartmadım abla yüzünü. İntikamını alacağım. Sana söz, seni şehit etmek için sıktıkları tüm kurşunların hesabını misliyle ödeyecekler.
Hep bahsederdi Asker Bey diye birinden. Söylemezdi ismini. Bu son yazısında öğrenebilmiştim. Emir… ablamın benden sonra ruhefzam diye bahsettiği ikinci kişi. Kimdi bu Emir? Kimdi, ablamın efulisi, ismini yüksek sesle söylemeye kıyamadığı adam?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.