18. bölüm · Nicolas Swift

SON EŞİK

Neval Ak

Thendarit'in üzerinde açılan yarık, gökyüzünü ikiye bölmüş gibiydi.Uzaktan bakıldığında sanki dünya ile başka bir âlem arasında görünmez bir kapı açılmıştı.Kimse konuşmuyordu.Çünkü herkes aynı şeyi hissediyordu.Bu, şimdiye kadar karşılaştıkları hiçbir düşmana benzemiyordu.Seran'ın karanlığı, Unutulanların ordusu, eski muhafızlar...Hepsi sadece yaklaşan şeyin habercileriydi.Nicolas sarayın en yüksek kulesinde duruyor, gökyüzündeki yarığı izliyordu.Elindeki mühür artık eskisinden farklıydı.Sakin görünüyordu.Ama Nicolas biliyordu.Bazı sessizlikler, fırtınadan daha tehlikeliydi.Kaelion yanına geldi."Hâlâ kendini suçluyorsun."Nicolas ona baktı."Neden böyle düşündün?"Kaelion omuzlarını kaldırdı."Çünkü gözlerin aynı şeyi söylüyor."Bir an sustu."Bütün dünyanın yükünü tek başına taşımaya çalışıyorsun."Nicolas gökyüzüne baktı."Ya taşıyamazsam?"Kaelion bu soruya hemen cevap vermedi.Sonra sakince konuştu."O zaman birlikte taşırız."Nicolas ona baktı.Bu cümle basit görünüyordu.Ama onun için çok şey ifade ediyordu.Çünkü yıllardır herkes ona seçilmiş kişi olduğunu söylüyordu.Ama ilk kez biri ona seçilmiş olmanın yalnız olmak anlamına gelmediğini hatırlatıyordu.Aşağıda sarayın salonunda büyük bir toplantı yapılıyordu.Aurel,Lucien,Arven,Morvian ve diğer liderler eski haritaları inceliyordu.Lucien eski kitabın sayfalarını çevirdi."Son Kapı hakkında çok az bilgi var."Arven kaşlarını çattı."Hiç mi?"Lucien başını salladı."Sadece birkaç cümle."Aurel ona baktı."Ne yazıyor?"Lucien yavaşça okudu."Kapı açıldığında iki dünya birbirine yaklaşacak.Ve seçilen kişi bir karar verecek."Morvian sordu."Nasıl bir karar?"Lucien sustu.Aurel onun yerine cevap verdi."Hangi dünyanın kalacağı."Salondaki herkes sessizleşti.Bu ihtimal kimsenin düşünmek istemediği kadar ağırdı.Arven yumruğunu masaya vurdu."Yani Nicolas bir dünya seçmek zorunda mı?"Aurel başını salladı."Belki."Tam o anda kapılar açıldı.Nicolas içeri girdi.Herkes ona baktı."Konuşmanız gereken bir şey var."Nicolas masaya yaklaştı."Duydum."Aurel ona baktı."Hazır mısın?"Nicolas cevap vermeden önce herkese baktı."Hayır."Herkes şaşırdı.Nicolas devam etti."Ama hazır olmamak, vazgeçmek anlamına gelmez."Morvian hafifçe gülümsedi."İşte bu yüzden..."Bir an durdu."Seni takip ediyoruz."Gece olduğunda ordu hazırlıkları başladı.Thendarit'in askerleri surlarda yerlerini aldı.Fakat bu kez savaşmak için değil.Beklemek için.Nicolas,Kaelion ve diğerleri Son Kapı'ya gitmek üzere yola çıkacaktı.Yolculuk başlamadan önce Aurel,Nicolas'ı yalnız çağırdı.Eski bilgenin yüzünde daha önce görülmemiş bir ciddiyet vardı."Sana söylemediğim bir şey var."Nicolas ona baktı."Yine mi?"Aurel hafifçe başını eğdi."Evet."Nicolas derin bir nefes aldı."Nedir?"Aurel elindeki eski taşı ona verdi.Taşın üzerinde Nicolas'ın mühründeki sembol vardı."Bu, İlk Kral'dan kalan son parçaydı."Nicolas taşı aldı."Neden şimdi veriyorsun?"Aurel'in sesi alçaldı."