KÜL & YANKI kitap kapağı

10. bölüm / 10

KÜL & YANKI

Bölüm 9 — Cam Kırıkları

Vaveyla Yazarı: C A

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Bölüm 9 — Cam Kırıkları

Viktor kapıda durdu. Annemin son cümlesini ona tekrar ettim.
“Babamın bir kaydı varmış. Öldüğünü söyledikleri saatten sonra.”
Yüzündeki ifade değişti. Telefonuma uzanmadı; anneme kendisi soru sormaya çalışmadı.
“Luca dinletmiş mi?” dedi.
Anneme sordum.
“Hayır,” diye cevap verdi.
“Kaydın bir vakfın arşivinde olduğunu söyledi. Orijinaline ulaşınca tekrar gelecekti.”
Hemen masadaki kahverengi zarfı düşündüm. Finch Vakfı. İş bitince ücretini tahsil edeceğim bir müşteriydi. Birkaç gün içinde hayatımdaki neredeyse bütün yollar aynı yere çıkmaya başlamıştı. Annemin güvende olduğundan emin olup telefonu kapattım. Viktor hâlâ kapıdaydı.
“Julian’ın arşivine gideceğim” dedim.
“Önce—”
“Hayır. Önce bir şey daha konuşmayacağız.”
Yerimden kalktım.
“Orada çalışanım. Bana iş gönderdiler. Bir cinayet kaydı gönderdiler. Bunun ne anlama geldiğini sorabilirim.”
“Finch’in bütün binaları aranıyor.”
“Senin adamların tarafından.”
“Evet.”
“Öyleyse seni görünce ne saklamaları gerektiğini zaten biliyorlar.”
Viktor bana baktı. İlk kez söylediklerime karşılık vermek yerine düşünüyordu. Masadaki zarfı aldım. İçinden teslim formunu çıkardım. Üst sağ köşesinde, ilk gece dikkat etmediğim küçük bir not vardı.
Arşiv danışmanları — perşembe, 19.00.
Mara’nın tarihleri yazma biçimini tanıyordum. Ona bir mesaj gönderdim. Cevabı bir dakika sonra geldi.
Bu akşam açılış var. Seni de çağırmışlardı. Olanlardan sonra gitmezsin diye düşündüm.
Viktor mesajı gördü.
“Gitmeyeceksin,” dedi.
Ona baktım. Bir süre hiçbir şey söylemedim. Sonunda teslim formunu masaya bıraktım.
“Dün ne yapabileceğimi seçebileceğimi söyledin.”
“Bu farklı.”
“Benim için değil.”
Saat yediye on kala merdivenlerden indim.
Eşofmanla bir vakfın açılışına gitmenin, görünmez olmak konusunda düşündüğüm kadar işe yaramayacağını Beatrice söylemişti. Haklıydı. Bana önünü açtığı odada, kuzeninin evde bıraktığı birkaç elbise vardı. İçlerinden yalnızca birini denedim. Siyah, düz bir elbise. Omuzları açık bırakıyor, belime oturuyor, dizimin biraz altında bitiyordu. Gösterişli hiçbir yeri yoktu. Yine de haftalardır giydiğim bol kıyafetlerden sonra aynadaki siluet bana yabancı gelmişti. Saçlarımı açmıştım. Kestane dalgalar omuzlarıma, oradan sırtıma dökülüyordu. Beatrice yalnızca yüzümün önündeki birkaç tutamı düzeltmiş, geri kalanına dokunmamıştı. Gözlük yerine lens takmıştım. Küçük kutuları atölye çantamın dibinde bulmuştum; özel günler için almış, çoğunu kullanmamıştım. Hafif bir makyajla da son dokunuşları bitirdim.
Merdivenin son basamağına geldiğimde Viktor başını kaldırdı. Elinde araba anahtarı vardı. Bakışı yüzümde durdu. Sonra saçlarıma indi. Çok kısa bir hareketti. Fakat ardından yeniden gözlerime baktığında, söylemek üzere olduğu cümleyi söylemedi.
