KÜLLERİNDEN DOĞAN ÖFKE

Vaveyla Yazarı: Sude Akay

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: KÜLLERİNDEN DOĞAN ÖFKE

Keyifli okumalar
.
.
.

Kartal Barkın’dan
Kadıköy limanındaki deponun üzerini kaplayan keskin yanık kokusu ve itfaiye sirenlerinin sesi geceyi yarıyordu. Alevler gökyüzünü turuncunun en kanlı tonuna boyarken, devasa sevkiyat binası saniyeler içinde kül yığınına dönmüştü. Arabadan adeta fırlayarak emniyet şeritlerini aştım ve dumanı tüten deponun önünde durdum.

Gözlerimde ve bedenimde olan öfke ve inançsızlık, yangının hareketinden daha yakıcıydı. Yeraltı dünyasında benim ve ailemin bölgesine böyle destursuz girmeye cüret edecek tek bir adam bile yoktu.

Ardımdan bir korumanın “Kartal bey! Yaklaşmayın, tehlikeli!” diye bağırdığı sesi duydum. Korumayı itip deponun önünde diz çökmüş olan sağ kolum dediğim Remzi’nin yakasına yapıştım. Remzi’nin yüzü kan içindeydi ama ben adeta kükrercesine “Nasıl oldu bu Remzi?!” Siren sesleri bile benim sesimi yok sayamadı. “Onca adam, güvenlik sistemleri, kameralar… Tek bir silah sesi bile duymadan koca deponun havaya uçtuğunu mu söylüyorsun bana?!”

“Kartal bey… Çok hızlılardı.” dedi Remzi nefes nefese “Sanki nerede ne olduğunu, kameraların kör noktalarını ezbere biliyorlardı. Hiç birini göremedik bile… Sadece…”

“Sadece ne?!”

Remzi titreyen kanlı avucunu yavaşça açtı. Avucunun içinde, üzerinde siyah bir kuzgun tüyü kabartması olan ağır çelik bir para duruyordu. “Bunu verdiler.” diye fısıldada Remzi. “Uzun boylu, siyahlı bir adam alevlerin arasından çıkıp bu parayı bıraktı. ‘Patronuna söyle, yanlış sularda yüzüyor. Kuzgun’u avlamaya çalışanlar önce kendi evlerinin yanışını izler.’ dedi”

Remzi’nin elindeki parayı sökercesine aldım. Parmaklarımın arasında sıktım ve bedenimi teslim alan karanlık ve intikam ateşi kendini ele verdi.

“Kuzgun” derin nefes aldım “Bana kişisel bir savaş açtın demek…” kendimi uzun bir sessizliğe bıraktım.

Eve girdiğimde gece yarısını çoktan geçmişti. Malikanenin çalışma odasında tek başımaydım. Masanın üstünde duran Kuzgun’un bıraktığı siyah metal para ve hasar raporlarına uzun uzun baktım. Düşüncelere dalmıştım ki telefonun sesi odadaki bütün sessizliği böldü. Göz ucuyla baktığımda babamın aradığını gördüm, derin bir nefes alıp açtım.

“Depoyu duydum Kartal,” her zamanki gibi sesi otoriter ve sert geliyordu. “O depodaki istihbarat ve silahlar, Kuzgun’u masaya oturtmak için tek kozumuzdu. Şimdi elimizde hiçbir şey kalmadı.”

“Merak etme.” dedim kararlı bir şekilde…”Kuzgun bu hamlesiyle zayıflığını belli etti. Bizi köşeye sıkıştırmaya çalışıyor ama bilmediği birşey var.”

“Nedir o?”

