3. bölüm · Nicolas Swift
MİRAS
Savaşın sesi Thendarit'in üzerinde yankılanıyordu. Kılıçların çarpışması, askerlerin bağırışları ve taş duvarlara çarpan büyülerin sesi birbirine karışmıştı. Fakat Nicolas Swift için bütün bu sesler uzaklaşmış gibiydi. Sanki dünya birkaç saniyeliğine yavaşlamış, geriye yalnızca elindeki kılıcın ağırlığı ve kalbindeki öfke kalmıştı.
Karşısındaki asker saldırdığında Nicolas refleksle geri çekildi. Kılıç havayı keserek yanından geçti. Birkaç gün önce böyle bir saldırı karşısında ne yapacağını bilemezdi. Ama şimdi vücudu düşünmeden hareket ediyordu. Aldren'in yıllarca verdiği eğitim, farkında olmadan içine işlemişti.
"Sol tarafını koru."
Aldren'in sesi zihninde yankılandı.
Nicolas aniden hareket etti ve saldıran askerin hamlesini engelledi.
Bir an durdu.
Bu sadece bir hatırlama değildi.
Sanki Aldren hâlâ yanındaydı.
"Neden şimdi?" diye fısıldadı.
Cevap gelmedi.
Çünkü savaş devam ediyordu.
Arden birkaç metre ileride iki askeri aynı anda etkisiz hâle getirirken Elara çevresindeki saldırıları savuşturuyordu. İkisi de yıllardır bu an için hazırlanmış gibiydi. Nicolas ise hâlâ kendi kimliğiyle savaş halindeydi.
Bir varis.
Bir kral.
Bir mirasçı.
Bu kelimeler ona ait gibi hissettirmiyordu.
O sadece Nicolas'tı.
Ormanda büyüyen, kitap okumayı seven, hayatı boyunca kendisine anlatılmayan gerçekleri arayan biriydi.
Ama kader onun için başka bir yol seçmişti.
Tam o anda savaş alanında güçlü bir enerji yayıldı.
Herkes durdu.
Nicolas başını kaldırdı.
Surların üzerinde biri duruyordu.
Siyah pelerinli bir adam.
Yüzünü göremiyordu.
Fakat onu tanıyordu.
Yara izi.
Soğuk bakışlar.
Kızıl Güneş'in komutanı.
Adam yavaşça konuştu.
"Yeter."
Sesi bütün savaş alanına yayıldı.
Askerler geri çekilmeye başladı.
Thendarit askerleri şaşkınlıkla birbirlerine baktı.
Arden Nicolas'ın yanına geldi.
"Bu iyi değil."
"Neden?"
"Çünkü savaşı bırakmak istemezler."
Komutan aşağı indi.
Nicolas kılıcını kaldırdı.
"Buraya beni almaya geldin."
Adam başını salladı.
"Hayır."
Bu cevap Nicolas'ı şaşırttı.
"Ne?"
"Seni öldürmeye değil."
Komutan ona yaklaştı.
"Seni uyandırmaya geldim."
Nicolas'ın yüzü sertleşti.
"Ne demek bu?"
Adam kolyeye baktı.
"Sen hâlâ onun sana söylediği yalanlara inanıyorsun."
Nicolas'ın eli sıkıldı.
"Aldren hakkında konuşma."
"Çünkü onu seviyorsun."
Komutanın sesi sakindi.
"Ama sevdiğin herkes sana doğruyu söylemedi."
Nicolas saldırmak için hareket etti.
Fakat Elara onu durdurdu.
"Bekle."
Nicolas ona baktı.
"Neden?"
"Çünkü konuşuyor."
Komutan hafifçe gülümsedi.
"Akıllı bir kız."
Elara'nın bakışları sertleşti.
"Senin gibi insanlara güvenmem."
"Etmemelisin."
Komutan Nicolas'a döndü.
"Çünkü güvenilecek biri değilim."
Bir an durdu.
"Ama gerçekleri bilen tek kişi olabilirim."
Nicolas sessiz kaldı.
"Babam ve annem hakkında ne biliyorsun?"
Komutanın yüzündeki ifade değişti.
