13. bölüm · Nicolas Swift

KAYIP MİRAS

Neval Ak

Thendarit'in meydanı hiç olmadığı kadar kalabalıktı.
Yüzlerce insan sarayın önünde toplanmış, gözlerini balkonun üzerinde duran Nicolas Swift'e çevirmişti.
Bir zamanlar sadece ailesinin gölgesinde yaşayan genç bir adamdı.
Kimsenin gerçek gücünü bilmediği, geçmişinden kaçmaya çalışan biriydi.
Ama şimdi herkes ondan bir cevap bekliyordu.
Çünkü yaklaşan savaş sadece krallığın değil, bütün dünyanın kaderini belirleyecekti.
Nicolas kalabalığa baktı.
İnsanların yüzlerinde korkuyu görebiliyordu.
Bazıları ona güveniyordu.
Bazıları ise hâlâ şüphe duyuyordu.
Ve Nicolas bunu anlıyordu.
Çünkü o da kendine güvenmekte zorlanıyordu.
Yanında duran Arven sessizce konuştu.
"Onlara bir kral gibi konuşmalısın."
Nicolas ona baktı.
"Ya kral gibi konuşmak istemiyorsam?"
Arven şaşırdı.
"Ne demek istiyorsun?"
Nicolas aşağıdaki insanlara baktı.
"Yıllarca insanlar onlara yukarıdan bakan liderlerden yoruldu."
Bir an durdu.
"Ben onlardan biri olmayacağım."
Arven sessiz kaldı.
Çünkü Nicolas'ın farkı buydu.
O tahta ulaşmak isteyen biri gibi davranmıyordu.
Tahtın ağırlığını hisseden biri gibi davranıyordu.
Nicolas öne çıktı.
Meydandaki sesler yavaşça kesildi.
"Thendarit halkı."
Sesi güçlüydü.
Ama sert değildi.
"Bugün burada size bir kral olarak konuşmayacağım."
Herkes dikkatle dinliyordu.
"Çünkü henüz kral değilim."
Bir şaşkınlık dalgası yayıldı.
"Ama sizin gibi bir insan olarak konuşacağım."
Nicolas devam etti.
"Geçmişimiz boyunca birçok savaş yaşandı."
"Birçok kişi kaybetti."
"Birçok kişi gücün her şeyi çözebileceğine inandı."
Gözleri kısa süreliğine Morvian'a kaydı.
"Ben de artık biliyorum ki güç tek başına hiçbir şeyi çözmez."
Kalabalık sessizdi.
"Bizim asıl gücümüz seçimlerimizdir."
Tam o anda meydanın arkasından bir ses yükseldi.
"Ya yanlış seçim yaparsan?"
Herkes döndü.
Yaşlı bir adam kalabalığın içinden çıktı.
"Nicolas Swift."
Adam ona baktı.
"Sen de diğerleri gibi olursan?"
Nicolas cevap vermedi.
Çünkü bu soru aslında birçok kişinin içindeki korkuydu.
Adam devam etti.
"İktidar insanları değiştirir."
"Ya bir gün bizi unutursan?"
Meydanda sessizlik oldu.
Nicolas birkaç saniye düşündü.
Sonra cevap verdi.
"O zaman beni durduracak kişiler olmalı."
Herkes şaşırdı.
Nicolas devam etti.
"Bir liderin en büyük hatası, kendisinin her zaman doğru olduğunu düşünmesidir."
"Bu yüzden beni sorgulayan insanlara ihtiyacım var."
Arven hafifçe gülümsedi.
Çünkü bu sözler eski kralların hiçbirinden duyulmamıştı.
Fakat meydandaki an uzun sürmedi.
Gökyüzünde siyah bir işaret belirdi.
Herkes korkuyla yukarı baktı.
Aurel'in sembolü.
Morvian hemen öne çıktı.
"Başladı."
Nicolas ona döndü.
"Ne?"
Morvian'ın yüzü ciddiydi.
"Unutulanlar artık saklanmıyor."
Bir anda şehrin dışındaki eski kulelerden biri ışık saçmaya başladı.
Aldren hızla geldi.
"Nicolas!"
Herkes ona döndü.
"Kuzey kapısında hareketlilik var."
Arven kılıcına uzandı.
"Ordu mu?"
Aldren başını salladı.
"Hayır."
Bir an durdu.
"Daha kötü."
