8. bölüm / 9
MASKELİ HÜKÜMDARSUSPUS MERMİ
Bölümler 9Şu an: SUSPUS MERMİ
- 1 BÖLÜM 1: KUSURSUZ TESADÜF1.037 kelime
- 2 KÜLLERİNDEN DOĞAN ÖFKE1.523 kelime
- 3 KRALİÇE’NİN SANTRANÇ TAHTASI809 kelime
- 4 DİKENLİ GÜLLER VE YENİ GÖLGELER1.199 kelime
- 5 MASUM MASKELER ŞİFRELİ KRALLIK1.055 kelime
- 6 GÜMÜŞ1.457 kelime
- 7 SIR1.240 kelime
- 8 SUSPUS MERMİ1.050 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 ZAMANIN DURDUĞU AN1.639 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keyifli okumalar~
Yazar’dan
Marmara’nın Karadeniz’e kavuştuğu o soyut, terk edilmiş sahil şeridinde zaman durmuş gibiydi. Paslı sac kaplamaları rüzgarda gıcırdayan eski bir gemi söküm tersanesi, fırtınanın getirdiği dev dalgaların uğultusuyla sallanıyordu. Tuzlu deniz kokusu, çürümüş halat ve yoğun gres yağı kokusuna karışmıştı.Tersanenin sekiz yüz metre ötesinde, sık çam ağaçlarının arasına gizlenmiş mat siyah bir minibüsün içinde ortam tamamen buz gibiydi.
Barlas, gözlerini yüksek çözünürlüklü termal kameranın ekranından ayırmıyordu. Parmakları, cihazın frekans ayarlayıcılarında santim santim hareket ediyordu. Begüm ise hemen yanında, dikiz aynasının loş ışığında son hazırlıklarını yapıyordu.
Bu kez üzerinde ne gece mavisi ipek elbise ne de önlüğü lekeli o masum ressam kıyafeti vardı.
Begüm; vücudunu sımsıkı saran, hareket kabiliyetini sıfır sürtünmeye indiren mat siyah, kevlar takviyeli sentetik bir operasyon tulumu giymişti. Ayaklarında, ıslak sacda ve beton zeminde tek bir ses bile çıkarmayan özel kauçuk tabanlı operasyon botları vardı. Sarı saçlarını ensesinde sımsıkı bir balıksırtı örgüyle toplamış, üzerini su geçirmeyen siyah bir kar maskesiyle kapatmıştı. Yüzünde sadece, gecenin karanlığında dondurucu bir ayaz gibi parıldayan kahverengi gözleri açıktı.
Bel kılıfında, özel yapım Titanyum gövdeli, susturucu takılmış 9mm bir tabanca duruyordu. Göğüs çaprazında ise iki adet yedek şarjör ve karbon fiber bir taktik bıçak takılıydı.
"Kartal’ın konvoyu tersanenin nizamiye kapısından giriş yapıyor," dedi Barlas, kulağındaki mikrofonu ayarlayarak. Sesi gergindi, şakaklarından süzülen teri elinin sırtıyla sildi. "Viktor iki katlı eski idari binanın üst katında. Yanında sadece üç koruması var. Kartal içeri tek giriyor Eren ve adamları dışarıda çember oluşturdu."
Begüm, sağ elindeki siyah deri eldivenin cırt cırtını sıktı. Eldivenin kumaşı gergince kenetlendi. Tabancayı kılıfından çıkarıp mekanizmasını yavaşça geriye çekti. Çık-tık. O mekanik ses, aracın içindeki sessizliği yırtıp geçti.
"Kartal o merdivenleri çıkana kadar Viktor’un tam görüş açısına girmem gerekiyor Barlas," dedi Begüm. Sesi, tulumun altından boğuk ama çelik kadar sert ve pürüzsüz çıkmıştı. "Viktor, Kuzgun’un bir kadın olduğunu söyledi. Kartal’a bir isim vermesine, benim atölyemi işaret etmesine tek bir saniye bile izin veremem.""Süreç çok dar Begüm," dedi Barlas, ekrandaki kırmızı nokta hareketlerini göstererek. "Tersanenin çatısındaki vinç köprüsüne ulaşman lazım.
