3. bölüm / 57
Ölüm paradoksu (BL)3. Bölüm
Bölümler 57Şu an: 3. Bölüm
- 1 1. Bölüm666 kelime
- 2 2. Bölüm448 kelime
- 3 3. Bölüm803 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm397 kelime
- 5 5. Bölüm422 kelime
- 6 6. Bölüm474 kelime
- 7 7. Bölüm448 kelime
- 8 8. Bölüm713 kelime
- 9 9. Bölüm490 kelime
- 10 10. Bölüm413 kelime
- 11 11. Bölüm568 kelime
- 12 12. Bölüm327 kelime
- 13 13. Bölüm520 kelime
- 14 14. Bölüm536 kelime
- 15 15. Bölüm312 kelime
- 16 16. Bölüm532 kelime
- 17 17. Bölüm501 kelime
- 18 18. Bölüm609 kelime
- 19 19. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 1]485 kelime
- 20 20. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 2]462 kelime
- 21 21. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 3]916 kelime
- 22 22. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 4]578 kelime
- 23 23. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 5 ]978 kelime
- 24 24.Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 6 ]487 kelime
- 25 25. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 7]906 kelime
- 26 26. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 8]766 kelime
- 27 27. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 9 ]386 kelime
- 28 28. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 10 ]499 kelime
- 29 29. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 11 ]633 kelime
- 30 30. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 12 ]1.014 kelime
- 31 31. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 13 ]703 kelime
- 32 32. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 14]683 kelime
- 33 33. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 15]594 kelime
- 34 34. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 16 ]346 kelime
- 35 35. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 17 ]605 kelime
- 36 36. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 18]560 kelime
- 37 37. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 19]424 kelime
- 38 38. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 20]565 kelime
- 39 39. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 21]868 kelime
- 40 40.bolum [ kanlı kanatların Melodisi • part 22]621 kelime
- 41 41.bolum [ kanlı kanatların Melodisi • part 23]787 kelime
- 42 42.bolum [ kanlı kanatların Melodisi • part 24]1.291 kelime
- 43 43. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 25]1.727 kelime
- 44 44. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 26]1.053 kelime
- 45 45. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 27]1.880 kelime
- 46 46. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 28]1.629 kelime
- 47 47. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 29]713 kelime
- 48 48. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 30]1.577 kelime
- 49 49. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 31]2.070 kelime
- 50 50. Bölüm1.815 kelime
- 51 51. Bölüm1.627 kelime
- 52 52. Bölüm2.360 kelime
- 53 53. Bölüm1.419 kelime
- 54 54. Bölüm [1. Kış İndirimi: İrade Satışta]2.109 kelime
- 55 55. Bölüm [2. Kış İndirimi: İrade Satışta]1.084 kelime
- 56 56. Bölüm [3. Kış İndirimi: İrade Satışta]1.855 kelime
- 57 57. Bölüm [4. Kış İndirimi: İrade Satışta]2.028 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerini açtığında kulaklarında bir ses yankılandı. Pek net değildi; kolayca göz ardı edilebilecek, birazdan unutulup gidecek türden bir fısıltı gibi... Fatih ne zaman uyuyakaldığını hatırlamıyordu. En son gözlerini kapattığında, Emre içeride hâlâ kitabını okuyordu.
İçeriden gelen ayak sesleri duyuldu. Büyük ihtimalle Emre uyanmıştı.
Yatakta doğrulurken gözlerindeki sızıyla kaşlarını çattı. Ellerini yüzüne götürdüğünde yanaklarının hâlâ ıslak olduğunu fark etti; gözaltları muhtemelen şişmişti.
Bir an düşünceli bir şekilde oflayarak bakışlarını uzun süre duvara dikti. İçerideki sesler giderek artmış, tam bir karmaşaya dönüşmüştü.
Fatih, daha fazla düşünmeden yataktan kalkıp kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında karşısında Emre’yi buldu. Seslerin kaynağı artık belliydi; Emre mutfak dolaplarını altüst ediyordu. Odadan çıkan Fatih’i fark etmemiş gibi bir hali vardı. Yere düşürdüğü eşyaları hiç umursamadan bir diğer çekmeceye yöneldi. Bir yandan da kendi kendine söyleniyor, evde neden yiyecek bir şey kalmadığını sorguluyordu.
Fatih, bir an durup yerdeki kaşıklara baktı; ardından Emre’nin yanına gidip onları toplamaya başladı. Emre, dibine kadar gelen Fatih’ten hâlâ habersiz görünüyordu.
"Ne arıyorsun?" diye sordu Fatih kısık bir sesle. Konuşana dek bir sorun yoktu ancak kelimeler ağzından dökülürken sesinin çatallandığını ve kısıldığını fark edince duraksayıp kaşlarını çattı. Dün gece ağlarken hiç ses çıkarmadığına, sessizce içini döktüğüne adı gibi emindi.
Emre, tam o sırada bir paket çekirdek bulmuş, çocukça bir sevinçle paketi açmaya çalışıyordu. Fatih’in sesini duyunca irkilerek paketi elinden düşürdü. Yüzünde anlık bir korku ifadesi belirdi; hızla yere saçılan çekirdekleri toplamaya başlarken bir yandan da Fatih’e tuhaf, yabancı bir bakış fırlattı.