Nicolas kaşlarını çattı.
"Nedir?"
Aldren'in sesi alçaldı.
"Eski muhafızlar."
Morvian'ın yüzü değişti.
"Onlar hâlâ yaşıyor olamaz."
Aurel sessizce konuştu.
"Yaşıyorlar."
Herkes ona baktı.
"Çünkü onlar hiç ölmedi."
Nicolas ona döndü.
"Ne demek bu?"
Aurel cevap verdi.
"Onlar insan değildi."
Sarayın içindeki herkes sustu.
Aurel devam etti.
"İlk güç ortaya çıktığında bazı insanlar onu korumak için yemin etti."
"Yüzyıllar boyunca beklediler."
"Ve şimdi geri döndüler."
Nicolas kılıcını aldı.
"Ne istiyorlar?"
Aurel ona baktı.
"Seni."
Bu cevap Nicolas'ı şaşırtmadı.
Çünkü artık her şey onun etrafında dönüyordu.
Ama bu kez kaçmayacaktı.
"Öyleyse gelsinler."
Morvian ona baktı.
"Nicolas."
Nicolas kararlıydı.
"Hayır."
Bir adım attı.
"Bu kez onlar bizi bulmayacak."
"Biz onları bulacağız."
Gece olduğunda Nicolas, Morvian, Aurel ve seçilmiş birkaç asker kuzey kapısına doğru ilerledi.
Bu yolculuk diğerlerinden farklıydı.
Çünkü yanındaki insanlar bile geçmişte düşmanlarıydı.
Morvian.
Aurel.
Ve kendisi.
Üç farklı dönem.
Üç farklı hata.
Ama tek bir gelecek.
Kuzey kapısına ulaştıklarında onları sessizlik karşıladı.
Ne asker vardı.
Ne saldırı.
Sadece eski taşların üzerinde yazılmış bir mesaj.
Nicolas yaklaştı.
Yazıyı okudu.
"Varis geldiğinde miras uyanacak."
Morvian taşlara baktı.
Yüzü değişti.
"Neden?"
Nicolas ona döndü.
"Ne oldu?"
Morvian fısıldadı.
"Bu yazıyı daha önce gördüm."
"Nerede?"
Morvian cevap vermedi.
Aurel onun yerine konuştu.
"İlk tapınakta."
Nicolas şaşırdı.
"Sen orada mıydın?"
Aurel başını salladı.
"Evet."
Bir an durdu.
"Ve o gün büyük bir hata yaptım."
Nicolas ona baktı.
"Ne hatası?"
Aurel'in cevabı sessizliği bozdu.
"İlk gücün sadece bir varisi olmadığını öğrendim."
"Başka ne vardı?"
Aurel karanlığa baktı.
"Bir yedek."
Nicolas'ın yüzü değişti.
"Ne?"
Aurel devam etti.
"Swift ailesi her zaman tek bir varis yetiştirmedi."
"Bir kişi seçilmezse..."
"İkinci bir yol hazırlanırdı."
Morvian sessizce ekledi.
"Ve o yol..."
Bir an durdu.
"Kaelion'du."
Kuzey kapısının önündeki sessizlik ağırlaşmıştı.
Nicolas, Aurel'in sözlerinden sonra uzun süre konuşmadı.
Kaelion.
İkinci yol.
Yedek varis.
Bu kelimeler zihninde dönüp duruyordu.
Çünkü artık anlıyordu.
Bu savaş sadece güç için değildi.
Bu savaş, geçmişte alınmış kararların sonucuydu.
Nicolas yavaşça Aurel'e döndü.
"Kaelion bunu biliyor muydu?"
Aurel başını salladı.
"Evet."
"Ne zamandan beri?"
"Doğduğu günden beri."
Nicolas'ın yüzü değişti.
"Yani hayatı boyunca kendisinin ikinci seçenek olduğunu mu biliyordu?"
Morvian sessiz kaldı.
Çünkü bu cevabın acısını anlıyordu.
Aurel cevap verdi.
"Kaelion seçilmek istedi."
"Her varis gibi."
Bir an durdu.
"Ama taç onu seçmedi."
Nicolas düşündü.
"Bu yüzden mi değişti?"
Aurel ona baktı.
"Hayır."
"Onu değiştiren şey reddedilmek değildi."
"Onu değiştiren şey, neden reddedildiğini anlamamasıydı."
