8. bölüm / 20
Kraliçenin Doğuşu ve DevriYENİ VARİS
Bölümler 20Şu an: YENİ VARİS
- 1 BAŞLANGIÇ: KRALİÇENİN DOĞUŞU3.285 kelime
- 2 KRALIN ARZUSU3.422 kelime
- 3 İLK KARŞILAŞMA4.669 kelime
- 4 GERÇEK KRALİÇE3.878 kelime
- 5 ACELE ÜNVAN3.858 kelime
- 6 AŞÇI DÜŞES5.055 kelime
- 7 KRİSTAL BALO3.673 kelime
- 8 YENİ VARİS3.066 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 KARA GÜL3.797 kelime
- 10 TEĞMENİN AŞKI2.014 kelime
- 11 KOMUTANIN GÖREVİ2.381 kelime
- 12 TURUNCU GÜL2.539 kelime
- 13 KARANLIĞA DOĞRU4.842 kelime
- 14 HALKIN KRALİÇESİ3.647 kelime
- 15 YAZLIK SARAY4.469 kelime
- 16 ÖZGÜRLÜĞÜ ARAMAK6.034 kelime
- 17 SON PERDE6.952 kelime
- 18 GEÇMİŞE DÖNÜŞ1.423 kelime
- 19 GECEYE GÖRÜNMEDEN6.845 kelime
- 20 BİTİŞ: KRALİÇENİN DEVRİ3.529 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kristal balonun üzerinden birkaç gün geçmişti. Bu süre zarfında Kral IV. Cavareth, Artem ve Dimitri siyasi işlerle alakadar oluyor Seraphina da saraydaki eğitimlerine devam ediyordu. Artem'i de pek göremiyordu. Bazı sabahlar askerlerin toplanıp sarayın çevresinde koşup egzersiz yaptıklarını görürdü. Onların başında da bazen Artem olur ve yeni erlerin durumunu incelerdi. Arada sırada sessizce bakışmakla geçerdi günleri. İkisi de konumlarının farkında olduğu için risk almak istemiyordu. Yine bir öğle vakti güneş ışıkları balkonun camından odaya yansırken Seraphina, öğretmeninin verdiği ödevi bitirmekle meşguldü.
"Off! Neden bir kitabın beş sayfasının ezberlenmesini istiyorlar ki? Ders çalışmaktan nefret ediyorum!"
"Çünkü o kitap 'Kraliçelik Kuralları' kitabı düşesim." diye karşılık verdi Enya. O da çalışıyordu ama daha farklı bir kitap elindeydi.
"Şurada yazana bak... Kral I. Cavareth'in dört tane kraliçesi olmuş. Ve bunlardan da toplam on varisi olmuş. Büyük büyük torununun da ona benzemesine şaşmamalı." diye karşılık verdiğinde Enya gülmemek için kendini zor tuttu. Seraphina da ona zoraki de olsa gülerek saate baktı. Aşağı yukarı bu saatlerde askerler bahçede belirir ve bazen Artem'i de görme fırsatı edinirdi. İçinde ona karşı hissi var mı, yok mu bilmese de tek bildiği onu daha yakından tanımak istemesiydi. Usulca ayağa kalkıp çiçek desenli kabarık eteğini düzelttikten sonra kapıya yöneldi.
"Neyse ben bir balkona çıkayım. Biraz hava almak istiyorum." diyerek sıyrılmaya çalıştı.
"Nasıl isterseniz düşesim. Bir ihtiyacınız olursa ben buradayım." diyen Enya hala kitabına gömülü haldeydi. Seraphina, onun dikkatinden kaçtıktan sonra balkona çıktı. İçinden "Bakalım Artem bugün buraya gelecek mi?" diye içinden geçirirken uzakta bir anda Artem'i ve yanındaki üç muhafızı görmesiyle telaşla yere çömeldi. Balkonunun sütunlarının arasına gizlenip aradan ona bakmaya çalışıyordu. Neyseki Artem onu fark etmemişti. Her zamanki gibi muhafızlara bir şeyler anlatmakla meşguldü. "O hep çalışıyor." diye düşündü. Geçen gün suladığı saksısı da canlanmış ve büyümeye başlamıştı. Bitkinin yaprağındaki polen burnuna gelmiş olmalıydı ki hapşırma krizine girdi. Sesleri duyan Enya aceleyle balkona koştu.
