13. bölüm · Kraliçenin Doğuşu ve Devri
KARANLIĞA DOĞRU
Olaylardan habersiz olan Seraphina, Enya'nın Bayan İnci'den bozdurma yoluyla getirdiği yüklü miktarda altını ve aldığı bilgiler ışığında krallıktaki kimsesiz çocuklar için bir kurum kurmaya karar vererek çalışmalarına başlamıştı. Düşes olduğu için bu tür yardımlara yetkisi vardı. Bunun için bir üst mertebeden izin almasına gerek yoktu. Bu kutlu haberi kralla paylaşıp yalandan da olsa onun gözüne girerek hayatını sağlama almak istiyordu. Kahvaltı için hazırlanıp dosdoğru yemek salonuna indi. Masada abisinin ve Vespera'nın oturduğunu ve eskisi gibi olmasa da sohbet ettiklerini gördü. Onlar da Seraphina'yı görünce tekrardan ciddiyetlerini korudular.
"Erkenden gelmişsin kardeşim." dedi endişeyle gülerek. Dimitri'nin, Vespera'ya hala sulanmaya çalıştığı belliydi ama Vespera onu o gözle görmüyordu.
"Aslında tam vaktinde gelmiştim ama kralımız ve kraliçemiz gelememiş sadece." der demez uzaktan kral ve kraliçe belirince herkes ayağa kalkıp reverans yaptı.
"Oturabilirsiniz." dedi kral ciddiyetle. Seraphina onu ilk kez böyle görünce şaşırdı. Kralın keyfi yerinde değil gibiydi.
"Kralım iyi misiniz?" diye soran Dimitri de bir terslik olduğunun farkındaydı.
"Normalde kesin bilgi almadan sizlere söylemek istemiyordum ama sizi ailem gibi gördüğüm için paylaşmak isterim." dediğinde durup biraz düşündü. Bu sırada hizmetçiler masayı donatmakla meşguldü. Kral IV. Cavareth, derin bir nefes verdikten sonra devam etti.
"Baş Komutan Artem ve adamlarımız haydutlar tarafından kuşatılıp saldırıya uğramışlar."
"Ne? Ama bu nasıl olur?" diye sordu Seraphina. Onun bu tavrını görenler şaşırsa da ne de olsa korkmuştur diye düşünerek umursamayıp kralın ağzından çıkan laflara yöneldiler. Seraphina'nın ise kalbi deli gibi çarpıyordu.
"Sakin olun düşes. Dediğim gibi henüz kesin bir şey bilmiyoruz. Zaten haber de bize geç ulaştı. Ben de hemen bir ulak yollatıp durumun aslını öğrenmeye çalışacağım. Sizlere de haber veririm."
"Bir şey olmuş mu peki?" diye sordu Kraliçe Helen. Olanlardan ötürü baya gerilmişe benziyordu. Annesinin yanında olan küçük prens de korkuyla olanları dinliyordu.
"Gelen habere göre... Bunu size nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum ama... Baş komutanın ağır yaralandığına göre bir duyum aldık. Zehirli bir ok yemiş ve... Ve hayati riskinin yüksek olduğunu söylüyorlar." diye cevap verdi kral. Bu kısmı söylerken baya zorlanmıştı. Seraphina'nın kalbi duracak gibi olmuştu. Bir yandan arkada duran Enya'nın ona müdahale edemese de endişeyle baktığını gördü. "Sanırsam bayılacağım. Kendimi kaybetmemeliyim." dediğinde elini masaya dayadı ve dik durmaya çalıştı. Kimsenin onu fark etmesini istemiyordu. Tam gözleri kararacakken Vespera'nın sesini duydu.
"Ortada çok büyük bir sorun var!" dedi endişeyle. İlk defa ona hak veriyordu. Vespera'nın konuşması Seraphina'yı biraz da olsa kendine getirmişti. Daha çok haber alabilmek için kendini ayakta tutmaya devam etti.
"Korkulacak bir sorun yok, merak etmeyin." diye soğuk bir şekilde cevap verdi kral. Onun bu beklenmedik cevabına kraliçe de hayretle baktı. Vespera ise devam etti.
"Kralım burada Artem'den bahsediyoruz. Hani sizin baş komutanınız, daha da önemlisi arkadaşı-"
"Siyasi ve askeri meselelerde duyguları araya katmamalıyız Bayan Vespera. Bunu gittiğiniz ülkelerde çoktan görmüş olmanız gerekirdi." diye keskin bir cevap gelince Vespera susmak zorunda kaldı.
"Peki ne yapacağız kralım?" diye sordu kraliçe.
"Dediğim gibi ulak gönderdim. Gerekirse destek birimlerine de emir veririm. Ne kadar çok baş komutanı seviyormuşsunuz meğer." diyince Seraphina'ya da baktı. Seraphina hiçbir şey demeden olan biteni izliyordu. Bir elini kalbinin üstüne koymuştu. Bu hareketi kralın gözünden kaçmadı.
"Merak etmeyin ben de Artem'i severim. Senelerimiz beraber geçmiş. Siz de beni iyice cani kral ilan ettiniz. Teğmen Dimitri benimle gelin. Bu kuşatma haberleri yayılırsa krallıktaki gizli isyancılar da cesaret alıp pusuda bekleyebilir. Bir görüşme yapmamız gerekiyor." diyince Dimitri anında ayağa kalkıp kendini düzeltti.
