12. bölüm · Nicolas Swift
İLK GÖLGE
Cross my heart, hope to die
To my lover, I'd never lie
He said, "Be true", I swear I'll try
In the end, it's him and I
He's out his head, I'm out my mind
We got that love, the crazy kind
I am his, and he is mine
In the end, it's him and I...
Halsey, G-Eazy
(Him & I)
Thendarit'in üzerinde oluşan karanlık sembol, bütün krallığı sessizliğe sürüklemişti.
Kimse ne olduğunu bilmiyordu.
Ama herkes bir şeyin değiştiğini hissediyordu.
Çünkü o sembol...
Sadece eski kitaplarda geçen bir işaretti.
Ve o kitaplarda tek bir isimle anılıyordu.
İlk Gölge.
Nicolas, kuleye bakarken yanında Morvian duruyordu.
Yıllardır birbirine düşman olan iki kişi, şimdi aynı tehdidi izliyordu.
Nicolas sessizliği bozdu.
"Bu kişi kim?"
Morvian uzun süre cevap vermedi.
Çünkü bu ismi söylemek bile geçmişte kalan acıları geri getiriyordu.
"Onun adı Aurel."
Nicolas ona baktı.
"İlk Taşıyıcı."
Morvian başını salladı.
"Evet."
"Senin ustandı."
"Evet."
Nicolas kaşlarını çattı.
"Öyleyse neden düşmanın oldu?"
Morvian gökyüzüne baktı.
"Çünkü bana gücün ne olduğunu öğretti."
Bir an durdu.
"Sonra da gücün insanları nasıl yok ettiğini gösterdi."
Arven yanlarına geldi.
"Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacımız var."
Morvian ona baktı.
"Aurel savaşarak yenilecek biri değil."
Nicolas sordu.
"Öyleyse nasıl durduracağız?"
Morvian'ın cevabı gecikti.
"Onu anlamamız gerekiyor."
Nicolas şaşırdı.
"Anlamak mı?"
"Çünkü Aurel hiçbir zaman dünyayı ele geçirmek istemedi."
Elara dikkatle dinliyordu.
"Öyleyse ne istiyor?"
Morvian'ın yüzü ciddileşti.
"Dünyayı eski hâline döndürmek."
Nicolas kaşlarını çattı.
"Bu kötü bir şey gibi gelmedi."
Morvian başını salladı.
"Çünkü eski hâlin ne olduğunu bilmiyorsun."
Sessizlik oldu.
"İnsanların seçim yapmadığı..."
"Gücün sahiplerini yönettiği..."
"Hiçbir şeyin değişmediği bir dünya."
Nicolas yavaşça anladı.
"Yani düzen istiyor."
"Evet."
Morvian ona baktı.
"Ama özgürlük olmadan."
O gece Nicolas eski arşivlere indi.
Çünkü Aurel hakkında yazılan her şeyi öğrenmek istiyordu.
Lucien ve Aldren ona yardım ediyordu.
Eski kitapların arasında küçük bir parşömen buldular.
Üzerinde tek bir cümle vardı.
"İlk güç, insanlara verildiğinde insanlık değişti."
Nicolas okumaya devam etti.
"Bu yüzden ilk taşıyıcı onu geri almak istedi."
Lucien sessizce konuştu.
"Aurel, ilk varislerden önce vardı."
Nicolas şaşırdı.
"Yani Swift ailesinden bile önce."
"Evet."
Aldren eski bir çizimi açtı.
Resimde üç kişi vardı.
İlk Kral.
Aurel.
Ve genç bir Morvian.
Nicolas çizime baktı.
"Morvian onun öğrencisiydi."
Morvian sessizce başını salladı.
"Ben gücün insanları kurtaracağını düşündüm."
"Sonra ne oldu?"
Morvian'ın sesi değişti.
"Aurel bana gerçeği gösterdi."
"Ne gerçeği?"
Morvian cevap verdi.
"Gücün insanları kurtarmadığını."
Bir an durdu.