"Düşesim! İyi misiniz?" diye seslenince tüm bahçe ister istemez gözünü Seraphina'nın balkonuna dikti. Aceleyle ayağa kalkan Seraphina önce Enya'ya sonra da Artem'e doğru baktı. Artem de ona bakıyordu. Utançla saçlarını önüne attı.
"H-Hiç... Yani ben çiçeklere bakıyordum. Hadi içeri geçelim." diyince ne olduğunu anlamayan Enya bitkiye doğru eğilip yapraklarını okşamaya başladı.
"Ne kadar güzelmiş. Acaba neye dönüşecek?" dediğinde Artem'e karşı utanan Seraphina da tekrardan Enya'nın yanına eğildi. Neyseki Artem ve muhafızlar gitmişti.
"Büyük ihtimalle zambak olacak. Neyse hadi gel birazdan akşam yemeği başlayacak ona hazırlanmalıyım."
"Pekala düşesim ben sizin kıyafetlerinizi çıkarayım." dediğinde Seraphina ayağa kalkacakken bir anda gözleri karardı. O an ona bakmakta olan Enya da Seraphina'nın koluna sarıldı.
"Düşesim neyiniz var?" dediğinde Seraphina elini alnına getirdi. Etraf yavaş yavaş berraklaşmaya başlamıştı.
"Bilmiyorum. Galiba bir anda eğilip kalkınca başım döndü. Bu aralar biraz halsizim zaten belki mevsim geçişleri çarpmıştır." diye cevaplarken Enya, onu çoktan içeri sokup yatağının üzerine oturtmuştu.
"Bir bardak su vermemi ister misiniz?"
"Yok... Karnım acıktı şimdi su içersem midem bulanır."
"Mideniz mi bulanır?" dediğinde Seraphina, ona şaşkınca bakmakta olan Enya'ya baktı.
"Ne? Senin de bulanmıyor mu?"
"Yani... İlk defa duyuyorum. Bu arada düşesim yanlış anlamazsanız eğer..." derken çekinceliydi ve bu sırada yüzünü dolaba gömerek konuşuyordu. Akşam yemeği için kıyafet ayarlayacaktı.
"Neyi yanlış anlayacakmışım?"
"Acaba özel gününüz geçti mi? Normalde ikimiz de benzer zamanlarda oluyorduk o yüzden de bir sormak istedim." dedi endişeyle. Seraphina ise anlamsızca düşündü.
"Takvime bakmadım ama olmadım galiba. Bu hafta içinde olurum elbet. Sen de o zamanlarda olursun merak etme." dediğinde Enya bir yandan kıyafetleri diziyor bir yandan da düşünüyordu. "Geçen gün hizmetçiler, kralımızın düşesimizin odasına girdiğini gördüklerini söylemişlerdi de inanmamıştım. Yoksa..." dediğinde elini ağzına götürdü. "Yok olmaz öyle bir şey. Hem hangi ara düşesimiz hamile kalsın ki?" diye düşünerek düşesini giydirmeye başladı. Hazırlığı bitirdiğinde ise içi rahat edemedi. Bunu fark eden Seraphina elini, Enya'nın omzuna koydu.
"Ne oldu? Bir şeye canın mı sıkıldı?"
"Y-Yok... Ne olabilir ki? Sadece kendinizi kötü hissettiğiniz için size özel saray mutfağında ne hazırlatabilirim diye düşünüyordum." dediğinde Seraphina gülümsedi.
"Şu sarayda benim iyiliğimi düşünen bir sen varsın Enya. Aslında şu hazımsızlığıma iyi gelecek bir içecek hazırlatsan çok iyi olur." dediğinde Enya onaylayarak saray mutfağına koştu. Yolda Betty'le karşılaştı.