Tam o sırada uzaktan ayak sesleri duyuldu.
Herkes hazırlandı.
Fakat gelen saldırı değildi.
Kaelion'du.
Üzerinde eski zırhı vardı.
Ama yüzünde eskisinden farklı bir ifade vardı.
Yorgunluk.
Nicolas ona baktı.
"Sen."
Kaelion durdu.
"Sonunda öğrendin."
Morvian kılıcına uzandı.
"Buraya neden geldin?"
Kaelion ona baktı.
"Çünkü artık saklayacak bir şey kalmadı."
Nicolas öne çıktı.
"Sen yedek varissin."
Kaelion'un yüzü değişmedi.
"Evet."
"Ve bunu biliyordun."
"Evet."
Nicolas birkaç saniye sustu.
"Öyleyse neden bana yardım ettin?"
Kaelion gözlerini kaçırdı.
"Çünkü seni kıskandım."
Bu cevap herkesi şaşırttı.
Kaelion devam etti.
"Yıllarca düşündüm."
"Neden o?"
"Neden ben değilim?"
"Ben de Swift kanı taşıyordum."
"Ben de eğitildim."
"Ben de savaştım."
Sesi sertleşti.
"Ama sonunda seçilen sen oldun."
Nicolas sessizce dinledi.
Kaelion ona yaklaştı.
"Fakat sonra seni gördüm."
"Sen gücü istemiyordun."
"Tahtı istemiyordun."
"İnsanların seni takip etmesini istemiyordun."
Bir an durdu.
"Ve ilk kez neden seçilmediğimi anladım."
Nicolas şaşırdı.
"Neden?"
Kaelion'un cevabı sakindi.
"Çünkü ben seçilmeyi istedim."
"Neden?"
"Kanıtlamak için."
Sessizlik oldu.
"Sen ise korumak için."
Nicolas bu sözlerin ağırlığını hissetti.
Çünkü Kaelion'un içinde sadece öfke yoktu.
Yıllarca taşıdığı bir eksiklik vardı.
Morvian yavaşça konuştu.
"Kaelion."
Herkes ona döndü.
"Sen Aurel'in tarafına neden geçtin?"
Kaelion'un yüzü sertleşti.
"Çünkü Aurel bana gerçeği söyledi."
"Ne gerçeği?"
"Tahtın adil olmadığını."
Nicolas cevap verdi.
"Taht adil olmak zorunda değil."
Herkes ona baktı.
"İnsanlar adil olmalı."
Kaelion sustu.
Çünkü bu cevap beklediği cevap değildi.
Nicolas devam etti.
"Bir sembolün beni seçmesi beni değerli yapmaz."
"Bir sembolün seni seçmemesi de seni değersiz yapmaz."
Bu söz Kaelion'u durdurdu.
Uzun zamandır ilk kez biri ona böyle konuşuyordu.
Aurel sessizce izliyordu.
Çünkü Nicolas'ın farkını görüyordu.
Nicolas, geçmişte herkesin düştüğü yere düşmüyordu.
Gücün peşinden gitmiyordu.
Onu anlamaya çalışıyordu.
Tam o anda yerdeki eski taşlar parlamaya başladı.
Kuzey kapısının arkasındaki mühür açıldı.
Herkes geri çekildi.
Aurel'in yüzü değişti.
"Hayır."
Nicolas ona baktı.
"Ne oldu?"
Aurel fısıldadı.
"Miras odası."
Kaelion şaşırdı.
"Bu mümkün değil."
Morvian sordu.
"Nedir?"
Aurel cevap verdi.
"Swift ailesinin sakladığı son yer."
Kapı tamamen açıldı.
İçeriden eski eşyalar, kitaplar ve silahlar görünüyordu.
Ama ortada sadece bir şey vardı.
Bir kılıç.
Üzerinde tek bir yazı bulunuyordu.
"Gerçek varis için değil."
Nicolas yaklaştı.
Altındaki ikinci satırı okudu.
"Gerçek seçimi yapacak kişi için."
Kaelion sessizce baktı.
Çünkü ilk kez bir şeyin sadece Nicolas için değil...
Herkes için hazırlandığını anlıyordu.
Nicolas kılıca uzandığı anda bütün oda ışıkla doldu.
Ve eski bir ses duyuldu.
"İki varis geldi."
Herkes dondu.
Ses devam etti.
"Biri seçildi."
"Neyi seçeceğini görmek için..."
