6. bölüm / 9
MASKELİ HÜKÜMDARGÜMÜŞ
Bölümler 9Şu an: GÜMÜŞ
- 1 BÖLÜM 1: KUSURSUZ TESADÜF1.037 kelime
- 2 KÜLLERİNDEN DOĞAN ÖFKE1.523 kelime
- 3 KRALİÇE’NİN SANTRANÇ TAHTASI809 kelime
- 4 DİKENLİ GÜLLER VE YENİ GÖLGELER1.199 kelime
- 5 MASUM MASKELER ŞİFRELİ KRALLIK1.055 kelime
- 6 GÜMÜŞ1.457 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 SIR1.240 kelime
- 8 SUSPUS MERMİ1.050 kelime
- 9 ZAMANIN DURDUĞU AN1.639 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
~Keyifli okumalar~
Yazar’dan
Barlas, kulağındaki kulaklığı masaya bırakıp derin bir nefes verdi. Karşısındaki devasa ekranda frekans dalgaları yavaş yavaş düzleşiyordu.Begüm, üzerindeki dökümlü krem rengi ipek gömleği ve siyah dar pantolonuyla masanın kenarına oturmuş, porselen fincanından çayını yudumluyordu. Açık sarı saçları omuzlarına serbestçe dağılmıştı."Konseydeki etki kusursuzdu Barlas," dedi Begüm, sesi duru ve sakindi. "Rıfat’ın kalbi duruyordu az kalsın. Erkek sesi kullanmamız harika bir hamle oldu; bizi hep yanlış yerlerde, yanlış kimliklerde arayacaklar."
Barlas sandalyesinde geriye kayıp bacak bacak üstüne attı. "Yalnız Kartal’ın yanındaki şu Eren denen çocuk... Sesi duyduğu an milisaniyede Kartal’ın önüne atladı. Reflexleri, duruşu... Begüm, o çocuk göründüğü gibi sadece çenesi düşük bir züppe değil. Bayağı tehlikeli bir muhafız."Begüm hafifçe gülümsedi. "Eren’in uyanık olması işimize gelir Barlas. Kartal tüm güvenliğini o çocuğa emanet ettikçe kendini daha da geçilmez sanacak."
"Yine de dikkatli olmalıyız," dedi Barlas, yüzündeki alaycı ifadeyi silerek. "Viktor Malikov ve Balkan kanadı da şehirdeki hareketliliği izliyor. Çember daralıyor."Begüm fincanı masaya bıraktı. Gözlerinde yeraltı dünyasını titreten o tehlikeli zeka parıldadı.
Bırakalım daralsın. Yarın öğleden sonra atölyeye gideceğim... Kartal’ın o karanlık dünyasından korkan masum 'Begüm' rolümü oynayacağım. Kartal bu ses kaydının şokunu atlatamadan, sığınacağı tek narin liman yine ben olacağım."
Ertesi gün öğleden sonra...
Atölyenin olduğu sokakta hafif bir sonbahar ayazı vardı. Kapının üzerindeki pirinç çan şıngırdadığında Begüm, tezgahın üzerinde eski bir ahşap çerçevenin varaklarını temizliyordu.İçeri giren Kartal’dı.Üzerinde koyu lacivert bir palto vardı. Yüzünde konsey gecesinden kalma o ağır, yorgun ama bir o kadar da tehlikeli kararlılık okunuyordu. Arkasında ise genç sağ kolu Eren duruyordu. Eren kapının eşiğinde durup sokağı taradı, ardından meraklı gözlerle boya kokulu atölyeyi süzdü.
Begüm, elindeki fırçayı yavaşça bıraktı. Yüzüne anında o saf, çekingen ve biraz da korkmuş "Begüm" ifadesini oturtuverdi."Kartal?" dedi Begüm, sesi hafifçe titreyerek. "Geleceğini söylememiştin... Dün geceden beri içimde kötü bir his var."