"Leydi Enya? Aceleyle nereye gidiyorsun? Yoksa düşesimize bir şey mi oldu?"
"Yok ama biraz halsizmiş ve midesi bulanıyormuş. Ona uygun bir içecek yaptırmayı düşünüyordum." dediğinde Betty heyecanla başını salladı.
"Ben de geleyim. Zaten işlerim bitmişti. Düşesimize bir yardımım dokunur."
"Çok iyi olur. Beni bu dertten kurtarırsın. Hadi gidelim." diyerek iki kız koşturup saray mutfağına doğru yol aldılar.
"İşte saray mutfağı hemen şu koridorun sol-" diyen Betty bir anda karşısına çıkan Artem'e çarptı. Artem'in kılıcının kabzası Betty'nin burnuna çarpmıştı. Burnu zonklayan Betty karşısında Artem'i görünce gerildi.
"Ö-Özür dilerim Baş Komutan Artem. Size isteyerek çarpmadım." dedi sesi titreyerek. Artem ise sinirli görünmek yerine kıza acıyormuş gibi bakıyordu.
"İyi misiniz?"
"N-Ne? Ha... Evet, iyiyim elbette."
"Peki o halde." dedi yeniden o soğuk ruh haline bürünerek. Enya da Betty'nin yanına geldi. Betty'in burnu hala kızarık görünüyordu. Artem de o ikisini yan yana görünce bir iş döndüğünü anlamış gibiydi.
"Ben öğrenmiştim ki saray mutfağının yerini. Sen neden bir anda öyle atıldın ki? Neyse baş komutanımızı rahatsız etmeyelim. Kendisi yemeğe gidecek. Bizim düşesimize bir an önce bu içeceği hazırlamamız gerekiyor." diyip Artem'e yol vermek için kenara çekilseler de Artem onları durdurdu. İki kız da korkudan Artem'in gözlerine bakmamaya çalışıyordu.
"Düşese bir şey mi oldu?" diye sordu tok sesiyle. Kafasını yana çeviren Betty cevap verdi.
"B-Biraz halsizmiş. Başı ağrıyormuş." dediğinde Artem geri çekilip biraz düşündükten sonra cebinde tuttuğu küçük cam bir şişeyi Betty'e uzattı.
"Bu şişe ağrılara iyi gelebilir. Bundan içirin. Fazlasına gerek yok." diyerek üstünü düzeltti ve oradan ayrıldı. İki kız olayın şokunu atlattıktan sonra Enya sinirle Betty'nin koluna geçirdi.
"Başı ağrıyor demedim ki o nereden çıktı?"
"Ay! Nereden bileyim? Telaştan öyle dedim. Neyse artık bu şişeyi de düşesimize verirsiniz artık. Bakın ağrılara iyi geliyormuş." diye düzeltmeye çalışsa da Enya ona körü kötü bakınca toparlanmaya çalıştı.
"Lütfen üzerime gelme Leydi Enya. Bak hala burnum acıyor." diyen Betty nazlanırken mutfağın kapısının önüne gelen kilolu baş aşçı onlara seslendi.
"Ne oluyor burada? Ne bu gürültü?" dediğinde ikisi birden irkildi. Baş aşçı elinde büyük tahtadan bir kepçe tutuyordu. Ter içinde kalmıştı. Enya bu sefer Betty'i durdurup kendi atıldı.
"Düşesimizin midesi bulanıyor biraz da başı dönüyor olsa gerek. Ona uygun bir içecek hazırlar mısınız acaba?" dediğinde baş aşçının gözleri sevinçli bir haber duymuş gibi açıldı.