"Emredersiniz kralım." diyince ikisi bir masadan kalkıp salondan ayrıldılar. Daha fazla yemeğe devam edemeyen Seraphina da reverans yapıp masadan kalkmak istedi. Vespera ve kraliçe de üzgün olduğu için bir şey dememişlerdi.
Seraphina odasına geçip yatağının kenarında yere çöktü. Onunla beraber gelen Enya ve Betty de çökmüştü.
"O kadar canım acıyor ki ağlayamıyorum bile. Çünkü ağlasam o da yanlış anlaşılacak." dedi. Gözleri dopdoluydu ama ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Yüzü ise kıpkırmızıydı. Enya onun saçlarını okşadı.
"Düşesim bari biraz ağlayıp rahat edin. Böyle yaparsanız kendinizi harap edersiniz. Değil mi Betty?" diyerek yalandan Betty'i dürttü.
"Ş-Şey evet. Hem kralımızdan gelecek haberi bekleyelim. Baş komutan güçlüdür ona bir şey olmaz."
"Sahi mi dersiniz?"
"Tabii ki. Hem bugün Bayan Doris saraya yine gelecek. Dersten sonra ona işlediğiniz mendili gösterirsiniz. Bu mendil baş komutanın da hoşuna gidecektir."
"Doğru..." diyerek ayağa kalktı Seraphina. İyi olması gerekiyordu. Artem için dayanmalıydı. Net bir haber almadan kendini kaybedemezdi. Kendini toparlayıp elini yüzünü yıkadıktan sonra dersine girdi. Neyseki ders bir nebze de olsa kafasını dağıtmıştı. Ders çıkışı ise Bayan Doris'in yanına gitti.
"Bayan Doris..." diye seslendi. Bu sırada yaşlı kadın, başka bir öğretmen görünümlü biriyle konuşuyordu. Seraphina'yı görünce ona yöneldi.
"Aaa! İşte bu geçen derste ceza verdiğim küçük hanım. Yanıma geldiğine göre cezanı bitirmiş olmalısın."
"Evet... Umarım beğenirsiniz." diyip mendili öğretmeninin eline uzattı. Bayan Doris boncuk gibi yaşlı gözleriyle mendili içli dışlı inceledi.
"Sarı gül demek... Benim bildiğim sarı gül ayrılık demek."
"Ne? Hayır, kesinlikle!" diye Seraphina'nın sesi yükselince Bayan Doris ve yanındaki öğretmen ona anlamsızca baktı.
"Yok yok o turuncu gül. Sarı değil..." diyerek iki elini birden kaldırıp düzeltti Seraphina.
"Turuncu gül demek... Bunun anlamını biliyor musunuz öğretmenim?" diye sordu Seraphina'nın tanımadığı öteki öğretmene. Öğretmen de mendili alıp incelemeye başladı.
"Kesin emin olmasam da hoşlantı demek olabilir. Bu arada çok güzel yapmışsınız. Elinize sağlık." dediğinde Seraphina buruk bir şekilde gülümseyerek teşekkür etti. Bayan Doris de mendili geri uzattı.
"Yani birkaç küçük oya eklersen daha hoş durabilirdi ama yine de tebrik ederim. Umarım bir sonraki derste de ceza almazsın. Yoksa daha büyük ceza alırsın bilesin. Şimdi çekilebilirsin." diye görüşünü bildirince Seraphina'nın içi rahatlamıştı. Bugünki dersinin öğretmeni saraya gelmediği için odasına dönmeye karar verdi. Odada onu Enya bekliyordu. Toz almakla meşguldü.
"İyi misiniz düşesim? Bayan Doris mendilinizi beğendi mi?"
"Evet, neyseki bu cezadan da kurtuldum..." diyerek yatağına uzandı.
"Şey bu arada size söylemeyi unuttum. Dün Bayan İnci bana arta kalan altınlarla üç köye su kuyusu yaptırabileceğinizi söylemişti. Ne cevap göndermemi istersiniz?" diye sordu elinde kovasıyla beraber.
"Bayan İnci ne diyorsa onu yap. Vardır bir bildiği..." diyerek yatağında yan döndü. Hala Artem'i düşünüyordu.
"Peki o halde. Benim buradaki işim bitti düşesim. Başka bir ihtiyacınız yoksa Bayan İnci'nin yanına gideceğim."
"Sağ ol Enya. Çekilebilirsin..." dediğinde Enya reverans yapıp usulca odadan çıktı. Seraphina ise Artem için dua etmekle meşguldü.
"Yapamazsın Artem, beni bırakamazsın. Daha seninle konuşacak çok konum vardı..." diye mırıldandı. Onunla birlikte gözyaşları da akmaya başlamıştı.
Artem'den haber alınamadan aradan bir gün geçmişti. Seraphina’nın istediği gibi hayır kurumu kurabilmek adına ilk temeller atılıp inşaatına başlanmıştı. Bayan İnci’nin tavsiyesi ile de fakir üç köye su kuyusu açılmıştı. Halk yavaş yavaş düşesini tanımaya başlıyordu. İkinci günün sabahı Seraphina, Artem'den haber alabilmek adına yine erkenden kalkıp erkenden yemek salonuna inmişti. Bu sefer vardığında masada herkesin olduğunu gördü. Erken gelen bu kalabalık onu biraz korkutmuştu. Zar zor sandalyesine geçip onları izledi.
"Evet... Herkes geldiğine göre uzatmadan ulağın getirdiği bilgileri sizinle paylaşabilirim." diye söze başlanınca herkes krala kulak kabarttı. Seraphina'nın endişeden nefesi kesik kesik geliyordu. Anlaşılmamak için eliyle ağzını kapatmıştı.