"Gücün sadece insanların gerçek yüzünü ortaya çıkardığını."
Nicolas düşündü.
Bu sözler tehlikeliydi.
Çünkü içinde bir parça gerçek vardı.
Tam o anda sarayın tüm ışıkları söndü.
Bir anda herkes durdu.
Dışarıdan bir ses geldi.
"Nicolas Swift."
Bu sesi daha önce hiç duymamıştı.
Ama içindeki güç onu tanıyordu.
Morvian'ın yüzü değişti.
"Aurel..."
Ses tekrar duyuldu.
"Sonunda seni gördüm."
Nicolas kılıcını çekti.
"Sen kimsin?"
Karanlığın içinden cevap geldi.
"Ben senin başlamadan önceki hâlinim."
Bir an sessizlik oldu.
"Ve senin nasıl biteceğini biliyorum."
Sarayın içindeki karanlık birkaç saniye daha devam etti.
Kimse hareket edemiyordu.
Çünkü herkes aynı şeyi hissediyordu.
Bu, sıradan bir düşman değildi.
Bu, geçmişten gelen bir güçtü.
Nicolas kılıcını sıkıca tuttu.
"Ortaya çık."
Sessizlik oldu.
Sonra odanın köşesinde karanlık bir şekil belirdi.
Yavaşça insan hâline dönüştü.
Uzun siyah bir pelerin.
Sakin bir yüz.
Ama gözlerinde binlerce yıllık bir yorgunluk vardı.
Aurel.
İlk Taşıyıcı.
Nicolas ona baktı.
"Sen misin?"
Aurel hafifçe gülümsedi.
"Beklediğimden daha çok babana benziyorsun."
Nicolas'ın ifadesi değişti.
"Babamı tanıyor musun?"
Aurel başını salladı.
"Kael Swift'i tanırdım."
Morvian hemen araya girdi.
"Onunla konuşma."
Aurel ona döndü.
"Yine aynı hatayı yapıyorsun, Morvian."
Morvian'ın yüzü sertleşti.
"Benim hatam seni dinlemekti."
Bu söz odadaki herkesi şaşırttı.
Nicolas ikisine baktı.
Aralarındaki geçmiş tahmin ettiğinden çok daha derindi.
Aurel sakince konuştu.
"Morvian sana anlatmadı, değil mi?"
Nicolas sustu.
"Ne anlatmadı?"
Aurel ona baktı.
"Onun neden gerçekten kaybettiğini."
Morvian sertçe konuştu.
"Yeter."
Ama Aurel devam etti.
"Morvian gücü kontrol etmeye çalışmadı."
"Ne yaptı?"
"Sevdiği birini kurtarmaya çalıştı."
Nicolas'ın yüzü değişti.
Morvian ilk kez sessiz kaldı.
Elara yavaşça sordu.
"Kim?"
Aurel cevap verdi.
"İlk Kral'ın kızı."
Herkes sustu.
Nicolas şaşırdı.
"Ne?"
Aurel devam etti.
"Morvian, onun ölümünü engellemek istedi."
"Ama bunun için yasak gücü kullandı."
Morvian gözlerini kapattı.
Nicolas ona baktı.
"Bu doğru mu?"
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda Morvian cevap verdi.
"Evet."
Nicolas şaşırdı.
"Sen..."
Morvian başını eğdi.
"Birini kaybetmekten korktum."
Aurel konuştu.
"Ve o korku bütün bir çağın değişmesine neden oldu."
Nicolas sessiz kaldı.
Çünkü ilk kez Morvian'ın başlangıcını görüyordu.
Bir canavarın doğuşunu değil.
Bir insanın kırılışını.
Aurel ona yaklaştı.
"İşte bu yüzden seni anlamam gerekiyor."
Nicolas kaşlarını çattı.
"Beni mi?"
"Evet."
"Neden?"
Aurel gözlerini onun içine çevirdi.
"Çünkü sen de aynı seçimi yapacaksın."
Nicolas'ın yüzü değişti.
"Ne seçimi?"