“Hazırım,” dedim.
Cevap vermedi. Rafael, arkasındaki kapıyı açtı. Viktor o sese döndü. Anahtarı ona uzattı.
“Ben kullanacağım” dedi Rafael.
Viktor başını salladı. Ona yaklaşınca yüzünde tanıdığım o kapalı ifade yeniden yerini almıştı. Ama bakışları, sabahki gibi üzerimden hemen geçmiyordu.
“Ne oldu?” diye sordum.
“Hiçbir şey.”
“Elbiseyle ilgili bir sorun mu var?”
Gözleri bir kez daha bana döndü.
“Yok.”
Durdu.
“Üşürsün.”
Beatrice’den aldığım ince paltoyu gösterdim.
“Bunu da çözdük.”
Kapıya doğru yürüdüm .Viktor kenara çekilirken aramızdaki mesafeyi fazla dar bıraktı. Omzum, gömleğinin koluna hafifçe değdi. İkimiz de bir an durduk. Sonra ben çıktım. Arkamdan onun daha yavaş gelen adımlarını duydum. Finch Galerisi’nin önünde kameralar vardı. Girişte duran kadın, Viktor’u görünce dikleşti. İsmini sormadı. Beni görünce gülümsedi.
“Elena Ward?”
Başımı salladım.
“Restorasyon ekibinden. Hoş geldiniz.”
Boynuma ince bir kordonla ziyaretçi kartı taktı. Viktor’a kart verilmedi. İçerideki hava pahalı parfüm, cila ve yeni açılmış şarap kokuyordu. Beyaz duvarlara limanın eski fotoğrafları asılmıştı. Kristal kadehlerin arasından konuşmalar yükseliyor, büyük pencereler şehrin ışıklarını yansıtıyordu.Bir fotoğrafın önünde durdum. East Quay. Luca’nın öldüğü binanın otuz yıl önce çekilmiş hâli. Viktor yanıma geldi.
“Bu gece arşiv katına kimlerin çıkabildiğini öğren. Bir şey bulursan bana söyle.”
“Sen?”
“Finch’i oyalayacağım.”
Başımı çevirip ona baktım.
“Bunu şimdi birlikte mi yapıyoruz?”
“Sen zaten gidiyordun.”
İlk kez ağzımın kenarı hafifçe kıpırdadı. Viktor bunu gördü. Bakışı bir saniye daha yüzümde kaldı. Sonra arkamdaki adama döndü.
“Julian.”
Galeri sahibinin fotoğraflarını görmüştüm. Yakından daha genç görünüyordu. Açık renk saçları, iyi seçilmiş gözlüğü, yüzüne kolayca yerleşen gülümsemesi vardı. Viktor’un elini sıktı.
“Seni beklemiyordum.”
“Bu şehirde beni beklemediğini söyleyen herkes için bir kadeh içseydim, yürüyemezdim.”
Julian güldü. Ben gülmedim. Bakışları bana geçti.
“Ve nihayet Elena.”
Elimi uzattım.
“Bana gönderdiğiniz kaydı konuşmamız gerekiyor.”
Gülümsemesi aynı kaldı.
“Umarım teknik bir sorun yoktur.”
“Teknik sorunlar çözülüyor.”
Elimi bıraktı.
“Güzel. Mara senin çok iyi olduğunu söylüyor.”
“Arşivdeki diğer dosyaları da görmem gerekiyor. O kaydın teslim bilgileri eksik.”
Julian’ın gözleri bir an Viktor’a kaydı. O küçük hareketi gördüm. Viktor görmemiş gibi yaptı.
“Sonra ilgileniriz,” dedi Julian.
“Ön inceleme raporu için bu akşam gerektiği yazıyor.”
Teslim formunu çantamdan çıkarıp gösterdim. Julian kâğıda baktı. Ardından hemen yanımızdan geçen bir görevliyi durdurdu.
