KÜL & YANKI kitap kapağı

9. bölüm / 10

KÜL & YANKI

Bölüm 8 — Direksiyonun Başındaki Adam

Vaveyla Yazarı: C A

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Bölüm 8 — Direksiyonun Başındaki Adam

Annemin söylediği isim, odanın içinde asılı kaldı.
Viktor.
Telefonu kulağımdan uzaklaştırmadım. Elimi indirmedim. Karşımdaki adama bakarken, birinin birazdan yanlış anladığımı söylemesini bekledim.
Viktor başını kaldırdı.
“Telefonu kapatma,” dedi.
İlk kez ondan duyduğum bir cümleye itaat etmek için hiçbir çaba harcamam gerekmiyordu.
“Duymuş,” dedim anneme.
“Yanında mı?”
“Evet.”
“Elena, oradan çık.”
Viktor yaklaşmadı. Kapının yanında duruyordu. Birkaç dakika önce beni babasından sakladığı yerde. Şimdi ondan saklanmak istiyordum.
“Arabayı sen mi kullanıyordun?” diye sordum.
“Evet.”
Annem telefonda adımı söyledi. Duymamış gibi yaptım.
“Babam yanındaydı?”
“Evet.”
“Neden?”
Viktor’un bakışı yüzümden telefonuma, sonra yeniden yüzüme geçti.
“Bunu ikinize de anlatacağım.”
“Bize anlatacağın şeyin ne kadarını daha önce düşündün?”
Çenesindeki kas gerildi. Cevap vermedi. Telefonu hoparlöre aldım. Masanın üzerine bıraktım.
“Annem de duysun.”
Viktor kapıyı kapatmadı. Masaya gelmedi. Olduğu yerde, bir süre ellerine baktı. Sağ elindeki şişlikleri gördüm. Dün bir adamı dövmüştü. On iki yıl önce babamın öldüğü arabayı kullanmıştı. Bu iki bilgi arasına, mutfakta bana anlattığı kardeşini yerleştiremiyordum.
“Yirmi bir yaşındaydım,” dedi.
“Bunu hafifletici bir şey olarak söyleme.”
“Zamanını söylüyorum.”
Sesim titriyordu. Onunki titremiyordu. Bundan nefret ettim.
“O gece babam aradı,” diye başladı. “Bir adamı East Quay’den alıp kuzeydeki otellere götürmemi istedi. Şoförlerden biri gelememişti. Neden benim gitmem gerektiğini sormadım.”
Annemin bulunduğu yerde bir kapı açıldı. Anahtarların sesini duydum. Eve ulaşmıştı. Viktor devam etti.
“Babanı daha önce görmemiştim. Arabaya bindiğinde kendisini Daniel olarak tanıttı.”
Annem konuştu.
“Daniel Reed.” Viktor başını hafifçe çevirdi. Sesin geldiği telefona baktı.
“Evet.”
“Babam neden başka bir isim kullanıyordu?” diye sordum.
Annem cevap vermedi. Viktor’un gömleğinin kolu bileğine kadar iniyordu. Gözlerim, daha önce gördüğüm yara izinin olduğu yere gitti.
“Sonra?”
“Liman yolundan çıktık. Baban güzergâhı değiştirmemi istedi. Otellere değil, şehir merkezine gitmek istediğini söyledi.”
“Nereye?”
“Bir avukatın bürosuna.”
“Götürdün mü?”
“Hayır.”
O kelimenin ardından odada birkaç saniye hiçbir ses olmadı.
“Babamın söylediği yere gitmem gerektiğini söyledim.”
Annem çok hafif nefes verdi. Viktor bunu duydu. Yüzü değişmedi.
“Baban telefonunu çıkardı. Kimseyi arayamadı. Birkaç kez denedi. Sonra arkaya baktı.”
“Birileri mi takip ediyordu?”
“Bir araç vardı. O sırada bunun takip olduğunu bilmiyordum.”
“O sırada ne biliyordun?”
“Babanın korktuğunu.”
