54. bölüm / 57
Ölüm paradoksu (BL)54. Bölüm [1. Kış İndirimi: İrade Satışta]
Bölümler 57Şu an: 54. Bölüm [1. Kış İndirimi: İrade Satışta]
- 1 1. Bölüm666 kelime
- 2 2. Bölüm448 kelime
- 3 3. Bölüm803 kelime
- 4 4. Bölüm397 kelime
- 5 5. Bölüm422 kelime
- 6 6. Bölüm474 kelime
- 7 7. Bölüm448 kelime
- 8 8. Bölüm713 kelime
- 9 9. Bölüm490 kelime
- 10 10. Bölüm413 kelime
- 11 11. Bölüm568 kelime
- 12 12. Bölüm327 kelime
- 13 13. Bölüm520 kelime
- 14 14. Bölüm536 kelime
- 15 15. Bölüm312 kelime
- 16 16. Bölüm532 kelime
- 17 17. Bölüm501 kelime
- 18 18. Bölüm609 kelime
- 19 19. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 1]485 kelime
- 20 20. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 2]462 kelime
- 21 21. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 3]916 kelime
- 22 22. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 4]578 kelime
- 23 23. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 5 ]978 kelime
- 24 24.Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 6 ]487 kelime
- 25 25. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 7]906 kelime
- 26 26. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 8]766 kelime
- 27 27. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 9 ]386 kelime
- 28 28. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 10 ]499 kelime
- 29 29. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 11 ]633 kelime
- 30 30. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 12 ]1.014 kelime
- 31 31. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 13 ]703 kelime
- 32 32. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 14]683 kelime
- 33 33. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 15]594 kelime
- 34 34. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 16 ]346 kelime
- 35 35. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 17 ]605 kelime
- 36 36. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 18]560 kelime
- 37 37. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 19]424 kelime
- 38 38. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 20]565 kelime
- 39 39. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 21]868 kelime
- 40 40.bolum [ kanlı kanatların Melodisi • part 22]621 kelime
- 41 41.bolum [ kanlı kanatların Melodisi • part 23]787 kelime
- 42 42.bolum [ kanlı kanatların Melodisi • part 24]1.291 kelime
- 43 43. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 25]1.727 kelime
- 44 44. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 26]1.053 kelime
- 45 45. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 27]1.880 kelime
- 46 46. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 28]1.629 kelime
- 47 47. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 29]713 kelime
- 48 48. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 30]1.577 kelime
- 49 49. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 31]2.070 kelime
- 50 50. Bölüm1.815 kelime
- 51 51. Bölüm1.627 kelime
- 52 52. Bölüm2.360 kelime
- 53 53. Bölüm1.419 kelime
- 54 54. Bölüm [1. Kış İndirimi: İrade Satışta]2.109 kelime · Okuduğun bölüm
- 55 55. Bölüm [2. Kış İndirimi: İrade Satışta]1.084 kelime
- 56 56. Bölüm [3. Kış İndirimi: İrade Satışta]1.855 kelime
- 57 57. Bölüm [4. Kış İndirimi: İrade Satışta]2.028 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tık.
Bir sesle gözlerini açıp hızla tavana baktı. Henüz tam olarak uyanamamıştı; gözleri tavana dikiliydi ama beyni hâlâ gördüğü o kabus gibi rüyanın etkisinden kurtulamamıştı. O sırada aynı ses fısıltı gibi yeniden duyuldu: Tık.
Fatih’in kaşları çatıldı. Bakışları tavandan ayrılıp hafifçe aralık duran kapıya kaydı. Ses odanın dışından, karanlığın içinden geliyordu. Yataktan kalkmak için en ufak bir hareket bile yapmadı; gözlerini ayırmadan kapının ardındaki o zifiri boşluğu izlemeye başladı. Pencerelerin perdeleri çekiliydi, dışarıda hâlâ gece hüküm sürüyordu. Saatin kaç olduğunu bilmiyordu çünkü baş ucunda duran mum çoktan sönmüştü.