Kartal, hızlı adımlarla Begüm’e yaklaştı. Kızın ellerini kendi sıcak avuçlarının içine alıp alnına derin, koruyucu bir öpücük kondurdu. "Kötü bir şey yok. Her şey kontrolüm altında."Eren arkadan hafifçe boğazını temizledi. "Şey... Kartal Bey, ben dışarıda mı bekleyeyim, yoksa tarihi eser restorasyonu dersine dinleyici olarak katılayım mı?"
Kartal başını arkaya çevirdi. "Eren. Dışarıda bekle."
"Emredersiniz patron," dedi Eren, Begüm’e hafifçe baş eğip selam vererek. "Yenge iyi çalışmalar."
Eren kapıyı kapatıp çıktığında Begüm, Kartal’ın ellerini sıktı. Kaşlarını çatıp dudaklarını büktü."Yenge mi?" dedi Begüm, yapmacık bir kızgınlıkla. "Kartal! O arkandaki çocuk bana 'yenge' mi dedi az önce? Ben senin mahalleden arkadaşın mıyım?"
Kartal, kızın bu ani ve tatlı tepkisi karşısında gözlerini kırpıştırdı. Dün gece konseyde koca baronları titreten adam, şu an karşısında kaşlarını çatmış kadına bakıp gülümsedi.
"Eren biraz patavatsızdır," dedi Kartal, kızın belini kavrayıp kendine çekerek. "Takılma ona."Begüm, Kartal’ın göğsüne elini koyup onu hafifçe itti, muzipçe gülümsedi. "Ben onun 'yengesi' değilim Kartal Bey. Eğer bana bir unvan vereceksen, daha havalı bir şey bulman gerekecek."
Kartal’ın gözlerindeki karanlık tutku parladı. Begüm’ün yanağını okşayarak fısıldadı: "Sana bir unvan verecek olsaydım Begüm... Bu şehrin kraliçesi derdim."
Begüm, Kartal’ın göğsüne başını yaslarken gözlerini kapattı. Yüzünde Kartal’ın göremediği o buz gibi, zafer dolu Kuzgun tebessümü belirdi.
Saatler sonra
Karadağlı silah karteli Viktor Malikov, viski kadehini parmaklarının arasında çevirirken gözlerini pencerelerden süzülen yağmur damlalarına dikmişti. Arkasında, Balkanlar’ın en tehlikeli istihbaratçısı ve tetikçisi olarak bilinen "Akrep" lakaplı Sasha duruyordu. Sasha’nın elinde, karanlık ağ üzerindeki şifreli veri akışlarını gösteren askeri düzeyde bir tablet vardı.
"Şehirde taşlar yerinden oynadı Viktor," dedi Sasha, pürüzlü ve soğuk bir sesle. "Servet Haznedar bitti. Kartal sokaklarda tek patron olduğunu sanıyor. Ama o gece konsey sığınağında patlayan o ses... Kartal’ın bile belini büktü."
Viktor yavaşça arkasına döndü. Buz mavisi gözlerinde şeytani bir tebessüm belirdi."Kartal bir piyon Sasha," dedi Viktor, kadehini masaya bırakarak. "Büyük bir piyon ama yine de piyon. Benim ilgimi çeken, o meşe masanın ortasında gürleyen o gölge... Kuzgun."
"Gölgenin izini sürmek zordur patron," dedi Sasha, tabletin ekranını kaydırarak. "Konseydeki o yayın tek bir lokasyondan yapılmadı. Şifreli uydu hatları, sekiz farklı ülkeden sıçratılan IP’ler ve yapay zeka frekans modülatörleri kullanılmış."
Viktor, Sasha’nın yanına yaklaşıp işaret parmağını adeta bir bıçak gibi adama doğru uzattı."Bana imkansızlık anlatma Sasha. Sen bu yeraltının en iyi avcısısın. O frekansların bir açık kapısı olmak zorunda. İster uydu kırılmalarından git, ister o gece kullanılan yerel santralleri tara... Kuzgun’u bulacaksın." Viktor eğilip adamın gözlerinin içine baktı. "O hayaletin yüzünü bana getireceksin. Kartal’ı tahtından indirmeden önce, o tahtın arkasındaki ipleri tutan eli kesmem lazım."