"Yaa... Demek öyle. Ben hemen ona özel bir içecek hazırlayayım. Anında ayağa kalkar. Hadi hadi geçin içeri. Hanımlar toplanın buraya!" diyerek bir yandan mutfaktakileri ayarlıyor diğer yandan Enya ve Betty'i içeri davet ediyordu. İki kız da şaşırıp birbirlerine baktılar. Baş aşçı muhtemelen yardımcısı olarak gördüğü kadınlara birkaç malzemeden bahsediyordu. Konuşmasını bitirdikten sonra malzemelerini çıkartıp değişik görünen bitkileri ayıklamaya başladı.
"Peki düşesimizde bu aralar iştahsızlık var mı?" diye sorduğunda Enya düşünmeye başladı.
"Yani... Dün akşam yemeğini yiyememiş. Büyük ihtimalle kraliçemizle atışınca canı sıkı-" dediğinde baş aşçı sanki onu dinlemiyormuş gibi görünüyordu.
"Güzel güzel." dedi hevesle. Betty de anlam verememişti.
"Afedersiniz baş aşçım fakat güzel olan nedir?" diye sorsalar da baş aşçı hala umursamıyordu. Yardımcılarıyla beraber hevesle ve özenle tuhaf kokulu bir karışım hazırladıktan sonra şişeye doldurup onlara uzattılar.
"Düşesimiz bunu şimdi çorbasına katıp içsin hem kendi için faydalıdır hem de o can için." diyip gülümsedi baş aşçı ve iki kızı da kovalarmış gibi yapıp mutfaktan çıkardı.
"Durun bir dakika... O can derken? Galiba bizi yanlış-" diyen Enya seslense de kapı çoktan yüzlerine kapatılmıştı.
"Ben bu işten hiçbir şey anlamadım." dedi Betty.
"Umarım düşündüğüm gibi bir şey yoktur."
"Ne düşünüyorsun ki Leydi Enya?" dediğinde Enya, Betty'i kenara çekip fısıldadı.
"Umarım düşesimizin hamile olduğunu sanmamışlardır." dediğinde Betty şok olsa da Enya onu susturdu.
"Ben buna ihtimal vermiyorum ama umarım bu olay mutfakta kalır."
"Bence öyle olur zaten baksana şimdi bile akşam yemeğini servis etmeye başladılar. Telaştan öyle davranmış olabilirler. İşleri çok zor." diyerek onu yatıştırmaya çalıştı.
"Öyle olsun. Neyse biz bu içeceği düşesimize götürelim de içsin." diyerek yemek salonuna yöneldiler.
Bu sırada Seraphina da akşam yemeğini oturmuş ama bir hayli bel ağrısı çekmekteydi. Oturduğu koltukta belini doğrultmaya çalışıyordu. "Her şey niye her zaman üst üste gelir ki?" diye isyan ederken kral onu fark etti.
"Düşesim? İyi misin?"
"E-Evet iyiyim. Sadece biraz rahatsızım da..."
"Kraliçem böyle mi bakıyorsunuz bu krallığın düşesine?" diye kraliçeye köpürlenecekken Seraphina onu durdurunca herkes şaşırdı.
"Bunun kraliçemizle alakası yok kralım. Mevsim geçişinden olsa gerek." dedi endişelenerek. Bir yandan da gözü Artem'e kaydı. Artem ona yardım etmek istiyor gibi görünüyordu. Yani en azından öyle hissetti.
"Bir mevsim geçişinden ölecek değil ya kardeşim, siz hiç dert etmeyin kralım." diyen Dimitri şaka yaparak ortamı yumuşatmaya çalışmıştı. Aynı anda odaya giren Enya da elindeki şişeyi Seraphina'ya gizlice uzatmaya çalışıp kulağına ne yapması gerektiğini fısıldadı. Seraphina şişeyi açtığı anda odaya iğrenç bir koku yayıldı.
"Düşes? Bu da nedir?" diye atıldı kraliçe. Bir yandan da öksürüyordu. Seraphina hızlıca şişeyi çorbasına boşalttıktan sonra kapağını kapattı.
"Kusura bakmayın. Leydim benim için bir içecek hazırlatmıştı. Anlaşılan içecek, içecek değil ilaç hazırlatmış." diyerek imayla Enya'ya baktı. Enya ise ne yapacağını bilemeden geri çekildi.