"Öncelikle baş komutanın durumunun iyi olduğunu söylemekten mutluluk duyarım. Gönderttiğim hekimler onunla çok güzel ilgilenip zehri üzerinden atmışlar." dediğinde herkes derin bir oh çekti. Seraphina'nın mutluluktan gözleri dolmuştu. Kendini ilk defa bu kadar duygusal hissediyordu.
"Ve işin başka bir iyi tarafı ise baş komutanın ve adamlarının bu görevi erkenden bitirip döneceklerini söylemesi oldu. Kendilerine baya güveniyorlar. Bakalım ne olacak?" diyerek sözlerini tamamladı kral. Onun duygularını anlamak ise şaşırtıcı şekilde çok belirsizdi. Mutlu muydu, mutsuz muydu anlaşılmıyordu. Seraphina ise içinden "Başaracağını biliyordum Artem." diyerek sevinçle kahvaltısını yapmıştı.
Böylece aradan iki gün daha geçti. Üçüncü günün sabahında herkes sessiz sedasız kahvaltısını ederken kral, kulağına gelen bazı iddiaları doğrulamak istedi.
“Düşes duydum ki kendi adınıza çocuklar için bir hayır kurumu açmışsınız. Bu doğru mu?” dedi. Kraliçe ve Vespera da ona ciddiyetle baktı.
“Haberler çok çabuk yayılıyor... Evet kralım. Ayrıca üç köye de su kuyusu açtırdım.” dediğinde kral onu hem tebrik etti hem de merakla sordu.
“Peki bu kadar kazancı nasıl elde ettiniz?”
“Bana vermiş olduğunuz kolyeyi ve elbiseyi sattım. Halkımız zorluk içindeyken bunları hakettiğimi düşünmedim.” dediğinde kral her ne kadar bozulmuş olsa da Seraphina’nın verdiği sıcak cevap onun içine dokundu. Kraliçe Helen hemen atıldı.
“Fakat onlar kralımızın size verdiği özel hediyelerdi. Onları bilinmedik kişilere satıp altınlarınızı çar çur edemezsiniz. İsrafa girer!”
“Kraliçem sizi temin ederim ki ben işlerimi ciddiyetle titizlikle yaparım. Sattığım kişiyle ailem uzun zamandır ticaret içinde. Bu yüzden hakkım olanı aldım. Ayrıca insanlarımıza yardım etmemle israfa girdiğim söylenemez.” dediğinde kraliçe sinirlendi. Kral ise çayını yudumlayarak onların atışmasını dinliyordu. Bu sefer de Vespera atıldı.
“Ama yine de bizlerden habersiz böyle bir şey yapmak pek etik değil.” dedi gülümseyerek.
“Ben zaten bu hediyeleri hak etmediğimi zamanında kralımıza söylemiştim. Düşes olarak görevlerimi yerine getirmeye çalışıyorum. Ayrıca bu işi gizli saklı yapmadım. Hizmetlilerim, alakadar olan muhafızlarımız hatta abim Dimitri bile biliyor.” dediğinde gözler Dimitri’nin üzerine çevrildi. Seraphina, abisine bir miktar altın vererek onun yanında olmasını istemişti. Dimitri de Seraphina’yı desteklemişti. Seraphina devam etti.
“Ayrıca Bayan Vespera, krallığın kurallarına göre düşesin herhangi bir yardım yapmak için izin alması gerekmez. Yine de hesap sorması gereken varsa siz değil kralımız ya da kraliçemizin olması daha doğru olurdu. Çünkü sizin sarayımızla bir bağlantınız yok.” dediğinde etraf sessizleşti. Vespera sinirlendi ve bir hışımla masadan kalkarak krala baktı. Kral ise ne cevap verdi ne de onu destekledi. Tarafsızca olayları dinleyerek bu laf atmalardan zevk alıyor gibi görünüyordu. Sinirden gözü dönmüş Vespera hızlıca krala ve kraliçeye reverans yaptı.
“Ben doydum. Size afiyet olsun.” diyerek yemek salonundan apar topar ayrıldı. Konuşmalar o kadar net duyuluyordu ki ne kadar uzakta olsalar da Enya ve Betty de olanları duymuş Seraphina'nın yargı dağıtan haline şaşırmışlardı. Neden böyle kendinden emin davrandığını anlayamamışlardı. Kraliçe de nazikçe ağzını temizledi ve ayağa kalkıp reverans yaptı.
“Kralım ben en iyisi Bayan Vespera’ya bakmaya gideyim.”
“Tabii kraliçem.” dedi sadece. Dimitri’yi de askerlerden biri çağırdığı için o da erkenden kalkmak zorunda kaldı. Bu konuşmalar yapılırken Prens Alaric çoktan derse gittiği için masada sadece Seraphina ve Cavareth kalmıştı. Seraphina istemese de krala iyi davranmak zorunda olduğunu biliyordu. Öksürerek sesini toparladı.
“Kralım eğer bu yaptıklarımla sizleri üzdüysem üzgünüm. Ben-” dediğinde kral elini kaldırıp onu susturdu. Seraphina olgun bir tavır beklerken kral sırıtmaya başladı.
“Uzun zamandır böyle eğlenmemiştim. Kadın tartışması böyleymiş demek. Bir de işin iyi tarafı ne biliyor musunuz sevgili Al’Dara?”