Çünkü Son Kapı açıldığında geçmişten kalan her şey yok olabilir."Nicolas sustu."Sen de mi?"Aurel ona baktı."Belki."Bu cevap Nicolas'ın hoşuna gitmedi."Hayır."Aurel şaşırdı."Ne?"Nicolas taşı sıktı."Herkes geçmişin bedelini ödemek zorunda değil."Aurel'in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu."İlk Kral da böyle konuşurdu."Ertesi sabah yolculuk başladı.Yol boyunca kimse fazla konuşmadı.Çünkü herkes biliyordu.Gittikleri yer sadece bir kapı değildi.Bir çağın sonuydu.Dağların arasından geçtiklerinde gökyüzündeki yarık daha da büyümüştü.Toprak titriyor,uzaktaki deniz bile garip bir şekilde hareket ediyordu.Sonunda karşılarına devasa taşlardan yapılmış eski bir kapı çıktı.Üzerinde iki yazı vardı.Biri eski Swift diliyle,biri ise hiç kimsenin tanımadığı bir sembolle yazılmıştı.Lucien yaklaşarak yazıyı okumaya çalıştı.Ama bir anda geri çekildi."Bu mümkün değil..."Nicolas ona baktı."Ne yazıyor?"Lucien'in yüzü solmuştu."Bu bir kapı değil."Herkes ona döndü."Öyleyse ne?"Lucien fısıldadı."Bu bir sınır."Nicolas elini kapıya yaklaştırdı.Taşlar parlamaya başladı.Ve içeriden bir ses duyuldu."Son varis..."Nicolas gözlerini kapattı."Buradayım."Ses cevap verdi."Öyleyse seçimini yap."
"Öyleyse seçimini yap."
Ses, Son Kapı'nın arkasından geliyordu.
Ama bu bir tehdit gibi değil...
Bir davet gibi hissediliyordu.
Nicolas elini kapının üzerinde tuttu.
Yanında duran herkes sessizce onu izliyordu.
Kaelion ona baktı.
"Tek başına gitmek zorunda değilsin."
Nicolas hafifçe başını salladı.
"Biliyorum."
Bu iki kelime, eskiden söyleyemediği bir şeydi.
Artık kaderinin bütün ağırlığını tek başına taşımaya çalışmıyordu.
Çünkü yanında ona inanan insanlar vardı.
Ve özellikle biri...
Elara.
Nicolas kapıya yaklaşmadan önce ona baktı.
Elara sessizce yanına geldi.
"Yine herkesi korumaya çalışıyorsun."
Nicolas hafifçe gülümsedi.
"Bunu yapmam gerektiğini düşünüyordum."
"Eskiden."
Elara onun gözlerine baktı.
"Şimdi?"
Nicolas birkaç saniye düşündü.
"Şimdi bazı insanların beni de koruduğunu biliyorum."
Elara'nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
"Sonunda anladın."
Nicolas başını eğerek güldü.
Bu, savaşlardan ve kehanetlerden uzak kısa bir andı.
Ama ikisi de biliyordu.
Bazen insanı ayakta tutan şey tam da böyle küçük anlardı.
Elara elindeki eski kolyeyi Nicolas'a uzattı.
"Nedir bu?"
"Annemden kalma."
Nicolas şaşırdı.
"Niye bana veriyorsun?"
Elara cevap vermeden önce kısa bir süre sustu.
"Çünkü geri dönmeni istiyorum."
Nicolas kolyeye baktı.
"Söz veremem."
Elara ona baktı.
"O zaman söz verme."
Bir adım yaklaştı.
"Sadece dönmek için bir sebebin olduğunu hatırla."
Bu söz Nicolas'ın içinde bir yere dokundu.
Çünkü yıllardır herkes ondan dünyayı kurtarmasını istemişti.
Ama ilk kez biri ona sadece kendisi için geri dönmesini söylüyordu.
Nicolas kolyeyi aldı.
"Teşekkür ederim."
Elara gülümsedi.
"Hayatta kalırsan bunu geri alırım."
Nicolas hafifçe başını salladı.
"Anlaştık."
Sonra kapıya döndü.
Mühür parlamaya başladı.
Taş kapılar yavaşça açıldı.
İçeriden gelen ışık bütün mağarayı doldurdu.
Fakat kapının ardında karanlık bir yol değil...
Bambaşka bir dünya vardı.
Gökyüzü farklıydı.
Yerde eski semboller parlıyordu.
Sanki zaman burada durmuştu.
Lucien şaşkınlıkla etrafa baktı.
"Bu yer..."