Rüzgar güneyden saatte kırk kilometre esiyor. Yüz elli metreden susturuculu atış yapacaksın. En ufak bir sapma...""Sapmayacak," dedi Begüm net bir sesle. Kar maskesinin altındaki gözlerinde tek bir tereddüt kırıntısı bile yoktu. "O mermi Viktor’un boğazına saplanacak. Kartal gerçeği bir düşmanın ağzından öğrenmeyecek."Begüm minibüsün sürgülü kapısını milim milim açtı. Gece ayazı ve yağmur serpintisi içeri doldu. Bir gölge gibi araçtan süzüldü ve fırtınanın uğultusuna karışarak karanlıkta kayboldu.
(Bu sahneden sonra CEZA-FARK VAR şarkısı ile devam etmeniz bir öneridir.)
Paslı paslanmaz çelik merdivenler, Begüm’ün botlarının altında tek bir çıtırtı bile çıkarmıyordu. Begüm, tersanenin devasa hangarlarının çatısına tırmanırken her adımı bir kedi çevikliğindeydi. Yağmur tulumunun üzerinden kayıp gidiyor, rüzgar sırtındaki hafif ekipmanı savurmaya çalışıyordu ama Begüm bedenini rüzgarın ritmine göre eğerek ilerliyordu.Hangarların üzerindeki kırık cam havalandırmadan idari binanın ikinci katı net bir şekilde görünüyordu.
Begüm, ıslak ve paslı vinç köprüsünün üzerine yüzüstü yattı. Sol dizini kendine çekti, sağ bacağını uzattı. Kauçuk destekli dipçiği sağ omzuna sabitledi. Silahı iki eliyle kavradı. Susturucunun uzun namlusu, kırık camın arasından içeriye, loş sarı ışıkla aydınlatılmış o odaya doğruldu.İçeride, tozlu bir masanın arkasında Viktor Malikov oturuyordu. Üzerindeki pahalı kürk yakalı paltonun önü açıktı, elinde yarısına kadar dolu bir viski kadehi vardı.
Ve o anda... Ağır ahşap kapı tekmeyle açıldı.
Kartal içeri girdi.
Kartal’ın lacivert kaşmir paltosu ıslanmıştı, saçlarından damlayan su zerreleri elmacık kemiklerinde parıldıyordu. Gözlerinde, İstanbul yeraltı dünyasını titreten o acımasız, karanlık ifade vardı. Sağ eli paltonun cebindeydi; silahının kabzasını tuttuğu aşikardı.
Begüm, dürbünün arka merceğinden Kartal’ın yüzünü gördüğü an kalbi tek bir atışlık duraksadı. Kartal’ın o çatık kaşları, o gergince sıkılmış çenesi... Adam buraya zehirli bir gerçeği sökmeye gelmişti."Geç kaldın Kartal," dedi Viktor, kadehini masaya bırakıp ayağa kalkarak. Yüzünde alaycı, kazanmış bir adamın özgüveni vardı. "Sana şehrin anahtarını vereceğimi söylemiştim. Ama sen hâlâ o kör gururunla geziyorsun."
Kartal masaya doğru iki adım attı. Aralarında sadece üç metre vardı.
"Boş lafları kes Viktor," dedi Kartal, sesi alçak ve dondurucu bir gürlemeyi andırıyordu. "Kuzgun hakkında ne biliyorsun? Buraya beni hangi masalla çağırdın?"Viktor hafifçe kıkırdadı. Masaya iki eliyle dayandı. Kartal’ın gözlerinin içine baka baka, son darbeyi vurmak üzere öne eğildi.