“Nedir?” diyerek cevap verdiğinde Cavareth, Seraphina’nın elini tutup sıktı.
“Siz üçünüz benim için mücadele ediyorsunuz. Ve nihayet sen de doğru yola gelmeye başladın.” diyerek Seraphina’nın sırasıyla elini, bileğini ve kolunu öpmeye başladı. Seraphina hızlıca masadan kalkıp geri çekildi. Kral hala gülümsemeye devam ediyordu. Seraphina iğrenerek çaktırmadan elini silkeledi.
“Eğer bu durumdan rahatsız olmazsanız daha fazla yardımda bulunmak isterim ve saray içinde birkaç önerimi paylaşmak isterim.” dedi dikkatleri dağıtmaya çalışarak. Ama kralın dikkatinin dağılacağı yoktu.
“Tabii ki de temiz bir kız olarak istediğin kadar yardımlarını sürdürmeye devam edebilirsin. Önerilerin içinse sana her zaman odamın kapısı açık zaten biliyorsun.” diyerek ona göz kırptı. Seraphina teşekkür edip hızlıca reverans yaparak yemek salonundan ayrıldı. Enya ve Betty de onu takip ettiler.
Bu sırada Vespera odasında deli gibi dört dönerken kraliçe sakince oturuyordu. Leydi Marta da onların başındaydı.
“Beni insanların önünde nasıl rezil edebilir kraliçem? Daha dün çıkmış ortaya. Ben onun görmediği eğitimleri almışım. Saraylar, soylular görmüşüm çocukluğumdan beri!” diye söylenirken kraliçe ise onu dinliyordu. En sonunda dayanamadı ve ayağa kalktı.
“Vespera lütfen artık sakinleş. Oldu bitti işte.”
“Size göre öyle olabilir ama bana göre hiç öyle değil kraliçem. Bir kere yüz verdik mi devamı gelir."
“Ne demek istiyorsun?” diyen kraliçe onun yüzüne merakla bakıyordu. Vespera eliyle yüzünü kapatıp önce gülümsedi sonra da rol değiştirerek üzülüp kraliçeye baktı.
“Kraliçem siz belki farkında değilsiniz ama Seraphina açık açık sizi de rezil ediyor. Hem sarayın içindeki hizmetçilere kadar hem de bu durum halkımıza kadar sıçramış!”
“O sadece yardımda bulunuyor. Neden beni rezil etsin?”
“İşte siz yine masum kalbinizle olayı değerlendiriyorsunuz ama işin aslı o değil. Seraphina ne zaman iyi bir şey yapsa kralımız onu ödüllendiriyor. Sonra siz üzülüyorsunuz. Bu aralar ne kadar mutsuz göründüğünüzü tüm hizmetçiler konuşuyor. Dedikodular çığır açmış. Kralımızın sizi boşayacağını, oğlunuzu uzaklara süreceğini ve yerinize Seraphina’nın geçeceğini düşünüyorlar.”
“Hayır! Asla!” diyen kraliçe hem sinirden hem de telaştan ne yapacağını bilemedi. Vespera yine onu kuyusuna çekmeye çalışıyordu.
“Maalesef bu doğru kraliçem. Aslında siz üzülmeyin diye size söylemeyecektim ama hizmetçilerim duymuşlar. Ayrıca Seraphina bilerek yardımlarda bulunarak sizin karşınızda halkımızı da şimdiden doldurmaya çalışıyor. Sanki yeni bir kraliçe doğuyormuş gibi. Gerçi o zaten sözde halkın kraliçesiydi ya, bunların hepsi size en baştan isyan çıkarmak içindi!” diyerek olayı iyice dramatize edip kraliçenin üzerine yürümeye başladı. Kraliçe bunları duydukça kalbine yük iniyormuş gibi hissederek zar zor nefes almaya başladı. Elini kalbinin üstüne koyup koltuğun koluna tutundu ve zorla yerine geri oturdu. Vespera acımasızca laf etmeye devam ediyordu.
“Ben hep sizi dolaylı yoldan uyarmaya çalıştım. Belki anlarsınız diye düşündüm. Güvercin’i bile gördünüz işte. Bunların hepsi plan, hepsi palavra!” diyerek yalandan kraliçenin yanına oturdu ve onun elini tuttu.
“Bugün kralımızın suskunluğu da bu durumu açıklıyor işte. O da belki de alttan alttan ona destek verdi. Yoksa bu kadar altını bulması mümkün değil. Ticaretle uğraşan ailesi olmasına rağmen en son iflas ettiler diye duymuştum.” dediğinde kraliçe gözleri dolmuş bir şekilde Vespera’ya baktı ve diğer elini de Vespera’nın elinin üstüne koyup sımsıkı sıktı.
“Peki ne yapacağım Vespera? Bana bir yol göster. Tıpkı çocukluğumuzda gösterdiğin gibi.” dediğinde Vespera yüzünü aşağı eğdi ve gülümsedi. Kraliçeyi tuzağına düşürmeyi başarmıştı. Sonra tekrardan rolüne bürünüp endişeyle ona baktı.
“Ben size hep açık konuşmuşumdur bilirsiniz. Durum vahim görünüyor kraliçem. Ama merak etmeyin. Hala bir çıkış noktanız var.”
“Nedir o? Lütfen daha açık konuş...” diyerek tekrar resmiyete büründü.