Aurel sessizce cevap verdi.
"İlk çağ."
Herkes durdu.
Çünkü karşılarında tarihten silinmiş bir dünya vardı.
İlk Kralların yaşadığı dönem.
Nicolas ilerledi.
Yerde eski bir yazı gördü.
Okuduğu anda nefesi kesildi.
"Varis gücü almak için değil..."
Bir an durdu.
"Seçim yapmak için gelir."
Kaelion etrafa baktı.
"Demek bütün bu zaman boyunca..."
Nicolas cümleyi tamamladı.
"Hep yanlış şeyi aradık."
Tam o anda önlerinde üç farklı yol belirdi.
Birinci yol ışıkla kaplıydı.
İkinci yol tamamen karanlıktı.
Üçüncü yol ise ikisinin arasında duruyordu.
Aurel yavaşça konuştu.
"Seçim burada başlıyor."
Nicolas üç yola baktı.
"Hangisi doğru?"
Aurel başını salladı.
"Artık kimse sana doğru yolu söylemeyecek."
Nicolas derin bir nefes aldı.
Çünkü ilk kez karşısında düşman yoktu.
Kılıç yoktu.
Savaş yoktu.
Sadece bir karar vardı.
Tam o sırada Elara onun elini tuttu.
Kısa bir anlığına.
Sessiz ama güçlü bir destek gibi.
"Nereye gidersen git..."
dedi.
"Tek başına gitmeyeceksin."
Nicolas ona baktı.
Ve o anda anladı.
Belki de aradığı cevap bir yerde saklı değildi.
Belki cevap...
Yanındaki insanlardaydı.
Üçüncü yola doğru ilerledi.
Çünkü ışık ve karanlık arasında kalan yol...
Kendi seçtiği yoldu.
Fakat birkaç adım sonra bütün dünya sarsıldı.
Uzaklardan bir ses duyuldu.
"Yanlış seçim yaptın."
Nicolas durdu.
Çünkü bu ses ona yabancı değildi.
Seran.
Ama bu kez sesi çok daha farklıydı.
Daha güçlü.
Daha karanlık.
Ve daha yakındı.
"Nicolas..."Elara'nın sesi onu gerçekliğe döndürdü.Nicolas gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.Seran'ın sesi hâlâ kulaklarında yankılanıyordu.Ama bu kez eskisi gibi değildi.Öfke yoktu.Sadece büyük bir acı vardı."O burada."dedi Nicolas.Kaelion hemen kılıcına uzandı."Seran mı?"Nicolas başını salladı."Evet.Ama sadece o değil."Aurel'in yüzü değişti."İlk Karanlık da onunla."Üç yolun ortasında duran taşlar yeniden parlamaya başladı.Bu kez üçüncü yolun üzerindeki semboller harekete geçti.Yol onları çağırıyordu.Nicolas ilerledi.Diğerleri de arkasından geldi.Ama birkaç adım sonra Elara yavaşladı.Nicolas bunu fark etti ve durdu."Ne oldu?"Elara etrafına baktı."Bilmiyorum."Bir an sustu."Sanki burası geçmişimi biliyor gibi."Nicolas ona döndü."Korkuyor musun?"Elara dürüstçe başını salladı."Biraz."Nicolas hafifçe gülümsedi."Ben de."Elara şaşırdı."Sen mi?"Nicolas başını salladı."Evet."Sonra daha alçak bir sesle ekledi."Ama sen yanımdayken daha kolay."Bu söz Elara'yı birkaç saniye susturdu.Çünkü Nicolas bugüne kadar hep güçlü görünmeye çalışmıştı.İlk kez birine ihtiyacı olduğunu kabul ediyordu.Elara küçük bir gülümsemeyle cevap verdi."Bunu daha önce söylemeliydin."Nicolas hafifçe güldü."Savaşların ortasında pek fırsat olmadı."Bir anlığına ikisi de sadece birbirlerine baktı.Uzun zamandır devam eden korkuların,kehanetlerin ve savaşların arasında küçük ama gerçek bir andı.Bunu uzaktan gören Kaelion hafifçe başını salladı.Morvian ona baktı."Ne oldu?"Kaelion gülümsedi."Hiç."Bir an durdu."Sadece Nicolas'ın sonunda ne için savaştığını anladığını düşünüyorum."Yolun sonunda büyük bir salon vardı.Duvarlarda yüzlerce isim yazılıydı.Fakat bu kez isimlerin yanında ölüm tarihleri yoktu.Yalnızca seçimler vardı."Fedakârlık.""Umut.""