10. bölüm / 15
~Sadece bir intikam~Bölüm 10; Kara sevda
Bölümler 15Şu an: Bölüm 10; Kara sevda
- 1 Bölüm 1;Sadece Bir İntikam676 kelime
- 2 Bölüm 2; Evlenmek mi?736 kelime
- 3 Bölüm 3; karım olmanı849 kelime
- 4 Bölüm 4; Evleniyorum1.005 kelime
- 5 Bölüm 5; Seviyorum Geceyi666 kelime
- 6 Bölüm 6; Bir Hata1.128 kelime
- 7 Bölüm 7; İyimisin?690 kelime
- 8 Bölüm 8; Ay güzelliği742 kelime
- 9 Bölüm 9; Sahte Gülüşler1.055 kelime
- 10 Bölüm 10; Kara sevda1.006 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Bölüm 11: Kızıl bela1.297 kelime
- 12 Bölüm 12; inatçı keçi1.389 kelime
- 13 Bölüm 13; Gerçek bir evlilik değil1.172 kelime
- 14 Bölüm 14; Sabret807 kelime
- 15 Bölüm 15; Bir Masum Daha828 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazen gerçekten de bu hayata bedel ödemek için gelirsin. Hani derler ya ne için yaşıyorsan onun için ölürsün. Bende intikam uğruna yaşıyorum, intikam uğruna evlendim, intikam uğruna ölücem...
Kafamda binlerce soru binlerce düşünce ile salona ilerlemeye başladık. Daha sonra kapının önünde durduk. Kapının her iki tarafında da bir siyah bir beyaz meşale vardı. Kapı ağır ağır açıldı. İlk önce etrafı taradım. Siyah masalar tavanda uzun avizeler ve siyah beyaz ışıkla. Ortamda tam olarak mafyaydı. Ve kulağıma bir müzik geldi. Normal bir müzik ile gireceğini düşünürdüm ama yapılmıştım.
Kara sevda
Anlık bir duraksama ile bocaldım. Kafamı çevirip yanımda duran rüzgar baktım.
- kara sevda?
Dedim şaşkınca. Bakışları bana döndü. Hafifçe yutkundu. Daha sonra aniden kapı açıldı ama bizim birbirimize olan bakışlarımız bitmedi. O bana baktı ben ona. Siyah gözlerinde parlama belirdi. Belirsiz bir parlamayıdı bu. Neden olduğunu alamak istemedim. Mavi gözlerimle ona bakarken hayla şaşkınlık vardı.
Benim sorumu yanıtlamadı. Aksine kolunu uzattı. Kolunu uzatınca şaşkın bakışlarım kolundaydı.
Haydi
Der gibi baktı. Sessiz bir cümleyidi ama anlamıştım. Daha fazla onu şaşkın bakışlarıma mahruz bırakmamak için hafifçe yutkundum. Kafamı kaldırdım ve hiç istemeyerek koluna girdim. Koluna girince bana kısa bir bakış attı ve sesizce yürümeyi tercih etti. Fazla temasa girmek istemeyen bendim. Temas sevmezdim zaten. Ama o temaz hastası olduğu belliydi. Gözlerini benden çekti. Ve önüne döndü.
Salona ilerleyip ortada durduk. İkimizde birbirimize döndük. Elini bana uzattı ve yine sessiz bir cümle kurdu
Haydi
Anlamıştım. Elini tuttum. Eli elime değince teninin ateşliğini hissettim. Cayır cayır yanıyordu elleri. Ben ise buz gibiydim. Her zaman ellerim üşüdü. Kansızlık değildi ama her zaman soğuktu benim ellerim.
Elimi o kadar nazik tutuyordu ki zarar vermekten korkuyordu. Sanki bir kuş sever gibi.
Gözlerimi tekradan birleşti ve dansa başladık. Dansa başladık ama nerdeyse hiç bir şekilde konuşmadık. sadece bakışma vardı. Sormak istedim. Onun böyle bir şarkı seçmeyecegini biliyordum çünkü.
- şarkı seçimin harika.
Dedim ona bakmazken. Etrafa bakıp kimlerin olup olmadığına baktım. Genel olarak mafya adamlar ve mayfa kadınla vardı.
Rüzgar sorum ile bocalırken ben hala gözlerimi onunla buluşturmadım. En sonunda bakışalarım onu buldu. Tek kaşı belli belirsiz havadaydı.
- Ben seçmedim ki
Durdum. Kaşlarımı çattım.
- kim seçti
- Emir
Emir?
Der gibi baktım. Anlamıştı beni
- en yakın dostum.
Dedi. Kafamı belli belirsiz salladım ve önüme döndüm. Arada dans ederken rüzgarın bacağı bacağıma değiyordu. Onun bacağıma değmemesi için çabalarken daha çok bacağıma dolandı. Gelinliğimin kabarık olması gerekti. Hissetmiş olmaması imkansızdı. Bacağındaki silahı hissetmişti ama belli etmiyor gibiydi. Ama öyle de değildi. En son şarkı bitti ve bizde dansı durdurduk. Sahte Gülüşler ile gelin damat masasına oturduk.
Nikay kıyılacaktı. Rüzgar masamı çekti ve bende ona bakmadan sadece oturdum. O da kendi yerine oturdu. Şahitler olarak doğa ve koyu saçlı bir kız oturdu.