“En iyisi kralımıza gidip duygu sömürüsü yapın. Sizin mutsuzluğunuzu fark edip illaki nedenini soracaktır. Sonra da asıl olanı öğrendiğinizi söyleyin. Yani kralımızın, Seraphina’ya olan hayranlığı ve gizlice saraydan çıkıp hep onu izlemeye gittiğini. Böylece gaflete düşecektir."
“Ama hiç sormaz mı nereden nasıl öğrendin diye?”
“Hizmetçilerinizin baloda soylulardan duyduğunu söylersiniz. Ne de olsa Güvercin onlarla yakınmış. Böylece kralımız, soylulara hesap soramaz.” dediğinde kraliçe başını salladı.
“Mantıklı. Peki bu durumda elimize ne geçecek?”
“Burada elinize geçen şey kralımızın vicdan azabıyla yanıp tutuşması olabilir. Artık gerçekleri bildiğiniz için elinizde bir koz olacak. Size hep dürüst olmak zorunda kalacak. Böylece Seraphina’ya eskisi kadar yaklaşamayacak. Bu da dedikoduları zamanla azaltır.” dediğinde kraliçenin yeniden içi umutla dolarak ayağa kalktı.
“Yapacağım. Aynen dediğini uygulayacağım. Teşekkürler Vespera.” dedi minnetle bakıp.
“Ne demek kraliçem. Her zaman yanınızdayım.” diyerek gülümsedi Vespera. Böylece kraliçe heyecanla odadan çıkarken Leydi Marta da Vespera'ya reverans yapıp kraliçenin peşinden gitti. Vespera planının hayata geçmesini beklemeye başladı.
Gün boyu kraliçe, kralın yanında gezindi ama onunla hiç ilgilenmedi. Hep yüzü asık numarası yaptı. İlgisini başka şeylere harcadı. Kraliçenin ona olan sevgisini ve ilgisini bilen kralın da dikkatini çekti bu durum. Yani Vespera’nın planı işleve girmeye başlamıştı. Kral işlerini bitirdikten sonra kraliçeyle konuşmayı düşünüyordu. Onlar böyle vakit geçirirken Seraphina da dersten dönmüş mutlulukla odasına girmişti. Enya ve Betty de peşinden geliyorlardı. Endişeli görünüyorlardı.
“Siz neden böylesiniz? Ders boyu da normalde hep gülerdiniz ama bu sefer suskundunuz? Yoksa bir şey mi buldunuz?” dedi merakla ve onların yanına geldi.
“Hayır düşesim. Hala bir haber yok. Sadece sabahleyin kahvaltıda kraliçemize ve Bayan Vespera'ya neden öyle davrandınız anlayamadık. Bir anda kalkıp derse gittiğiniz için de soramadık. Çok tehlikeli bir şey yapmadınız mı?” diye soran Enya’nın karşısında Seraphina gülümseme ve endişe karışık bir yüz ifadesi yaptı.
“Bunu biraz onları izlemek için yaptım. Böylece eline kim mektubumu geçirdiyse daha hızlı harekete geçer diye düşündüm. Ama evet haklısınız. Yaptığım tehlikeli bir hareketti. Belki de kendi sonumu kendim hazırladım. Kısa vadeli düşündüm.”
“Peki bir cevap bulabildiniz mi?”
“Evet. Mektubum o ikisinde de değil.”
“Bunu nasıl anladınız?” diye sordu Betty.
“Nedense ikisinin de tepkisi çok aniydi. Kraliçe biraz tedirgin ve mutsuz görünüyordu. Vespera ise bir canavar gibi oradan oraya atılıyordu. Mektubum ikisinden birinde olsaydı böyle tepkiler vermezlerdi daha rahat olurlardı hatta dalga geçerlerdi diye düşünüyorum.”
“Belki blöf yapıyorlar düşesim? Belki de yalandan böyle tepkiler verdiler?” dedi Enya.
“Kraliçenin hal ve tavırlarını artık ezberledim. Eskiden babam ve dayım satış yaparken ben arka planda onları izlerdim. Bana hep müşterilerin ifadelerine bakarak malı pazarlamam gerektiğini söylerlerdi. Bu yüzden müşteriyi iyi tanımamız gerekirdi. Kraliçe gerçekten eşini çok seviyor ve ailesinin baskısı yüzünden oğlunu tahta oturtmak istiyor. Ama kral için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Vespera ise tamamiyle dikkat çekmek için her şeyi yapabilecek kapasitede biri. Özellikle kralın ilgisini alakasını seviyor. Bu fırsatı kaçırmazdı.”
“Gerçekten de çok iyi gözlemlemişsiniz düşesim. O halde biz kimi takip edeceğiz? Mektubunuzu nerede arayacağız?” diye sordu Betty.
“Güzel soru. Normalde iç sesime güvenmem ve mantığıma güvenirim ama nedense içimden bir ses bana Bayan Vespera’nın daha tehlikeli olduğunu söylüyor. Yani kraliçeden çok asıl ona dikkat etmeliyiz. Herkesi kendi etrafına çeken bir yapısı var gibi görünüyor.”
“Anlaşıldı. Yani Bayan Vespera’nın hizmetçilerini ve kendisini gözlemleyeceğiz. Betty sen de duydun.” dedi Enya. Betty bunu duyar duymaz onayladı.
“Evet bugünlük başka bir şey yoksa çekilebilirsiniz. Biraz duşa girip dinlenmek istiyorum. Hava çok sıcak. Enya banyoyu hazırlatır mısın?”