“Elena’yı arşiv katına çıkarır mısın? Restorasyon masasında bekleyen dosyalar var.”
Kâğıdı geri aldım. Viktor’a bakmamaya çalıştım. Yine de yürümeye başlamadan önce baktım. Başını çok hafif eğdi. Üst kat aşağıdan farklıydı. Müzik burada boğuk duyuluyordu. Duvarlarda sanat eseri yoktu. Kapıların üzerindeki metal numaralar, halıya gömülen adımlar, klimanın kuru uğultusu vardı.Görevli beni cam bölmeli bir odaya götürdü.
“Dosyalar burada. Bir şeye ihtiyacınız olursa aşağıdayım.”
Kapıyı kapattı. Masada iki arşiv kutusu ve bir bilgisayar vardı.İlk kutuda, bana gönderilen hafıza kartının teslim kaydı duruyordu. Yanında başka bir form vardı. Aynı el yazısı.
T. Ward / görüşme kaydı / aktarım bekliyor.
Kalbim hızlandı. Bilgisayarın ekranı açıktı. Restorasyon için hazırlanmış dosyalar bir klasörde sıralanıyordu. Babamın soyadını buldum. Bir ses dosyası. Yanında taranmış bir belge. Belgeyi açtım. Eski bir hastane amblemi, iki imza, bir tarih.Görüşme başlangıcı: 02.47. Babamın ölüm belgesindeki saati biliyordum. Annem bir dönem bütün evrakları mutfak masasında tutmuştu. 02.16.Kulaklığımı çantamdan çıkardım. Dosyayı açtım.
Önce bir sandalye gıcırdadı. Sonra:“Adınız?” Bir erkek sesi.
Babam cevap verdi. “Thomas Ward.”
Elim ağzıma gitti. Onun sesini unutmadığımı sanıyordum. Meğer yıllardır hatırladığım şey, gerçek sesinin biraz daha soluk bir kopyasıymış.
“Daniel Reed ismini kullanıyor musunuz?”
“Bazı işlerde.”
“Bu gece yanınızda taşıdığınız kayıt nerede?”
Babam nefes aldı. Derin, zorlanmış bir nefes. Sonra bir kadın sesi duyuldu.
“Görüşmeyi kısa tutmanız gerekiyor.”
Bir hemşire. Demek gerçekten hastanedeydi. Dosyanın kalanını dinlemek üzereydim ki camın üzerindeki yansımada bir hareket gördüm. Kapının dışında bir adam duruyordu. Görevli değildi. Kulaklığı çıkardım. Adam kapıyı açtı.
“İşiniz bitti mi?”
“Henüz değil.”
Bilgisayara baktı. Ekrandaki belgeyi gördü. Yüzünün değişmesi için bir saniye yetti.
“Buradan çıkmanız gerekiyor.”
“Julian Bey dosyaları incelememi söyledi.”
“Şimdi.”
Çantamı aldım. Bilgisayardaki aktarım sürüyordu. Restorasyon kopyasını küçük belleğime kaydetmiştim. Ekranın altındaki çizgi henüz sona ulaşmamıştı. Adam masaya geldi. Kopyalama tamamlandı. Belleği çıkarıp avucumda kapattım. Adam bunu gördü.
“Elinizdekini verin.”
Geriye çekildim.
“Bu, iş dosyam.”
“Verin.”
Kapıyla aramızda duruyordu. Aşağıdaki müzik değişti. Bir alkış yükseldi. Adam elini bana doğru uzattı. O an Viktor’un aşağıda olduğunu, bu odada olanlardan haberi olmadığını düşündüm. Görevliye dönmek üzere kapıya yürümeyi denedim. Adam kolumu tuttu.
“Çantayı bırak.”
Bileğimi çevirdim. Kurtaramadım.
“Bırakın.”
