17. bölüm · Nicolas Swift
SON KAPI
Tapınağın derinliklerinde yankılanan uğultu giderek büyüyordu.Siyah sis, dev sütunların arasından ağır ağır yükselirken taş zeminin üzerindeki eski semboller mavi bir ışıkla parlamaya başladı.Herkes nefesini tutmuştu.Nicolas elindeki kılıcı biraz daha sıkarken karşısındaki karanlığın şekil almaya başladığını gördü.Bu bir insan değildi.Bu bir canavar da değildi.Sanki binlerce gölgenin tek bedende birleşmiş hâliydi.Gözleri olmayan bir yüz,bitmeyen siyah bir pelerin ve etrafındaki havayı bile karartan bir varlık...İlk Karanlık uyanıyordu.Kaelion yavaşça Nicolas'ın yanına geldi."Bununla savaşabilir miyiz?"Nicolas gözlerini karanlıktan ayırmadı."Bilmiyorum."Morvian kılıcını kaldırdı."Öğrenmenin zamanı geldi."Tam saldıracakken Aurel önüne geçti."Dur!"Morvian öfkeyle bağırdı."Çekil!"Aurel başını iki yana salladı."Kılıç işe yaramaz."Seran uzaktan onları izliyordu.Yüzünde yıllardır ilk kez görülen huzurlu bir ifade vardı."Sonunda..."diye fısıldadı."Bin yıllık bekleyiş sona erdi."Nicolas ona döndü."Bunu neden yaptın?"Seran'ın bakışları değişmedi."Çünkü dünya aynı hataları tekrar ediyor."Bir adım attı."Krallar değişiyor.Ama açgözlülük değişmiyor."Nicolas cevap verdi."O zaman insanları değiştirmek yerine onlara umut vermeliyiz."Seran acı bir tebessüm etti."Ben de bir zamanlar böyle düşünüyordum."Bu söz Aurel'i derinden sarstı."Hatırlıyor musun?"dedi Seran."İlk tapınakta birlikte yemin etmiştik."Aurel sessiz kaldı."İnsanları koruyacağımıza söz vermiştik."Seran devam etti."Sonra onları tanıdık."Salon yeniden sarsıldı.İlk Karanlık ağır ağır başını kaldırdı.Konuşmadı.Ama herkes aynı sesi zihninin içinde duydu."Seçim..."Lucien dizlerinin üzerine çöktü.Kulaklarını kapattı."Ses..."Arven dişlerini sıktı."Kafamın içinde."Elara korkuyla Nicolas'a baktı."Bu ne?"Nicolas da aynı sesi duyuyordu.Fakat diğerlerinden farklı olarak kelimeleri anlayabiliyordu."Varis..."Ses yeniden yankılandı."Yaklaş..."Nicolas istemsizce bir adım attı."Hayır!"Kaelion kolundan tuttu."Seni çağırıyor."Nicolas derin bir nefes aldı."Biliyorum."İlk Karanlık tekrar konuştu.Bu kez sesi daha güçlüydü."Benden korkmuyorsun."Nicolas cevap verdi."Korkuyorum."Bir an durdu."Ama korkum beni yönetmiyor."Salon sessizleşti.Karanlık birkaç saniye kıpırdamadı.Seran şaşkınlıkla Nicolas'a baktı."İlk kez..."diye mırıldandı."Böyle cevap veren birini görüyorum."Nicolas ağır adımlarla öne çıktı.Morvian bağırdı."Dur!"Nicolas başını çevirmeden konuştu."Eğer hepiniz benim için savaşacaksanız bu hiç bitmeyecek."Aurel onun ne yapmaya çalıştığını anlamıştı."Nicolas..."Nicolas karanlığın tam karşısında durdu.Kılıcını yavaşça yere bıraktı.Bu hareket salondaki herkesi şaşkına çevirdi.Kaelion öne atılacakken Morvian onu durdurdu."Bekle."Kaelion öfkeliydi."Silahını bıraktı!"Morvian gözlerini Nicolas'tan ayırmadı."Hayır."Sessizce ekledi."Bir seçim yaptı."İlk Karanlık siyah sisin içinden biraz daha yükseldi."Neden savaşmıyorsun?"Nicolas gözlerinin içine bakar gibi karanlığa baktı."Çünkü seni yenmeden önce seni anlamam gerekiyor."Bu sözle birlikte bütün tapınak sarsıldı.Sütunların üzerindeki eski taşlar çatladı.Tavanın tam ortasında mavi bir ışık belirdi.Işığın içinden yaşlı bir adamın silueti görünmeye başladı.Aurel'in nefesi kesildi."İmkânsız..."Lucien şaşkınlıkla fısıldadı."O..."Aurel dizlerinin üzerine çöktü."İlk Kral..."