"Masal değil Kartal," dedi Viktor, sesi odadaki nemli havada yankılandı. "Sen burnunun dibindeki yılanı göremiyorsun. Kuzgun dedikleri o hayalet bir erkek değil... O bir kadın. Ve daha da güzeli ne biliyor musun? O kadın senin yatağına giren, o masum rolü oynayan…"
Begüm, çatının üzerinde nefesini tamamen boşalttı. Kalp atışlarının arasındaki o en durgun saliseyi yakaladı. Parmak ucu, gümüş renkli hassas tetiğin üzerindeki baskıyı artırdı.
Rüzgar: 42 km/s. Mesafe: 140 metre. Hedef: Sol boyun korotid arteri.
PFT!
Susturucunun çıkardığı ses, fırtınanın kopardığı bir sac gıcırtısından daha yüksek değildi.Odadaki devasa camdan içeri giren tek bir milimetrik gümüş mermi, havadaki yağmur damlalarını yararak ilerledi.
Mermi, Viktor’un tam boğazının sol tarafına, şah damarına kusursuz bir hassasiyetle saplandı. Viktor’un gözleri dehşetle açıldı. Boğazından boğuk bir hırıltı çıktı, elindeki viski kadehi mermere düşüp parça parça oldu. Kan, pahalı kürk yakasına ve masadaki haritalara fışkırdı. Viktor iki elini boğazına götürerek dizlerinin üzerine çöktü. Kartal anında refleksle belindeki zırh delici tabancayı çekip kapıya doğru siper aldı. "Pusu!" diye kükredi Kartal, gözleri odada şimşek gibi çakarak.
Viktor yere yığılırken, Kartal adamın yanına çöktü. Viktor’un yakasından tutup kendine çekti. Viktor ağzından gelen kanla boğulurken parmağıyla sadece yukarıyı, kırık pencereyi işaret etmeye çalıştı ama dudaklarından tek bir isim bile çıkamadı. Birkaç saniye içinde gözleri sabitlendi.
Kartal başını anında yukarı kaldırdı.
Kırık pencerenin arkasında, vinç köprüsünün üzerindeki o gölgeyi gördü.Siyah tulumlu, kar maskeli, dondurucu kahverengi gözleri olan narin ama kusursuz bir kadın silüeti.
Begüm, Kartal ile göz göze geldiği o tek salisede donakaldı. Kartal’ın gözlerindeki o devasa şok, inkar ve dehşet karışımı ifadeyi ilk kez bu kadar net görüyordu. Kartal onun maskeli halini görüyordu; tetiği çeken, düşmanını tek mermiyle infaz eden o soğukkanlı katili...
Kartal silahını yukarı doğrulttu. "DUR!" diye bağırdı. Sesi tersaneyi inletti. "KİMSİN! KİMSİN LAN SEN?!"
Begüm bir salise bile beklemedi. Silahını kılıfına soktu, vinç köprüsünün çelik halatına karabinasını taktı ve kendini aşağıya, karanlığın boşluğuna bıraktı.Siyah tulumlu gölge, ıslak betonun üzerine tüy gibi indi. Fırtınanın, dev hangarların ve paslı konteynerlerin arasından bir hayalet gibi sıyrılarak gecenin siyahlığında tamamen gözden kayboldu.
Kartal pencereye koştu. Yağmur yüzüne vururken, aşağıda uzaklaşan o siyah tulumlu silüetin arkasından bakakaldı. Göğsü hızla kalkıp iniyordu.Merminin geliş açısı, profesyonelliği, o kadın silüeti ve o kahverengi gözler... Kartal’ın zihninde devasa bir deprem yaratmıştı. Bir şeyleri anlıyordu ama kabullenmek zihnini parça parça ediyordu…
Yine bir bölüm sonu~
Bölüm hakkında ki yorumlarınızı istekle bekliyorum ~
Bölüm etkileşimi