Tam o sırada karanlıkta bir kez daha yankılandı aynı ses: Tık.
Ses her tekrarladığında, Fatih’in gözlerinin önünde tekinsiz bir sahne canlanıyordu: Demir bir kaba yüksekten damlayan su damlaları... Su her damlayıp demire çarptığında, evin içinde çiğ bir ses uğulduyordu. Ama bu ses hangi çeşmeden geliyordu? Evdeki tüm muslukları sıkı sıkı kapattığına adı gibi emindi.
“Çocuk geri mi geldi?”
Bu düşünce içindeki tedirginliği iyice büyüttü ama hayır, gelen o olamazdı. Çocuk olsaydı hemen yanına gelir, kapılarda musluk açmak gibi gereksiz oyunlarla uğraşmazdı. Düşünceler zihninde çarpışırken bir anda yataktan fırladı. Ayağa kalkarken çıkardığı gürültüyü hiç umursamadan, hızla salona doğru yöneldi. Karanlıkta hiçbir şey göremiyordu. Eli refleksle duvardaki elektrik anahtarına gitti ama düğmeye bastığında odada hiçbir şey değişmedi; elektrikler hâlâ gelmemişti.
Ezbere bildiği ev planını zihninden takip ederek, el yordamıyla mutfağa doğru ilerledi. Masanın üzerindeki telefonunu kapıp hızla flaşı açtı. Ekran parladığında gözü bir anlığına saate takıldı: 04.45.
Işığın huzmesini hemen evin içine doğru çevirdi. Büyük bir ümitle, önce Emre’nin her zaman uyuduğu koltuğa baktı ama hayır, koltuk boştu. Yine de ümidini kesmedi. Aklına o durmak bilmeyen su sesi gelince hızla banyoya doğru yöneldi. Banyoya girmeden önce kapıyı hafifçe çaldı ve bir anlığına duraksadı. Kendisi farkında olmasa da elleri zangır zangır titriyordu.
İçeriden en ufak bir çıt çıkmadı. Düşünceleri saniyeler geçtikçe daha da kötüye gidiyordu. Bir elini kapı koluna koydu, diğerini kapının ahşap gövdesine yaslayıp içeriye doğru fısıldadı:
"Emre?.."
Sesi o kadar düşük ve pürüzlü çıkmıştı ki, içeride biri olsa bile duyması imkansızdı. Fatih derin bir nefes alıp kapı koluna bastı, tam kapıyı aralayacaktı ki... Az önceki o damlama sesi arkasında yeniden yankılandı.
Fatih, şaşkınlık ve korku dolu bakışlarla arkasına döndü. Ses dışarıdan, daire kapısının hemen arkasından geliyordu.
"Nasıl ?.." diye fısıldadı kendi kendine. Hız kaybetmeden banyo kapısının kolunu aşağı indirip elindeki telefon ışığını banyonun karanlığına tuttu. İçeride kimse yoktu, her yer kupkuruydu.
Bir an donakalmış bir şekilde boş banyoya baktı. Ancak zihninin bu durumu tartmasına izin vermeden, dışarıdan yeni bir ses daha yükseldi. Bu seferki farklıydı; az önceki ritmik damlama sesi gitmiş, yerini boğuk bir vurma sesine bırakmıştı. Fatih elindeki banyo kapısının kolunu sıkıca sıktı, gözlerini kapatıp sakinleşmek için derin bir nefes alıp verdi. Ardından hiçbir şey olmamış gibi banyo kapısını yavaşça kapattı ve yüzünü tamamen dış kapıya çevirdi.
Dışarıdaki her neyse, kapıya doğru yaklaşıyordu. Attığı her adımda zeminden tok bir TAK... TAK... TAK... sesi yükseliyordu; sanki ağır, sert bir şeyi yere vura vura yürüyordu. Fatih yavaş adımlarla yürüyerek kapıya yanaştı ve gözünü kapı deliğine dayadı. Ancak merdiven boşluğu zifiri karanlıktı, hiçbir şey seçilmiyordu.