"Onlar sandığın gibi öldürülmedi."
Nicolas'ın kalbi hızlandı.
"Ne?"
"Onlar bir savaşı başlatmadı."
Komutan yavaşça devam etti.
"Onlar bir savaşı durdurmaya çalıştı."
"Kim tarafından öldürüldüler?"
Komutan cevap vermeden önce Thendarit'in kulelerine baktı.
"İçeriden biri tarafından."
Bu söz herkesin sessizleşmesine neden oldu.
Arden'in yüzü değişti.
"Yalan söylüyorsun."
Komutan ona baktı.
"Sen de biliyorsun."
Arden cevap veremedi.
Nicolas ikisine baktı.
"Ne biliyorsunuz?"
Kimse konuşmadı.
Bu sessizlik Nicolas'ın öfkesini artırdı.
"Yine mi?"
Sesi yükseldi.
"Herkes bir şey biliyor ama kimse bana söylemiyor."
Kolyenin ışığı güçlendi.
"Ben artık korunmak istemiyorum."
Bir adım attı.
"Gerçeği istiyorum."
Tam o anda gökyüzünde büyük bir gürültü duyuldu.
Karanlık bulutlar şehrin üzerinde toplandı.
Komutan başını kaldırdı.
"Geç kaldık."
Elara ona baktı.
"Neye?"
Komutanın gözleri Nicolas'a döndü.
"Onu buldular."
Nicolas kaşlarını çattı.
"Kimi?"
Komutanın cevabı soğuktu.
"Seni değil."
Bir an durdu.
"İçindeki şeyi."
Ve o anda Thendarit'in en eski kulesinden bir ışık yükseldi.
Yüzyıllardır kapalı duran kapılar açıldı.
Şehirdeki herkes diz çöktü.
Çünkü eski bir güç geri dönmüştü.
Nicolas ise ilk kez korktu.
Çünkü o güç ona yabancı değildi.
Onu tanıyordu.
Tıpkı kolyenin onu tanıdığı gibi.
Thendarit'in merkezindeki eski kule, yüzyıllardır hiç açılmamış bir sırrın kapısı gibiydi. Taş duvarları zamanın izlerini taşıyor, üzerinde bulunan eski semboller soluk ışıklarla yanıp sönüyordu. Şehirdeki herkes sessizdi. Çünkü o kule yalnızca bir yapı değildi. Thendarit'in geçmişinin, gücünün ve kaybolan krallığının kalbiydi.
Nicolas kuleye bakarken içinde garip bir his oluştu. Daha önce hiç gelmediği bir yere bakıyordu ama burası ona yabancı gelmiyordu. Sanki çocukluğundan beri burayı biliyordu. Sanki hafızasının ulaşamadığı bir bölümünde bu taş duvarların arasında yürümüştü.
Elara onun yanına geldi.
"İyi misin?"
Nicolas gözlerini kuleden ayırmadı.
"Hayır."
Elara şaşırdı.
"En azından dürüst cevap verdin."
Nicolas acı bir şekilde gülümsedi.
"Son birkaç gündür hayatımın tamamının yalan olduğunu öğrendim. İyi olmamı bekleme."
Elara bir süre sessiz kaldı.
"Yalan değildi."
Nicolas ona baktı.
"Öyle mi?"
"Hayır. Sadece sana anlatılmamış gerçekler vardı."
"Bu ikisi arasında büyük fark görmüyorum."
Elara cevap vermedi.
Çünkü Nicolas'ın haklı olduğunu biliyordu.
Arden yanlarına geldi.
"Konsey seni kuleye götürmek istiyor."
Nicolas kaşlarını çattı.
"Neden?"
"Çünkü kule seni çağırdı."
"Ben bir insanım. Binaların beni çağırması normal değil."
Arden hafifçe başını eğdi.
"Thendarit'te normal diye bir şey yoktur."
Nicolas istemese de yürümeye başladı.
Kulenin kapısına geldiklerinde beklediği gibi kilitli değildi.
Kapı kendiliğinden açıldı.
İçeriden soğuk bir hava yayıldı.
Nicolas içeri adım attığı anda kolyesi parlamaya başladı.
