Bölümler 32Şu an: 19.bölüm
- 1 1. Bölüm439 kelime
- 2 2. Bölüm702 kelime
- 3 3.bölüm790 kelime
- 4 4.bölüm870 kelime
- 5 5. Bölüm570 kelime
- 6 6. Bölüm537 kelime
- 7 7. Bölüm728 kelime
- 8 8.bölüm699 kelime
- 9 9. Bölüm776 kelime
- 10 10. Bölüm712 kelime
- 11 11.bölüm642 kelime
- 12 12.bölüm544 kelime
- 13 13.bölüm725 kelime
- 14 14.bölüm746 kelime
- 15 15.bölüm830 kelime
- 16 16.bölüm807 kelime
- 17 17.bölüm631 kelime
- 18 18.bölum887 kelime
- 19 19.bölüm970 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20.bölüm789 kelime
- 21 21.bölüm777 kelime
- 22 22.bölüm748 kelime
- 23 23.bölüm734 kelime
- 24 24.bölüm808 kelime
- 25 25.bolum723 kelime
- 26 26.bölüm954 kelime
- 27 27.bölüm865 kelime
- 28 DUYURU31 kelime
- 29 28.bolum1.025 kelime
- 30 YENİ KİTAP DUYURU33 kelime
- 31 29.bölüm1.030 kelime
- 32 ÇİFT RESİMLERİ 🔥🔥♥️
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Laradan devam
Dedemin sesi evin içinde yankılandı.
Normalde yumuşak konuşurdu ama bu kez sesi karardı.
“Artık olmaz,” dedi.
“Tek başınıza İstanbul’da yaşayamazsınız.”
Dediği şeyle donup kaldım burda nasıl bir düzen kurabilirdikki bütün hayatimiz istanbuldaydı
Masada kimse bir şey demedi.
Annem başını önüne eğdi.
Esra çay bardağıyla oynuyordu.
Ben dedeme baktım.
Gözleri dolu değildi.
Ama çok yorgundu.
“Babanız yok artık,” dedi devam ederken.
“Ben varken sizi oralarda tek başınıza bırakmam. Burada kalacaksınız. Bu evde.”
İçimde bir şey itiraz etti.
Ama sesim çıkmadı.
Çünkü haklıydı.
Çünkü ben de artık tek başıma hiçbir yerde durabilecek gibi değildim.
“İstanbul kaçmaz,” dedi dedem.
“Ama siz dağılırsanız… toparlanmazsınız.”
Annem başını salladı.
“Babam haklı,” dedi kısık bir sesle.
“Bir süre burada kalalım.”
Bir süre…
İnsan acıyı hep geçici sanıyor.
Oysa bazı acılar taşınır, geçmez.
Gece olduğunda ev sessizleşti.
Herkes odasına çekildi.
Ben çıkamadım.
Babamla en son oturduğumuz yere gittim.
Bahçenin köşesindeki o eski tahta bank.
Geceleri serin olurdu orası.
Babam hep “üşütürsün” derdi.
Şimdi üşüyordum.
Ama içimden.
Oturdum.
Dizlerimi karnıma çektim.
“Baba…” dedim.
“Ben yapamıyorum.”
Sesim titredi.
Gözyaşlarım sessizce aktı.
Ne kadar ağladım bilmiyorum
Sadece bir an omuzlarıma bir ağırlık geldiğini hissettim.
Başımı kaldırmadım.
Ama tanıdım.
Kadir.
Ceketini omuzlarıma koymuştu.
Sessizce.
“Üşürsün,” dedi.
Babam gibi.
İşte o an dağıldım.
“Gitme,” dedim.
Ama kime dediğimi bilmiyordum.
Babama mı, ona mı, hayata mı…
Kadir karşıma geçti.
Çömeldi.
Göz hizama indi.
“Bazı gidişler var,” dedi yavaşça,
“İnsanı bırakmaz Lara. Yanında taşır.”
Gözlerime baktı.
Ama acımayla değil.
Anlayarak.