Gözlerim aynı zamanda dışarıdaki karanlık boğaz sularındaydı, aklıma bir restorasyon atölyesinde kahve içtiği, hafifçe tebessüm ederken parmakları titreyen o narin, sarı saçlı kız geldi: Begüm

“Onun zayıf halkasını buldum diyelim.” elimdeki kadehi tek dikişte içtim ve “Kuzgun’un eski ortağından kalan o şifreli arşivin nerede olduğunu bilen tek kişiyi… Begüm adında bir kız. Tam bir sanat delisi, naif ve masum. Benden etkilenmeye başladı bile. Kuzgun depomu yakmış olabilir ama ben onun tüm imparatorluğunun kilit anahtarını kendi ellerimle alacağım.”

Yazar’dan
Aynı saatlerde, İstanbul’un diğer ucundaki yüksek bir rezidansın Boğaz'a nazır geniş balkonunda rüzgar sert esiyordu.

Begüm, üzerindeki siyah deri ceketini çıkarıp kenara koydu. Açık sarı saçları gece rüzgarında özgürce uçuşurken, elindeki kadehten bir yudum aldı. Yanında duran Barlas, laptop ekranından Kartal’ın deponun önündeki o yıkılmış ve öfkeli halinin fotoğraflarını ona gösteriyordu.

"Adamın gözlerindeki ateşi görmeliydin Begüm," dedi Barlas, hafifçe teberrüz ederek. "Sevkiyatın küle dönmesi Kartal’ın karizmasına ağır bir darbe vurdu.” Begüm fotoğraflara bakıp soğuk bir tebessüm etti. "Kartal hırslı bir adam Barlas. Hırs ise bir erkeğin verebileceği en yanlış kararların yakıtıdır. Şu an o yangının ateşiyle gözü hiçbir şeyi görmüyor."

"Sence yarın ne yapacak?" diye sordu Barlas. Begüm kadehini masaya bıraktı. Gözlerinde yeraltı dünyasını titreten o Kuzgun zekası parıldıyordu. "Yarın bana koşacak," dedi Begüm kendinden emin bir sesle. "Beni 'masum Begüm' sanıp korumak, kendine bağlamak ve babamın arşivini almak için etrafımda pervane olacak. Bizi avlamaya çalışırken, adımlarını bizzat benim çizdiğim o tuzağın ortasına atacak."

Begüm arkasını dönüp Barlas’a baktı. "Yarın akşam için restorandaki masayı ayarla Barlas. Veliahtımızla ikinci 'romantik' randevumuza çıkma vakti geldi."

Begüm Korel’den
Terastan çıkıp odama doğru yürüdüm ve içeri girer girmez yüksek topuklu ayakkabılarımdan kurtuldum. Üstümü değiştirip makyaj masamın pufuna oturdum. Bütün makyajımı çıkarıp ardından yatağıma uzandım.

Gözlerimi kapatırken “Kartal Barkın sonun benim elimden olacak.” dedim ve uykuya kendimi teslim ettim.
~
Sabah uyandığımda odanın içi kasvetli bir hava almıştı, bulutların sebep olduğu yağmur sanki odamdada yağıyordu. Bugün çok fazla işim olduğu için kalkıp kendimi duşa attım… Duştan çıkınca hemen saçlarımı kuruttum ve salaş bir kazak giydim altına ise bol bir pantolon ve spor ayakkabı ile kombinimi yaptım saçımıda sıkı bir topuz yaptım.

Odadan çıkınca terasa doğru yürüdüm tahmin ettiğim gibi Barlas tekli koltukların birinde elinde tablet ile birşeylere bakıyordu. “Barlas bugün çok sessizsin?” dedim ve karşısındaki 3’lü koltuğa oturdum. Barlas yüzüme bakıp “Bizim veliaht durmuyor, yeni birşeylerin peşinde geziyor.” dedi alaycı bir gülüşle. Bu dediğine istemsizce güldüm “Yine ne yapmış?” dedim meraklı bir şekilde bu halimi gören Barlas bana doğru dönüp “Mahalleye adam gönderip seni sordurmuş, evini öğrenmeye çalışmış.”