"Gerçekten rezalet bir kokuymuş düşes. Böyle güzel bir ağız nasıl bu kötü kokuyu çekecek bilemem." diye karşılık verince kral, kraliçe ona doğru öksürüp kızdı. Artem de istemeden kendini krala karşı kötü kötü bakarken bulmuştu. Neyseki bunu kimse fark etmemişti. Hiçbir cevap vermeyen Seraphina bu kötü kokulu içecekle çorbası karışmış olan tuhaf görünümlü yemeği iyileşme uğruna yemek zorunda kaldı. İçecek ona çok ağır gelmiş olmalıydı ki tatlıya ve çaya kalamadan masadan ayrıldı. Enya ile beraber hızlıca odasına geçip yatağına oturdu. Enya da hemen onun başına geldi.
"Kendinizi daha iyi hissediyor musunuz düşesim?"
"Bana ne içirdin bilmiyorum Enya ama bunun baş ağrımı daha çok ağrıttırdığı bir gerçek."
"Başınız mı ağrıyor şimdi de?" diyen Enya telaşla cebindeki cam şişeyi çıkarıp Seraphina'ya uzattı.
"Herhalde beni zehirlemek istiyorsun. O kötü kokulu şeyin üstüne bir de bunu mu içeceğim?"
"Bunu Bay Artem gönderdi düşesim. Ağrılara iyi geldiğini söylemişti." diyince Seraphina cam şişeyi hızlıca Enya'nın elinden alıp incelemeye başladı. Boyutu ufak su gibi bir şekli vardı.
"Neden durduk yere bana böyle bir şey göndersin ki?"
"Biraz benim yüzümden oldu düşesim..." diyen Betty de bu sırada odaya giriş yapmıştı.
"Betty? Yüzüne ne oldu senin? Nasıl da kızarmış." diyerek ayağa kalkıp onun yanına geldi Seraphina.
"Uzun hikaye düşesim. Yalnız galiba başımıza büyük bir bela aldık."
"Ne belası? Durduk yere neler oluyor?" diyen Seraphina'nın kaşları çatılınca iki kız da korktu.
"İnanın bizim bir suçumuz günahımız yok. Rahatsızlığınızı baş aşçıya söyleyince o da sizin..." diyen Enya gerilmekten devamını getiremedi. Seraphina ise onu anlamış olmalıydı ki gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Ne? Hayır! Asla öyle bir şey olmadı ve benim rızam olmadan olamaz da. Nasıl böyle bir şey düşünebilirler?"
"Büyük ihtimalle sarayda uzun zamandır yeni varis haberi gelmediği için onlar da heyecanlandılar."
"Heyecanlansınlar da ortada kesin bir şey olmadan böyle bir saçmalık saraya yayılmaz umarım." dediğinde Betty hevesle atıldı.
"Daha iyi değil mi ama düşesim? Saray halkının size kötü davrandığını söylüyordunuz belki böylece size karşı daha sıcak olurlar." dediğinde Seraphina ona kötü gözlerle bakınca susup geri çekilmek zorunda kaldı.
"İnsanlar benim gebelik haberime göre mi bana saygı duyacakmış? O zaman hiç duymasınlar! Bir insanın birine saygı duyması için mertebe sahibi olması gerekmez." diyerek yerine geri oturdu ve Artem'in verdiği cam şişeyi tek dikleyişte bitirdi. Tadı da kokusu da çok hafifti.
"Düşesim ne yapıyorsunuz? Ya iki içecek de size ağır gelirse? Keşke hemen içmeseydiniz onu."
"Bir şey olmaz. Bay Artem verdiyse vardır elbet bir bildiği." diyerek boş şişeye baktı ve içinden "Demek onun da ağrıları oluyor ama söylemiyor." diye geçirdi.
"Düşününce haklısınız. Gerçek olmadığı ortaya çıkarsa saray halkı size iyice kin besleyebilir. O halde bu belayı çabucak defetmemiz gerekiyor." diyen Betty, Seraphina'nın düşüncelerini bölmüştü.