Cam kapıya baktım. Koridor boştu. Adam beni masaya doğru çekti. Kalçam kenara çarptı. Parmakları kolumda biraz daha sıkıldı. Önümde duran arşiv kutusunu ittim. Kutunun içindeki metal makara yere düştü. Çıkardığı ses, koridorda yankılandı. Adam başını çevirdiği anda kolumu bütün gücümle geri çektim. Tırnağı tenimi çizdi. Çantam yere düştü. Kapıya koştum. Dışarı çıkmamla birine çarpmam aynı anda oldu. Viktor. Ellerini omuzlarımda hissettim.
“Elena?”
Arkamdaki adam kapıdan çıktı. Viktor’un bakışı benim yüzümden kolumdaki kızarıklığa geçti. Viktor beni yanındaki duvara itti. Bir patlama duyuldu. Cam bölme dağıldı. Çığlık attım. Viktor’un omzu önüme geçti. Adamın bileğini yakaladı; ikisi kapının kenarına çarptı. Silah halının üzerine düştü. Viktor’un yumruğunu gördüm. Adam yere düştü. Bu kez Viktor’u durdurmaya çalışmadım. Çantamı kaptım.
“Dosya bende,” dedim.
Viktor başını kaldırdı.
“Yürü.”
Merdivenlere ulaşamadan diğer uçtaki kapı açıldı. İki adam çıktı. Viktor yön değiştirdi. Elimi tuttu. Beni arkasından sürüklemedi; hızına yetişip yetişemediğimi görmek için bir kez döndü. Ardından birlikte yan koridora girdik. Ayakkabılarım halının üzerinde kayıyordu.
“Bu tarafta çıkış var mı?” diye sordum.
“Olması gerekiyor.”
Cevaptaki belirsizlik, korkumu daha da artırdı. Arkamızdan bir ses yükseldi.
“Durun!”
Viktor ilk kapıyı açtı. Temizlik odası. İkinciyi denedi. Kilitli. Üçüncü kapının üzerinde yeşil bir işaret vardı. Kapıyı omzuyla itti. Soğuk hava yüzüme çarptı. Yangın merdiveni. Dışarıdaki metal basamaklar yağmurdan parlıyordu. İlk adımda topuğum ızgaraya takıldı. Dizim büküldü. Viktor’un eli belime kapandı; düşmeden beni kendine çekti. Bir an göğsüne yaslandım. Nefesi saçlarıma değdi.
“Basamağa bak” dedi.
Sesini yalnızca ben duyabiliyordum.
“Bakıyorum.”
“Bana değil.”
Başımı kaldırmış olduğumu o an fark ettim. Topuğumu kurtardım. Ayakkabılarımı çıkarmak için eğildim. Viktor koridorun kapısına baktı.
“Elena—”
“Bunlarla koşamıyorum.”
İkisini de elime aldım .Metal ayaklarımın altında buz gibiydi. Viktor paltosunu çıkarmaya çalıştı.
“Şimdi değil” dedim.
Gözleri bana döndü. Sonra başını salladı. Aşağı indik. Üst kattaki kapı yeniden açılırken avluya ulaştık. Viktor beni taş duvarın dibine çekti. Yukarıdan bir adam eğildi. Bizi göremeden Rafael’in arabasının farları avluyu aydınlattı. Arka kapı açıldı .Önce ben bindim. Viktor hemen arkamdan geldi. Araba hareket ettiğinde kapı henüz kapanmamıştı. Rafael sokağa çıktı.İlk kavşakta hızlandı. İkinci kavşakta farlarını kapattı, dar bir servis yoluna girdi. Bir süre yalnızca motoru duydum. Sonra Viktor’un sesini.
“Elindeki ne?”
Avucumu açtım. Küçük bellek, terden tenime yapışmıştı.
“Babamın sesi.”
Rafael bizi limanın öbür ucundaki kapalı bir tamirhaneye götürdü. Kepenk arkamızdan indi. Arabanın kapısını açınca ayaklarımın altına soğuk beton değdi. Ayakkabılarımı hâlâ tutuyordum. Birini ne zaman kırdığımı bilmiyordum; topuğu eğrilmişti. Viktor paltoyu omuzlarıma koydu. Bu kez itiraz etmedim. Elbisenin ince kumaşından sızan soğuğu ancak o anda fark ettim. Bir tabureye oturdum. Viktor önüme çömeldi.