"Diğeri bekledi."
Nicolas ve Kaelion birbirine baktı.
Çünkü ikisi de anlamıştı.
Bu miras...
Sadece Nicolas'ın sınavı değildi.
İkisinin sınavıydı.
Miras odasının içindeki ışık yavaşça azaldı.
Fakat herkes hâlâ duydukları sözlerin etkisindeydi.
"İki varis geldi."
Bu cümle Nicolas'ın zihninde yankılanıyordu.
Çünkü yıllardır anlatılan hikâyeler artık değişiyordu.
Tek bir varis yoktu.
Tek bir kader yoktu.
Sadece seçimler vardı.
Nicolas kılıca baktı.
Üzerindeki eski yazılar hâlâ parlıyordu.
Kaelion sessizce yanına geldi.
"Onu sen alacaksın."
Nicolas ona baktı.
"Neden?"
Kaelion hafifçe gülümsedi.
"Çünkü bu kılıç de gücü isteyenleri seçmez."
Nicolas elini uzatmadı.
"Ya seni seçerse?"
Kaelion'un yüzündeki ifade değişti.
"Yıllarca bunu istedim."
Bir an sustu.
"Ama artık istemiyorum."
Nicolas şaşırdı.
"Nasıl yani?"
Kaelion eski duvarlara baktı.
"Çünkü bir şeyi elde etmek için yaşarken, onu kaybetmenin ne demek olduğunu unuttum."
Morvian sessizce onları izliyordu.
Çünkü Kaelion'da kendi geçmişini görüyordu.
Aynı öfke.
Aynı eksiklik.
Aynı yanlış yol.
Aurel yavaşça konuştu.
"Bu oda bir güç odası değil."
Herkes ona baktı.
"Bir hatırlatma."
Nicolas sordu.
"Neyi hatırlatıyor?"
Aurel cevap verdi.
"İlk Swiftlerin yaptığı hatayı."
Duvarlardan biri açıldı.
İçeride eski bir kitap vardı.
Lucien hemen yaklaştı.
"Bu..."
Nicolas ona baktı.
"Tanıyor musun?"
Lucien başını salladı.
"Kraliyet arşivlerinde sadece adı geçen kayıp kitap."
Kitabı açtığında eski yazılar ortaya çıktı.
İlk sayfada şu yazıyordu:
"Swift ailesinin gerçek mirası taç değildir."
Nicolas okumaya devam etti.
"Kılıç değildir."
"Güç değildir."
"Gerçek miras, seçme özgürlüğüdür."
Bir sessizlik oldu.
Aurel başını eğdi.
"İlk Kral bunu biliyordu."
Morvian sordu.
"Öyleyse neden her şeyi bir tahta bağladı?"
Aurel'in yüzü değişti.
"Çünkü insanlar onun sözünü dinlemedi."
"Zamanla taç, bir araç olmaktan çıktı."
"Bir amaç hâline geldi."
Nicolas kitabı kapattı.
"Ve herkes taç için savaştı."
"Evet."
Aurel ona baktı.
"Ama hiç kimse nedenini hatırlamadı."
Tam o anda odanın içinde başka bir yazı belirdi.
Bu kez sadece Nicolas ve Kaelion görebiliyordu.
İkisi de aynı anda yaklaştı.
Yazıda tek bir cümle vardı.
"Birlikte açılan kapı, tek başına kapanmaz."
Kaelion kaşlarını çattı.
"Bu ne demek?"
Nicolas düşündü.
"Belki de..."
Bir an durdu.
"Bu miras tek kişinin taşıyabileceği bir şey değil."
Kaelion ona baktı.
"Yani?"
Nicolas cevap verdi.
"Belki de ilk kez iki varis birlikte hareket etmeli."
Bu söz odada yankılandı.
Morvian şaşırdı.
"Yüzyıllardır kimse bunu denemedi."
Nicolas ona baktı.
"Belki de herkes denemeden vazgeçti."
Kaelion sessiz kaldı.
Çünkü hayatı boyunca duyduğu tek şey şuydu:
İkinci olmak.
Eksik olmak.
Yetersiz olmak.
Ama Nicolas ona ilk kez başka bir şey söylüyordu.
Birlikte olmak.
Tam o sırada dışarıdan büyük bir sarsıntı geldi.
Miras odasının duvarları titredi.
Aurel'in yüzü ciddileşti.