Elimi masadan çektim.
“Ve sen yine de onu babanın söylediği yere götürdün.”
“Evet.”
Bir açıklama bekledim.
Mecburdum demesini.
Başka seçeneğim yoktu demesini.
Söylemedi.
“Bana durmamı söyledi,” diye devam etti.
“Durmadım. Aramızda tartışma çıktı.”
Bacaklarımın arkasına sandalye değdi. Ne zaman geriye çekildiğimi fark etmemiştim.
“Ne kadar hızlı gidiyordun?”
Viktor gözlerini benden kaçırmadı.
“Hız sınırının üzerindeydim.”
“Ne kadar?”
“Bilmiyorum.”
“Hatırlamıyor musun, söylemek mi istemiyorsun?”
“Göstergesine bakmadım.”
Annem telefonda konuştu.
“Polis raporunda hız yazıyordu.”
Viktor sustu.
“O raporu ben de gördüm” dedi annem.
“Bana bir kopyasını verdiler. Sonra geri istediler.”
Boğazımda acı bir şey yükseldi.
“Kim istedi?”
Annemin cevabını beklerken Viktor’a baktım.
“Vittorio,” dedi annem.
Viktor’un yüzünde şaşkınlık görmedim. Bu, duymaktan daha kötüydü.
“Virajdan önce bir araç yanımıza geldi,” dedi Viktor.
“Baban o anda arka cama bakıyordu. Bana bir şey söyledi. Tam duyamadım. Sonra araç sağ taraftan bize vurdu.”
“Babamın oturduğu taraftan.”
“Evet.”
“Polis raporunda bu neden yok?”
“Diğer araç durmadı. Ben ifademde söyledim.”
Annem hemen karşılık verdi.
“Bana söyledikleri, oğlunun yağmurda kontrolü kaybettiğiydi.”
Oğlunun.
Bir anda ikisinin birbirini düşündüğümden daha uzun zamandır tanıdığını hissettim.
“Sen annemle konuştun mu?” diye sordum.
Viktor başını salladı.
“Hayır.”
Annemin sesi geldi.
“Ben onu hastanede gördüm.”
Viktor’un gözleri masanın üzerindeki telefona indi.
“Bir doktorla tartışıyordu. Kolundan kan akıyordu.”
Bakışım yeniden bileğine kaydı.
“Babanızı içeri aldıklarında yanlarındaydım” dedi Viktor.
“Sonra beni de muayeneye götürdüler.”
“Babam o sırada hayatta mıydı?”
“Evet.”
“Konuşabiliyor muydu?”
Viktor cevap vermeden önce bir an durdu.
“Ambulansta konuştu.”
“Ne söyledi?”
“Cebindeki telefonu istiyordu.”
Bu kez annemin nefesini açıkça duydum.
“Telefon nerede?” diye sordum.
Viktor başını hafifçe salladı.
“Bilmiyorum. Hastanede teslim edilen eşyalarının arasında olduğunu düşündüm.”
“Yoktu,” dedi annem.
Tek kelime. Ama yıllardır bildiği bir eksiklikten söz eder gibi söylemişti.
“Ben gözümü açtığımda babam hastanedeydi” dedi Viktor.
“Babanın ameliyatta olduğunu söyledi. Ertesi sabah da öldüğünü.”
“Sen görmedin mi?”
“Hayır.”
“Annemi bulmadın mı?”
Viktor’un yüzü sertleşmedi. Keşke sertleşseydi. Onunla kavga etmek daha kolay olurdu.
“Bulmadım.”
“Neden?”
Uzun bir sessizlik oldu. Bu kez cevabı düşünerek verdi.
“Çünkü babam olayla ilgilendiğini söyledi. Ben de bunu kabul ettim.”
Başımı salladım. Bir kez. Sonra bir kez daha. Kelimeler kafamda yerlerine oturuyordu. Hastane koridorunda beni annemin arkasına geçiren eli hatırlıyordum. Kapının önünde bekleyen adamları. Eve geldiğimizde masanın üzerindeki zarfı. On iki yaşındaki zihnimde, yetişkinlerin yaptığı her şeyin bir nedeni vardı. Şimdi o nedenlerin bir kısmını öğreniyordum.