Mavi ışığın içindeki siluet giderek belirginleşti.Tapınağın taş duvarlarına yayılan parlaklık,İlk Karanlık'ın çevresindeki siyah sisi birkaç adım geri çekmişti.Herkes nefesini tutmuştu.Aurel dizlerinin üzerinde başını eğmişti.Yıllardır unutmaya çalıştığı yüz yeniden karşısındaydı.Yaşlı adam yavaşça gözlerini açtı.Bakışları önce Nicolas'a,sonra Kaelion'a döndü."İki varis..."Sesi ne yüksek ne de alçaktı.Ama tapınağın her köşesinde aynı anda duyuluyordu."Demek sonunda geldiniz."Nicolas dikkatle baktı."Sen...İlk Kral mısın?"Yaşlı adam hafifçe başını salladı."Hayır."Herkes şaşkınlıkla birbirine baktı."Ben onun geride bıraktığı son hatırayım."Lucien nefesini tuttu."Bir anı..."Aurel ayağa kalktı."Efendim..."Işık içindeki siluet ona döndü."Aurel."Bu tek kelime bile Aurel'in gözlerini doldurmaya yetmişti."Sana verdiğim sözü tutamadım."Siluet yavaşça gülümsedi."Hayır."Bir an durdu."Sen insanlara inanmayı bırakmadın.Benim istediğim de buydu."Seran sert bir sesle konuştu."O hâlde neden dünya hâlâ acı çekiyor?"Siluet gözlerini Seran'a çevirdi."Çünkü insanlar hata yapar."Seran öfkeyle bağırdı."İşte tam da bu yüzden onları özgür bırakmamalıydık."İlk Kral'ın hatırası sessizce cevap verdi."Hata yapma hakkı olmayan insan...özgür değildir."Tapınakta derin bir sessizlik oluştu.Nicolas bu sözleri dikkatle dinliyordu.Çünkü bütün yolculuğu boyunca aradığı cevap tam karşısındaydı.Seran elini kaldırdı.Karanlık yeniden hareketlenmeye başladı."Yeter."Sesi bu kez sertti."Bin yıl önce de aynı sözleri söyledin."İlk Kral'ın silueti başını eğdi."Ve bugün de aynı şeyi söylerim."İlk Karanlık aniden bütün salonu kaplayan siyah bir dalga gönderdi.Kaelion Nicolas'ın önüne geçti."Dikkat!"Morvian saldırıyı kılıcıyla durdurmaya çalıştı.Ama siyah enerji çeliğin içinden geçerek sütunlardan birini paramparça etti.Dev taş parçaları aşağı düşerken Elara Lucien'i kenara çekti.Toz bulutu bütün görüşü kapladı.Nicolas karanlığın içinden gelen sesi yeniden duydu."Varis..."Bu kez ses daha sakindi."Gerçeği görmek istiyor musun?"Nicolas cevap vermedi.Karanlık devam etti."O zaman bana dokun."Aurel bağırdı."Sakın!"Fakat Nicolas birkaç adım öne çıktı.Kaelion kolunu tuttu."Ya tuzaksa?"Nicolas gözlerini ondan ayırmadı."Biliyorum."Bir an durdu."Ama kaçarsam gerçeği asla öğrenemem."Seran dikkatle onu izliyordu.Sanki yıllardır beklediği an gelmişti.Nicolas elini yavaşça siyah sisin içine uzattı.Temas ettiği anda tapınak kayboldu.Gözlerini açtığında bambaşka bir yerdeydi.Yeşil tepeler,berrak bir göl ve gökyüzünü kaplayan altın renkli bulutlar...Hiç savaş yoktu.Hiç karanlık yoktu.Uzakta iki genç adam tahta kılıçlarla antrenman yapıyordu.Birinin yüzü İlk Kral'a benziyordu.Diğerinin gözlerinde ise Seran'ın gençliği vardı.Nicolas sessizce fısıldadı."Geçmiş..."Tam o sırada iki genç adam kahkahalar atarak birbirine sarıldı.Nicolas donup kaldı.