“Baban seni bırakmadı,” dedi.
“Senin içinde duruyor şu an.”
“Peki ya ben?” dedim.
“Ben bu kadar kırıkken nasıl devam edeceğim?”
Bir an sustu.
Sonra çok yavaş konuştu.
“Devam etmeyeceksin,” dedi.
“Şimdilik sadece duracaksın. Nefes alacaksın. Ağlayacaksın. Kızacaksın.”
Bir adım yaklaştı.
“Kimse senden güçlü olmanı beklemiyor.”
Omuzlarıma düşen ceketle beraber sesim de çözüldü.
“Baba dedi ki,” dedim hıçkırarak,
“Kalbindeki kişiyi asla bırakma dedi.”
Kadir’in nefesi bozuldu.
Ama gözlerini kaçırmadı.
“Bazı kalpler,” dedi,
“Bırakılmaz.
Sadece susarak sevilir.”
Ayağa kalktı.
Ama gitmedi.
Yanımda durdu.
Ne sarıldı.
Ne dokundu.
Ama oradaydı.
Ve o gece ilk kez şunu anladım:
İnsan bazen en çok, yanında kalanla ayakta durur.
Kadir yanımdaydı.
Konuşmadık.
Ben ağlamaktan yorulmuştum, o da susmaktan.
Ceketi omuzlarımdaydı.
Bankın tahtası sertti ama babamla oturduğumuz yer olduğu için kalkmak istemedim.
Bir ara başım istemsizce yana düştü.
Sonra sıcak bir şey hissettim.
Kadir’in omzu.
“Öyle uyuma,” diyecek sandım.
Demedi.
Sadece biraz daha yaklaştı.
Sanki düşmeyeyim diye.
Gecenin bir yerinde rüzgâr çıktı.
Üşüdüm.
Kadir ceketi biraz daha sardı.
Ben de refleksle dizlerimi çektim.
Bir an için…
Her şey durmuş gibiydi.
Acı, düşünce, korku…
Hepsi uykuya dalmıştı.
Sadece kalbim uyanıktı
Gözlerimi açtığımda güneş henüz tam doğmamıştı.
Sabah serindi.
İlk fark ettiğim şey…
Çok yakındı.
Çok.
Başım hâlâ onun omzundaydı.
Benim elim, farkında olmadan koluna tutunmuştu.
Kadir’in yüzü dönüktü.
Nefesini hissedebiliyordum.
Bir an donup kaldım..
“Allah’ım,” dedim içimden,
“Bu kadar mı yakınız?”
Tam geri çekilecektim ki Kadir de gözlerini açtı.
Göz göze geldik.
Bir saniye.
İki saniye.
İkimiz de aynı anda fark ettik.
Bir anda doğruldum.
Ceket kaydı.
“Şey…” dedim.
Sesim çıkmadı.
Kadir boğazını temizledi.
Bakışlarını kaçırdı.
“Uyuyakalmışız,” dedi.
Sanki bu çok normalmiş gibi.
Ama kulakları kızarmıştı.
Ben de ayağa kalktım.
Saçımı düzelttim, ne yaptığımı bilmeden.
“Ben… içeri geçeyim,” dedim hızlıca.
Kadir başını salladı.
“Tamam.”
Bir an durduk.
İkimiz de aynı anda konuşacak gibi olduk.
Sonra vazgeçtik.
Eve doğru yürürken arkamdan sesini duydum.
“Lara.”
Döndüm.
“Gece… iyi ki buradaydın,” dedi.
Bir şey diyemedim.
Sadece başımı salladım.
O sırada terasın köşesinde bir gölge fark ettim.
Ceylin.
Bizi görmüştü.
Ama yaklaşmadı.
Konuşmadı.
Sadece durdu.
Gözlerinde bir şey vardı.
Kızgınlık değil.
Kıskançlık değil.
Suçluluk.
Ben içeri girdim.
Ama içimde bir şey kalmıştı bahçede.
Babamın sesi…
Kadir’in ceketi…
Ve sabah utancıyla karışan o tanıdık his.