O an zihninden çocuğun söylediği o tekinsiz sözler geçti; alt kattaki o şeyden bahsetmişti. Fatih başta o şeyin Emre olduğunu düşünmüştü ama şimdi feci şekilde yanıldığını anlıyordu. Zorlukla yutkundu.
Gözleri hâlâ kapı deliğindeyken dışarıdaki o yürüme sesi aniden kesildi. Bu ani sessizlik, koridordaki gürültüden çok daha tekinsiz hissettiriyordu. Ve hemen ardından...
DANK!
Sert bir darbeyle kapı öyle bir sarsıldı ki, Fatih korkuyla geriye doğru sıçradı. Bir şey kapıyı yumrukluyordu. Hayır, buna kapı çalmak denemezdi; dışarıdaki şey kapıyı kırmak ister gibi vahşice vuruyordu! Kapıya arka arkaya üç kez sertçe vurulduktan sonra ortalık yeniden ölümcül bir sessizliğe gömüldü.
Fatih artık kapı deliğinden bakmaya cesaret edemiyordu. Titreyen adımlarla kapıdan birkaç adım uzaklaştı. Telefonunu sanki kendisini koruyacak bir kalkanmış gibi önüne doğru tuttu. O panikle hemen tuş kilidini açıp 112’yi tuşladı. Elleri titrerken telefonu kulağına götürdü.
Telefon bir kez çaldı... Sonra hat aniden düştü ve derin bir sessizlik oldu. Fatih şaşkınlıkla ekrana baktığında kaşları çatıldı; arama sebepsizce kesilmişti. Vakit kaybetmeden numarayı tekrar aradı ve cihazı yeniden kulağına götürdü.
Tam o saniyelerde, bedeninde tüyler ürpertici, tuhaf bir his doğmaya başladı. İzleniyordu. Ama bu his, tek bir kişinin bakışlarına ait olamazdı; tüm vücudunda, derisinin altında gezinen yoğun bir rahatsızlık ve huzursuzluk hissediyordu. Yüzü buruştu, kaşları iyice çatıldı. Bu hissi çok iyi tanıyordu...
İzleyiciler buradaydı. Ama nasıl? Nasıl buraya gelebilmişlerdi?
Fatih’in henüz bilmediği şey, bir süredir yaşadığı yerde kirliliğinin yükseldiği ve bu kirliliğin tekinsiz bir zindana dönüşmesi artık an meselesiydi.
Yayın sinyali verilmiş gibi, izleyiciler de ekran başındaki yerlerini almaya başlamıştı. Hatta bazıları, bir önceki zindanda Fatih’in sergilediği performanştan etkilenip onu takibe alan eski izleyicilerdi; şimdi sistem yayını yeniden tetikleyince hemen akın etmişlerdi.
Fatih tüm bu kozmik sistemden habersizce telefonu kulağında tutmaya devam etti. Telefon bu sefer uzun uzun çaldı ve sonunda karşı taraftan boğuk bir ses yükseldi:
"112 Acil İhbar Hattı, buyurun?"
Fatih nefes nefese, "Evimin kapısında... Kapısında tuhaf bir şey var. Kapıyı kıracak gibi vuruyor, yardım edin!" diye fısıldadı acıyla.
Telefondaki görevli, bu sıra dışı durum karşısında son derece umursamaz, bezgin bir ses tonuyla, "Anlaşıldı, adresi verin. Ekipler beş dakika içinde orada olur," diye yanıt verdi. Adamın sesindeki o donuk ifadeden, durumla zerre ilgilenmediği açıkça belliydi.
Fatih adamın bu lakayıt tavrını hemen fark etti. Dişlerini sıkarak elindeki telefonu daha da sıkı kavradı. Karşıdaki görevli telefonda hâlâ resmi prosedür gereği bir şeyler gevelerken, Fatih daha fazla dayanamayıp aramayı suratına kapattı.