"Madem çıkardınız bir yanlış anlaşılma, bunu da düzeltmeyi size bırakıyorum. Gidin bu olay daha fazla yayılmadan gerçeği söyleyin." diyerek yatağına yaslandı Seraphina. Gerçekten başı zonkluyordu ve Artem'in verdiği ilaç birkaç dakika içinde ağrının şiddetini azaltmıştı. Kızlar da emir alan asker gibi gitmişlerdi.
Bu sırada kraliçe geceliğini giymiş yatağına girerek kitap okumakla meşguldü.
"Kraliçem! Kraliçem! Mahvolduk!" diyerek içeriye ansızın girdi Leydi Marta. Kraliçe de kitabı bırakıp ona baktı.
"Yine ne oluyor acaba? Dur tahmin edeyim, düşesle mi alakalı?" diyerek ofladı Kraliçe Helen.
"Evet ama bu sefer daha beter kraliçem. Hizmetçiler arasında tuttuğum muhbirlerden biri, düşesin gebe olabileceğini söyledi." diyince kraliçe ayağa kalktı. Öyle hızlı kalkmıştı ki geceliğine takılıp tökezlemişti.
"Ne? Siz ne dediğinizin farkında mısınız acaba? Düşes geleli daha ne kadar olmuş, nasıl yaşansın böyle bir durum?" dedi sinirden kesik kesik konuşarak.
"B-Ben de bilmiyorum kraliçem. Belkide kralımızla o kız daha önceden..."
"Kes!" diye bağırdı kraliçe. Hızlıca masasına geçip bir parşömen çıkardı ve kuş tüyü kalemini eline alıp uzun uzun yazmaya başladı.
"Ne yapıyorsunuz kraliçem?"
"Balodayken ailem bana başım sıkıştığında Vespera'yı çağırabileceğimi söylemişti. Anlaşılan ona ihtiyaç var." dediğinde Leydi Marta başını sallayıp onu onayladı. Kraliçe kâğıda kırmızı renkli mührünü bastıktan sonra zarf haline getirip Leydi Marta'ya verdi. Leydi Marta'nın odadan çıkışını izlerken kendisi hala gerginlikten masasından kalkamıyordu bile.
"Yarın ilk işim hekimleri çağırmak olacak. Umarım öyle bir durum yoktur. Yoksa ailem beni mahveder..." dedi sadece kendisinin duyabileceği bir sesle.
Sabah olduğunda Seraphina uyanır uyanmaz hekimler baskın yapar gibi odasına girince korkudan donakaldı.
"Neler oluyor? Ben iyiyim artık gidebilirsiniz."
"Evet düşesimizi rahat bırakın." diyen Enya eklese de kraliçenin de odaya girmesiyle herkes sessiz kaldı. Yine çok gösterişli giyinmişti. Üzerindeki siyah ve gümüş renkler onun soluk tenini daha da ortaya çıkarıyordu.
"Düşes kalkın lütfen. Hakkınızda bir duyum aldım. Bunun doğruluğunu biz bizeyken teyit etmek isterim. Malum kralımız önceden bu saçmalığı duyarsa ve yanlış çıkarsa bunun vebali hepimize patlar." diyerek zar zor gülümsedi. Seraphina önce Enya'ya kötü kötü baktı sonra da kabullenerek yatağına geri uzandı.
"Siz nasıl isterseniz kraliçem ama şunu bilin ki bu olayın benimle bir ilgisi yok. Altını çizerek belirtmek iste-"
"Orası beni ilgilendirmiyor. Hekim hanım buyrun lütfen." dediğinde hekim hızlıca eldivenlerini takıp Seraphina'nın yatağına yaklaştı.
