5. bölüm / 10
KÜL & YANKIBölüm 4 — Misafir Odası
Bölümler 10Şu an: Bölüm 4 — Misafir Odası
- 1 GİRİŞ272 kelime
- 2 Bölüm 1 — Ölü Adamın Sesi639 kelime
- 3 Bölüm 2 — Viktor Moretti801 kelime
- 4 Bölüm 3 — Yanlış Daire757 kelime
- 5 Bölüm 4 — Misafir Odası780 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Bölüm 5 — Üç Kısa, Bir Uzun623 kelime
- 7 Bölüm 6 — Kayıtta Olmayan İsim874 kelime
- 8 Bölüm 7 — Babasının Oğlu1.445 kelime
- 9 Bölüm 8 — Direksiyonun Başındaki Adam1.409 kelime
- 10 Bölüm 9 — Cam Kırıkları1.783 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ev limanın üstündeki tepede duruyordu.Uzaktan eski bir taş konak gibi görünüyordu. Yakına gelince kapısındaki kameraları, duvar boyunca yerleştirilmiş küçük ışıkları, bahçede çalıların arasında yürüyen adamları gördüm.
Korktuğunuzda güzel şeylerin bile önce çıkışlarını sayıyordunuz. Arabadan inerken üç çıkış saydım. Viktor bunu fark etmiş olmalıydı.
“Arka kapı da var,” dedi.
Yüzüne baktım.
“Dört.”
Kapıda kısa gri saçlı bir kadın bekliyordu. Beni baştan aşağı süzmedi. İsmini söyleyip paltomu aldı.
“Beatrice. Önce bir şeyler yemelisin.”
“Aç değilim.”
“Öyleyse sıcak bir şey iç.”
Viktor içeri girerken telefona cevap verdi. İtalyanca konuşuyordu. Hızlı değildi; karşısındaki adam sürekli sözünü kesiyordu. Bir noktada durup merdivenin dibinde bekleyen Rafael’e baktı. Rafael başını eğdi. İkisi de açıklama yapmadı.
Beatrice beni üst kata götürdü. Odanın perdeleri açık renkliydi. Pencerenin önünde bir koltuk, yatağın yanında küçük bir raf vardı. Rafın üzerindeki kitaplardan ikisinin sırtı kırılmıştı. Bir otel odasına göre fazla yaşanmış, bir misafir odasına göre fazla kişisizdi.
“Burası kimin odası?”
“Eskiden Viktor’un kuzeni kalırdı.”
Banyoyu gösterdi. Kapının anahtarını masaya bıraktı.
“İçeriden kilitleniyor.”
Daha önce düşünmediğim bir soruyu cevaplamıştı. Gözlerim ona gitti. Kadın yalnızca perdeyi biraz çekti.
“Çayı getireceğim.”
Yalnız kaldığımda yatağa oturmadım. Banyoya geçip gözlüğümü lavabonun yanına bıraktım. Aynadaki yüzüme bakarken soğuk suyu açtım. Annemin yüz hatlarını almıştım; onun da burnu küçük ve düzdü, elmacık kemikleri belirgindi. Benim gözlerim daha açık, yeşile çalan elaydı. Uykusuzluğum göz kapaklarımı ağırlaştırmıştı ama yüzümün düzgün çizgilerini değiştirmemişti. Uzun kirpiklerim ıslandığında birbirine tutundu. Alt dudağım üsttekinden biraz daha dolgundu; yüzümü kurularken ikisinin de soğuktan koyulaşmış rengini fark ettim. Topuzum gevşemişti. Saçlarımın arasından çıkan iki kalın tutamı yeniden lastiğin altına sıkıştırdım. Açık bıraksam sırtımın ortasına kadar inen, kendiliğinden dalgalanan saçlardı. O sabah onları tarayacak sabrım yoktu.
Gözlüğümü yeniden taktım, sweatshirt’ümün koluyla lavabonun kenarına damlayan suyu sildim. Aynada gördüğüm yüz ne kadar güzel olursa olsun, o an bana yalnızca korkmuş ve eve dönmek isteyen birinin yüzü gibi geliyordu. Önce Iris’i aradım. Sonra annemi. Annem her zamanki gibi telefonu üçüncü çalışında açtı.
“Bu saatte?”
“Uyandın mı?”
“Artık uyandım.”
Bir tencere kapağı sesi duydum. Muhtemelen sabah erkenden mutfağa girmişti.
“Sesin kötü geliyor.”
“Atölyede iş uzadı.”
Yalan, ağzımda kuru bir lokma gibi kaldı.
“Eve gidip uyu. Gençsiniz diye vücudunuzun yedek parçası olduğunu sanıyorsunuz.”
Gözlerimi kapattım.
“Tamam, anne.”
“Bir şey mi oldu?”