Sasha başını eğdi. "Anlaşıldı. Bütün ağları taramaya başlıyorum."
İki saat sonra... İstanbul’un çeperinde, terk edilmiş eski bir sanayi deposu...
Sasha, dizüstü bilgisayarındaki özel yazılımın kırmızı frekans dalgalarını izlerken alnından süzülen soğuk teri sildi. Kuzgun’un şifreli haberleşme ağının ilk kıvılcımını yakalamıştı. Karadağlı liderine verdiği sözü tutmak üzereydi; uydu hattının kırılma noktasını bulmaya çok yaklaşmıştı.
Ancak gözden kaçırdığı hayati bir gerçek vardı: Kuzgun, iz süren birini fark ettiğinde kaçmazdı. Onu kendi inine çeker ve karanlığa gömerdi.Sasha tam son komutu girecekken, arkasındaki paslı çelik kapı bir gürültüyle çöktü. Barlas’ın özel eğitimli, yüzleri maskeli adamları karanlığın içinden birer gölge gibi fırladı.
Sasha belindeki glock marka silaha uzanmak istedi ama milisaniyeler içinde ensesine inen ağır bir çelik dipçik darbesiyle dünya karardı.Sasha gözlerini açtığında kendisini bir çöplükte ya da nemli bir bodrumda bulmadı.
Devasa bir kristal avizeden süzülen loş ışık, zeminindeki antika mermerleri aydınlatıyordu. Şehrin dışındaki tarihi bir malikanenin geniş salonundaydı. Sandalyeye çelik kelepçelerle sımsıkı bağlanmıştı. Havadaki rutubet kokusu yerine; salonda buram buram pahalı amber, vanilya ve taze kesilmiş siyah güllerin kokusu vardı.
Karşısında, sırtı dönük bir şekilde duran Barlas vardı. Üzerindeki kesim siyah takımıyla sakin bir şekilde viski kadehini çeviriyordu.Sasha kanlı tükürüğünü yere savurdu. Sesi nefret doluydu. "Siz kimsiniz lan?! Beni kime götürüyorsunuz? Viktor Malikov’un adamıyım ben! Sizi diri diri yüzer!"Barlas yavaşça döndü. Yüzünde buz gibi bir tebessüm belirdi. "Sasha... Viktor’a selamlarımızı iletemeyeceksin, ne yazık ki. Çünkü buradan çıkış biletin kesildi."
O anda salonun ağır meşe kapısı yavaşça aralandı.Parkelerde yankılanan yüksek topuklu ayakkabı tıkırtıları, salondaki tüm havayı emip yok etti.İçeri giren kadın, kusursuz ve ölümcül bir zarafetin abidesiydi.
Begüm, üzerini sımsıkı saran, derin bacak yırtmaçlı, gece mavisi ipek bir gece elbisesi giymişti, elbisesi gibi eldivenleride ipekti. Boynundaki ve bileğindeki inciler loş ışıkta tek bir çizgi halinde parıldıyordu. Açık sarı saçları omuzlarına hacimli dalgalar halinde dökülmüştü. Dudaklarında kan rengi koyu bir ruj vardı. Yüzünde ne atölyedeki o korkmuş "Begüm" ifadesi ne de masumiyet vardı... Karşısında duran, yeraltı dünyasının dondurucu kraliçesi Kuzgun’du.
Ayağındaki yüksek topuklularla ağır ağır Sasha’ya doğru yürüdü. Her adımı, atılacak ölümcül bir imzanın habercisiydi.Sasha şaşkınlıktan donakalmıştı. Bir mafya tetikçisi beklerken karşısında yüksek sosyetenin zirvesinden çıkmış gibi duran bu kadını görmek zihnini felç etmişti.
"Sen... Sen de kimsin?" dedi Sasha, nefesi kesilerek.Begüm, adamın tam önünde durdu. Eğildi; gece mavisi elbisesinden yükselen o yoğun amber kokusu Sasha’nın ciğerlerine doldu. Begüm, bakımlı ve narin parmaklarıyla adamın kanlı çenesini kavradı. Yüzüne doğru fısıldadı. Sesi, duru, ipek gibi ama bir o kadar da yok ediciydi.