"Üzerinizi battaniye ile örteceğiz. Siz sadece bacaklarınızı açın yeter düşesim." diyerek gülümsedi. Kibar mavi gözlü başı kapalı bir kadındı. Seraphina ilk kez böyle bir şey yaptıracağı için heyecanlıydı. Kraliçe biz bizeyiz dese bile gayet de odası kalabalık olduğu için utanç içindeydi. Gergin bir şekilde bacaklarını açtıktan sonra hekim muayeneye başladı.
"Evet... Gelsin bakalım güzel haber." dese bile kraliçenin öksürmesiyle kendini düzeltti hekim. Seraphina kendini kurcalanıyor gibi hissettiği için rahatsız olmuştu. Hekim muayenesini bitirdikten sonra hızlıca bacaklarını kendine çekti. Herkes hekimin ağzından çıkacakları bekliyordu. Hekim üzüntüyle yüzünü astı.
"Maalesef kraliçem." diyince kraliçenin sevinçten gözleri dolsa da belli etmemeye çalıştı.
"Peki o halde geldiğiniz için teşekkür ederiz. Leydi Marta lütfen bu asılsız haber iyice yayılmadan düzeltmeye çalış." diyerek hep birlikte odadan çıktılar. Seraphina da kalkıp geceliğini düzeltirken odadan çıkmakta olan hekim ona son kez seslendi.
"Üzülmeyin düşesim büyük ihtimalle özel gününüzle karıştırdınız. Bu ara çok mu stres yapıyorsunuz?"
"Evet..." dedi Seraphina. Aslında hiç de üzgün değildi.
"Anladım... Ondan olsa gerek ama merak etmeyin birkaç gün içinde özel gününüz başlayacaktır. Size verdiğim ilacı için rahat edersiniz. İyi günler." diyerek çantasından büyük bir şişe çıkarıp masanın üzerine bırakarak odadan çıktı.
"Eh! Biliyordum böyle bir şey olacağını. Gördün mü Enya? Yine başımı derde soktunuz." diyen Seraphina kızıp arkasını döndü. Enya da üzülmüştü.
"Özür dilerim düşesim. Konunun kraliçemize kadar gideceğini bilmiyordum. Biz hallettik sanmıştım."
"Her neyse... Hadi kahvaltıya hazırlanalım. Umarım bu haber Cavareth'in ve abimin kulağına gitmemiştir ve..." diyince duraksadı. Nedense Artem'in de duymasını istememişti. Aceleyle kahvaltı için hazırlandıktan sonra kahvaltı salonuna indi. Henüz kimse gelmemişti.
Artem de kahvaltı salonu için merdivenlerden inerken yardımcısı Arben elinde defteriyle yanında koşuyordu.
"Anladım baş komutanım. Bunu hemen teğmenlerimize ileteceğim. Bu arada..."
"Bu arada ne Komutan Arben? Sabahtan beri diyecekleriniz bitmedi." dedi Artem kızarak. O kızınca yardımcısı da gerilmişti. Artem'e yaklaşıp fısıldadı.
"Baş komutanım bilmiyorum biliyor musunuz ama muhafızlardan biri düşesin gebe olduğunu duymuş." diyince Artem'in beyaz teni bir anda soluklaştı. İçinde amansız bir sinir dolmuş gibiydi.
"Ne yapabilirim?" dedi sert bir şekilde. O kadar sert konuşmuştu ki yardımcısı da anlam verememişti.
"B-Bu iyi haber değil mi? Hem krallığımız için hem kral-"
"Erlerin ve muhafızların görevi ne zamandan beri dedikodu yapmak olmuş asker!" diye bağırdı Artem. Sesi tüm koridoru inletmişti. Arben hemen geri çekildi.
"Ben sadece bu haberi ilk siz duyun di-"
"Hadi işinin başına!" diye karşılık alan adam hızlıca başını eğip baş komutanının yanından uzaklaştı. Artem ise içinden "Ben neye bu kadar kızıyorum ki?" diye düşünerek kahvaltı salonuna geçti.
Masada yalnız başına oturan Seraphina'yı görünce içinde belli belirsiz duygular oluştu. Seraphina da onu görünce zar zor gülümsedi.