Aurel cevap verdi.
"Bir kişiyi kurtarmak mı..."
"Yoksa bütün dünyayı mı?"
Odadaki herkes sessizleşti.
Çünkü bu söz Morvian'ın geçmişindeki seçimle aynıydı.
Nicolas bir adım geri çekildi.
"Ben sizin gibi değilim."
Aurel hafifçe gülümsedi.
"Şimdilik."
Nicolas öfkelendi.
"Ben asla sen veya Morvian olmayacağım."
Aurel başını salladı.
"İşte bunu söyleyen herkes..."
Bir an durdu.
"Bir gün aynı yere gelir."
Tam o anda Nicolas'ın kolyesi parlamaya başladı.
Aurel dikkatle baktı.
"İlginç."
Nicolas eline baktı.
"Ne?"
Aurel fısıldadı.
"İçindeki güç seni seçmemiş."
Herkes şaşırdı.
"Sen onu seçmişsin."
Nicolas sustu.
Aurel devam etti.
"Bu yüzden senden korkuyorlar."
Morvian ona baktı.
"Ne demek istiyorsun?"
Aurel'in yüzü ciddileşti.
"Çünkü Nicolas..."
Bir an durdu.
"Sen gücü taşıyan ilk kişi değilsin."
"Sen gücü reddedebilen ilk kişisin."
O anda sarayın dışından büyük bir patlama sesi geldi.
Aurel pencereye baktı.
"Geç kaldık."
Nicolas kılıcını kaldırdı.
"Ne oldu?"
Aurel'in cevabı soğuktu.
"Çünkü benimle konuşurken..."
"Gölge ordusu çoktan şehre girdi."
Sarayın duvarları sarsılıyordu.
Dışarıdan gelen sesler giderek yaklaşıyordu.
Thendarit ilk kez gerçek anlamda savunmasız kalmıştı.
Çünkü karşılarındaki ordu normal askerlerden oluşmuyordu.
Onlar Aurel'in unuttuğu çağdan gelenlerdi.
Gölge taşıyıcıları.
Nicolas pencereye baktı.
Şehrin üzerinde hareket eden karanlık semboller vardı.
"Kaç kişiler?"
diye sordu.
Arven hızla cevap verdi.
"Sayamayız."
Nicolas ona döndü.
"Sayamayız mı?"
"Çünkü onlar sadece dışarıda değiller."
Arven'in sesi ciddiydi.
"Şehrin içinde de varlar."
Bir an herkes sustu.
Aurel sakin bir şekilde konuştu.
"Onlar savaşmak için gelmedi."
Nicolas ona baktı.
"Öyleyse neden?"
Aurel cevap verdi.
"Bir şeyi geri almak için."
Nicolas elindeki kolyeye baktı.
"Ben."
Aurel başını salladı.
"Evet."
Morvian kılıcını çekti.
"Onu alamayacaklar."
Aurel ona baktı.
"Bu kez beni dinleyeceksin."
Morvian sertçe cevap verdi.
"Artık senin öğrencin değilim."
Aurel'in yüzünde kısa bir hüzün belirdi.
"Keşke bunu daha önce söyleyebilseydin."
Nicolas ikisinin arasındaki geçmişi hissediyordu.
Ama şimdi geçmişi çözme zamanı değildi.
Şimdi karar verme zamanıydı.
Nicolas salona döndü.
"Kapıları kapatın."
Askerler harekete geçti.
"Ama saldırmayacağız."
Arven şaşırdı.
"Ne?"
Nicolas devam etti.
"Onların istediği şey savaşa sürüklenmemiz."
Lucien dikkatle baktı.
"Planın ne?"
Nicolas cevap verdi.
"Önce insanları koruyacağız."
Elara ona baktı.
"Ya onlar içeri girerse?"
Nicolas kılıcını kaldırdı.
"O zaman onları durduracağız."
Sarayın dışında büyük bir ses duyuldu.
Gölge ordusunun liderlerinden biri kapının önünde belirdi.