“Elbette düşesim. Size iyi istirahatler.” dediğinde ikili reverans yapıp odadan ayrıldılar. Seraphina kıyafetlerini çıkarıp sadece iç çamaşırı kalacak şekilde yatağa uzandı. Hava bunaltıcı derecede sıcaktı ve nem vardı. Artem’i düşündü. “Acaba iyi mi? Mektup bile yazamam ki. Kesin ele geçirirler.” diye iç geçirdi.
“Bari şu mektup meselesi çıkmadan ve kral beni ortadan kaldırmadan son kez onu görebilseydim...” diyerek yan tarafa döndü. Güneş ışıkları onun beyaz tenine vuruyordu. Biraz daha dursa sıcaktan teni kızaracaktı. Kalkıp bornozunu giydi ve onun için hazırlanan banyosuna girdi.
Bu sırada kral ve kraliçe bahçede oturmuş çay içiyor, sıcak havanın keyfini çıkarıyorlardı. Prens Alaric de yine oradan oraya koşturuyordu. Kraliçe kitap okurken kral da muhafızlarıyla havadan sudan konuşuyordu. Muhafızlar gitse bile kraliçe umursamazca kitap okumaya devam edince kral artık bu suskunluğa dayanamadı.
“Kraliçem ne oldu?” dedi merakla. Kraliçe nihayet kitabının kapağını kapattı ve gülümsedi.
“Bir şey olmadı kralım. Neden böyle bir sual sordunuz?”
“Normalde bana bu kadar ilgisiz ve soğuk davranmazdınız da ondan. Bu sessizliğiniz beni korkutuyor."
“Anlaşılan böyle tiplerden hoşnut oluyorsunuz.” dedi kraliçe. Aslında bu lafı demeye çekinmişti. Kralla tartışmak istemiyordu. Onu kaybetmekten korkuyordu. Kral gözlerini iyice kraliçenin üzerine dikti.
“Ne demek istiyorsunuz?” diye sorunca kraliçe her ne kadar korksa da kralın önünde bir anda ayağa kalktı ve açtı ağzını yumdu gözünü.
“Cavareth bunca zamandır hep seni sevdim. Sana saygıda bir kere bile kusur etmedim. Yetmedi rahatsızlığıma rağmen oğlumuzu doğurdum. Ama bana en azından yalan söylememeliydin!” dedi. İlk defa böyle resmi olmadan konuşmuştu ve ilk defa kralın adını böyle açık açık anmıştı. Cavareth afalladı ve o da bir anfa ayağa kalkıp çevreyi inceledi. Neyseki etrafta oyun oynayıp duran prens dışında kimse yoktu.
“Kraliçe bana nasıl olur da böyle adımla hitap eder? Nasıl ondan daha yüksek konumda olan biri karşısında böyle gayriresmi konuşur? Senelerdir eğitim alsanız da öğrenemediniz mi? Hem ben olayın ne olduğunu bile bilmiyorum!” dediğinde kraliçe güç almak için sandalyenin başını tuttu. Konuşmasını düzeltti. Yavaşça gözünü kapatıp açınca kralın gözlerine baktı.
“S-Siz bana demiştiniz ki Seraphina’yı ailesi sayesinde tanıdım. Ama mevzu hiç de öyle değilmiş. Seraphina halkımıza aykırı bir davranışı görmezden gelerek sorumsuzca sokakların ortasında dans ediyormuş siz de onun hayranıymışsınız. Geceleri sırf onu görebilmek için gizlice saraydan çıkıyormuşsunuz!”
“B-Bu saçma şeyleri kimden duydunuz? Nasıl beni dinlemeyip onlara itibar edersiniz?” dese de bu söylemine kral kendi bile inanmadı.
“Kristal balo günü soylu hanımlardan duydum. Kendileri Güvercin ile baya yakınmış. Tıpkı zamanında Seraphina’nın da onunla yakın olması gibi. Ama telaşlanmayın kimseye Seraphina'nın ve sizin kirli geçmişiniz hakkında bir şey demeyeceğim. Yine de bana yani kraliçenize karşı dürüst olmadığınız için size kırgınım.” diyerek sözlerini bitirdi. Hem gergin hem de rahatlamış hissediyordu. Normalde sonra neler olacağını düşünüp korkarak hareket etmezdi. Ama şimdi durum tamamiyle farklıydı. Kral da onu böyle görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Sonra yan tarafa kafasını çevirip güldü.
“Komik bir şey mi söylüyorum kralım?” dedi kraliçe. İşe yaramadığını düşünmüştü.
“Hayır kraliçem hayır. Asla öyle düşünmedim. Artık sizin de böyle cesur konuşabildiğinizi görmek beni duygulandırdı. Seraphina’nın saraya gelişi gerçekten herkese büyük bir etki olmuş.” dediğinde kraliçe onun adını duyunca bozuldu. Kral bunu fark edince suçsuz gibi iki elini havaya kaldırarak devam etti.
“Ve söylediklerinizde gayet haklısınız kraliçem. Prensimin annesi olan size şeffaf olmam gerekirdi ama durun size nedenini açıklayayım. Belki o zaman bana hak vereceksiniz.” dediğinde kraliçe başıyla onayladı. Kral ona tekrar oturması için sandalyesini gösterdi. Bu sırada hizmetliler onların çayını tazelemişti.
