ZAMANIN DURDUĞU AN

Vaveyla Yazarı: Sude Akay

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: ZAMANIN DURDUĞU AN

Yeni bir bölüme daha hoşgeldiniz güzel okuyucularım, keyifli okumalar dilerim~

Yazar’dan
Tersanenin üst katındaki idari odada zaman adeta kanlı bir jel gibi ağırlaşıp pıhtılaşmıştı.Dışarıda patlayan gök gürültüsü, odadaki ölümcül sessizliği yırtıp geçti. Viktor Malikov’un cansız bedeni, kendi kanından oluşan koyu kırmızı bir havuzun ortasında yüzüstü yatıyordu. Masadaki haritalar, kırılan kadehin kristalleri ve duvardaki rutubetli sıvalar sıçrayan kanla lekelenmişti.

Kartal, dizlerinin üzerine çöktüğü yerden yavaşça ayağa kalktı. Yüzü tebeşir gibi beyazdı ama gözlerinin içinde cehennem zebanilerini aratmayan bir ateş yanıyordu. Islak kaşmir paltosundan süzülen su damlaları mermere düşerken, elindeki zırhlı tabancayı tutan parmakları eklem yerleri beyazlayana kadar sıkılmıştı.

"EREN!" diye bağırdı, kapıdan içeri nefes nefese giren Eren’e bakarak. Sesi, bir fırtınanın en karanlık anında kopan gürleme gibiydi. "DIŞARIDAKİ ABLUKAYI GENİŞLETİN! ÇATIYA, HALATIN İNDİĞİ SOKAĞA, DERE YATAĞINA ADAM YIĞIN! O KADIN BURADAN ÇIKAMAYACAK!"

Eren, Viktor’un boğazındaki o tek milimetrik delikten akan kanı ve Kartal’ın gözlerindeki dehşet verici yıkımı gördüğünde donakaldı. Yüzündeki o şakacı adamdan eser kalmamıştı."Patron... Ne kadını?" dedi Eren, belindeki silahı çekip pencereye koşarak. "Biz dışarıda kimseyi görmedik! Sinyal bozucular çalışıyordu, helikopter bile yaklaşamaz…"

"SİNYAL BOZUCULARINIZI DA, SİZİ DE..." Kartal masaya devasa bir yumruk indirdi. Ahşap masa ortadan ikiye ayrılacakmış gibi gıcırdadı. "Tek bir mermi... Yüz kırk metreden, rüzgarın göbeğinde boynuna sıktı! Bir kadın, Eren! Siyah tulumlu, kar maskeli bir kadın! Ve gözleri..." Sevdiği kadının gözlerini aklından çıkartamıyordu, çünkü bakışını tanıyordu…

Kartal cümlesini tamamlayamadı. Boğazına bir yumruk oturdu. O kırık pencerenin arkasından ona bakan o iki kahverengi göz... O dondurucu, bihaber ama kusursuz bıkkınlıkla harmanlanmış bakışlar... Zihninde şimşekler çaktırıyordu. Begüm? O, olamazdı. Begüm bir resmi çizerken bile fırçayı tutarken parmakları titreyen, kan gördüğünde yüzü sararan bir ressamdı. Ama o gözler... O gözlerdeki o derin tanıdıklık Kartal’ın iç organlarını tek tek söküp alıyordu.

"Arama helikopterlerini kaldırın!" diye kükredi Kartal, merdivenlere doğru yürürken. "Şehirdeki tüm özel klinikleri, sınır kapılarını, limanları tutun! O kadını bana canlı getireceksiniz. Kendi ellerimle söküp alacağım maskesini!"

Aynı dakikalarda... Tersanenin iki kilometre gerisindeki karanlık dere yatağı...Soğuk dere suyu Begüm’ün dizlerine kadar geliyordu. Siyah operasyon tulumunun üzerindeki çamur lekeleri, yağmurun dökülen suyuyla yıkanıp gidiyordu.

Begüm, karabinasını çözüp sırtındaki küçük su geçirmez çantaya fırlattı. Kar maskesini sıyırıp çıkardığı an, ciğerlerine dolan soğuk hava boğazını yaktı. Göğsü körük gibi kalkıp iniyordu. Kalbi, kaburgalarını kıracakmış gibi gümbürdüyordu.Gözlerini kapattığında gördüğü tek şey Kartal’ın o penceredeki yüzüydü.