“Ben babamın cenazesine gittim,” dedim.
“Sen eve mi gittin?”
Viktor’un gözleri yüzümde kaldı.
“Evet.”
Annem benimle yalnız konuşmak istedi. Viktor telefonumu almadı. Konuşmayı bitirmemi söylemedi.
“Koridorda olacağım,” dedi.
“Olma.”
Bir an durdu.
“Tamam.”
Çıktı. Bu kez kapıyı ben kapattım. Telefonu yeniden kulağıma götürdüm.
“Anne.”
“Canım.”
O kelimeyi duyunca gözlerimi sıktım.
“Bana neden söylemedin?”
Annemin sesi yavaşladı.
“Sen küçüktün.”
“Sonra büyüdüm.”
“Biliyorum.”
“Yıllarca büyüdüm.”
Bir sandalye sesi duydum. Oturmuştu.
“Babanın öldüğü gün” dedi, “eve dönmeden önce Vittorio benimle konuştu.”
“Ne dedi?”
“Cenazeyi, masrafları, hepsini karşılayacağını. Kazanın çok talihsiz olduğunu. Oğlunun da yaralandığını.”
Gözlerimi açtım.
“Para mı verdi?”
“Evet.”
“Sen aldın mı?”
“Cenaze için aldım. Sonra başka bir zarf getirdiler. Onu geri verdim.”
Annemin sesi biraz daha netleşmişti. Kendini savunmuyordu. Bir hesabı anlatır gibiydi.
“Bana hastanede herkes aynı şeyi söyledi. Ağır iç kanama. Ameliyat. Kurtarılamadı. Sonra polis de aynı şeyi söyledi.”
“Ama sen bir şeylerden şüphelendin.”
“Babanın telefonu yoktu. O gece beni arayacağını söylemişti. Aramadı. Kazadan önce kiminle olduğunu da bilmiyordum.”
“Daniel Reed kim?”
Annem cevap vermedi.
“Anne.”
“Baban bazı işler için o ismi kullanıyordu.”
“Hangi işler?”
“Ses işleri. Kayıtlar. İnsanların adlarının görünmesini istemedikleri işler.”
Yatağın kenarına oturdum. Babamın bana ilk kez bir kulaklık takışını hatırladım. Elini kulağımın yanına koymuş, sesi fazla açmamamı söylemişti. Atölyesinde şarkılar vardı. Eski filmler vardı. Bir de eve getirmediği işler.
“Suçlular için mi çalışıyordu?”
“Her müşterinin kim olduğunu bana anlatmazdı.”
“Morettiler için çalıştığını biliyor muydun?”
Annem sustu. Cevap buydu. Viktor’u alt katta buldum. Yemek odasının penceresinin önünde duruyordu. Telefonu elindeydi ama konuşmuyordu. İçeri girdiğimde ekranı kapattı. Bana doğru dönmesini bekledim.
“Dün sabah babamın adını gördüğünde, kazayı hatırladın.”
“Evet.”
“Ve yine de söylemedin.”
“Önce aynı kişi olduğundan emin olmak istedim.”
“Emin olduktan sonra ne yapacaktın?”
Cevap vermedi.
“Ben duymasaydım bana anlatacak mıydın?”
Bu kez sustuğu süre daha uzundu. Viktor’un yüzüne baktım. Atölyede ilk kez kapımı açarken gördüğüm adamdı. Aynı gözler. Aynı yara izi.Ama yakışıklılığı, boyu, odanın içinde nasıl durduğu artık hiçbir şey ifade etmiyordu.
“Anlatmak zorundaydım,” dedi sonunda.
“Ben zorunda olup olmadığını sormadım.”
Bakışı bir an pencereye kaydı.
“Hemen anlatmaya hazır değildim.”