"Günaydın baş komutanım. Umarım iyisindir." dedi. Nedense Artem'e karşı mahçup hissediyordu.
"Günaydın." diyip yerine oturdu Artem. Bugün havası sanki daha da buz gibiydi. Seraphina ne olduğunu anlayamadı.
"Verdiğin ilaç için teşekkür ederim. Baş ağrımı anında dindirdi. Gerçekten çok etkili bir ilaçmış. Bu ara içtiğim ilaçlara doyum olmuyor." diyip şaka yapmaya çalışsa da Artem oralık olmadı. Seraphina da "Herhalde yorgundur. Bugün de yatağın ters tarafından kalkmış olmalı." diye düşünerek sustu. Birkaç dakika süren sessizliği şaşırtıcı bir şekilde Artem bozmuştu.
"Gebeliğiniz için tebrikler düşes."
"D-Dur biraz... Ne?"
"Ailesi yüzünden izdivacı kabul eden düşes anlaşılan yine ailesi için bu krallığa yeni varis vermeyi düşünmüş olmalı." diyerek ekledi Artem. Seraphina elindeki bardağı sinirle yerine bıraktı. Bardağı biraz sert vurmuş olmalıydı ki uzaktaki hizmetçiler bile ona baktı. Artem de onu böyle sinirli görünce şaşırmıştı.
"Öyle bir şey yok! Ben sözümün arkasında dururum." diyince Artem ne demek istediğini anlamadı. Seraphina ise gayet iyi biliyordu. Aklına kralla olan anlaşmasını getirdi. Evliliğe kadar kralı oyalamak istiyordu. Bu yüzden ona yaklaşma gibi bir niyeti asla yoktu.
"Sizin gibi bir baş komutan nasıl olur da asılsız haberlere hemen kulak asar?" diye ekledi. Bu sefer resmiyetini korumuştu. Artem onu ilk defa bu kadar ciddi görüyordu. Suyundan bir yudum alıp yerine bıraktı. Su içtiği için mi anlamamıştı ama içi rahatlamıştı sanki.
"Anladım... Kusura bakmayın o halde."
"Beni yanlış tanımanı istemem. En azından senin..." diyen Seraphina'nın siniri sönmüş olmalıydı ki tekrardan normal konuşmasına dönmüştü.
"Bundan sonra daha çok dikkat edeceğim düşes." diye ekledi Artem. Sanki aralarında gizli bir ittifak olmuş gibiydi. İkisi de anlamsızca birbirine gülümseyerek bakıyordu. Aslında dışarıdan bakılınca gülümsemiyor gibiydiler ama sanki onlar birbirlerinin içini ta öteden anlıyorlardı.
Çok geçmeden kral ve kraliçe de el ele kol kola içeri girmişlerdi. Peşine Dimitri de gelmişti. Kraliçe o kadar mutluydu ki küçük bir kız çocuğu gibiydi. Herkes yerlerine geçince masa da donatılmaya başlamıştı.
"Keyiflerin yerinde olması ne güzel ama..." diyerek güldü kral. İlk defa herkes ona katılıyor görünüyordu. Biraz sohbet ettikten sonra Seraphina kendini bu krallığa alışmaya başlamış gibi hissediyordu. Ama bu alışkanlığın ne tür bir boyutta ve neye olduğunu bilmiyordu. Bıçağıyla peyniri keserken gözü istemsizce yemeğini yemekte olan Artem'e kayıyordu. Onun bakışlarını bir muhafızın salona giriş yapması bölmüştü.
"Kralım, kraliçem... Bayan Vespera saraya giriş yap-" dediği anda muhafızın arkasından bir kadın belirdi. Kadın elindeki yelpazesiyle gülümseyip reverans yaptı. Kırmızı renkli çarpıcı rujuyla çok fazla dikkat çektiği belliydi. Kral da gülümseyerek Seraphina'ya, kadını gösterdi.
“Düşesim seni muhterem birisi olan Bayan Vespera Nocturna ile tanıştırmak isterim."
Bölüm etkileşimi
