1. bölüm / 57
Ölüm paradoksu (BL)1. Bölüm
Bölümler 57Şu an: 1. Bölüm
- 1 1. Bölüm666 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. Bölüm448 kelime
- 3 3. Bölüm803 kelime
- 4 4. Bölüm397 kelime
- 5 5. Bölüm422 kelime
- 6 6. Bölüm474 kelime
- 7 7. Bölüm448 kelime
- 8 8. Bölüm713 kelime
- 9 9. Bölüm490 kelime
- 10 10. Bölüm413 kelime
- 11 11. Bölüm568 kelime
- 12 12. Bölüm327 kelime
- 13 13. Bölüm520 kelime
- 14 14. Bölüm536 kelime
- 15 15. Bölüm312 kelime
- 16 16. Bölüm532 kelime
- 17 17. Bölüm501 kelime
- 18 18. Bölüm609 kelime
- 19 19. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 1]485 kelime
- 20 20. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 2]462 kelime
- 21 21. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 3]916 kelime
- 22 22. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 4]578 kelime
- 23 23. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 5 ]978 kelime
- 24 24.Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 6 ]487 kelime
- 25 25. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 7]906 kelime
- 26 26. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 8]766 kelime
- 27 27. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 9 ]386 kelime
- 28 28. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 10 ]499 kelime
- 29 29. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 11 ]633 kelime
- 30 30. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 12 ]1.014 kelime
- 31 31. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 13 ]703 kelime
- 32 32. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 14]683 kelime
- 33 33. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 15]594 kelime
- 34 34. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 16 ]346 kelime
- 35 35. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 17 ]605 kelime
- 36 36. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 18]560 kelime
- 37 37. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 19]424 kelime
- 38 38. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 20]565 kelime
- 39 39. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 21]868 kelime
- 40 40.bolum [ kanlı kanatların Melodisi • part 22]621 kelime
- 41 41.bolum [ kanlı kanatların Melodisi • part 23]787 kelime
- 42 42.bolum [ kanlı kanatların Melodisi • part 24]1.291 kelime
- 43 43. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 25]1.727 kelime
- 44 44. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 26]1.053 kelime
- 45 45. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 27]1.880 kelime
- 46 46. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 28]1.629 kelime
- 47 47. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 29]713 kelime
- 48 48. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 30]1.577 kelime
- 49 49. Bölüm [ kanlı kanatların Melodisi • part 31]2.070 kelime
- 50 50. Bölüm1.815 kelime
- 51 51. Bölüm1.627 kelime
- 52 52. Bölüm2.360 kelime
- 53 53. Bölüm1.419 kelime
- 54 54. Bölüm [1. Kış İndirimi: İrade Satışta]2.109 kelime
- 55 55. Bölüm [2. Kış İndirimi: İrade Satışta]1.084 kelime
- 56 56. Bölüm [3. Kış İndirimi: İrade Satışta]1.855 kelime
- 57 57. Bölüm [4. Kış İndirimi: İrade Satışta]2.028 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yağmur beş gündür aralıksız yağıyordu. Bugün de farklı değildi; gökyüzü sanki durmayı unutmuştu. Böyle bir havada dışarı çıkmak akıl kârı değildi.
Yine de sokaklar boş değildi. Arabalar, su birikintilerini yararak hiç durmadan geçiyor, yağmur tuhaf bir şekilde trafiği daha da artırıyordu.
Yolda yürüyen tek bir adam vardı.
Ne şemsiyesi vardı ne de yağmurdan korunacak başka bir şeyi. Kapüşonunu başına çekmiş, omuzlarını hafifçe öne eğmişti. Adımları yavaştı; sanki acele etmesi gereken bir yeri yoktu. Durakta bekleyen birkaç kişi ona baktı. Kısa bir an, bu hâliyle nereye gittiğini merak ettiler. Otobüs gelince bakışlar dağıldı, adam hafızalardan silindi.
Sokakta yeniden yalnız kaldı.
Bir köşeyi dönüp caddeye girdiğinde, bir evden gelen sesi fark etti. Perdeler açıktı. Pencere kapalıydı ama televizyonun sesi yağmurun arasından sızmayı başarıyordu. Ekranda bir haber kanalı vardı; kadın spiker, günlerdir dinmeyen yağmurdan, şehirde yarattığı etkilerden söz ediyordu.
Adam cebinde hissettiği titreşimle irkildi. Telefonuna bakmadı. Zaten kimin yazdığını biliyordu. Eve varmasına az kalmıştı.
Binanın önünde durdu. Anahtarı cebinden çıkarıp kapıyı açtı. İçeri adımını attığında ışıklar yanmadı. Yüzü gerildi. Sensör yine çalışmıyordu.
Bir an olduğu yerde durdu. Ardından kapüşonunu başından indirdi. Elini yarı ıslak saçlarının arasından geçirdi; kapüşonun pek bir faydası olmamıştı.
Bu karanlıkta merdiven çıkmak can sıkıcı olacaktı.