"Onlar geldi."
Nicolas kılıcını aldı.
"Kim?"
Aurel cevap verdi.
"İlk Muhafızlar."
Morvian hemen hazırlandı.
"Onları durduramayız."
Nicolas ona baktı.
"Eskiden olsa ne yapardın?"
Morvian kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
"Yok ederdim."
"Şimdi?"
Morvian kılıcını kaldırdı.
"Korurum."
Nicolas hafifçe gülümsedi.
Çünkü değişen sadece dünya değildi.
İnsanlar da değişebilirdi.
Kapılar kırılmaya başladı.
Dışarıdan ağır adımlar duyuldu.
Eski zırhlar.
Eski semboller.
Eski bir yemin.
İlk Muhafızların lideri içeri girdi.
Yüzü görünmüyordu.
Ama sesi bütün odayı doldurdu.
"Sonunda."
Nicolas karşısında durdu.
"Ne istiyorsunuz?"
Muhafız lideri cevap verdi.
"Yargı."
Nicolas kaşlarını çattı.
"Kimi?"
Muhafız kılıcını kaldırdı.
"Sizi."
Bir an sessizlik oldu.
"İki varisi de."
Kaelion ve Nicolas birbirine baktı.
Çünkü artık mesele kimin seçileceği değildi.
Mesele, ikisinin de seçimini kanıtlamasıydı.
Miras odasının içinde zaman durmuş gibiydi.
İlk Muhafızların gelişiyle birlikte havadaki bütün sıcaklık kaybolmuştu.
Onlar sadece asker değildi.
Yüzyıllar önce verilmiş bir yeminin yaşayan hâlleriydi.
Zırhlarının üzerinde eski semboller vardı.
Swift ailesinden bile daha eski.
Nicolas karşılarında dururken ilk kez gerçekten geçmişin ağırlığını hissetti.
Çünkü bu insanlar onu tanımıyorlardı. Onu sevip sevmemeleri önemli değildi. Onların tek görevi vardı.
Karar vermek.
Muhafızların lideri birkaç adım ilerledi.
"İki kişi."
Gözleri önce Nicolas'a, sonra Kaelion'a döndü.
"Aynı kan."
"Aynı miras."
"Ama farklı yollar."
Kaelion sertçe cevap verdi.
"Biz buraya savaşmaya gelmedik."
Muhafız lideri ona baktı.
"İkinci varis."
Bu kelime Kaelion'un yüzünü değiştirdi.
Yıllardır kaçtığı isim.
Yıllardır onu tanımlayan kelime.
Ama bu kez başını eğmedi.
"Ben artık ikinci değilim."
Muhafız sessiz kaldı.
"Öyleyse kendini kanıtla."
Bir anda odanın ortasında eski semboller yanmaya başladı.
Zemin ikiye ayrıldı.
Nicolas ve Kaelion farklı taraflara çekildi.
Elara endişeyle öne çıktı.
"Nicolas!"
Fakat Aurel onu durdurdu.
"Karışma."
Elara ona döndü.
"Onları yalnız mı bırakacağız?"
Aurel'in sesi sakindi.
"Bu onların savaşı değil."
"Bu onların seçimi."
Nicolas kendini eski bir salonda buldu.
Etrafında hiçbir şey yoktu.
Ne düşman.
Ne arkadaş.
Sadece sessizlik.
Sonra bir ses duyuldu.
"Ne istiyorsun?"
Nicolas etrafına baktı.
"Kimsin?"
Ses cevap verdi.
"Senin içindeki korku."
Nicolas kaşlarını çattı.
Bir görüntü oluştu.
Taht.
Kalabalık.
Diz çöken insanlar.
Ve kendisi.
Ama görüntüde Nicolas değişmişti.
Soğuk.
Uzak.
Gücü elinde tutan biri.
Ses devam etti.
"Bir gün herkes sana bakacak."
"Bir gün herkes senden emir bekleyecek."
"Ve sen fark etmeden..."
Bir an durdu.
"Onlara benzeyeceksin."
Nicolas görüntüye baktı.
Çünkü bu onun en büyük korkusuydu.
Gücü kaybetmek değil.
Kendini kaybetmek.
"Hayır."
Ses sustu.
Nicolas devam etti.
"Ben değişebilirim."
Görüntü ona yaklaştı.
"Herkes böyle söyler."
Nicolas düşündü.
Morvian.