Şimdi ne yapacağını tamamen şaşırmıştı. Dışarıdaki o tekinsiz şeyin hâlâ kapının hemen arkasında beklediğini hissedebiliyordu. En büyük korkusu, içeride olduğunu o şeye belli etmekti. Kendi kendine, "Belki kapıya vurduktan sonra içeride kimsenin olmadığını düşünüp gider..." diye fısıldadı. Ama bunun ne kadar zavallıca ve iyimser bir düşünce olduğunun kendisi de farkındaydı.
Fatih’in telefonu kapatmasıyla tam olarak aynı anda, şehirdeki resmi bir binanın garaj çıkışından iki kişi fırladı. Bunlar, şehirdeki gizli enerji dalgalanmalarını takip eden Anomali Araştırma Timi’nden Yasmin ve Yankı’ydı.
"Bunun gerçekten bir anomali ihbarı olduğuna emin misin?" diye sordu Yasmin. Yürürken bir yandan da elinde, üzeri tuhaf rünlerle bezeli, renkli boncuklardan oluşan tesbihe benzer mistik bir nesneyi ritmik bir şekilde sallıyordu.
Yankı bir an kadının elindeki o tuhaf boncuklara tiksintiyle baktı, ardından gözlerini devirdi. "Bilmiyorum Yasmin. Ama bizim işimiz zaten şüphelerin peşinden gidip araştırmak değil mi? Eğer orada kesinleşmiş, devasa bir anomali olsaydı, zaten oraya ilk gönderilenler biz olmazdık," dedi homurdanarak.
Yasmin sadece "He, he..." diyerek geçiştirdi; yol arkadaşını pek dinliyor gibi bir hali yoktu. Tek elini sağ kulağına götürüp kulaklığını düzeltti. Üst kademedeki şifacı, son görevde aldıkları o ağır darbeden sonra kulak zarını büyüyle iyileştirmişti ama oradaki o tekinsiz uğultu hâlâ tamamen geçmemişti, kendini tam anlamıyla iyi hissetmiyordu.
Yankı elindeki dijital tablete bakarak konuşmaya devam etti:
"Tablete düşen ihbar kaydına göre, polisi arayan adam kapısının dışında birinin olduğunu ve tuhaf sesler duyduğunu söylüyor. Yeni yaptığım cihaz sayesinde merkez üssümüz şehirdeki tüm 112 ve polis telsiz hatlarına gizli bir frekans yazılımıyla entegre çalışıyor."
Bunu söylerken sesinde net bir övünç vardı; kendi elleriyle geliştirdiği bu cihazla içten içe büyük gurur duyuyordu. Nitekim bu icat sayesinde bir süredir birçok olayı henüz boyutsal bir zindana dönüşmeden, daha yolun başındayken çözmeyi başarmışlardı.
Aslında Yankı bu cihazın ana parçasını, en son girdiği B seviye bir zindanda elde etmişti. Oraya girerken amacı bambaşka bir şeydi ama zindandan sağ çıkarken yanına aldığı bu tuhaf nesne üzerinde bazı oynamalar, teknik modifikasyonlar yapmış ve onu harika bir anomali tespit cihazına dönüştürmüştü. Aslında çok büyük, mucizevi bir özelliği yoktu; basit ama etkiliydi. Ortam analizinde veya arka plan gürültüsünde bir sapma, boyutsal bir parazit algılandığı anda hemen uyarı veriyordu. Tabii sistem kusursuz değildi, bazen ufak tefek yanılmalar olabiliyordu.
İşte bu yüzden, Yasmin ve Yankı gibi alt kademe görevliler önce gidip ihbar bölgesini çıplak gözle kontrol ediyordu. Eğer durum gerçekten tehlikeliyse, henüz boyutsal bir zindan tamamen açılmadan olaya müdahale etmek için üstlere haber veriyorlardı. Eğer önlem almakta gecikirlerse ve zindan tamamen açılırsa... İşte o zaman devreye Ali ve Araz gibi üst düzey 'Oyuncular' giriyordu.