Kartal’ın silahını ona doğrulttuğu o salise... O gözlerdeki şok, inkar ve yavaş yavaş filizlenen o katil şüphe... Begüm’ün eldivenli elleri titremeye başladı. Yıllardır soğukkanlılıkla tetiğe basan "Kuzgun", ilk kez bir infazın ardından ellerinin titrediğini hissediyordu.

"Beni gördü..." dedi Begüm kendi kendine fısıldayarak. Sesi yağmurun sesinde eriyip gitti. "Gözlerimi gördü."Barlas’ın sesi kulaklıktan bir patlama gibi yükseldi:

"Begüm! Sesimi alıyor musun?! Neredesin?! Kartal’ın adamları tüm sahil yolunu kapattı! İki helikopter sahil şeridini tarıyor! Çabuk minibüse ulaşmamız lazım!"Begüm ıslak saçlarını geriye itti. Titreyen ellerini çenesinde sabitledi ve o narin ressam bedeninin içine gizlenmiş amansız Kuzgun’u tekrar ayağa kaldırdı.

"Sakin ol Barlas," dedi Begüm. Sesi yeniden buz gibi, çelik bir tona bürünmüştü. "Viktor bitti. Kartal’a bir isim veremeden geberdi.""Ama seni gördü Begüm!" dedi Barlas, aracın içinde tırnaklarını direksiyona geçirerek. "Siyah tulumlu bir kadının Viktor’u indirdiğini gördü! Artık 'Kuzgun bir kadın' fikri bir iddia değil, Kartal için gözüyle gördüğü bir gerçek! Şehirde ne kadar kadın varsa taranacak!"

"Taranabilir," dedi Begüm, dere yatağındaki çalılıkların arasına gizlenmiş siyah minibüse doğru tırmanarak. "Ama ben resmi olarak hiçbir zaman o kadın olmadım. Minibüsün kapısını aç. Üzerimdekileri imha edeceğiz."Minibüsün arka kapısı açılıp Begüm içeri girdiğinde Barlas anında kapıyı sürgüledi.

Araç hızla sahil yolundan iç kesimlere doğru saparken, Begüm üzerindeki kevlar tulumu, operasyon botlarını ve silahı saniyeler içinde çıkardı. Barlas, özel bir kimyasal solüsyon dökülmüş çelik konteynerin içine tüm kıyafetleri attı. Tulum kimyasalın içinde eriyip kül olurken çıkan buhar minibüsün içini kapladı.

Begüm, koltuğa oturup Barlas’ın uzattığı havluyla ıslak sarı saçlarını kurulamaya başladı. Üzerine dökümlü kaşmir kazağını ve kumaş pantolonunu giydi. Dudaklarına hafif pembe renkte masum bir nemlendirici sürdü. Yüzündeki o soğukkanlı maskeyi söküp yerine yine o narin, savunmasız "Begüm" çehresini koydu.

"Barlas," dedi Begüm, aynada kendi gözlerine bakarak. "Kartal bu gece durmayacak. Doğrudan atölyeye gelecek."Barlas dikiz aynasından ona baktı. Yüzünde derin bir dehşet vardı. "Ne? Saçmalama Begüm! Atölyeye gelemez, tersaneden yeni çıktı, ortalık kan gölü!"

"Gelecek Barlas," dedi Begüm, sesi fısıltı gibi ama son derece emin çıkarak. "Kartal aptal değil. Şüphe duyduğu an o şüphenin üzerine yürür. Zihnindeki o resmi doğrulamak veya çürütmek için bu gece o atölyenin kapısını kıracak. Ve ben orada, tuvalimin başında, resim boyaları kokusu içinde onu bekliyor olacağım."

Nişantaşı... Saat gece yarısı ikiyi gösteriyordu.

Siyah zırhlı araba, atölyenin sokağına bir meteor gibi girdi. Islak asfalt üzerinde frenler cıyakladı.
Kartal, araba henüz tam durmadan kapıyı açıp dışarı fırladı. Paltosunun önü açık, gömleğinin ilk iki düğmesi kopmuş, saçları sırsıklamdı. Gözlerindeki o kırmızı damarlar ve dondurucu öfke, sokak lambalarının altında bir yırtıcının silüetini andırıyordu.Eren arkasından koştu. "Kartal Bey! Lütfen durun! İçeride yenge var, adamlar sokakta…"

"SİZ DIŞARIDA KALIN!" diye bağırdı Kartal, sesindeki o otorite Eren’in adımlarını çiviledi.Kartal atölyenin kapısına dayandı. Ahşap kapıyı çalmadı; avucuyla sertçe vurdu. BUM! BUM! BUM!