Aurel.
İlk Krallar.
Hepsi bir noktada doğru olduğuna inanmıştı.
Hepsi kendi seçimlerinin gerekli olduğunu düşünmüştü.
Ama sonuçta kaybetmişlerdi.
Nicolas gözlerini kapattı.
"Belki değişirim."
Ses şaşırdı.
"Ne?"
"Belki bir gün hata yaparım."
Bir an sessizlik oldu.
"Ama önemli olan hiç hata yapmamak değil."
Nicolas gözlerini açtı.
"Hata yaptığımda bunu kabul edebilmek."
Görüntü yavaşça dağıldı.
Çünkü cevap buydu.
Mükemmel olmak değil.
İnsan kalmak.
Aynı anda Kaelion da kendi sınavındaydı.
Karşısında eski hâli duruyordu.
Genç.
Öfkeli.
Sürekli kendini kanıtlamaya çalışan biri.
Genç Kaelion ona baktı.
"Sen seçilmeliydin."
Kaelion sessiz kaldı.
"Eğitim aldın."
"Güç kazandın."
"Yıllarca bekledin."
"Onun yerine sen olmalıydın."
Kaelion başını eğdi.
Yıllardır içindeki ses buydu.
Nicolas değil.
Kader değil.
Kendi öfkesi.
Genç hâli ona yaklaştı.
"Onu kıskandın."
"Evet."
"Onu suçladın."
"Evet."
"Onun sahip olduğu şeyi istedin."
Kaelion gözlerini kapattı.
"Evet."
Sessizlik oldu.
Sonra ilk kez farklı bir şey söyledi.
"Ama artık istemiyorum."
Genç hâli şaşırdı.
"Neden?"
Kaelion cevap verdi.
"Çünkü onun sahip olduğu şey taç değil."
Bir an durdu.
"Seçim."
Görüntü yavaşça kayboldu.
İki kapı aynı anda açıldı.
Nicolas ve Kaelion tekrar aynı odadaydı.
İlk Muhafızların lideri onları izliyordu.
"Karar verildi."
Nicolas sordu.
"Ne kararı?"
Muhafız lideri cevap verdi.
"İkiniz de başarısız olabilirdiniz."
Herkes şaşırdı.
"Nasıl?"
Muhafız devam etti.
"Çünkü bu sınav güç için değildi."
"Zafer için değildi."
"Taht için hiç değildi."
Gözlerini Nicolas ve Kaelion'a çevirdi.
"Bu sınav, insan kalabilmek içindi."
Odanın ortasındaki eski kılıç parladı.
Ama bu kez sadece Nicolas'a değil.
Kaelion'a da tepki verdi.
Herkes şaşırdı.
Morvian fısıldadı.
"İlk kez..."
Aurel tamamladı.
"İki varis kabul edildi."
Nicolas kılıca baktı.
Kaelion da baktı.
Artık aralarındaki rekabet yoktu.
Yerini başka bir şeye bırakmıştı.
Anlayış.
Muhafız lideri eski bir kutu çıkardı.
"Bu size ait."
Nicolas kutuyu açtı.
İçinden eski bir mühür çıktı.
Üzerinde iki sembol vardı.
Swift ve bilinmeyen başka bir işaret.
Kaelion sordu.
"Bu ne?"
Muhafız lideri cevap verdi.
"Kaybolan miras."
Nicolas dikkatle baktı.
"Ne işe yarıyor?"
Muhafızın cevabı herkesin sessiz kalmasına neden oldu.
"Gerçek düşmanı uyandırır."
Tam o anda bütün oda sarsıldı.
Aurel'in yüzü değişti.
"Hayır."
Nicolas ona döndü.
"Ne oldu?"
Aurel dışarı baktı.
Gökyüzünde yeni bir sembol belirmişti.
Ama bu Aurel'in sembolü değildi.
Ne Swift ailesinindi.
Ne de Unutulanların.
Aurel fısıldadı.
"Bu..."
Morvian ona baktı.
"Ne?"
Aurel'in sesi ilk kez korkuyla doldu.
"İlk Karanlığın işareti."
Nicolas kutudaki mühre baktı.
Ve anladı.
13. bölüm boyunca aradıkları miras...
Sadece geçmişten kalan bir güç değildi.
Aynı zamanda yaklaşan savaşın anahtarıydı.
Ve şimdi...
Asıl düşman uyanıyordu.