İkili daha fazla zaman kaybetmeden, garajda park halinde duran ve tamamen Yasmin’in zevkine göre modifiye edilmiş o köhne, döküntü karavana doğru ilerlediler. Yasmin kapıyı açar açmaz içeriden dışarıya geniz yakan, aşırı yoğun bir kadın parfümü kokusu dalgası yayıldı. Yankı büyük bir rahatsızlıkla kaşlarını çattı. Karavanın arkasındaki o dağınık bölüme bakmamaya büyük bir özen göstererek ön yolcu koltuğuna oturmak için hamle yaptı.
Ancak tam o sırada, koltuğun başlığından aşağıya doğru sarkan parlak kırmızı şeyi görmesiyle gözleri yuvalarından fırladı. Elleri aniden titremeye başladı, boğazına kadar yükselen o yoğun kusma dürtüsünü engelleyemedi. Hızla arkasını dönüp karavanın arka tekerleğinin yanına çöktü ve çılgınlar gibi kusmaya başladı.
Bunu gören Yasmin şaşkınlıkla, "Ay ne oldu be?!" diyerek, altındaki o yüksek topuklu ayakkabıların çıkardığı tık-tık sesleriyle hızla onun yanına koştu. Endişeyle Yankı’nın tepesinde dikildi.
Yankı o kadar şiddetli titriyordu ki, düzgün bir kelime bile edemiyordu. Yasmin bir an için arkadaşının gizli bir anomali kirliliğine ya da lanetine maruz kaldığını sandı. Büyük bir panikle, sol belinde asılı duran rünlü av bıçağının kabzasına elini attı ve karavanın kapısını ardına kadar açtı. Ancak içeriye baktığında ne bir yaratık ne de tekinsiz bir gölge vardı; her şey her zamanki dağınıklığındaydı. Kaşlarını çatarak tekrar yerde nefes almaya çalışan Yankı’ya döndü.
"Ne var içeride?" diye sordu sertçe.
Yankı, titreyen işaret parmağıyla koltuk başlığını gösterdi. Yasmin kaşları çatık bir halde onun gösterdiği yöne baktı. Koltuktan sarkan nesneyi görünce bir an duraksadı, ardından sokakta yankılanan büyük bir kahkaha patlattı.
Bahsettiği şeyi tek parmağının ucuyla koltuktan çekip aldı ve alaycı bir tavırla Yankı’nın yüzüne doğru salladı:
"İlahi Yankı! Bu mu yani? Kırmızı bir sütyen gördün diye mi bu kadar yükseldi miden?"
Yankı, tam karşısında ve neredeyse gözünün içine girecek kadar yakın duran o parlak kırmızı iç çamaşırını görünce dehşet içinde irkildi. Geriye doğru birkaç büyük adım atıp araya mesafe koydu. Kadınların özel eşyalarına karşı açıklanamaz, tuhaf bir fobisi ve aşırı bir çekingenliği vardı.
Yasmin onun bu haline bakıp tekrar kahkahayı bastı. "Şaka yapıyor olmalısın. Gerçekten ciddi misin sen?"
Yankı, yüzü bembeyaz bir halde, "Ben o arabaya binmem," dedi. Sesi titriyordu ama tavrı son derece kararlıydı.
"Ne?!" diye sordu Yasmin, sesindeki şaşkınlığı gizleyemeyerek. "Saçmalama be, bin şu arabaya! Vakit kaybediyoruz!"
Yankı, yaşadığı o saçma şokun etkisiyle hâlâ kafasını iki yana sallarken, "Hayır, kesinlikle hayır!" diye diretiyordu.
Tam o sırada binanın ağır demir kapısı açıldı ve dışarıya Ali çıktı. Karşısında didişen bu ikiliyi görünce adımlarını yavaşlattı. Kaşlarını çatarak, "Siz ne yapıyorsunuz burada?" diye sordu sert bir sesle.