İçeriden hafif bir tıkırtı duyuldu. Pirinç çan şıngırdadı. Kapı yavaşça aralandı.Begüm, elinde lekelenmiş bir fırça, üzerinde kirli resim önlüğü ve şaşkınlıkla açılmış iri gözleriyle kapının eşiğinde duruyordu."Kartal?" dedi Begüm, sesi uykulu, şaşkın ve hafifçe korkmuş gibi çıkarak. "Bu saatte... Bu halin ne? Islanmışsın!"

Kartal tek bir kelime bile etmedi. Begüm’ü göğsünden hafifçe iterek içeri girdi ve kapıyı arkasından çarparak kapattı.Atölyenin içindeki yağlı boya ve tiner kokusu Kartal’ın ciğerlerine doldu. Kartal, Begüm’ün tam karşısında durdu. Bakışları bir bıçak gibi kızın yüzünde, saçlarında, omuzlarında ve en çok da... o kahve gözlerinde ve tanıdığı bakışlarda gezindi.

Atölyedeki hava, bir bomba piminin çekilmesi kadar gergindi.

Kartal, kızın tam önünde bir heykel gibi kaskatı duruyordu.Göğsü, ciğerlerini yırtarcasına hızla kalkıp iniyordu. Üzerindeki kaşmir paltonun omuzlarından dökülen soğuk yağmur damlaları, atölyenin antika ahşap zeminine damlıyor, çıkardığı minik tıp-tıp sesleri odadaki tek gürültüyü oluşturuyordu.Gözleri... O karanlık, fırtınalı gözleri Begüm’ün üzerinde bir santim bile kaymadan geziniyordu.

Önce kızın dağılmış, şakaklarına yapışmış sarı saçlarına baktı. Sonra dökümlü kaşmir kazağına, boyasına batmış narin parmaklarına ve en sonunda o iki küçük, savunmasız görünen kahve göze kilitlendi.O gözler... Tersanedeki o kırık camın arkasından, yüz yüz elli metreden, rüzgarın göbeğinde tetiği çeken, adamın boğazını tek mermiyle patlatan o dondurucu katilin gözleri miydi?

Kartal’ın aklı, kalbi ve yıllardır sokaklarda hayatta kalmasını sağlayan o hayvani içgüdüsü amansız bir savaşa tutuşmuştu. Zihni kükrüyordu: “O!” diyordu. “Gözleri gördün Kartal, o soğukkanlılığı gördün!” Ama kalbi, Begüm’ün narin omuzlarını, fırçayı tutarken titreyen elini, ona sığınan o masum bakışlarını gösterip bu fikri paramparça etmek istiyordu. Kartal hayatında ilk kez bu kadar çaresiz, bu kadar dikiş tutmaz bir ikilemin ortasındaydı.

"Kartal..." dedi Begüm. Sesi alçak, pürüzsüz ve dürüst bir endişeyle titriyordu. Elindeki boyalı fırçayı masanın üzerine bıraktı. Bir adım öne çıktı, ellerini hafifçe kaldırarak Kartal’a doğru uzattı. "Neyin var? Korkutuyorsun beni... Yüzün tebeşir gibi, üzerin kan ve yağmur kokuyor. Ne oldu?”

Kartal, kızın kendisine doğru attığı o tek adımla geriledi.Elini kaldırıp "Yaklaşma!" dercesine durdurdu onu. Sesi, kırılan çelik gibi pürüzlü ve kısıktı."Kollarını aç," dedi Kartal.Begüm kaşlarını çattı. Yüzüne dürüst bir şaşkınlık oturtmuştu ama kaburgalarının altındaki kalbi bir davul gibi güm güm vuruyordu. İçindeki Kuzgun, dışarıdaki "Begüm" maskesini düşürmemek için bir heykel kadar kaskatı kesilmişti.

"Anlamadım?" dedi Begüm, hafifçe yutkunarak. "Kartal ne diyorsun sen?""Kollarını aç dedim Begüm!" diye kükredi Kartal. Sesi atölyenin yüksek tavanında yankılandı.Begüm irkilerek geriledi. Gözlerinde anında bir korku kırıntısı belirdi. Kollarını iki yana yavaşça açtı.