Bazı geceler uyku değildir insanı yan yana getiren.
Acıdır.
Ve bazı sabahlar…
İnsana ne kaybettiğini bir kez daha hatırlatır.
Köyde sabah sessiz olmaz.
Ama o günkü sessizlik… konuşuyordu.
Kapı önlerinde duran kadınlar, yarım bırakılan sohbetler, adımı duyunca susan bakışlar…
Bir şeyler dolaşıyordu havada.
Ben yürüdükçe fısıltılar arkamdan geliyordu.
“Dün gece bahçede…”
“Sabaha kadar…”
“Kadir’le Lara…”
Duymamazlıktan geldim.
Ama insan duymazlıktan geldikçe daha çok duyar.
Annemin yüzü gergindi.
Esra benimle konuşmak istiyor ama nasıl başlayacağını bilmiyordu.
Öğlene doğru Kadirlerin evinde bir hareket oldu.
Kapı açık kaldı.
Sesler yükselmedi ama havadaki gerginlik ta buraya kadar geliyordu.
Dayanamadım.
Bahçenin ucunda durup baktım.
Ceylin vardı.
Saçları topluydu.
Üzerinde sade bir elbise.
Ama duruşu… düzgündü.
Ceylin konuştu.
“Sözü ben istedim,” dedi net bir sesle.
“Ve ayrılığı da ben istiyorum.”
Aysel teyzenin eli titredi.
“Ne diyorsun kızım sen?” dedi.
Ceylin başını eğmedi.
“Ben kendimle kalmam gereken bir noktadayım,” dedi.
“Kariyerime, hayatıma… kim olduğuma odaklanmam gerekiyor.”
Kadir’e baktı.
Uzun uzun.
“Kimsenin yarım kalmasına sebep olmak istemiyorum,” dedi.
“Ne kendimin… ne de başkasının.”
Bir an sustu.
“Bu köyde adım yanlış anılmasın isterim,” diye ekledi.
“Bu karar benim.”
Aysel teyze bir şey söylemek istedi ama kelimeler boğazında kaldı.
Kadir tek kelime etmedi.
Ceylin ayağa kalktı.
Çantasını aldı.
“Beni anlayan herkese teşekkür ederim,” dedi.
“Anlamayanlara da… zaman.”
Ve gitti.
Ne kapıyı çarptı.
Ne arkasına baktı.
Köydeki fısıltılar bir anlığına sustu.
O an anladım.
Bazı insanlar hikâyeden çıkarken bile iz bırakır.
Akşamüstü Kadir’le göz göze geldik.
Uzaktan.
Bir şey demedik.
Ama köyün dili susmuştu artık.
Çünkü herkes şunu konuşuyordu:
“Söz bozuldu.”
Ama kimse şunu bilmiyordu:
Bazı sözler bozulmaz.
Sadece yanlış zamanda verilmiştir.
Ve bazı vedalar…
Kırmadan olur.
Durunun ağzından
Sen şimdi sevin bakalım Lara hanım sürprizimi görüncede böyle sevinecekmisin acaba
Laranın ağzindan
Gökhan yanına geldi oturuyorduk sonra konuşmaya başladı
" Lara seninle tanışmak çok güzeldi her zaman yanındayim bunu bil ama ben artık İstanbul'a donmeliyim işler beni bekler" dedi
Bişey diyemem hayatından uzaklastirdim resmen ona minnettardirdim çok iyi bir insandı
"Çok teşekkür ederim her şey için Gökhan iyiki varsın seninle tanıştığım için çok mutluyum" dedim gülümseyip başını salladı
Yarın kahvaltıdan sonra gidiyordu çok yardımcı olmuştu bana babamin cenazesinde herşeye kosusturmustu artık kendi hayatına dönmesi gerekti
________________________
Durunun sürprizi ne ?
Kitap nasıl gidiyor okuduysaniz begenip yorum atarmisiniz yeni bölümü yazmam için
Teşekkürler 🫶🏻
Bölüm etkileşimi
