7. bölüm · ORADA KALAN
.
Duru, fincanını masaya bıraktığında fincanın sesi, odadaki sessizliği böldü. Mert karşısında oturuyordu ama aralarında yalnızca bir masa değil, yıllardır birikmiş cümleler, yanlış anlaşılmalar ve yarım kalmış duygular vardı. Duru, gözlerini masanın kenarına dikti; konuşursa sesinin titremesinden korkuyordu. Mert ilk hamleyi yaptı. Sandalyede biraz öne eğildi, dirseklerini dizlerine koydu. "Seni böyle hazırlıksız yakalamak istemezdim, ama erteledikçe her şey daha da ağırlaştı. Duru, başını kaldırmadan cevap verdi: "Bazı şeyler ağırlaştıysa sebebi ertelemek değil, sebebi susmak." Dedi. Mert'in yüzündeki ifade değişti; hafif bir şaşkınlık ve kabulleniş. Dudaklarını araladı ama konuşmadan önce durdu. Sanki kelimeleri seçmezse herşeyi mahvedeceğini biliyordu. "Haklısın" dedi sonunda. "Ama sustuğum için değil, nasıl konuşacağımı bilmediğim için." Dedi. Duru bu cevabı beklemiyordu. İçinde bir yer bu dürüstlüğüne yumuşadı ama hemen ardından kendini toparladı. "Beni bulman bunun için mi? Yıllar sonra, bir sabah kapımı çalmak için mi?" Dedi. Mert bakışlarını kaçırdı ve pencereye yöneldi. Dışarıda hayat normal akışında devam ediyordu. İnsanlar işe gidiyordu, çocuklar okula gidiyor, kimse bu odadaki gerilimi bilmiyordu. Kimin ne yaşadığını nereden bilecektik ki?
Mert: "sadece bunun için değil, ama evet konuşmamız gerekiyordu. Çünkü biz bazı şeyleri yanlış bıraktık." Dedi. Duru içinden gülümsedi ama bu mutlu bir gülümseme değildi. "Yanlış bırakmadık, yarım bıraktık." Dedi sakin ama net bir tonla. Bu kez mert sustu. Sessizlik, ikisinin de canını acıtan bir aynaya dönüştü. Duru'nun zihninde geçmiş anlar belirmeye başladı. Yarım kalan cümleler, söylenmeyen itiraflar, hep doğru zamanı bekleyip o zamanı hiç yakalayamamak...
Defne'nin sözleri yankılandı kulaklarında: "Bazı insanlar hayatımıza ders olarak girer, bazıları da sınav olarak." Mert hangisiydi? Ders mi, sınav mı?
Mert derin bir nefes aldı. "Duru" dedi. Sesi ilk kez bu kadar ciddiydi. "Ben buraya özür dilemeye gelmedim." Duru kaşlarını çattı. "Peki niye geldin?" Dedi. "Gerçeği söylemeye" dedi mert. "Ve belki sen de söylersin diye umut etmeye." Dedi. Bu cümle durunun içinde bir şeyleri tetikledi. Ayağa kalktı, pencerenin önüne gitti, camdan dışarı bakarken sesi daha net çıktı."Gerçek dediğin şey, zamanında söylenmediğinde anlamını yitirir, mert." Dedi. Mert ayağıya kalktı ama ona yaklaşmadı. Aralarındaki mesafeyi korudu; bu mesafe, ikisi için de güvenliydi. "Biliyorum, ama bazı gerçekler vardır, geçte olsa söylenir." Duru döndü gözleri ilk kez bu kadar net Mert'e kilitlendi. "Ve bazı gerçekler vardır, söylendiğinde herşeyi değiştirebilir." İkiside bunu biliyordu. Bu konuşma sadece geçmişi değil bundan sonrasını da şekillendirecekti. Mertin bakışlarında bir kararlılık vardı ama aynı zamanda korku da gizliydi. Duru bunu fark etti, çünkü o korku kendi içinde de vardı. Mert bir adım attı. "Senden bir şey isteyeceğim." Dedi. Durunun kalbi hızlandı. "Ne?" Dedi. "Beni hemen affetmeni değil, sadece dinlemeni istiyorum." Duru bir an düşündü. İçindeki dirençle merak çatıştı. Sonunda başını yavaşça salladı. "Dinliyorum." Dedi. Ve o an ikiside fark etti ki; bu hikaye artık sadece geçmişin hesabı değil, orada kalanların ve ilerleyebilenlerin hikâyesiydi...