Çünkü gördüğü şey düşmanlık değil,dostluktu.Ve o an anladı.Bütün bu savaş...bir zamanlar birbirine kardeş gibi güvenen iki insanın kırılan dostluğundan doğmuştu.
Rüzgâr gölün yüzeyinde küçük halkalar oluşturuyordu.Nicolas olduğu yerde sessizce dururken iki genç adamın konuşmalarını dinlemeye başladı.Biri geleceğin İlk Kralıydı.Diğeri ise henüz karanlığa teslim olmamış Seran."Bir gün insanlar kendi krallıklarını kuracak."dedi genç kral.Elindeki tahta kılıcı çimenlerin üzerine bıraktı."Biz sadece onlara yolu göstereceğiz."Seran gölün kıyısına oturdu."Ya birbirlerini yok ederlerse?"Genç kral gülümsedi."O zaman yeniden ayağa kalkmayı öğrenirler."Seran başını iki yana salladı."Sen insanların çok iyi olduğuna inanıyorsun."İlk Kral cevap verdi."Hayır."Bir an durdu."Onların kusurlu olduğuna inanıyorum."Seran şaşkınlıkla baktı."Öyleyse neden güveniyorsun?"Genç kral gölün durgun suyunu işaret etti."Şuna bak."Seran sessizce suya baktı."Ne görüyorsun?"Seran cevap verdi."Kendimi."Genç kral hafifçe gülümsedi."Hayır."Elini suya dokundu.Dalgalar bütün görüntüyü bozdu."Şimdi ne görüyorsun?"Seran birkaç saniye sustu."Hiçbir şey."İlk Kral ayağa kalktı."İnsan da böyledir.Bazen öfkelenir.Bazen hata yapar.Bazen kendi yansımasını bile kaybeder.Ama su yeniden durulduğunda kim olduğunu tekrar hatırlar."Nicolas bu sözleri dikkatle dinliyordu.Çünkü Seran'ın neden değiştiğini anlamaya başlamıştı.Görüntü bir anda değişti.Gökyüzü karardı.Aynı gölün kıyısı bu kez alevler içindeydi.Yıkılmış evler,yanan ağaçlar ve yerde hareketsiz yatan insanlar vardı.Genç Seran dizlerinin üzerine çökmüş,bir çocuğu kollarında tutuyordu."Hayır..."Sesi çatlamıştı."Lütfen..."Çocuk son nefesini verirken Seran'ın gözlerinden yaşlar süzüldü.Uzakta İlk Kral yaralı insanlara yardım etmeye çalışıyordu.Seran öfkeyle ayağa kalktı."Bunu engelleyebilirdin!"İlk Kral yorgun gözlerle ona baktı."Hepsini kurtaramadım."Seran yumruklarını sıktı."İşte sorun da bu!"Gökyüzü gürledi."İnsanlara seçim verdin.Onlar da birbirlerini öldürdü."İlk Kral cevap vermedi.Sadece yere baktı.Seran'ın sesi giderek sertleşti."Eğer seçimleri ellerinden alsaydık bunların hiçbiri olmayacaktı."