5. bölüm / 10
Şafakta Operasyon4. BÖLÜM
Bölümler 10Şu an: 4. BÖLÜM
Vedalar;
Gözüyle sevenler içindir,
Çünkü gönülden sevenler ayrılmaz.
Hz. Mevlana
5 Eylül 2007 Trabzon
Çiselen sonbahar yağmurunun altında oynuyordu küçük Ayça. Abisini bekliyordu. Söz vermişti abisi, bugün satranç oynamayı öğretecekti.
Uzaktan gelen sesle o yöne baktı Ayça. Ona seslenen kişi abisi Emir Ak’tan başkası değildi. Uzun boyu, sarı saçları ve mavi gözleri ile tam bir Karadeniz erkeğiydi.
Ayça abisinin boynuna sarıldı. Emir üstü sırılsıklam olmuş kardeşine bakıp, ‘’Bu halin ne? Sırılsıklamsın, hasta olacaksın.’’ Dedi. ‘’Hadi eve önce üstünü değişeceksin, yoksa öğretmem satranç oynamayı.’’
Ayça, ‘’Yo, öğretmek zorundasın,’’ dedi. ‘’Söz verdin.’’
‘’Ne zaman söz verdim ben kız?’’
Ayça sinsi sırıtışını kuşanıp, ’’İki hafta önce verdin.’’
Emir güldü, ‘’Ben belki dedim, bu söz olmuyor ki akıllım. Hadi neyse geç eve üşüteceksin’’.
***
Ayça Ak’ın Anlatımı İle
Yeni bir operasyondaydık. Aylarca sürebilirdi belki de bu operasyon. Hedefimiz dağ farelerini yöneten o iti yakalamaktı.
Beş saatlik bir yürüyüşün ardından mola için durduk. Katliam kendi arasında konuşurken Aras, ‘’Komutanım, bir türkü patlatsanıza bir içimiz açılsın.’’ Dedi.
Gülümseyerek karşılık verdim. ‘’Aklıma türkü gelmedi, siz söyleyin biliyorsam söylerim.’’ Dedim
Aras atıldı: ‘’Komutanım, şarkıda olabilir. Mesela Ahu.’’
Arman koluna vurdu, ‘’Lan bırak kadın ne istiyorsa onu söylesin!’’
‘’Komutanım, Karadenizli değil miydiniz? Karadeniz türküsü söyleyin.’’ dedi Alp.
Düşündüm, aklıma yine ilk o türkü geldi: Ha bu ander sevdaluk.
Abimin en sevdiği türkü. Çıktığı yıl hiç düşürmediği o türkü…
‘’Hazırsanız söyleyeyim. Karadeniz türküsü.’’
Alp, ‘’Komutanım hangi türküyü söyleyeceksiniz eşlik edelim.’’ Dedi.
‘’Ha bu ander sevdaluk, biliyor musunuz bu türküyü?’’ dedim.
Bana boş gözlerle bakmalarından bu türküyü hiç duymadıklarını anladım. Bilmemeleri mühim değildi. Herkes bilmezdi bu türküyü. Söylemeye başladım:
‘’Ha bu akan dereler
Denizlere dolacak
Söylesana güzelum
Sonumuz ne olacak…’’
Genzim yanmaya başlamıştı. Boğazımda bir yumru kalmıştı. Zorla yuttum bu yumruyu. En zorda buydu ya. Abimi hatırlamak hiçbir zaman iyi gelmiyordu. Gidenler arkalarında bıraktıkları yıkımın farkında mıydı?
‘’Oy gidi Karadeniz
Sardi dört yanımuzi
Ha bu ander sevdaluk oy
Alacak canımuzi’’
Türkü söylemeyi bitirdikten sonra fark etmeden uzaklara daldım. Bunu fark etmemi sağlayan ise Aras’tı
‘’Komutanım, ne düşünüyorsunuz’’
Neyi düşünecektim abimden başka. ‘Şu an yaşasaydı ne olurdu?’ Diye düşünmekten başka ne düşünebilirdim ki?
‘’Önemli bir şey değil,’’ dedim
Aynen Ayça, kesinlikle önemli değil.
İç sesimle kavga etmek bazen gerçekten çok sinir bozucuydu. Konuştu mu susmak ne bilmiyordu. Bence, insanın en büyük düşmanı iç sesiydi. Geçmişi hatırlatıp kendisiyle kavga etmesini sağlamak, bir düşmanın yapacağı hamleydi. İç sesimiz tam da bunu yapıyordu. Beynimin derinliklerine tırnaklarımı kanatarak gömdüğüm anıları ben gömdükçe karşıma çıkaran bir düşman nasıl sinir bozucu olamazdı ki?