Duvarlardaki semboller tek tek aydınlandı.
Elara ve Arden dışarıda kaldı.
Nicolas onlara baktı.
"Siz gelmiyor musunuz?"
Arden başını salladı.
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü kule herkesi kabul etmez."
Nicolas içeri baktı.
"Ya beni kabul etmezse?"
Elara ona baktı.
"Zaten seni seçmeseydi kapı açılmazdı."
Nicolas derin bir nefes aldı ve içeri girdi.
Kapı arkasından kapandı.
Kulenin içi dışarıdan çok daha büyüktü. Taş merdivenler yukarı doğru uzanıyor, duvarlarda eski kralların resimleri bulunuyordu. Her adımında geçmişin izlerini hissediyordu.
Bir süre sonra büyük bir salona ulaştı.
Salonun ortasında yuvarlak bir taş vardı.
Üzerinde aynı sembol bulunuyordu.
Kolyedeki sembol.
Nicolas yavaşça yaklaştı.
Taşa dokunduğu anda görüntüler zihnine dolmaya başladı.
Bir saray.
Kutlama yapan insanlar.
Mutlu bir aile.
Bir kadın...
Annesi.
Lyra.
Onu kucağında taşıyordu.
Nicolas nefesini tuttu.
"Anne..."
Kadının yüzünü net göremiyordu ama sesini duyabiliyordu.
"Bir gün geri dönecek."
Başka bir ses duyuldu.
Babası.
Kael.
"Ya dönmezse?"
Kadın bebeğe baktı.
"O zaman o bizi hatırlayacak."
Görüntü değişti.
Alevler.
Bağırışlar.
Savaş.
Küçük Nicolas bir adamın kollarında taşınıyordu.
Aldren.
"Onu götürmelisin."
Bir kadın ağlıyordu.
"Onu koru."
Aldren'in sesi duyuldu.
"Yemin ederim."
Görüntü tekrar değişti.
Bu kez bir oda vardı.
Babası ve birkaç kişi tartışıyordu.
"Krallığın gücünü kullanamayız."
"Başka seçeneğimiz yok."
"Bu güç kontrolden çıkarsa herkes ölür."
Nicolas anlamaya çalışıyordu.
Hangi güçten bahsediyorlardı?
Sonra karanlık bir figür ortaya çıktı.
Yüzü görünmüyordu.
Ama herkes ondan korkuyordu.
Sesini duydu.
"Tahtın gerçek sahibi asla yaşamamalı."
Nicolas görüntünün içinde bir adım geri çekildi.
Ve aniden her şey sona erdi.
Kule yeniden sessizliğe gömüldü.
Nicolas nefes nefese kalmıştı.
Artık bazı cevapları vardı.
Ama cevaplar yeni sorular doğurmuştu.
Tam o anda salonun diğer ucundan bir ses geldi.
"Yıllardır seni bekliyordum."
Nicolas hızla döndü.
Karanlığın içinden biri çıktı.
Yaşlı.
Yorgun.
Ama tanıdık.
Nicolas'ın gözleri büyüdü.
"Aldren..."
Yaşlı adam ona baktı.
Fakat yüzünde beklediği mutluluk yoktu.
Sadece pişmanlık vardı.
"Nicolas."
Nicolas birkaç saniye konuşamadı.
Sonra bütün öfkesi geri döndü.
"Sen hayattasın."
Aldren başını eğdi.
"Evet."
"Senin öldüğünü düşündüm."
"Biliyorum."
"Ben seni kaybettiğimi sanırken sen buradaydın."
Aldren sessiz kaldı.
Nicolas'ın sesi titredi.
"Neden?"
Bu tek kelime, içinde biriken bütün acıyı taşıyordu.
"Neden bana hiçbir şey anlatmadın?"
Aldren gözlerini kapattı.
"Çünkü gerçekleri öğrendiğinde artık çocuk olmayacağını biliyordum."
Nicolas ona baktı.
"Ben zaten o gece büyüdüm."
Sessizlik oldu.
Aldren'in yüzündeki acı daha da belirginleşti.
"Ve bunun olmasını istemezdim."