İlk Kral başını kaldırdı."Belki."Bir an durdu."Ama o zaman kurtardığımız insanlar artık kendileri olmazdı."Görüntü yavaşça dağıldı.Nicolas'ın etrafındaki dünya yeniden karardı.Tapınağın taş zemini tekrar ayaklarının altındaydı.Elini geri çektiğinde nefes nefeseydi.Kaelion hemen yanına geldi."Ne gördün?"Nicolas birkaç saniye konuşamadı.Sonra sessizce cevap verdi."Seran doğuştan kötü değildi."Aurel gözlerini kapattı."Biliyordum."Seran'ın yüzünde acıyla öfke arasında kalan bir ifade belirdi."Demek sana geçmişimi gösterdi."Nicolas ona baktı."Sen insanlardan nefret etmiyorsun."Seran'ın bakışları sertleşti."Yanılıyorsun."Nicolas başını salladı."Hayır.Sen onların yeniden birbirini öldürmesinden korkuyorsun."Bu söz tapınağın içinde yankılandı.Seran ilk kez cevap veremedi.Nicolas bir adım daha yaklaştı."Bunca yıl intikam peşinde koşmadın."Bir an durdu."Aynı acının tekrar yaşanmaması için yanlış bir yol seçtin."Seran'ın yumrukları titremeye başladı.İlk Karanlık'ın etrafındaki sis aniden hareketlendi.Sanki onun duygularına karşılık veriyordu.Aurel fısıldadı."Dikkat edin..."Lucien şaşkınlıkla sordu."Ne oluyor?"Aurel'in gözleri karanlığa çevrildi."İlk Karanlık...Seran'ın öfkesiyle besleniyor."Tam o anda tapınağın tavanını sarsan korkunç bir çatlama sesi duyuldu.Karanlığın içindeki iki parlak göz yavaşça tamamen açıldı.Ve bu kez bütün salon aynı cümleyi duydu."Artık sıra...son seçime geldi."
"Artık sıra...son seçime geldi."Karanlığın sesi tapınağın her taşında yankılandı.Salonu kaplayan siyah sis hızla yükselirken bütün ışıklar sönmeye başladı.Nicolas derin bir nefes aldı.Kılıcını yeniden eline aldı ama saldırı pozisyonu almadı.Seran dikkatle onu izliyordu."Hâlâ savaşmıyorsun."Nicolas gözlerini ondan ayırmadı."Çünkü bu savaşın kılıçlarla kazanılmayacağını biliyorum."İlk Karanlık ağır ağır hareket etti.Sisin içinden sayısız gölge uzanarak Nicolas'a doğru ilerledi.Her gölge geçmişten bir anı taşıyordu.Kael'in ölümü.Yanan köyler.Morvian'ın işlediği hatalar.Aurel'in pişmanlığı.Kaelion'un yalnız geçen çocukluğu.Hepsi aynı anda Nicolas'ın etrafında dönmeye başladı."Bak."dedi karanlığın sesi."İnsanların gerçek yüzü bu."Nicolas sessizce izledi.Gözlerini kapatmadı.Kaçmadı."Evet."diye fısıldadı."Bunların hepsi gerçek."Seran başını kaldırdı.Nicolas devam etti."Ama bunlar hikâyenin tamamı değil."Elini yavaşça ileri uzattı.Gölgelerin arasından başka görüntüler belirmeye başladı.Yaralı bir askeri sırtında taşıyan bir çocuk.Aç kalan komşusuyla ekmeğini paylaşan yaşlı bir kadın.Köyünü korumak için tek başına savaşan genç bir muhafız.Kaelion'un Nicolas için kılıcının önüne geçişi.Morvian'ın yıllar sonra ilk kez birini korumayı seçmesi.Aurel'in bin yıllık yüküne rağmen umudunu tamamen kaybetmemesi.Nicolas'ın sesi bütün tapınakta yankılandı."İnsan sadece yaptığı hatalar değildir."