Şafakta Operasyon kitap kapağı

2. bölüm / 10

Şafakta Operasyon

1. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Tutaste _25

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 1. BÖLÜM

Dağın başında terk edilmiş köye sessizce girmişti Katliam Timi. Susturucu takılı silahlarıyla girişteki kansızları indirdiler. İçeri girdiklerinde içeride ne kadar yaban domuzu -terörist- varsa tek tek indirdiler.

Askerlerin tutulduğu yere girdiklerinde ise içeride ki iki terörist silahlarını kapıya yöneltti. Ama Ayça’nın sesiyle irkildiler:
“Atın lan silahları! Teslim olun!”

Bir aslan misali kükremişti. Sesten korkan şerefsizler silahlarını anında yere atıp teslim oldular.

Ayça sandalyeye bağlanmış iki askeri çözerken yakalarındaki yazılara takıldı bakışları:
Kılıçarslan
Öztürk

Yakasında Kılıçarslan yazan asker Ayça’ya bakarken “Yüzbaşı nerde kaldınız,” dedi. “Ağaç olduk beklerken. Ne kadar yavaşmışsınız”

Ayça muhatap olmadı. Yakalanan şerefsizlere bakarken sorguda olacakları düşünerek keyifleniyordu. Bunu fark eden Binbaşı Yankı Kılıçarslan Ayça’nın yanına gidip tekrar konuştu:
“Yüzbaşı duyuyor musun beni? Sana konuşuyorum deminden beri”

Sonunda dayanamayan Ayça, Yankı’ya döndükten sonra “Dalmışım komutanım.” dedi. “Tekrar edebilir misiniz?”

Yankı netti:
“Edemem, Ak. Ben bir kere söylerim cümlemi”
***
30 dk sonra
(Ayça Ak’ın anlatımıyla)
Gelmesini beklediğimiz helikopter geldiğinde eksiksiz bir şekilde bindik.

Karşımda oturan ve Binbaşı olduğunu tahmin etmeme gerek kalmadan belli eden Kılıçarslan’a bakarken gözüm parmaklarına kaydı. Tırnakları yoktu. Onlar yerine kurumuş kanla kaplı tırnaksız parmaklar vardı.

Parmaklarına takılıp kaldığımı görecek ki “Ne oldu, Yüzbaşı? İlk defa mı tırnakları çekilmiş birini görüyorsun?” dedi.

Haklıydı. Ben neden adamın ellerine öyle bakıyordum? İlk defa tırnakları çekilmiş birini görmüyordum.

Bakışlarımı helikopterin camına çevirdim. Altımızda kalan ve küçük dursa da aslında insanın içindeki dertler kadar büyük olan dağlara baktım.
***
03:50
Askeriyeden çıkıp kaldığım lojmana gittim.

Eve girdiğim gibi yaptığım ilk şey üstümü değiştirip banyoya yönelmek oldu.

Abdestimi alıp sabah namazımı kıldım. Namaz kılmanın verdiği huzuru hiç bir şey vermiyorken nasıl 5 vakti kaçırırdım ki?

***
Yankı Kılıçarslan’ın anlatımıyla
Öğlene doğru yeni tanıştığım -daha doğrusu tanışamadığım- Yüzbaşı Ayça Ak ile konuşmamız gereken konular vardı.

Çaldığım kapı açıldığında karşımda yeşil gece pijaması ile beni karşılayan Ayça’ya bakıyordum. Normalde kamuflajlı gördüğüm için garip gelmişti bu tipi.

Yüzüme melül melül bakarken yine ilk konuşan o oldu:
“Komutanım? Ne oldu?”

Önce sessiz kaldım. Ama o melül bakışlarının devam etmesini istemiyordum.

“Rütbede değiliz, Ayça. İki insan gibi konuşmaya geldim buraya” dedim.

Kapıyı geriye doğru açarken “Buyurun” dedi kibarca. İçeri girdiğim anda deniz esintisi ve lavanta kokusu sarmaladı etrafımı. Salona girdiğimde sakin ve huzurlu bir atmosferin beni karşılaması şaşırtıcıydı. Onun gibi öfkeli birinde bu sakinlik ve huzur biraz zıt kalıyordu.

Kahverengi kanepeye otururken etrafı incelemeye devam ediyordum. Bir duvarını boydan boya kaplayan kitaplık göze çarpıyordu.
***
22.50
Ayça Ak’ın anlatımı ile
Odama gittim. Komodin Üzerindeki telefon ekranına baktığımda “Kaan’ım arıyor…” yazıyordu

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.