Yankı, Ali’yi gördüğü an yaşadığı o utanç verici şoku bir anlığına unuttu ve hemen konuyu değiştirmek için tableti gösterdi: "Efendim, az önce tabletin filtrelerine takılan 112 telefon ihbarı aldık.. Oraya hareket etmek üzereydik."
Ali, duyduğu şeyle birlikte düşünceli bir şekilde tablete baktı.
Yankı’nın bu bakışlar ile elleri titredi.
Ali,kaşlarını çattı. Son zamanlarda şehir genelinde zindanların açılma sıklığı feci şekilde çoğalmıştı, bu durum hiç normal değildi. Ardından hâlâ araç başında dikilen ve milim kıpırdamayan ikiliye dikti gözlerini. "E, ne bekliyorsunuz o zaman? Neden hâlâ buradasınız?"
Tam o sırada Ali’nin gözleri, Yasmin’in elinde sallayıp durduğu kırmızı sütyene ve karavanın açık kapısına kaydı. Saniyeler içinde orada neyin döndüğünü, anlamıştı. Düz bir sesle "Şeften size araba ayarlamasını isteyeceğim," dedi ve arkasını dönüp binanın içine doğru yürüdü. başka bir şey demedi, ya da yorum yapmadı.
Yankı, adeta ölümden kurtulmuş gibi rahatlayarak arkasından teşekkür edercesine bir şeyler fısıldadı. Ardından yavaşça yasmine döndü. Yasmin ise kollarını göğsünde kavramış, son derece mutsuz ve hırçın bir ifadeyle ona bakıyordu.
"Ama neden ya?" diye söylendi Yasmin çocuksu bir sitemle. "Benim kara dutumun ne eksiği var ki?"
Bir elinde hâlâ o kırmızı sütyeni tutuyor, diğer eliyle de sanki canlı bir hayvandan bahsediyormuş gibi o simsiyah, döküntü karavanın kapısını şefkatle okşuyordu.
Yankı, genç kıza doğru bakarken neredeyse bir kez daha baygınlık geçirecek gibi hissetti. Yasmin’in o her zamanki abartılı ve absürt tarzı, bu gece de tam anlamıyla göz kanatacak cinstendi:
Ayağında yürümeyi neredeyse imkansız kılan, çivili, yüksek topuklu kırmızı rugan ayakkabılar vardı. Sol bacağına diz üstüne kadar uzanan sarı zemin üzerine siyah puantiyeli çılgın bir çorap çekmişti; fakat tuhaf olan, sağ bacağının tamamen çıplak olmasıydı. Üzerindeki mini şort, kalçasının hemen altında bitiyordu ve her hareketinde, şortun kenarlarına iliştirilmiş irili ufaklı metal zincirler sokakta şıngırdayarak ritmik bir gürültü çıkarıyordu. Parmaklarının her birinin üzerinde, hangi kadim dile ait olduğu bilinmeyen, sim siyah rünik dövmeler ve yazılar göze çarpıyordu. Sol beline doladığı kalın, kınnap bir ipin ucunda ise insanı ürperten cinsten küçücük bir kuru kafa sallanıyordu; Yankı onun bir maymuna mı yoksa başka tekinsiz bir yaratığa mı ait olduğundan asla emin olamamıştı.
Kızın simsiyah saçları başının iki yanında çocuksu ikiz topuzlar şeklinde sıkıca bağlanmıştı. Yüzünde ise gotik bir esintiye sahip, göz pınarlarından aşağıya doğru siyah şeritler inen tuhaf bir makyaj vardı. Tabii bir de bazen parmaklarında deliler gibi çevirdiği, şu an ise sol bileğine bir yılan gibi doladığı o kocaman, renkli boncuklu tekinsiz tesbihi saymıyordu bile.
Yankı için her yeni gün bu kızla operasyona gitmek, onun bu çılgın enerjisine ve tuhaf tarzına alışmak gerçekten de dünyanın en zor işiydi...
Bölüm etkileşimi