İlk Karanlık'ın etrafındaki sis ilk kez dalgalandı.Seran bunu fark etti."Hayır..."Karanlığın sesi sertleşti."Onlar sonunda yine aynı yolu seçecek."Nicolas başını iki yana salladı."Belki."Bir an durdu."Ama seçim haklarını ellerinden almak, onları kurtarmak değildir."Tapınağın merkezindeki mavi ışık güçlenmeye başladı.İlk Kral'ın hatırası Nicolas'a baktı.Yüzünde gurur dolu bir tebessüm vardı."İşte gerçek miras."diye fısıldadı."Taht değil...umut."Bir anda siyah sis Nicolas'ın üzerine saldırdı.Kaelion öne atıldı."Nicolas!"Morvian da kılıcını kaldırdı.Aurel bağırdı."Hayır!Karışmayın!"Sis Nicolas'ı tamamen yuttu.Birkaç saniye boyunca kimse onu göremedi.Sonra karanlığın içinden parlak mavi bir ışık yükseldi.Fakat bu ışık saldırmıyordu.Yakmıyordu.Sadece karanlığı ikiye ayırıyordu.Nicolas yavaş adımlarla sisin içinden çıktı.Elindeki kılıç parlamıyordu.Mührün yeni sembolü ise sakin bir şekilde ışık yayıyordu.Seran şaşkınlıkla geri çekildi."Bunu...nasıl yaptın?"Nicolas cevap verdi."Karanlığı yok etmedim."Bir adım daha attı."Onun beni yönetmesine izin vermedim."İlk Karanlık'ın uğultusu zayıflamaya başladı.Sis ağır ağır geri çekiliyordu.Sanki ilk kez karşısında korkuyla değil,kararlılıkla duran birini görmüştü.Seran dizlerinin üzerine çöktü.Yıllardır taşıdığı öfke yüzünden okunuyordu."Ben..."Sesi titredi."Ben sadece bir daha kimsenin ölmesini istemedim."Nicolas onun karşısında durdu."Biliyorum."Seran başını kaldırdı.Gözlerinde ilk kez öfke değil,yorgunluk vardı."Peki ya yine başarısız olursan?"Nicolas gökyüzüne açılan çatlağa baktı."O zaman yeniden ayağa kalkarım."Bir an durdu."Çünkü umut,bir kez kazanılan bir savaş değildir.Her gün yeniden verilen bir karardır."Bu sözlerle birlikte tapınağın tavanındaki mavi ışık göğe doğru yükseldi.İlk Kral'ın silueti yavaş yavaş kaybolurken son kez konuştu."Son kapı açıldı."Aurel irkildi."Son kapı mı?"Siluetin sesi giderek uzaklaştı."Gerçek düşman henüz gelmedi."Işık tamamen söndü.Tapınakta derin bir sessizlik oluştu.Fakat dışarıdan gelen kuvvetli rüzgârla birlikte bütün krallık sarsıldı.Uzak dağların ardında gökyüzünü baştan sona kaplayan dev bir yarık açıldı.Yarığın içinden altın ve siyah ışıklar birlikte yükseliyordu.Lucien dehşetle fısıldadı."Bu...kitaplarda anlatılan Son Kapı."Aurel'in yüzü yeniden ciddileşti."Artık geri dönüş yok."Nicolas tapınağın çıkışına doğru yürüdü.Arkasında Kaelion,Morvian,Aurel,Elara,Lucien ve Arven vardı.Hiçbiri konuşmuyordu.Çünkü hepsi aynı gerçeği anlamıştı.Seran sadece ilk adımdı.Asıl savaş şimdi başlıyordu.Ve bu savaş yalnızca Thendarit'in değil,bütün dünyanın kaderini belirleyecekti.