Ona her şeyi anlatabilirdim. O anda bundan daha fazla istediğim bir şey yoktu. Koridorda ayak sesleri duyuldu.
“Yok” dedim. “Sonra ararım.”
Telefonu kapatınca kendimden nefret etmedim. Bunun için bile fazla yorgundum. Üç saat uyudum. Uyandığımda ayakkabılarım hâlâ ayağımdaydı. Masadaki çay soğumuştu. Yanında bir tabak tost, bir bardak su ve küçük bir not vardı.
Üst kattaki koridorun sonunda çalışma odası. Geldiğinde kapıyı çal.
İmza yoktu.
Kapıyı çalmadan önce bir süre bekledim. İçeriden Viktor’un sesi geldi.
“Gir.”
Odanın ortasında geniş bir masa vardı. Duvarlardan biri kitaplıktı; diğerinde limanın büyük bir haritası asılıydı. Masada açık duran fotoğrafta, dün gece evimize giren adam vardı.Yanında başka bir adam oturuyordu. Kumral, yorgun yüzlü, gözlüklü.
“Noah,” dedi Viktor.
“Avukatım.”
Noah ayağa kalktı.
“Elena. Oturmak ister misin?”
İstiyordum. Buna rağmen önce masadaki fotoğrafı gösterdim.
“Polis onu götürdü.”
“Evet,” dedi Noah. “Fotoğraf eski bir dava dosyasından.”
Viktor eliyle karşısındaki sandalyeyi işaret etti.
“Adı Nathan Hale. Daha önce Finch’in güvenlik şirketinde çalışmış.”
“Zarfı gönderen Finch’le aynı Finch?”
“Julian Finch,” dedi Noah.
“Vakıf başkanı. Galeri sahibi. Şehrin yarısının bağışçısı.”
Sandalyeye oturdum. Viktor önündeki bir dosyayı kapattı.
“Hafıza kartı nerede?”
“Güvende.”
“Bu soruya cevap değil.”
“Benim için cevap.”
Noah gözlüğünü çıkardı. Söyleyeceği şeyi düşündü, sonra vazgeçti. Viktor masanın üzerinden bana bakıyordu.
“Sana ulaşmak için evine girdiler.”
“Evet. Ve kayıt yalnızca sizde olsaydı benim hayatta kalmamın kimse için bir önemi kalmayacaktı.”
Bunu söylerken ellerim dizlerimin altında terledi. Viktor’un yüzüne baktım. Cümlenin nasıl karşılanacağını bilmiyordum.
“Benim için bir önemi olmayacağını mı düşünüyorsun?” dedi.
“Sizi dün tanıdım.”
Viktor arkasına yaslandı.Noah’ın sandalyesi çok hafif gıcırdadı.
“Peki” dedi Viktor. Tek kelimeydi. Ne düşündüğünü anlamadım.
“Kayıt üzerinde birlikte çalışacağız. Ham dosyayı değiştirmeyeceksin. Kopyaları nerede tuttuğunu bana söylemek zorunda değilsin. Ama yeni bir şey duyarsan saklamayacaksın.”
“Bana bildiklerinizi anlatacaksınız.”
Viktor cevap vermedi.
“Kardeşinizin kimlerle görüştüğünü, ne araştırdığını bilmeden duyduğum seslerin neye ait olduğunu anlayamam.”
“İhtiyacın olanları öğrenirsin.”
Ayağa kalktım. Noah bana baktı.
“Dün gece uyuyamadığını biliyorum,” dedi. “Şu anda karar—”
“Uykusuz olmam duyduğumu anlamadığım anlamına gelmiyor.”
Sesim beklediğimden sert çıkmıştı. Noah ellerini hafifçe kaldırdı.
“Öyle demek istemedim.”
Viktor da ayağa kalktı.Bana yaklaşmadı.
“Kardeşim bazı sevkiyat kayıtlarını inceliyordu,” dedi. “Şirketlerimizden birinin üzerinden, bildiğimiz malların dışında bir şey taşındığını fark etmişti.”
“Ne?”
“Henüz bilmiyorum.”
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
“Polise neden gitmedi?”
Viktor birkaç saniye sustu.
“Bana da gelmedi.”
İlk kez cevabının içinde bilmediği bir şeyin ağırlığını duydum. Masadaki sandalyeye yeniden oturdum.
“O zaman önce kayıt yerini buluruz.”
Viktor’un bakışı biraz değişti.
“Nereden?”
“Arkada duyulan düdükten.”
“Limandaydı.”
“Belki. Ama gemi düdüğü olduğundan emin değilim.”
Bilgisayarımı açtım. Korkum geçmemişti. Ellerim de hâlâ titriyordu. Yine de önümde ses vardı. Ve ses, en azından, bana emir vermiyordu.
Bölüm etkileşimi