Bu cevap, diğerlerinden daha dürüsttü. Onu daha az incitici yapmıyordu.
“Benim burada kalmam sana ne hissettirdi?” diye sordum.
“Kardeşine yardım edebilecek birini bulmuş olmak mı? Yoksa on iki yıl önce yapmadığın bir şeyi şimdi yapabilmek mi?”
Viktor’un elindeki telefon hafifçe aşağı indi.
“İkisi de.”
Başımı çevirdim. Bunu da söylemesini istememiştim. Beni korumasının nedenini güzel bir şey sanmaya başladığım anda, başka bir anlamı olduğunu öğrenmiştim.
“Elena.”
“Hayır.”
Sustum. Sonra ona yeniden baktım.
“Bu gece burada kalacağım. Dışarıda beni arayan insanları tanımıyorum. Ama bu, sana güvendiğim anlamına gelmiyor.”
“Biliyorum.”
“Noah senin avukatın.”
“Evet.”
“Benim başka bir avukata ihtiyacım var. Sana bağlı olmayan birine.”
Viktor başını salladı.
“Bulabilirsin.”
“Sen bulmayacaksın.”
“Tamam.”
“Babamla ilgili ne varsa göreceğim. Eski ifade, polis raporu, hastane kaydı. Elinde olan her şeyi.”
“İfadeyi getirteceğim.”
“Diğerleri?”
“Onları da.”
Masaya yaslandım. Bir süredir doğru düzgün yemek yemediğimi bedenim, şimdi hatırlamaya karar vermişti. Viktor bir adım attı. Elimi kaldırdım. Durdu.
“İyiyim.”
“Yüzün bembeyaz.”
“Bu bilgiyi şu anda kullanabileceğim bir yere koyamıyorum.”
Viktor’un ağzı hafifçe aralandı. Sonra kapandı. Masadaki sandalyeyi çekti. Bana dokunmadı. Oturup oturmamayı kendim seçebileceğim kadar geri çekildi. Bir süre ayakta kaldım. Sonra oturdum. Beatrice yemek getirdiğinde Viktor odadan çıktı. Çorbanın ilk kaşığını ağzıma götürmeden önce uzun süre tabağa baktım. İnsan aynı gün içinde babasının ölümünü yeniden öğrenip sonra yemek yiyebiliyordu. Buna alışmak istemiyordum. Telefonum titredi. Annem. Bu kez mesaj yazmıştı.
Bir şeyi daha söylemem gerekiyor.
Hemen aradım.
“Ne?”
“Elena, önce beni dinle. Bunu telefonda söylemek istemiyordum.”
Kaşığı bıraktım.
“Bugün zaten yeterince şeyi telefonda söyledik.”
Annem itiraz etmedi.
“Birkaç hafta önce biri geldi.”
“Nereye?”
“Eve.”
Yemek odasının kapısına baktım.
“Kim?”
“Babanı sordu. Eski işlerini. O geceyi.”
“Bir polis mi?”
“Hayır.”
Annemin sesi inceldi.
“Genç bir adamdı. Başta adını söylemedi. Sonra kartını bıraktı.”
Telefonu kulağıma biraz daha bastırdım. İsmi söylemeden önce ne duyacağımı anladım. Yine de annemin söylemesini bekledim.
“Luca Moretti.”
Kapı aralıktı. Koridorda Viktor’un gölgesini gördüm.
“Ne zaman geldi?” diye sordum.
“Ölmeden iki gün önce.”
Ayağa kalktım. Viktor, hareketimi duyup kapıya döndü. Annem devam etti.
“Bana babanın bir kaydını bulduğunu söyledi.”
Viktor’a baktım.
“Ne kaydı?”
Annemin nefesi telefonda ağırlaştı.
“Babanın kazadan sonra verdiği bir ifade.”
Elimdeki kaşığın masaya düştüğünü duymadım.
“Ameliyattan önce mi?”
“Hayır, Elena.”
Annemin sesi bu kez fısıltı kadar alçaktı.
“Öldüğünü söyledikleri saatten sonra.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.