‘’Yarın yola devam edeceğiz, iyi dinlenin. Nöbetleşerek uyuyacağız, tilki uykusunda olun.’’ dedim.
Hepsi bir bütünmüşçesine, ‘’Emredersiniz komutanım!’’ dedi.
***
Şu an nöbette Baran ve Alp vardı. Sırtımı bulduğum bir kayaya yaslayıp az da olsa uyumaya çalışıyordum ama bilinçaltım beni rahat bırakmıyordu.
Yine ordaydık abimle. Otobüs durağında merkeze giden otobüsü bekliyorduk. Otobüs gelmişti, ben olacakları bildiğim için otobüse binmemiştim -sanki olanları değiştirebilecekmişim gibi- abim bana bakıp ‘’Ne duruyorsun binsene kız.’’ demişti. Bana kız demesini bile özlemiştim. Ayaklarım benden bağımsız otobüse binmişti. Yavaş yavaş ezberlediğim senaryo gerçekleşmeye başlamıştı. Otobüs, şoförün kontrolünden çıkıp takla atarken abim beni korumak için kollarını bir kalkan misali etrafıma sarmıştı. Sonrası ise sadece bembeyaz bir boşluk olacaktı, fakat bu sefer farklıydı. Bu sefer beyazın aksine simsiyahtı her yer. Bir anda tanıdık bir ses duydum. ‘’Senin suçun!’’ diyordu kendi sesim bana. ‘’Sana söz vermiş olmasaydı şu an yaşıyor olacaktı!’’
Gözlerimi açtım. Hava aydınlanmaya başlamıştı. Şafak söküyordu. Yola çıkmamız gerekiyordu aksi takdirde gecikecektik.
‘’Katliam kalk!’’
Emrim ile hepsi ayaklandı.
‘’Emredersiniz komutanım!’’ dediler her zamanki gibi hep bir ağızdan.
‘’Yola çıkıyoruz.’’
***
İki saatlik yürüyüşün ardından hedef noktaya ulaşmıştık. ‘’Arman, Baran siz doğu kısmındakileri halledin’’ dedim. ‘’Ali, Aras siz batıdakileri halledin. Alp sen keskin nişancıda tetikte bekle olabilecek her şey için. Toprak, sen benimle olacaksın. Her kurşun bir leş alacak, bir tane bile kaçırırsanız olacak senaryoyu biliyorsunuz. Ben işaret edene kadar kimse ateş etmeyecek. Anlaşıldı mı?’’
Hep bir ağızdan: ’’Anlaşıldı komutanım!’’
Biz, Katliam Timi’ydik. Gittiğimiz her operasyonu başarıyla tamamlayan Katliam Timi. Evelallah bu operasyonu da başarıyla tamamlayacaktık.
Hepimiz parmaklarımız tetikte bekliyorduk. Dağ fareleri bizi şaşırtmayacak şekilde yine bir mağara seçmişlerdi mekânlarını.
İki dakika sonra mağaranın önünde kasalı bir araba durdu. Arabanın içinde tahminen üç kişi vardı, kasadaki beş kişi ile toplam sekiz kişilerdi. Arabanın içindekiler indiğinde ateş etmem Katliam’a işaret olmuştu. İlk silah sesinden sonra aynı anda altı silah sesi duyuldu. Altı kişi leş olmuştu. Kalan iki kişi etraflarına bakıp ne olduğuna anlam vermeye çalışırken ikisi de kafalarına kurşun yemişti.
Arman saklandığı siperin arkasından çıkarken, ‘’Ulan, bunlar harbi geri zekâlı. Etrafınıza bakacağınıza saklansanıza!’’
Aras, ‘’Dediniz ya komutanım, geri zekâlılar işte. Beyinleri buna anca yetiyor.
Toprak yanıma geldi, ‘’Komutanım bir hareketlilik var mağaranın içinde’’
‘’Emin misin Toprak?’’
‘’Eminim’’ dedi.
Mağaranın girişine bakarken emir verdim:
‘’Katliam, eski yerlere geç!’’
Herkes eski yerlerine geçerken mağaranın içinden iki kişi çıktı. Yerdeki leşlere bakıyorlardı. Birisini canlı yakalasak yeterdi. Telsizden Alp’e emir verdim:
‘’Alp, ben sağdaki adamı leş edeceğim. Sen soldaki adamı kaçamayacak şekilde yarala. Canlı lazım bize.’’