Özgürlük.""Bağışlama."Lucien duvarlara baktı."Burası bir mezar değil."Aurel cevap verdi."Hayır."Sesi sakindi."Burası bir hatırlatma."Tam o sırada salonun ortasında bir görüntü oluştu.Genç Seran yeniden ortaya çıktı.Fakat bu kez yalnız değildi.Yanında genç İlk Kral vardı.İkisi bir zamanlar aynı amaç için yürüyordu.Nicolas sessizce izledi.Seran'ın sesi duyuldu."Beni anlamaya çalışıyorsun."Nicolas arkasını döndü.Seran gölgelerin arasından çıktı."Ama artık çok geç."Nicolas ona baktı."Gerçekten inanıyor musun buna?"Seran durdu."Neye?"Nicolas cevap verdi."Her şeyin çok geç olduğuna."Seran'ın yüzündeki ifade değişti.Bir anlığına eski Seran ortaya çıktı.Sonra karanlık yeniden onu sardı."Sen hâlâ umut ediyorsun."Nicolas başını salladı."Evet."Seran alaycı bir şekilde güldü."Bu seni zayıf yapıyor."Nicolas cevap verdi."Hayır."Bir adım attı."Beni insan yapıyor."Bu sözlerle birlikte İlk Karanlık'ın gölgesi büyüdü.Tavan çatladı.Salonun içindeki ışıklar söndü.Ama Nicolas geri çekilmedi.Elara onun yanına geldi."Hazır mısın?"Nicolas ona baktı."Hayır."Elara gülümsedi."Güzel."Nicolas şaşırdı."Neden?"Elara kılıcını kaldırdı."Çünkü kimse böyle bir savaşa gerçekten hazır olamaz."Kaelion,Morvian ve diğerleri yanlarına geçti.Herkes aynı noktada duruyordu.Artık bu sadece Nicolas'ın savaşı değildi.Seran karanlığın içinde yükselen güce baktı."Sonunda."dedi."İki taraf da burada."Nicolas kaşlarını çattı."İki taraf mı?"Seran cevap verdi."Sen ve ben."Bir an durdu."Işık ve karanlık."Nicolas başını iki yana salladı."Yanılıyorsun."Seran ona baktı."Neden?"Nicolas'ın gözleri Elara'ya,Kaelion'a ve yanındaki herkese döndü."Çünkü dünya sadece iki renkten oluşmaz."Salon sessizleşti.Ve o anda Son Eşik'in ardındaki gerçek ortaya çıktı.Üçüncü yolun neden var olduğu...İlk Kral'ın neden bu yolu bıraktığı...Ve Nicolas'ın neden seçildiği.
Üçüncü yolun üzerindeki semboller birer birer yanmaya başladı.Salonun ortasında duran taş zemin parçalandı ve altından eski bir mühür ortaya çıktı.Bu mühür ne ışığa aitti ne de karanlığa.Aksine ikisinin arasında duran,dengeyi temsil eden bir işaretti.Nicolas yavaşça yaklaştı.Elini mühre uzattığında bütün salon sessizliğe gömüldü.Sanki zaman bile onun vereceği kararı bekliyordu.Ama dokunmadan önce Seran'ın sesi duyuldu."Bunu yaparsan geri dönüşün olmayacak."Nicolas ona baktı."Zaten hiçbirimizin geri dönüşü yok."Seran'ın gözlerinde kısa bir an şaşkınlık belirdi.Çünkü Nicolas artık korkusuz olduğu için değil,korkusuna rağmen ilerlediği için güçlüydü.Bu,Seran'ın yıllar önce kaybettiği şeydi.Nicolas mühre dokunduğu anda gözleri kapandı.Bir anda kendini sonsuz bir boşluğun içinde buldu.Ne geçmiş vardı.Ne gelecek.Sadece sessizlik.Ve karşısında bir kapı vardı.Kapının üzerinde tek bir cümle yazıyordu."Kendini kaybetmeden gücü taşıyabilir misin?"Nicolas kapıya baktı."Bilmiyorum."Bir ses cevap verdi."İşte doğru cevap bu."Nicolas etrafına baktı.Karşısında İlk Kral'ın hatırası belirdi."Gücü hak ettiğini düşünen herkes onu kaybetti."dedi."