“Ayağın.”
Baktım. Sağ ayağımın kenarında kan vardı.
“Cam mı?”
Başını salladı.
Rafael bir ilk yardım kutusu getirdi. Viktor kutuyu açarken ellerindeki küçük kesikleri gördüm.
“Sen de kanıyorsun.”
“Benimki az.”
“Yarışmıyoruz.”
Başını kaldırdı. Bir an, bütün gecenin içinde tuhaf biçimde sessiz bir yer açıldı. Bakışı yüzümde kaldı. Atölyede beni ilk gördüğünde olduğu gibi bakmıyordu. Yüzümü kapatan gözlüğüm yoktu. Saçlarım omzumdan kaymış, yüzümün bir tarafına yapışmıştı. Paltosunun yakasını göğsümün üzerinde tutuyordum. Viktor’un gözleri ağzıma indi. Sonra yeniden gözlerime çıktı. İkimiz de bir şey söylemedik. Elindeki pamuk paketini açması gerektiğini sanki sonradan hatırladı.
“Biraz yakacak” dedi.
“Bu geceki şeyler arasında yeri düşük.”
Bu kez ağzının kenarı gerçekten kıpırdadı. Kısa sürdü. Yine de gördüm. Yarayı temizlerken ayağımı bileğimin altından tutuyordu. Eli büyüktü. Bütün akşam aynı elin neler yapabildiğini görmüştüm. Şimdi parmaklarının basıncı, kıpırdamamam için gerekenden fazla değildi. Bu çelişkiyi çözemiyordum. Belki de beni ona bakmaya zorlayan şey buydu.
“Niye yukarı çıktın?” diye sordum.
“Uzun sürdü.”
“Beş dakika.”
“Yedi.”
Başımı kaldırdım. Viktor bandajı kapattı.
“Saydın mı?”
Cevap vermedi. Ayağımı bıraktı, ayağa kalktı. Ama ilk kez onun susmasının içinde yalnızca saklanan bir bilgi olmadığını düşündüm. Tamirhanenin ofisinde eski bir bilgisayar vardı. Belleği bağladık. Viktor yanımda durdu. Rafael kapının dışında bekliyordu. Kaydı, kaldığım yerden açtım. Babamın nefesi. Hemşirenin uyarısı. Ardından soruyu soran adam:“Thomas, arabadaki genç adamın bu işle ilgisi var mı?”Gözüm Viktor’a kaydı. Kımıldamadı. Babam cevap verdi. “Ne taşıdığını bilmiyordu. ”Sandalye gıcırdadı.“ Ama babası biliyor.” Viktor’un eli masanın kenarında kapandı. Kayıttaki adam tekrar sordu. “Bunu kanıtlayabilir misin?” “Orijinal kayıt bende değil.” “Kimde?” Babam cevap vermeden önce uzun süre nefes aldı. Sonra, ilk kez sesinde benim tanıdığım bir şey duydum. Karar verdiğinde böyle konuşurdu. “Vittorio’nun kasasında.” Kayıt sona erdi. Bilgisayarın fanı dönmeye devam etti. Viktor ekrana bakıyordu. On iki yıl önceki kazadan, birkaç saat önceki cam kırıklarına kadar uzanan bütün yolların sonunda aynı isim duruyordu. Ama bu kez bir yer de vardı. Bir kasa. Ulaşılabilecek bir şey.
“Kasayı biliyor musun?” diye sordum.
Viktor yavaşça başını çevirdi.
“Evet.”
“Nerede?”
Gömleğinin kolundaki kan kurumuştu. Paltosu hâlâ omuzlarımdaydı.
“Babamın evinde.”
Ekrandaki dosyayı kapattım.
“Öyleyse sıradaki yer orası.”
Viktor bir süre bana baktı.
Bu kez hayır demedi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.