“Bunu zaten bekliyorduk. Bu olacak birşeydi.” dediğim şey ile Barlas ciddi bir ifade ile “Ama bu kadar hızlı beklemiyorduk… demekki deponun patlaması onu çok bilendirmiş ve daha hızlı harekete geçmiş. Daha dikkatli olmalıyız Begüm.” Gergin çıkan sesi istemsizce benide gerdi ama “Barlas biz bunların olacağını bilerek çıktık bu yola, dahada kötüsü olacak bunu biliyoruz.” dedim ve yerimden kalkıp bizim için hazırlanmış olan kahvaltı masasına geçtim.

Gelip karşıma oturan Barlas “Begüm bugün olacak yemeğe gitme konusunda eminmisin?” dedikten sonra yüzüne bakıp “Eminim bu kadar yaklaşmışken bu fırsatı ellerimin tersiyle itemem.” sakince kahvaltımı yaparken “Senin için bütün güvenlik önlemlerini aldım, akşam gideceğin arabanda hazır.” Barlas’ın gözlerinin içine bakıp sıcak bir tebessüm ile “Teşekkür ederim kardeşim.” dedim ve kahvaltımıza devam ettik.

Akşama doğru Barlas rutin güvenlik kontrolü için evden çıktıktan sonra evde yanlız kalmıştım. Saate bakıp geç kalmamak için odama gidip hazırlanmaya başladım. Kırmızı rengini çok sevdiğim için dolabımda ki neredeyse herşey kırmızı renkteydi ve tonlarında tabiki…

Kalın askılara sahip belime tam oturan ve etekleri kabarık olan bir elbiseydi… Oyalanmadan elbisemi ve makyajımı yapıp saçlarımın omzuma dökülmesine izin verdim. Hazır olduğuma emin olduğumda evden çıkıp otoparka Barlas’ın benim için bıraktığı arabaya binip bana atılan konuma gittim…

Yazar’dan
Kartal, önceki gece yaşadığı ağır kayba rağmen duruşundan ödün vermemiş, Boğaz manzaralı son derece lüks bir restoranın en özel masasını kapatmıştı. Onun gözünde plan harika işliyordu: Kendi gücünü ve karizmasını sergileyerek masum restoratör kızın aklını çelecek, Kuzgun’a giden o şifreli arşivi Begüm’ün elinden tereyağından kıl çeker gibi alacaktı.

Begüm masaya doğru ilerlerken, Kartal’ın bakışları bir anlığına donakaldı. Kadının üzerindeki zarif kırmızı elbise ve rüzgardan hafifçe nemlenmiş, omuzlarına dökülen açık sarı saçları karanlık mekanın ortasında bir ışık gibi parlıyordu.

Kartal hemen ayağa kalktı, yüzüne o büyüleyici, koruyucu erkek tebessümünü yerleştirerek sandalyeyi çekti."Yine büyüleyicisin, Begüm." dedi Kartal, sesine en tatlı tonunu vererek.

Begüm, dudaklarına oturtacağı o mahcup ve hafif çekingen gülümsemeyi kusursuzca ayarladı. "Teşekkür ederim Kartal... Ama burası biraz fazla görkemli değil mi? Ben atölyedeki tozlu tabloların arasında daha rahatım."

"Senin gibi narin bir kadın ancak böylesine özel bir masayı hak eder," dedi Kartal, kızın eline doğru uzanıp hafifçe dokunurken. "Dün geceden beri aklımdan çıkmıyorsun. İşlerimin o çekilmez stresi arasında tek sığınağım seninle geçireceğim bu saatler oldu."

Begüm tatlı bir tebessümle başını eğdi. "İşlerin çok mu yoğun? Dün gece haberlerde Kadıköy limanındaki bir yangından bahsediyorlardı... Kötü bir şey yok ya?"Kartal’ın gözlerinde anlık bir şimşek çaktı, çenesi kenetlendi ama hemen toparladı. "Önemli bir şey değil, ticaret riski diyelim. Sen o güzel kafanı böyle karanlık şeylerle yorma." Kartal masaya doğru biraz daha eğildi. "Bana kendinden bahset... Mesela babandan kalan o eski sanat koleksiyonlarından, sakladığın özel arşivlerden..."