Koyu saçlı kıza baktım. Oldukça güzel, ağır başlı ve heybetliydi. Rüzgar bakışlarımı görünce kulağım ve ensem arasındaki mesafede
- İlayda Çevik. En yakın kadın dostum. Kendisi başkomiser.
Kaşlarım çattım. Gerçekten nasıl oluyorda tüm İstanbulun avukatlarının, savcılarını, başkomserlerini kendine dost edebiliyordu. Ben hariç
Kafamı bellir belirsiz salladım. Önümüze dönerken nikah memuru gelmişti. O da yerine oturdu ve konuşmasını yapıp sordu. Sorduğu ilk kişi bendim.
- Sayın Gece Yıldız. Hiçbir baskı altında kalmadan
Dedi. Gözlerimi devirdim
- Rüzgar kanlı ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?
Dedi ve mikrafonu bana uzattı. Gerçekten de benim hayatım tam olarak bu saatten sonra başkalarının elinde olabilirdi. Herkez nefesini tutmuş teklifimi beklerken ben sadece abime baktım. Gözleri dolmuştu bir şekilde bana bakıyordu. Kahverengi gözleri bana bakarken gülüyordu. Ama elinden de bir şey gelmiyordu. Şu an abimi bıraksam 5 paket sigarayı hiç durmadan bitirebilirdi.
Gözlerimi abimden ayırıp doğaya baktım. O da çaresizce bana bakıyordu. Sanki hayır dememi istiyordu. Bana tek bir komut verse hiç beklemeden hayır der salonu terk ederdim.
Ama tepki gelmedi. Rüzgar en sonunda beni dürttü. Rüzgara baktım. O da nefesini tutmuş teklifimi bekliyordu.
Sonra yüzünde vata gülüşü olan baba ya baktım.
Derin bir nefes aldım ve
- evet
Dedim istemez bir ses tonu ile. Alkış sesleri. Ve terasa giden tüm büyük pecelereler açık olduğu için dışardan gelen sesler duyuluyordu. Tabiki de silah sesleri koptu. Doğa irkildi. Ben ise ifadesiz bir şekilde bir an önce bitmesini istiyordum.
- Sayın Rüzgar Kanlı, hiç kimsenin baskısı altında kalmadan, kendi hür iradeniz ile Gece Yıldız ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?
Dedi nikah memuru. Rüzgar da durup ikizine baktı ve. İkizi demirde abim gibi çaresiz bakışlar içindeydi.
- evet
Dedi. Gene alkış seleri koptu salonda. Ve daha sonra dışardan gelen silah sesleri
- Sizler şahit misiniz?
Doğaya mikrafon gitti.
Değilim derdi ama tuttuğuna emindim.
- evet
Dedi sadece. İlayda da
- evet
Dedi aynı sessizlik ve ifadesizlik ile.
Bu kez dışardan havayı fişekler koptu. Kan kırmızısı bir renkti hepsi. Ve silah sesleri. Ayağa kalktım. Nikah memuru evlilik cüzdanını bana uzattı ve bende hiç bir şekilde sallamadan alıp masaya tekradan fırlattım. Fırlatmamı gören rüzgar sessiz kaldı.
Herkez bir anda masalarda duran viski şişelerini kaldırdı. Rüzgarda kaldırdı. Ben kaldırmadım. Sessizce izlemeyi tercih ettim.
Kolunu hafifçe dürttü. Ona baktım ve sesizce bir cümle daha kurdu
Haydi
Başka bir kelime bilmiyordu herhalde. Sabır çekerek viski şişesini kaldırıp sahte Gülüşler ile birlikte tek yudum almadan masaya geri bıraktım.
Sessizce yerime oturacakken aniden gelen Karadeniz müziği ile bocaldım. Noluyo dercesine kafamı kaldırdım. Ortaya çıkan sarı saçlı çocuk aniden şoşmaya başladığını izledim
- ULAAAA. KALKIN.
diye bağırıp herkesi kaldırmıştı horona. Ters bakışlarım ondaydı.
Rüzgara baktım
- Kim bu?
Dedim. O da kaşını ovaladı sabır çeker gibi.
- Emir
Dedi. Bahsettiği emir bu olmalıydı. Hala şaşkınca bakarken
- sen otur. Onun en normal hali böyle
Dedi ve beni oturtu. En normal hali buysa diyer halini düşünmek zordu.
Rüzgar ise gidip emir denen çocuğun kolunda tuttu. Bir şeyler söyledi. Anlamamıştım. Ama emirin umrunda olamamıştı. Oynamaya devam etti.
Deli gibi horon tepiyordu.
Bir süre sonra rüzgar ortadan kayboldu. Nerdeyse yok olmuş gibiydi.
- YENGEEEE GELSENEEEE
Diye bağırdı emir. Yenge derken?
Sabır çektim ve aynı sahte gülüş ile hayır der gibi elimi salladım.
Gelmediğimi görünce yanıma uçtu. Kolumdan kavradı
- Haydi yenge
Ters bakışlarım hedefindeydi. Kolumu korkudan bırakmıştı.
- Mızıkçısın
Dedi ve beni bırakıp ikon bir yürüyüş ile horona döndü. Aynı delilik ile oymaya devam etti.
Gülmemek elde değildi. Belli belirsiz güldüm.
DEVAM EDECEK
Bölüm etkileşimi