"Son varis."
Sesi bütün şehre yayıldı.
"Buraya gel."
Nicolas surlara çıktı.
Karşısındaki kişi ona baktı.
"Senin yüzünden bu çağ yeniden başlayacak."
Nicolas cevap verdi.
"Benim yüzümden değil."
Bir an durdu.
"İnsanların seçimleri yüzünden."
Gölge savaşçısı güldü.
"Ne kadar da İlk Kral gibi konuşuyorsun."
Nicolas'ın yüzü değişti.
"Onu tanıyor musun?"
"Evet."
"Çünkü onun yaptığı hatayı düzeltmeye geldik."
Nicolas sessiz kaldı.
"Onun hatası neydi?"
Gölge savaşçısı cevap verdi.
"İnsanlara özgürlük vermek."
Bu söz Nicolas'ın dikkatini çekti.
"Özgürlük hata değildir."
Gölge savaşçısı başını eğdi.
"Özgürlük kaos getirir."
"İnsanlar seçim yaptığında acı çeker."
"Biz onları bu acıdan kurtaracağız."
Nicolas ona baktı.
"Hayır."
Bir adım attı.
"Siz onları insan olmaktan çıkaracaksınız."
Savaşçı ilk kez sustu.
Çünkü Nicolas'ın cevabı beklediğinden farklıydı.
Tam o sırada Aurel surlara çıktı.
Herkes şaşırdı.
Gölge savaşçısı geri çekildi.
"Usta."
Aurel ona baktı.
"Artık benim öğrencim değilsiniz."
Savaşçı başını eğdi.
"Çünkü siz de bizi terk ettiniz."
Aurel'in yüzü değişti.
"Hayır."
Bir an durdu.
"Ben sizi kurtarmaya çalıştım."
Savaşçı karanlık bir şekilde güldü.
"Hayır Aurel."
"Sen sadece kendi hatanı düzeltmeye çalıştın."
Bu söz Aurel'i susturdu.
Nicolas bunu fark etti.
Çünkü ilk kez Aurel'in de yaraları olduğunu gördü.
Savaşçı geri çekildi.
"Yarın gece tekrar geleceğiz."
Nicolas bağırdı.
"Neden bekliyorsunuz?"
Savaşçı cevap verdi.
"Çünkü yarın..."
Gözleri Nicolas'a döndü.
"Son varisin seçimi başlayacak."
Karanlık kayboldu.
Şehir yeniden sessizliğe gömüldü.
Ama herkes biliyordu.
Bu sadece başlangıçtı.
Nicolas gökyüzüne baktı.
Artık kaçamayacağı bir gerçek vardı.
Bu savaş sadece Thendarit'in değil...
Bütün dünyanın savaşıydı.
Gece, Thendarit'in üzerine ağır bir sessizlik bırakmıştı.
Savaş başlamamıştı.
Ama herkes yaklaşan fırtınayı hissediyordu.
Nicolas sarayın eski kütüphanesinde tek başına oturuyordu.
Önünde yüzlerce yıllık kitaplar vardı.
Ama hiçbirinde aradığı cevabı bulamıyordu.
Çünkü artık soruları değişmişti.
Eskiden "Düşman kim?" diye soruyordu.
Şimdi ise...
"Doğru olan ne?" diye soruyordu.
Kapı açıldı.
Morvian içeri girdi.
Nicolas ona baktı.
"Sen de mi uyuyamıyorsun?"
Morvian hafifçe gülümsedi.
"Yıllardır uyumuyorum."
Nicolas sessiz kaldı.
Bir süre sonra konuştu.
"Aurel bana bir şey söyledi."
Morvian durdu.
"Ne söyledi?"
"Benim senden farklı olduğumu."
Morvian ona baktı.
"Doğru."
Nicolas şaşırdı.
"Bu kadar kolay kabul etmen garip."
Morvian pencereye yöneldi.
"Çünkü sen benim olmadığım şeyi oldun."
"Neyi?"
"Bir seçim yapma hakkını."