Begüm içinden gülümsedi. 'Tuzağa ne kadar da hevesle koşuyorsun, Kartal...' diye düşündü. Tam o anda gözleri restoranın girişine kaydı.

Mekan kapısında devasa bir hareketlilik yaşandı. Şık siyah takım elbisesi, keskin yüz hatları ve buram buram tehlike kokan aura’sıyla Barlas içeri girdi. Kartal’ın kapıdaki korumalarını hiç umursamadan, adeta mekana hükmeder adımlarla doğrudan masaya doğru yürüdü. Elinde koyu kırmızı, kan rengi güllerden oluşan ağır bir buket vardı.

Kartal kaşlarını çatarak ayağa kalktı. Koruma kılıklı bu adamın kim olduğunu anlamaya çalışırken Barlas, Kartal’ı tamamen yok saydı. Doğrudan Begüm’e yaklaştı, derin bir saygıyla eğilip kadının elini öptü."Geç kaldım, bağışla," dedi Barlas. Sesi o kadar otoriter ve derindi ki, masadaki havanın sıcaklığı bir anda düştü. Buketi masaya bıraktı. "Sana verdiğim sözü tuttum, bugünkü teslimat sorunsuz tamamlandı, Akay."

Kartal bir an donup kaldı. "Akay’mı? Ne oluyor burada, sen kimsin?!" diye kükredi Kartal. İçindeki mafya lideri bir anda uyanmıştı.Barlas başını yavaşça Kartal’a döndürdü. Gözlerinde sıfır korku, doğrudan öldürmeye odaklı bir soğukkanlılık vardı. Kartal’ı tepeden tırnağa süzdü.

"Ben bu kadının gölgesiyim," dedi Barlas buz gibi bir sesle. Sonra Begüm’e dönüp fısıldadı: "Kuzgun haber bekliyor."Begüm yüzündeki masum imajı zerre bozmadan Barlas’a baktı. "Teşekkür ederim Barlas, çiçekler harika. Sen dışarıda bekle, Kartal ile yemeğimizi bitirelim."

Barlas başıyla hafifçe onayladı, Kartal’a son bir zehirli bakış atıp arkasını döndü ve mekandan çıktı.Kartal’ın göğsü öfkeyle kalkıp iniyordu. Kalbinde daha önce hiç tatmadığı bir duygu patlamıştı: Çıldırtıcı bir kıskançlık ve kontrolü kaybetme hissi. "Kimdi o herif?!" dedi Kartal, iki elini masaya vurarak. "Ve sana neden 'Akay' dedi? Senin adın Begüm değil miydi?"

Begüm şarabından küçük bir yudum aldı. Sarı saçlarını geriye attı. Gözlerinin derinliğinde Kartal’ı kendi sularında boğmanın verdiği o gizli, tehlikeli haz parıldıyordu."Akay benim ikinci adım... Sadece beni gerçekten tanıyanlar kullanır," dedi umursamazca. "Barlas ise... hayatımdaki en değerli adam. Onsuz bir hiçim."

Kartal’ın kafasında şimşekler çaktı. Karşısındaki bu "narin" kızı basit bir piyon sanırken, araya giren bu güçlü adam ve kızın gizemli tavırları bütün planını bozmuştu. Kartal artık sadece arşivi değil, bu kadının zihnini ve kalbini tamamen ele geçirmeyi bir saplantı haline getirecekti.

Bilmediği tek şey; bastığı her toprağın, Begüm’ün onun için adım adım kazdığı bir mezar olduğuydu.

Sizce Barlas ne planlıyor?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 9beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.