Nicolas uzun süre Aldren'e baktı. Karşısındaki adam aynı kişiydi. Yıllarca ona kitap okuyan, yaralandığında yaralarını saran, geceleri ateşin başında ona eski hikâyeler anlatan adamdı. Ama aynı zamanda ona en büyük gerçeği saklayan kişiydi. Nicolas'ın içinde iki farklı duygu savaşıyordu. Bir tarafı Aldren'i görmekten dolayı rahatlamıştı. Diğer tarafı ise ona kırgındı.
"Sen yaşıyordun."
Aldren sessizce başını salladı.
"Evet."
"Ve beni tek başıma bıraktın."
Bu söz Aldren'in yüzünü değiştirdi.
"Nicolas..."
"Hayır. Bu kez beni dinle."
Nicolas bir adım yaklaştı.
"Hayatım boyunca kim olduğumu bilmeden yaşadım. Herkes bana bir şeyler sakladı. Annem, babam, Thendarit, bu şehir... Hepsi benim dışımda karar verdi."
Aldren gözlerini yere indirdi.
"Ben seni korumaya çalıştım."
"Ben bunu istemedim."
"Çocukken isteseydin de anlayamazdın."
Nicolas'ın sesi sertleşti.
"Artık çocuk değilim."
Aldren ona baktı.
"Biliyorum."
Bu iki kelime Nicolas'ı susturdu.
Çünkü Aldren'in sesinde gurur değil, hüzün vardı.
"Sen büyüdün."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Fakat büyümek bazen gerçeği kaldırabileceğin anlamına gelmez."
Nicolas başını salladı.
"Ben karar vermeliydim."
Aldren cevap vermedi.
Çünkü bu kez Nicolas haklıydı.
Bir süre sonra yaşlı adam yavaşça konuştu.
"Annen ve baban seni çok sevdi."
Nicolas'ın bakışları değişti.
"Onları hatırlamıyorum."
"Hatırlamaman, seni sevmedikleri anlamına gelmez."
Aldren eski taş masaya yaklaştı. Üzerinde duran küçük bir kutuyu aldı.
"Bunu sana vermem gerekiyordu."
Nicolas kutuya baktı.
"Bu ne?"
"Ailenden kalan son şey."
Nicolas kutuyu açtı.
İçinde küçük bir mektup vardı.
Kâğıt yılların etkisiyle eskimişti ama üzerindeki yazılar hâlâ okunuyordu.
Nicolas tereddüt ederek mektubu aldı.
"Benim için mi?"
"Evet."
Titreyen elleriyle açtı.
Mektupta tek bir isim yazıyordu.
Nicolas.
Okumaya başladığında annesinin sesi sanki odanın içinde yankılanıyordu.
"Oğlum, eğer bu mektubu okuyorsan demek ki artık gerçeği öğrenme zamanın geldi. Seni koruyamadığımız için üzgünüz. Fakat bilmeni istediğimiz tek şey var. Sen hiçbir zaman bir tahtın, bir gücün ya da bir krallığın parçası olmadın. Sen önce bizim oğlumuzdun."
Nicolas'ın gözleri doldu.
Yıllardır ilk kez ailesinden bir şey duyuyordu.
Mektubu okumaya devam etti.
"Thendarit'in kaderi senin omuzlarında olmak zorunda değil. Kendi yolunu seçme hakkın var. Çünkü gerçek bir lider, seçtiği için lider olur; doğduğu için değil."
Nicolas mektubu yavaşça kapattı.
Uzun süre konuşamadı.
Aldren sessizce onu izliyordu.
"Onlar..."
Nicolas yutkundu.
"Onlar gerçekten iyi insanlardı, değil mi?"
Aldren'in gözlerinde yılların acısı vardı.
"Evet."
"Onları kim öldürdü?"
Bu soru havayı değiştirdi.
Aldren'in yüzü sertleşti.
"Nicolas..."
"Hayır. Bunu bilmem gerekiyor."
Aldren derin bir nefes aldı.
"Onları öldüren kişi..."
Bir an durdu.
"Thendarit'in içinden biriydi."
Nicolas'ın yüzü ciddileşti.
"Kim?"