Nicolas kaşlarını çattı.
"Senin seçimin yok muydu?"
Morvian sessiz kaldı.
Sonra yavaşça konuştu.
"Vardı."
"Ben seçmedim."
Nicolas ona baktı.
"Ne demek istiyorsun?"
Morvian'ın sesi ağırlaştı.
"Ben gücü seçmedim."
"Acı beni seçti."
Sessizlik oldu.
Morvian devam etti.
"Aurel bana gücün dünyayı değiştirebileceğini öğretti."
"İlk Kral ise gücün insanlara bırakılması gerektiğine inandı."
"Ben ikisinin arasında kaldım."
Nicolas düşündü.
"Ve kaybettin."
Morvian başını salladı.
"Evet."
Bir an sustu.
"Ama sen kaybetmek zorunda değilsin."
Nicolas ilk kez Morvian'ın ona gerçekten yardım etmek istediğini hissetti.
Tam o sırada kapı açıldı.
Aurel içeri girdi.
İkisi de ona döndü.
Aurel sakin bir şekilde konuştu.
"Artık zamanı geldi."
Nicolas ayağa kalktı.
"Ne zamanı?"
Aurel masaya eski bir kitap bıraktı.
"Gerçeğin tamamını öğrenme zamanı."
Kitabın kapağında tek bir sembol vardı.
Swift ailesinden önceki sembol.
Nicolas kitabı açtı.
İlk sayfada bir cümle yazıyordu.
"İlk güç insanlara verilmedi."
Nicolas okumaya devam etti.
"İnsanlar ilk güce verildi."
Nicolas şaşırdı.
"Bu ne demek?"
Aurel cevap verdi.
"Başlangıçta güç bir araç değildi."
"Bir canlıydı."
Morvian sessizce dinliyordu.
"Ve insanları seçiyordu."
Nicolas'ın yüzü değişti.
"Yani güç..."
"Evet."
Aurel başını salladı.
"Güç sadece kullananı değil, kullanıcısını da değiştirir."
Nicolas kitabı kapattı.
"Öyleyse neden beni seçti?"
Aurel ona baktı.
"Çünkü sen onu kontrol etmeye çalışmadın."
"Onu anlamaya çalıştın."
Bu söz Nicolas'ın aklında kaldı.
Ama Aurel'in yüzü bir anda ciddileşti.
"Fakat bir şeyi bilmelisin."
"Neyi?"
"Senin seçimin sadece seni etkilemeyecek."
Nicolas sustu.
Aurel devam etti.
"Bir gün gelecek."
"Ve o gün gücü kullanırsan..."
Bir an durdu.
"Dünya değişecek."
"Yok edersen..."
"Yine dünya değişecek."
Nicolas kaşlarını çattı.
"Başka yol yok mu?"
Aurel ona baktı.
"Belki vardır."
"İşte bu yüzden seni bekledik."
Nicolas şaşırdı.
"Beni mi?"
"Evet."
Aurel'in sesi yumuşadı.
"Çünkü binlerce yıldır ilk kez biri gücü elde etmek için değil..."
Bir an durdu.
"Onu doğru kullanmak için seçildi."
Tam o sırada dışarıdan bir çan sesi duyuldu.
Ama bu kez savaş çanı değildi.
Bu, eski krallığın çağrı çanıydı.
Aldren içeri girdi.
Yüzü ciddiydi.
"Nicolas."
"Halk seni bekliyor."
Nicolas ayağa kalktı.
"Neden?"
Aldren cevap verdi.
"Çünkü artık herkes biliyor."
"Sen sadece varis değilsin."
Bir an durdu.
"Sen yeni çağın başlangıcısın."
Nicolas sarayın balkonuna çıktı.
Aşağıda binlerce insan vardı.
Korku vardı.
Belirsizlik vardı.
Ama umut da vardı.
Nicolas onlara baktı.
Ve ilk kez gerçekten anladı.
Taç bir ödül değildi.
Bir yük de değildi.
Taç...
Bir seçimdi.