“Benim bazen akşamları saraydan gizlice çıkıp halkın arasına karıştığımı çok az kişi bilir ama kılık kıyafet değiştirdiğim için beni tanımıyorlar merak etmeyin. Ayrıca evet, Seraphina’yı bir gün şansa pazarda dolaşırken meydanda sahne aldığını görünce hayranı olduğum da doğrudur. Normalde basit bir dans gösterisi diye düşünürken bir kadının dans ettiğini duymak beni bir hayli meraklandırmıştı.” dedi. Kralın bu sözleri kraliçenin yüreğine işliyor gibiydi. Üzerine bir ağırlık çökmüştü. Nedense midesinde bulantı hissediyordu.
“Sonra onu gördüm. Sahnede özgür bırakılmış bir kuş gibi dans ediyordu. Davulların ritmine kapılmıştı. Bu bilindik bir dans değildi. Nasıl ünlü oldu bilmiyorum ama doğaçlama dansıyla kimse onun önüne geçemez. Sonra ben de kendisine ulaşmaya çalıştım. Ama ona ulaşmak çok zordu. Kimse onun kim olduğunu ve nereden geldiğini bilmiyordu…” diyince kraliçe kendini nefes nefese kalmış gibi hissediyordu. Başı eğik olduğu için kral onu sadece kendisini dinliyor zannediyordu ama durum öyle değildi.
“Anladım…” dedi zar zor.
“Ve sonra Güvercin sayesinde onu buldum. Size yalan söyleme nedenim ise ailenizin sürekli başımıza üşüşüp ilişkimize ve benim işlerime karışması. Eğer size doğruları söyleseydim aileniz bunu sizden duyar ve Seraphina’ya ulaşmamı engellerdi. Haksız mıyım?”
“Evet… Engellerlerdi…” dedi kraliçe yine zar zor. Ama kral sanki olayı anlatmanın büyüsüne kapılmış gibi kadının yüzünün solduğunu bile göremiyordu.
“Ve bakın işte bu yalan sayesinde Seraphina sarayımıza dahil oldu. Bize, soylulara ve halkımıza iyi izlenim bıraktı ve bırakmaya devam edeceğini düşünüyorum. Bu kararı kendi hür irademle verdiğim için de bir o kadar kendimi mutlu hissediyorum ki anlatamam. Bakın Seraphina size bile…” dediğinde kraliçe daha fazla dayanamadı ve sandalyesinden düşüp yere yığıldı. Kral bu konuşmanın ona bu kadar ağır geleceğini düşünmemişti. Hızlıca müdahale ederek kraliçeyi tuttu ve bağırmaya başladı.
“Muhafızlar! Muhafızlar! Derhal hekim çağırın!” diyerek feryat ediyordu. Etrafta koşturmacalar olurken Prens Alaric de annesinin başına geçmiş ağlıyordu. Kraliçeyi odasına götürüp yatağın üzerine sermişlerdi. Hekimler ve hizmetliler dışında kimse içeri giremiyordu. Leydi Marta gözleri dolu dolu Prens Alaric ile ilgileniyordu. Küçük prens kötü etkilenmesin diye onu odasına götürmüşlerdi. Vespera ise kapının girişinde bekliyordu.
Seraphina duştan çıkmış habersizce Enya’nın yardımıyla üzerini giyinirken Betty kapıyı çalmadan hızlıca odaya fırladı. İkisi de ona şaşkınlıkla bakıyordı.
“Düşesim! Kraliçemiz bahçede bayılmış!” dediğinde Seraphina üstünü daha hızlı giyinmeye başladı.
“Ne diyorsun sen? Bu nasıl olur? Gerçi kraliçe hep böyle hasta gibi görünüyordu ama... Benim gidip hızlıca ona bakmam gerek.” diyerek saçını bile doğru düzgün kurutamadan hızlıca odadan çıktı. Enya ve Betty de peşinden gittiler. Hızlıca kraliçenin odasının önüne geldiğinde kapının önünde Vespera ve onun hizmetlileriyle karşılaştı. Vespera iki elini birbirine bağlamış Seraphina’ya bakıyordu. Yüzü hala kızgın görünüyordu.
“Bayan Vespera, kraliçemiz nasıl?”
“Gördüğünüz gibi Düşes Al’Dara. Kraliçemiz iyi olsaydı eğer biz de böyle kapıda bekliyor olmazdık.” dedi onu tersleyerek. Yine de Seraphina onun söylemlerini umursamadı. Bunu fark eden Vespera devam etti.
“Sizin yüzünüzden zavallı kraliçemiz bitap düştü. Bir de utanmadan burada onu mu soruyorsunuz? Belki de… Belki de ölmesini bile bekliyor olabilirsiniz!” dedi gür sesiyle sitem ederek.
“Ben hiçbir zaman kasten birine zarar vermek istemedim. Beni böyle şeylerle bir tutmayın Bayan Vespera!” diyerek Seraphina da ona kızdı. İkisi de burnun soluyordu. Hizmetliler ne yapacağını şaşırmıştı. Vespera ise cevabını esirgemedi. Ona tepeden baktı.
“O halde gidin buradan! Kraliçemiz sizi daha fazla görüp üzülmesin.” dediğinde Seraphina gitmek istemeyerek inat etse de Enya daha fazla sorun çıkmasın diye Seraphina’nın kolundan tutup onu kendine çekti.
“Gidelim düşesim. Biz haber aldıkça size getiririz zaten.” dedi. Seraphina da zar zor kabullenerek gözlerini Vespera’dan ayırmadan oradan uzaklaştı. Vespera da ona kinle bakıyordu. Çok geçmeden odanın kapısı açılınca kral göründü. Hizmetliler ve Vespera hızlıca reverans yaptılar. Vespera tekrardan o saf endişeli haline büründü.