Kartal bir kaplan gibi öne atıldı. Uzun, iri parmaklarıyla Begüm’ün kazağının kollarını sıyırıp bileklerini kavradı. Parmakları kızın narin etini ezercesine sıkıyordu. Gözleri, kızın pazılarına, omuz hizasına ve köprücük kemiklerine odaklandı. Bir keskin nişancı tüfeğinin, ağır bir silahın omuzda bıraktığı o karakteristik kızarıklığı, geri tepme morluğunu arıyordu.

Begüm’ün bilekleri Kartal’ın demir pençesinde titriyordu. Ama tulumu saniyeler önce çıkardığı ve tüfeği vinç halatına sabitlerken kauçuk dipçik pedi kullandığı için omzunda tek bir iz bile yoktu.Begüm gözlerinin dolmasına izin verdi. Bir damla yaş, pürüzsüz elmacık kemiğinden aşağı süzüldü. "Canımı yakıyorsun..." dedi Begüm, fısıltı gibi bir sesle. "Kartal canımı yakıyorsun, ne yapıyorsun sen?!"

Kartal kızın bileklerini bırakmadı ama baskısını hafifletti. Yüzünü Begüm’ün yüzüne kadar yaklaştırdı. O kadar yakındı ki, nefesleri birbirine karışıyordu. Kartal, kızın ciğerlerinden yükselen o kokuyu içine çekti. Amber, vanilya... ve tiner.Barut kokusu yoktu. Yanık kovan kokusu yoktu. Sadece bir ressamın atölyesindeki o ağır boya kokusu vardı.

"Neredeydin?" dedi Kartal, gözlerinin içine baka baka. Sesi bir sorgu odasının dondurucu sessizliğini taşıyordu. "Son iki saattir neredeydin Begüm?"Begüm gözyaşının içinden hırsla baktı adama. Bileklerini Kartal’ın elinden çekip kurtardı."Burası!" dedi elini atölyede gezdirerek. Sesi hem kırgın hem de öfkeliydi. "Buradaydım! Tuvalin başındaydım! Sen gittiğinden beri buradayım! Sen bana 'aklım sende kalacak' deyip gittin, sonra gece yarısı kapımı kırıp bir katil gibi içeri daldın! Benden ne şüpheleniyorsun sen Kartal?! Ne sanıyorsun beni?!"

Kartal bir adım geri çekildi. İki elini de ıslak saçlarının arasından geçirdi. Şakaklarındaki damarlar zonkluyordu."Bir kadın..." dedi Kartal, kendi kendine konuşur gibi. Gözleri boşluğa dikilmişti. "Gözlerimin önünde bir adamı indirdi. Yüz kırk metreden tek mermiyle..."Begüm olduğu yerde donakalmış gibi durdu. Dudakları hafifçe aralandı. Şaşkınlık ve dehşet rolünü kusursuzca oynadı."Ne? Kim... Kimi indirdi? Sen ne anlatıyorsun?"

Kartal Begüm’e doğru yürüdü. Narin yüzünü iki elinin arasına aldı.
"O gözler..." dedi Kartal, sesi titreyerek. "O kadının gözleri... Senin gözlerindi Begüm. Aynısıydı."

"Kartal..." dedi Begüm, sesi şefkatli ama bir o kadar da kesin bir tonda. "Ben fırçadan başka bir şey tutmayı bilmem. Ben kan gördüğümde başı dönen o kadınım. Sen zihnindeki o karanlık adamları, o düşmanları bana uyarlıyorsun. Viktor sana bir şey söyledi, değil mi? Zihnini bir zehirle doldurdu ve sen gelip o zehri benim üzerime kusuyorsun."Kartal duraksadı. Viktor’un son sözleri kulaklarında çınladı: "Kuzgun bir kadın..."

"Eğer..." dedi Kartal, geriye doğru bir adım atıp kapının koluna uzanırken. Sesi bu kez buz gibi, uyarılardan örülü bir duvardı. "Eğer zihnim benimle bir oyun oynamıyorsa... Ve ben bir gün o kahve gözlerin arkasında seni bulursam..." Kartal durdu, kapıyı açtı. Dışarıdaki fırtınanın uğultusu içeri doldu. "O gün seni kendi ellerimle bu atölyeye gömerim Begüm."Kartal arkasını dönüp fırtınanın içine doğru adımladı. Kapı arkasından gürültüyle kapandı…

Uzun ama heyecanlı bir bölüm sonu dahaa umarım sizde öyle düşünüyorsunuzdur sevgili okurlarım~

Sizce Begüm’ün bundan sonraki planı ne olacak?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.