Şafakta Operasyon kitap kapağı

9. bölüm / 10

Şafakta Operasyon

8. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Tutaste _25

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 8. BÖLÜM

Güzeli güzel yapan edeptir,
edep ise güzeli sevmeye sebeptir
Hz. Mevlana
İki gün sonra MİT- Sorgu Odası
Derya Engin her zamana olduğu gibi sorgu odasında Ebu Kar’ın karşısında dikilmiş konuşturmak için çalışmalara başlamıştı.
“ Kaçışın yok Ebu Kar sana iki seçenek sunuyorum: ya konuşursun, yada konuşursun. Başka çaren yok.”
Elleri masaya bağlı sandalyede oturan Ebu Kar’ın ilk gün ki umursamamasından eser yoktu. Umursamamanın aksine korkuyordu.
“ Beni sonra serbest bırakacak mısınız?” diye sordu.
“Konuş,” diye diretti Derya. “Elimden bir kaza çıkacak geberteceğim seni!!!”
Tam o sırada sorgu odasının kapısı açıldı. Giren Derya’nın ekibinden Deniz’di. Açık kumral saçları ve mavi gözleriyle film aktörlerini aratmıyordu. Kapının açılmasıyla kapıya doğru dönen Derya, karşısında duran Deniz’i görünce sinirleri iyice zıplamıştı.
Deniz elini havaya kaldırıp merhaba der gibi salladı. Derya’nın kulağına eğildi ve ikisinin duyacağı bir ses tonuyla “Sorguyu ben devralayım mı Başkanım?” diye sordu.
Derya yerinden kalkıp odadan çıktı ve çift taraflı aynanın arkasından sorguyu izlemeye başladı. Deniz oturmak yerine bir tur elleri masaya kelepçeli olan adamın etrafında döndü. En sonunda adamın gözlerine baktı. Derya bunu izlerken gözlerini devirdi ve kendi kendine mırıldandı: “Başladı yine!”
Deniz, “Özgür olmak ister misin?” diye sordu. Sesinde ne soğukluk vardı nede öfke, sadece derin bir boşluk.
Ebu Kar’ın gözleri parladı. Anında evet diyecekti fakat Deniz daha o konuşmadan devam etti:
“ Önce konuşman gerek gibi duruyor.”
“Tamam! Konuşacağım.” Dedi adam adeta bağırarak.
Denizin dudağı iki tarafa kıvrıldı. “Anlat,” dedi. “Bu patlamaları neden yapmayı planladınız?”
“Asıl amacımız dikkat dağıtıp büyük bir darbe vermekti Türkiye’ye.” Dedi adam.
“Darbe dediğin şey ne?” dedi Deniz yüzünde ki gülümseme silinmeden.
“Önce bu patlamalarla sizi oyalarken, zenginleştirilmiş uranyum sokacaktık ülkeye.”
Denizin kaşları çatılsa da gülümsemesi silinmedi. Aksine daha da derinleşti. Derya, duyduğu bu şeyle iyice öfkelendi sinir kotası ağzına kadar doluydu ama sadece yumruğunu sıkmakla yetindi.
“Bu uranyum nerede?” dedi Deniz sol gözünü kırparak.
“Yemin ederim bilmiyorum, bilsem söylerim.”
“Emin misin?”
Adam oldukça kararlı bir şekilde “Evet.” Dedi.
Deniz içerde koruma amaçlı dikilen adamlara baktı ve Ebu Kar’ı işaret ederek “Götürün şu arkadaşı hücresine.” Dedi. Yüzündeki gülümseme silinmemişti.
Deniz’in dediğini duyan Ebu Kar şaşırarak: “Siz Türkler ne zamandır verdiğiniz sözleri tutmuyorsunuz?”
Denizin dudaklarından gülme nidası çıktı. Karşısında duran takım elbiseli adamlara bakıp, “Ben söz mü verdim?” diye sordu alaycı bir sesle.
Deniz odadan çıkınca Derya anında yanına geldi, kaşlarını çatarak Deniz’e baktı.
Deniz’in gülümsemesi anında soldu, “Ne oldu? Niye öyle bakıyorsun?” dedi.
“Hoşuna gidiyor değil mi?”
“Ney?”
“Salağa yatma Deniz.”
“Gerçekten anlamadım.”
“Sen kendini Patrick Jane mi sanıyorsun?”
Deniz güldü.
“Evet.”
“Allah’ım Yarabbim ya Resul Mevlam! Hayret bir şey ya!”
***
16 Yıl önce 24/03/2010
O gün Ak ailesinin evi her zaman kinden daha hareketliydi. Küçük Alp tam bir yaşına girmişti. Salonda ki yemek masası Valide Hanımın yaptığı birbirinden lezzetli yemeklerle dolmuştu. O günün yıldızı olan bir yaşında ki Alp ortalıkta dolaşıp dururken küçük Ayça annesi Valide Hanıma yardım ediyordu. Tam o sırada dış kapı açıldı gelen Ayça’nın babası Rıza Bey ve abisi Emir’di.
Ayça kapıdan giren babasını gördüğü gibi kucağına atlamış, boynuna sıkıca sarılmıştı. Herkes sofraya geçip yemeklerini yedi. Çay demlendi, pasta kesildi, yenildi sıra o anı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çekmeye gelmişti. Alp annesinin kucağındayken Valide Hanım poz vermeye çalışıyordu. Fakat Alp hiç oralı bile değildi, annesinin kucağından kurtulmaya çalışıyordu.
Fotoğraf çekilirken Alp, annesini kucağından yere doğru düşüyordu. Tam kafasını yere çarpacakken Emir son anda Alp’i tuttu. Alp ne olduğuna anlam veremiyorken Valide Hanımın yüzünde korku dolu bir ifade vardı.
Gün sonunda bacak kadar boyuyla terör estiren Alp uyumuştu. Emir, Ayça’ya yine bir şeyler öğretirken Rıza Bey ve Valide Hanım baş başa kalmak için çaylarıyla balkona çıkmıştı. Yan yana duran sandalyelere oturup gecenin zifiri karanlığına diktiler gözlerini. Uzun bir süre sonra Rıza Bey eşinin elini tuttu, dudaklarına götürdü ve nazikçe öptü. “Valide’m.” dedi içinin en derinlerinden şefkatli bir sesle.
“Rıza’m.” dedi Valide Hanım aynı ses tonuyla.
“Seninle olmak hayatımda yaptığım en mantıklı üçüncü şeydi.”
“Diğer ikisi neydi?”
“Birincisi seninle o kitapçıda karşılaşmak, ikincisi sana aşık olmak.”
Valide Hanım şaşırdı, “Bilerek mi karşılaştın?”
“Evet.” Dedi Rıza Bey. “İyi ki de yapmışım. Hatunumu buldum bu sayede”
İkisi de gülümseyip sarılırken günü kapatmışlardı…

 

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.