Aldren cevap vermeden önce kulenin duvarları sarsıldı.
İkisi de yukarı baktı.
Kulenin içindeki semboller kırmızı renkte yanmaya başladı.
Aldren'in yüzü değişti.
"Hayır..."
Nicolas ayağa kalktı.
"Ne oldu?"
Aldren dışarıdaki karanlığa baktı.
"Onlar seni buldu."
"Neden herkes beni bulmak istiyor?"
Aldren ona döndü.
"Çünkü sen sadece kayıp bir varis değilsin."
Nicolas bekledi.
Aldren'in sonraki sözleri bütün dünyasını değiştirdi.
"Sen Thendarit'in son büyü taşıyıcısısın."
Nicolas sustu.
"Ne demek bu?"
Aldren kolyeyi gösterdi.
"Kralların kanı seni tahtın varisi yaptı. Ama asıl tehlikeli olan bu değil."
"Öyleyse ne?"
Aldren yavaşça yaklaştı.
"Senin içinde uyuyan güç."
Nicolas'ın kalbi hızlandı.
"Ben onu kontrol edemiyorum."
"Çünkü henüz ne olduğunu bilmiyorsun."
"Sen biliyor musun?"
Aldren cevap vermedi.
Bu sessizlik Nicolas'a cevaptan daha fazlasını anlattı.
"Sen biliyordun."
"Evet."
"Başından beri."
"Evet."
Nicolas gözlerini kapattı.
Yine aynı his.
Yine saklanan gerçekler.
Ama bu kez farklıydı.
Çünkü artık karşısındaki kişi ona yalan söyleyen biri değil, onu korumaya çalışan biriydi.
Tam o sırada kulenin kapısından büyük bir darbe sesi geldi.
Bir kez.
İkinci kez.
Üçüncü kez.
Aldren kılıcını çekti.
Nicolas şaşırdı.
"Sen savaşacak durumda değilsin."
Aldren ona baktı.
"Ben yaşlanmış olabilirim."
Elindeki kılıcı kaldırdı.
"Ama seni korumaya yemin ettiğim gün hâlâ hatırımda."
Kapı çatladı.
Dışarıdan bir ses duyuldu.
"Nicolas Swift."
Kızıl Güneş'in komutanıydı.
"Kaçacak yerin kalmadı."
Nicolas kılıcını eline aldı.
Bu kez korkmuyordu.
Çünkü artık kim olduğunu bilmese bile bir şeyi biliyordu.
Kaçmayacaktı.
Kulenin taş duvarları gelen darbelerle sarsılıyordu. Her vuruşta eski taşlardan küçük parçalar kopuyor, yerde çatlaklar oluşuyordu. Yüzyıllardır ayakta duran bu kule, sanki geçmişin bütün yükünü taşıyormuş gibi direniyordu. Nicolas elindeki kılıcı sıkıca tutuyordu. Parmakları titremiyordu. İlk kez korkusunun önünde durmayı seçmişti.
Aldren onun yanına geldi.
"Henüz hazır değilsin."
Nicolas gözlerini kapıya çevirdi.
"Hiç hazır olmayacağım."
Aldren ona baktı.
"Bu doğru olabilir."
Nicolas şaşırdı.
"Ne?"
"İnsanlar hiçbir zaman tamamen hazır olmaz Nicolas. Bazen sadece doğru anda doğru seçimi yaparlar."
Bu sözler Nicolas'ın aklında kaldı.
Çünkü Aldren yıllardır ona kılıçtan daha önemli şeyler öğretmişti.
Seçim yapmayı.
Kapı üçüncü darbede çatladı.
Dışarıdaki ses tekrar duyuldu.
"Nicolas Swift."
Bu kez ses daha yakındı.
"Thendarit'in kayıp oğlu."
Nicolas kapıya baktı.
"Ben onun oğlu değilim."
Aldren hafifçe gülümsedi.
"İşte bu yüzden olabilirsin."
Nicolas ona baktı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Gerçek bir lider, yalnızca kan bağıyla değil, yaptığı seçimlerle ortaya çıkar."
Kapı parçalandı.
Karanlık zırhlı askerler içeri girdi.
En önde yine o vardı.