Telefonunu çıkarıp flaşı açtı. Işığın eşliğinde merdivenlere yöneldi. Üçüncü kata çıktığında nefesi hafifçe hızlanmıştı. Dört katlı eski bir binaydı; asansör yoktu ama buna alışkındı. Zaten aldığı maaşla daha iyisini karşılaması mümkün değildi.
Dairesinin önünde durdu. Anahtarı kilide götürmek üzereyken kapı içeriden açıldı.
“Nerede kaldın !” dedi adam.
Fatih’i neredeyse fark etmeden elindeki poşete uzandı.
Fatih poşeti eliyle itti, adama soğuk bir bakış attı.
Adam duraksadı. Fatih’e baktı ve yüzünde yamuk bir gülümseme belirdi.
Fatih hiçbir şey söylemeden içeri geçti. Adam arkasından iç çekti. Yanlış yaptığını biliyordu. Bu yağmurda, saatlerce çalışmışken Fatih’ten yolunu uzatıp yemek almasını istemek bencillikti.
Ama açtı.
Bu havada hiçbir kurye çalışmıyordu. Evde yiyecek bir şey yoktu; olanı da yapmayı beceremezdi.
Çocukluğundan beri hayatında olan birinden istemeyecekse…
kimden isteyecekti?
“Eve ne zaman döneceksin?” diye sordu Fatih.
Dört gündür buradaydı. Dört gündür dışarı çıkmamıştı. Perdelerin arasından bile bakmamıştı.
Emre irkildi. Bakışları bir an boşluğa takıldı, sonra hızla mutfağı süzdü. Dudaklarını araladı, kapadı.
“Tadilat…” dedi sonunda. “Daha bitmedi.”
Yağmurdan sonraki gün evini su basmıştı—en azından söylediği buydu. Kapıyı o gün çalmış, kalacak yeri olmadığını söylemişti. Fatih de onu geri çevirmemişti.
Ama hikâyede bir boşluk vardı.
Emre’nin söyledikleriyle yaptığı şeyler birbirini tutmuyordu.
Sanki bir şeyleri eksik bırakıyor, bazı kısımları bilerek atlıyordu.
Fatih bunu hissediyordu.
Ve bu his, yağmurdan bile daha ağırdı.
Bir süre öylece birbirlerine baktılar. Fatih sonunda bakışlarını poşete çevirdiği anda Emre rahat bir nefes aldı.
Hızlı adımlarla masaya yöneldi. Poşeti açıp içindekilere baktı: iki porsiyon mercimek çorbası ve biraz ekmek. Hiç şikâyet etmedi. Çorbaları poşetten çıkarıp birini önüne aldı, diğerini de Fatih için masaya yerleştirdi.
O sırada Fatih odasına geçmiş, üzerini değiştirmişti.
Mutfağa geri döndüğünde Emre’nin çorbayı içmeye başladığını gördü. Adam gerçekten aç görünüyordu. Kendi çorbasını kaşıklarken, bakışları sürekli Fatih’in çorbasına kayıyordu. Aynı anda ekmeği neredeyse kopararak ağzına atıyordu.
Fatih tezgâha yöneldi. Beş litrelik şişeden bir bardak su doldurdu. Bardağı masaya bırakırken Emre’ye döndü.
“Yavaş ye, boğulacaksın.”
Emre bir an, ağzı ekmek doluyken Fatih’e baktı. Sonra çiğnemeye zorla yavaşladı. Lokmayı yuttuktan sonra Fatih’in koyduğu sudan uzun bir yudum aldı.
Fatih masaya oturmadı. Kendi çorbasını Emre’nin önüne itti. Hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp yeniden odasına gitti.
Emre uzaklaşan adama baktı. Yüzünde kısa bir anlık bir hüzün belirdi. Fatih’e her zaman güvenebileceğini biliyordu.
Bir süre, kapısı kapanan odaya dalgın dalgın baktı.
Sonra karnından gelen sert bir guruldama sessizliği böldü.
Boşalan çorba kâsesini kenara itti ve Fatih’in yemeğine uzandı. Hareketleri aceleciydi. Bir ekmeği çoktan bitirmiş, ikincisine geçmişti; yine de durmuyordu.
Sanki yalnızca aç değildi.
Sanki bir şeye saldırıyordu.
Gözleri dalgın bir şekilde kâseye kilitlenmişti. Elleriyse hiç durmadan hareket ediyordu.
Fatih kapıyı kapattığında kilidin sesi odada yankılandı. Bir süre kapıya bakmaya devam etti. Sanki kapının ardında biri durmuş, bakışlarını kapının içinden ona sabitlemişti.
Emre’nin gözlerini hissediyordu; görmüyordu ama oradaydılar. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlayamadan öylece kaldı.
Aklı mutfaktaydı. Kâsenin başında durmadan yiyen Emre… Bu açlık değildi. Daha çok bir boşluğu doldurma çabası gibiydi.
Bölüm etkileşimi