Ben sağdaki adamı leş ederken Alp aynı anda soldaki adamı yaralamıştı. Bulunduğumuz yerden mağaraya indik. Ali yaralı adamı ters kelepçe yapmıştı. Adamın yüzüne bakıp, ‘’İçeride bir şey saklıyor musunuz?’’ diye sordum.
‘’Öldürseniz de konuşmam.’’ Dedi karşılık olarak.
Katliam’a dönüp güldüm. ‘’Konuşmayacakmış beyler. Duydunuz mu?’’ dedim. Gülümseme silindi ve adamın karnına tekmeyi geçirdim. ‘’Sana konuşacak mısın diye soran olmadı. İt gibide konuşacaksın!’’
Mağaranın girişine baktım. ‘’Toprak, Alp içeri bakın bir şey var mı diye’’ dedim.
Baran, ‘’Komutanım, içeri ne saklayabilirler ki?’’ dedi.
‘’Emirlerimi mi sorguluyorsun? Her ihtimale karşı yine de bakılacak.’’
Toprak ve Alp Mağaranın içine girerken , ben karşımda duran şerefsize bakıyordum.
Uzamış saç ve sakalları birbirine karışıyordu. Sağ gözü kapalıydı. Burun kemeri vardı. ‘’Şimdi sana soracağım birkaç soru var. Burada cevaplarsan askeriyedeki sorguda rahat edersin. Ama yok ben konuşmayacağım, zor seviyorum dersen işime gelir.’’
Korkulu gözler ile bana baktı. Onun gibi itler zaten sadece korkardı. Tam karşısında durdum. ‘’Neden burada toplandınız?’’ diye sordum.
Yüzüme bakıp güldü. ‘’Öldürseniz de konuşmayacağım:’’ dedi.
Derin bir nefes aldım. Yemin ederim bu gün sabrım sınanıyordu.
Döve döve öldür şu iti!
İçimdeki ses yine konuşmaya başlamıştı.
‘’Sabrımı sınama benim1 Cevap ver!’’ diye kükredim.
Tam o sırada Toprak ve Alp ellerinde dosyalarla çıkmıştı. ‘’Komutanım bazı dosyalar bulduk, önemli istihbaratlar içeriyor.’’ Dedi Toprak. ‘’Bir baksanız iyi olur’’
Toprak ve Alp’in elindeki dosyaları alıp incelemeye başladım. İlk dosyaların içinde silah alışverişlerinin bilgileri vardı. İkinci dosyayı açtım, karşıma bir sürü yüz çıktı çoğu tanıdık geliyordu. Bir sonraki dosyayı açtım. İçinde gördüğüm eylem planı ile dişlerimi birbirine bastırdım. Öyle ki şu an kırılma ihtimalleri vardı. Şerefsizler her tarafı cennet olan Türkiye’nin dört bir yanını zenginleştirilmiş uranyum ile patlatmayı planlamışlardı.
Öfkeyle şerefsiz itin yüzüne yumruğu geçirdim. ‘’siz kimsiniz de dört bir yanı cennet olan benim vatanımı patlatmayı planlıyorsunuz lan!’’ artık öfkeme hakim olmak zorlaşıyordu.
‘’Toprak tahliye için haber ver, operasyon beklendiğinden kısa sürdü.’’ Diyerek emir verdim.
Öfkeden köpürüyordum. İçimden ona kadar saydım işe yaramadı. Sonra mutlu olduğum anıları düşünmeye çalıştım. Abim ile olduğumuz anıları…
Düşündükçe sakinleşmeye başlamıştım. Abimin sesi her zaman huzur vericiydi. Eğer onun sesini unutursam kendimi asla affetmeyecektim. Hayatta yaşamaktan en korktuğun şeyde buydu zaten.
Abimin sesini unutmak…
***
Tahliye helikopteri gelmişti. Katliam Timi helikoptere binmiş kendi aralarında konuşuyorlardı. Ayça hariç. Normalde konuşmalara katılan Ayça, gözünü dağlara dikmiş maziye dalmıştı. Son zamanlarda çok sık böyle yapmaya başlamıştı.
Şimdi ne olmuştu da abisini hatırlamıştı?
İçinden yine kendine kızdı Ayça:
Ne diye düşünüyorsun Ayça? Senin suçundu! Senin suçundu, hâlâ nasıl düşünebiliyorsun abim yaşasaydı ne olurdu diye!?
İç sesler… İnsanları kendine düşman eden iç sesler. Hakikat dışında her şeyi konuşan iç sesler…
Bölüm etkileşimi