Çünkü güç,onu isteyenlere değil,onun sorumluluğunu anlayanlara verilir."Nicolas sessizce sordu."Peki neden ben?"İlk Kral ona baktı."Çünkü sen hiç kendini seçilmiş biri olarak görmedin."Bir an durdu."Sen sadece doğru olanı yapmaya çalıştın."Nicolas başını eğdi."Ama birçok hata yaptım."İlk Kral gülümsedi."Hata yapmayan insanlar değil,hiçbir şey hissetmeyen insanlar tehlikelidir."Bu sözlerle birlikte boşluk değişmeye başladı.Nicolas hayatındaki bütün anları gördü.Kaybettiklerini.Korkularını.Yalnız kaldığı zamanları.Ama sonra başka şeyler de gördü.Elara'nın ona inandığı anları.Kaelion'un yanında durduğu savaşları.Morvian'ın değişimini.Aurel'in umudunu kaybetmeyişini.Bütün bu anlar tek bir gerçeği gösteriyordu.Nicolas hiçbir zaman tek başına yürümemişti.Gözlerini açtığında tekrar salondaydı.Elara hemen yanına geldi."Nicolas?"Nicolas ona baktı.Birkaç saniye konuşamadı.Sonra hafifçe gülümsedi."Buradayım."Elara'nın yüzündeki endişe yerini rahatlamaya bıraktı."Bizi korkuttun."Nicolas alçak sesle cevap verdi."Ben de kendimi korkuttum."Elara başını salladı."Ama döndün."Nicolas kolundaki kolyeye baktı."Evet."Bir an durdu."Çünkü dönmem için bir sebebim vardı."Elara onun ne demek istediğini anladı ama hiçbir şey söylemedi.Sadece yanında durdu.Bazen bazı duyguların kelimelere ihtiyacı yoktu.Tam o anda salon yeniden sarsıldı.Seran'ın yüzü ciddileşti."Hayır..."Herkes ona baktı."Ne oldu?"Seran yavaşça gökyüzündeki yarığa baktı."Ben sadece kapıyı açtığımı sanıyordum."Bir an sustu."Ama kapının arkasındaki şey beni de kullandı."Aurel'in yüzü değişti."İlk Karanlık..."Seran başını salladı."Hiçbir zaman benim gücüm olmadı."Karanlık enerji bir anda salonu kapladı.Bu kez Seran'ın etrafında değil,onun karşısında yükseldi.Sanki yıllardır onu kullanan gerçek güç ortaya çıkıyordu.Nicolas kılıcını kaldırdı."Demek sonunda gerçek düşman ortaya çıktı."Seran ona baktı."Benimle savaşacağını sanıyordun."Nicolas başını salladı."Hayır."Bir an durdu."Seni kurtarmaya çalışıyordum."Seran ilk kez tamamen sessiz kaldı.Bu söz,onun beklemediği tek şeydi.Karanlığın içinden devasa bir gölge yükseldi.Sesi bütün dünyayı titretti."İnsanlar yine aynı hatayı yapıyor."Nicolas ileri çıktı."Hayır."Karanlık ona döndü."Neyi inkâr ediyorsun?"Nicolas cevap verdi."İnsanların değişemeyeceğini."Bir adım daha attı."Çünkü sen de değiştin."Seran ona baktı.Nicolas devam etti."Sadece bunu kabul etmekten korktun."Uzun bir sessizlik oldu.Sonra Seran yavaşça gözlerini kapattı.Yıllardır taşıdığı öfkenin altında kalan gerçek duygular sonunda ortaya çıkmıştı.Pişmanlık."Belki..."dedi."Belki de yanılmışımdır."İlk kez karanlık geri çekildi.Sanki Seran'ın değişimi onun gücünü azaltmıştı.Aurel bunu fark etti."İşte cevap bu."Nicolas ona baktı."Ne?"Aurel gülümsedi."Karanlık nefretle büyür."Bir an durdu."Ama bağışlama karşısında zayıflar."Gökyüzündeki yarık küçülmeye başladı.Fakat tamamen kapanmadı.Nicolas biliyordu.Bu sadece başlangıçtı.Son kapının ardındaki gerçek ortaya çıkmıştı.Ama son savaş henüz bitmemişti.Çünkü artık karşılarında sadece bir düşman yoktu.Bütün dünyanın kaderi için son bir seçim vardı.