"Günlerdir aradığın o hayaletim," dedi Begüm, dudaklarının kenarıyla tehlikeli bir şekilde gülümseyerek. "Ben Kuzgun."Sasha’nın gözleri dehşetle açıldı. "İmkansız... Kuzgun bir kadın mı?!"
"Bu kadar zarif olmamı beklemiyordun, değil mi?" dedi Begüm. Barlas’ın uzattığı gümüş tepsiden, susturucu takılı özel yapım gümüş bir tabancayı aldı.Silah, Begüm’ün ellerinde adeta bir mücevher gibi duruyordu. Emniyeti tek bir serçe parmak hareketiyle kapattı.
"Viktor Malikov’a söylemek istediğin son bir şey var mı?" dedi Begüm, gözlerinin içine buz gibi bakarak."Dur! Yapma!" diye çırpındı Sasha. "Sana her şeyi anlatırım! Viktor’un planlarını, Kartal’a kuracağı pusu…""Ben zaten biliyorum Sasha," dedi Begüm narin bir sesle. "Kartal’a ne yapacağını da, senin o aciz arayışını da biliyordum. Arayan belasını bulur... Sen Kuzgun’u buldun."
PFT!
Susturucunun çıkardığı o boğuk, alçak ses salonda hafifçe yankılandı. Begüm, gözünü bile kırpmadan tetiği çekti. Mermi tam Sasha’nın iki gözünün ortasına saplandı.Sasha sandalyesinde geriye doğru yığılırken Begüm silahı Barlas’a uzattı. Elbisesinin ipek kumaşını düzelterek arkasını döndü."Cesedi Viktor Malikov’un otel odasının kapısına bırakın Barlas," dedi Begüm, sesi son derece sakindi. "Üzerine de bir not bırak: 'Kuzgun’u arayanlar, onun masasında ya meze yada ceset olurlar.'"
Ertesi günün ilk ışıkları Nişantaşı’ndaki operasyon merkezine vururken...Begüm, gece mavisi elbiseyi çıkarmış, dökümlü kaşmir bir kazak ve kumaş pantolon giymişti. Ancak Barlas’ın bilgisayar ekranındaki uyarı ışığı aniden kırmızıya dönüp kulak tırmalayan bir alarm verdiğinde odadaki hava yine buz kesti.
"Begüm!" dedi Barlas, hızla klavyeye basarak. "Sistemde bir sızma var! Viktor’un otel odasından giden veri akışı doğrudan bizim sunucuya sıçradı!"Ekranın ortasında tek bir pencere açıldı. Karşılarında Karadağlı lider Viktor Malikov duruyordu. Masasında Sasha’nın cesedinden alınan kanlı not duruyordu. Yüzünde ise şeytani bir gülümseme vardı.
"Sasha’yı vuracak kadar cesur bir kadın..." dedi Viktor, dondurucu bir sesle. "Gümüş bir mermi ve pahalı bir amber kokusu... Beni etkiledin Kuzgun. Ama beni çocuk sanıyorsun. Sasha’nın telefonundaki son sinyal haritasını ve o bölgedeki tarihi binaların kamera izlerini birleştirmem sadece iki saatimi aldı. Yüzünü tam göremiyorum ama çemberin nerede daraldığını çok iyi biliyorum."
Begüm’ün göz bebekleri küçüldü. Barlas masaya yumruk attı.Viktor devam etti: "Seni hemen avlamayacağım. Kartal’a gidip o kibirli veliahta, dibinde sakladığı o 'masum' kadınların arkasında nasıl bir kraliçenin oturduğunu anlatacağım. Bakalım Kartal o çok güvendiği aklıyla seni bulduğunda ne yapacak?"
BIP! Ekran karardı.
Bölüm sonu~ Bir sonraki bölümde görüşmek üzere hoşçakalın~
Bölüm etkileşimi