Fatih, bakışlarını bir süre Emre’nin üzerinde tuttuktan sonra balkona yönelip fırça ve kürek aldı. Geri dönüp Emre’nin önünde diz çöktü ve onun ellerindeki kirlenmiş çekirdekleri almaya çalıştı. Emre, avucundakileri sıkı sıkıya tutuyor, vermeye pek gönüllü görünmüyordu. Fatih yine de onları çekip aldı ve çöpe attı. Emre’nin yüzünde acı dolu bir ifade oluştu; hâlâ içinde biraz çekirdek bulunan paketi korumacı bir tavırla göğsüne bastırarak,
"Benim!" diye çıkıştı.
Yüzünde, karşısındakini korkutmaya çalışan ama bir o kadar da gülünç duran bir ifade vardı; tıpkı yiyeceğini korumaya çalışan bir sincap gibiydi. Fatih, Emre'nin elindeki çekirdek paketini sertçe çekip aldı ve "Bunları yiyemezsin," dedi. Emre artık daha da üzgün bir ifadeyle Fatih’e bakıyordu; her an ya saldıracak ya da gözyaşlarına boğulacak gibi bir hali vardı.
Fatih, bu gerginliği fark etmemiş gibi davranarak ayağa kalktı, buzdolabından bir paket çıkardı. Ocağın altını yakarken, "Sabah aç karnına çekirdek yiyemezsin," diye ekledi. Emre, hâlâ dünyadan kopmuşçasına, söylenenleri anlamıyormuş gibi Fatih’i izliyordu.
Fatih vakit kaybetmeden tavanın kapağını açıp kızgın yağın içine birkaç köfte bıraktı. Yayılan iştah açıcı kokuyla birlikte Emre, bir anda oturduğu yerden kalkıp Fatih’in yanına yöneldi. Şimdi kendinden geçmiş bir halde pişen köfteleri seyrediyordu. Bir an elini uzattı, neredeyse sıcak yağa dokunacaktı ki Fatih durumu fark edip eline hafifçe vurdu. "Bekle," dedi sert bir tonda.
Eline vurulmasıyla sarsılan Emre, diğer eliyle canı yanmış gibi elini örterek şaşkın gözlerle Fatih’e baktı. Yine ağlayacak gibiydi. Fatih ise onu umursamadan köfteleri kızartmaya devam etti. Saat dokuz olmuştu ancak Fatih'in işe gitmeye pek niyeti yok gibi duruyordu.
Köfteleri kızarttıktan sonra Emre’nin aç bakışları eşliğinde masaya yöneldi. Tabağı masaya koymasıyla birlikte Emre hemen köftelere uzandı. Fatih bu kez onu durdurmadı; ocağın ateşinden yeni çıkmış köftelere dokunan Emre’nin parmakları yandı.
"Of!" diyerek elini geri çeken Emre, bir an şaşkınlıkla parmaklarına baktı; ardından bakışları Fatih’e döndü. Gözlerini kırpıştırarak ona bakmaya devam etti. Nihayet dünyayla bağ kurmuş, kendine gelmiş gibi görünüyordu. "Sen..." dedi fısıltıyla.
Fatih, ona bakarken bir kenardaki ekmek poşetini alıp masaya doğru yürüdü. İçinden, "Acı çektiğinde kendine geleceğini bilseydim, seni daha önce durdurmazdım," diye geçirdi.
Emre bir süre sessizce köfte yiyen Fatih’i izledi; ancak karnından gelen gurultuya daha fazla direnemedi. Hemen sandalyeye ilişip ekmeğine uzandı ve büyük bir iştahla köfteleri yemeye başladı.
"Ekmek bitti sanıyordum," dedi kısık, pürüzlü bir sesle.
Bardaklara hem kendisi hem de Emre için su dolduran Fatih, kısa bir an ona bakıp "Saklamıştım," dedi. Emre duraksayıp başını Fatih’e çevirdi. Bakışlarında şaşkınlık ve kızgınlığın yanı sıra, adı konulamayan gizemli bir ifade vardı.
Fatih, karşısındakini umursamadan yemeğine devam etti. Yemeğin azaldığını fark eden Emre, bir an korku dolu gözlerle Fatih’in çatalındaki köfteye baktı; ardından tabağı hızla kendi önüne çekip yemeye koyuldu. Ağzına tıktığı köftelerin sayısı gittikçe artıyor, yiyecekler artık ağzına sığmayacak hale geliyordu.
Fatih, ağzındaki lokmayı çiğnerken ona baktı ve tiksintiyle kaşlarını çatıp yüzünü buruşturdu. Çatalı sertçe masaya bırakıp, "İştahımı kaybettim," dedi. Emre onu duymuyor gibiydi. Fatih, tıpkı dün geceki gibi "Yavaşla," diye fısıldadı. Emre onu hâlâ umursamıyor, bulduğu her şeyi ağzına tıkmaya devam ediyordu.
Fatih sonunda sabrı taşarak sertçe çıkıştı: "Yavaşla! Yoksa ekmeği yine saklarım!”
Bu tehdit işe yaramış gibiydi; Emre ağzına yeni lokma almayı durdurdu. Fatih rahat bir nefes alıp masadan kalktı ve odasına yöneldi. Emre, yan gözle Fatih’in odaya girdiğini ve kapıyı kapattığını izledi. Kapı kapandığı anda sanki fırsat kolluyormuş gibi yeniden yemeğe saldırdı; ancak bir saniye sonra şiddetli bir öksürük krizine tutuldu.
İçeriden gelen sesleri duyan Fatih, kaşlarını çatarak odadan çıktı. Bir yanda öğüren, bir yanda da boğulurcasına öksüren Emre’ye baktı.
Bu adamla ne yapacağını gerçekten bilmiyordu!
Bölüm etkileşimi