Kızıl Güneş'in komutanı.
Fakat bu kez yanında farklı biri vardı.
Uzun siyah pelerinli, yüzünün yarısı maskeyle kapatılmış bir adam.
Nicolas onun varlığını hissettiği anda kolyesi tepki verdi.
Mavi ışıkla kırmızı bir enerji birbirine karşılık verdi.
Aldren'in yüzü ciddileşti.
"Sen..."
Maskeli adam başını hafifçe kaldırdı.
"Uzun zaman oldu Aldren."
Nicolas ikisine baktı.
"Onu tanıyor musun?"
Aldren cevap vermedi.
Çünkü o an Nicolas cevabı zaten anlamıştı.
Bu adam geçmişin bir parçasıydı.
"Sen kimsin?"
Maskeli adam Nicolas'a baktı.
Bakışlarında garip bir tanıdıklık vardı.
"Ben mi?"
Kısa bir sessizlik oldu.
"Ben senin aileni yok eden kişinin oğlu değilim."
Nicolas şaşırdı.
"Ne?"
Adam devam etti.
"Ben senin ailenin neden öldüğünü bilen kişiyim."
Aldren'in sesi sertleşti.
"Nicolas, ona inanma."
Maskeli adam güldü.
"Yıllardır ona inandın Aldren."
Bu söz Nicolas'ın dikkatini çekti.
"Ne demek istiyor?"
Aldren sustu.
Nicolas'ın yüzü değişti.
"Sen de mi?"
Aldren ona baktı.
"Nicolas..."
"Sen de benden bir şey mi sakladın?"
Yaşlı adamın sessizliği cevap oldu.
Nicolas'ın içindeki hayal kırıklığı yeniden yükseldi.
Maskeli adam bunu fark etti.
"İşte gerçek bu."
Bir adım attı.
"Thendarit'in düşmanı dışarıda değildi."
Salondaki hava ağırlaştı.
"Düşman hep içerideydi."
Nicolas yavaşça Aldren'e döndü.
"Ne biliyorsun?"
Aldren'in gözleri doldu.
"Her şeyi anlatmam gereken gün geldi."
Maskeli adam alaycı şekilde güldü.
"Yirmi yıl geciktin."
Aldren kılıcını kaldırdı.
"Sus."
"Gerçeklerden korkuyor musun?"
Nicolas araya girdi.
"Yeter."
Sesi ikisini de susturdu.
"Ben artık kimsenin bana ne zaman gerçeği söyleyeceğine karar vermesine izin vermeyeceğim."
Kolyedeki ışık güçlendi.
"Anlatın."
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda Aldren konuştu.
"Thendarit düştüğünde sadece bir saldırı olmadı."
Nicolas dikkatle dinliyordu.
"Bir seçim yapıldı."
"Kim yaptı?"
Aldren gözlerini kapattı.
"Konseyden biri."
"Kim?"
"Senin ailene en yakın olan kişi."
Nicolas'ın kalbi hızlandı.
"Kim?"
Tam o anda kulenin dışından büyük bir patlama sesi geldi.
Şehir yeniden saldırıya uğramıştı.
Maskeli adam geri çekildi.
"Bugünlük yeter."
Nicolas öfkeyle ona baktı.
"Kaçıyor musun?"
Adam ona döndü.
"Hayır."
Kısa bir duraksama oldu.
"Sana gerçeği öğrenmen için zaman veriyorum."
Sonra arkasını döndü.
"Çünkü öğrendiğinde bana hak vereceksin."
Kızıl Güneş askerleri geri çekilmeye başladı.
Nicolas onları durdurmak istedi ama Aldren elini kaldırdı.
"Gitmelerine izin ver."
"Neden?"
"Çünkü şu an savaşacağımız kişi onlar değil."
Nicolas şaşkınlıkla baktı.
"Kim?"
Aldren yavaşça cevap verdi.
"Thendarit'in içindeki ihanet."
O gece Nicolas Swift için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Çünkü artık kaybettiği geçmişi aramıyordu.
Geçmiş onu bulmuştu.
Ve beraberinde cevaplardan çok daha büyük bir tehlike getirmişti...