“Kralım, kraliçemiz iyi mi? Neden içeri giremiyoruz?”
“O Seraphina’nın sesi miydi?” diye cevap gelince Vespera sinirden kasıldı. Anlaşılan kimse Vespera ve Seraphina’nın atışmasını duymamıştı. Vespera gülümsedi.
“H-Hayır kralım. Düşesimiz buraya gelmediler. Sadece hizmetçileri geldi. Ben de bir haber olursa onlara ileteceğimi söyledim.” dediğinde kral sadece Vespera’nın saçını okşadı.
“Aferin Bayan Vespera. İyi yaptınız. Düşes de boşu boşuna endişeye girmemiş olur. Kraliçemizin durumu şu an normal. Hekimler hemen müdahale ederek ona ilaç verdi. Galiba sıcak çarpmış. Siz de korkmayın ve odanıza dönün. Aksi bir şey olursa haber verilir.” diyerek içeri girdi ve kapıyı yüzüne kapattı. Vespera yumruklarını ve dişlerini sıkarak ağzında geveledi.
“Ne korkacağım? Zaten onun bu hale düşeceğini tahmin etmiştim. Planım tıkır tıkır işliyor.” diyerek odasına döndü.
Seraphina da odasına döndü ve kapıyı sertçe kapattı. Enya ve Betty de endişelenmişlerdi.
“Bu kadın gerçekten çok sinir bozucu. Her şeye karışıyor.”
“Düşesim karışmak haddime değil ama siz de Bayan Vespera’nın üzerine çok gittiniz. Belki iyi anlaşmayı denerseniz size karşı da sıcak olur.” dedi Enya. Bu sırada Seraphina havluyla kurutamadığı saçlarını kuruluyordu.
“Sana bir şey söyleyeyim mi Enya, ben bu kadının hal ve hareketlerine inanmıyorum. Bir şeyler gizliyor ve başkalarına laf atarak bunun üzerini kapatmaya çalışıyor gibi görünüyor.” dedi. Sonra da yerine oturup düşündü. “Acaba Artem burada olsa ne yapardı?” dedi.
Aynı anda birbirlerini düşünmüş olmalıydılar. Artem bölgenin bir kısmını haydutlardan arındırmıştı. Her yeri kan içindeydi. Omzu sarılı olsa da ırmağın kenarına çadır kuran askerlerin bir kısmı Artem’le beraber temizlenmek için suya girmişti. Artem’in yardımcısı ise bir yandan mektup yazmakla meşguldü.
“Ve toplamda beş bin adet silah ve iki yüz elli çuval bakliyat ele geçirildi. Bu kadar bilgi yeterli mi efendim?”
“Yüz elli çuval desen iyi olurdu. Kalanı birinci birliğin ailelerine paylaşırdık. Çok zor durumda olduklarını duydum.” dedi Artem. Bir yandan suyun üzerinde Seraphina’nın yansımasını görüyor gibi oluyordu. Onu düşünmemek için suyun yüzeyine vursa da düşüncelerine hakim olamıyor, Seraphina’nın gülümseyen yüzü geri geliyordu. Yardımcı asker, Artem’in bu hareketlerini tuhaf bulmaya başlamıştı. Artem zihnini toparlayıp devam etti.
“Neyse artık ulakla birlikte bu mektubu saraya gönderin. Birinci birliğin ailesi için yakın zamanda bölgenin kasabasına gidip ben bir şeyler alırım. Sağ ol...” dedi ve suya daldı. Artık işlerini bırakıp rahatça Seraphina’yı düşünebilirdi. Sessizce fısıldayarak “Umarım sarayda iyidir.” dedi.
Akşam üzeri kraliçe gözlerini açmış yorgunluktan pek konuşamaz haldeydi. Verilen ilaçlar onu baya mayıştırmıştı. Kraliçenin gözlerini açmasıyla hekimler onunla tekrardan ilgilenmeye başladılar. Baş hekim ise kralın yanındaydı. Balkona çıkmış sessizce konuşuyorlardı.
“Bu etkenlerin sadece sıcak çarpması olduğunu düşünmüyorum kralım. Yine de kraliçemiz ve ailesi endişelenmesin diye böyle söyleyeceğiz ama siz yine de durumun ciddiyetinden haberdar olun diye sizi balkona çağırdım.” dediğinde kral endişeli görünüyordu.
“Sizi dinliyorum. Kraliçemin nesi var?”
“Bu aralar ruhen üzerinde çok yorgunluk birikmiş olmalı. Kraliçemiz zaten hassas bir yapıya sahip bunu biliyorsunuz. Tabii sıcak havalar da daha çok bu etkiyi artırmış olabilir ama kraliçemizin yoğun bir strese maruz kaldığı aşikar.” dedi. Bu sırada Orp Ailesi de gelmişti. Kraliçenin annesi, kraliçenin başında bekleyip kızının ince sarı saçlarını okşuyordu. Kral göz ucuyla onlara baktı. Sonra hekime geri döndü.
“Peki ne yapmamızı önerirsiniz?”
“Biz zaten buradan gereken müdahaleyi yapıyoruz ama asıl müdahalenin içten gelmesi gerekiyor. Bence bir süre kraliçemizi başka bir yere götürün. Yeni bir yer ona iyi gelebilir. Sarayda bunalmış olmalı.” dedi yaşlı hekim. Kral başını salladı.
“Anlıyorum baş hekim. Bunu bir düşüneceğim. Teşekkür ederim.” dediğinde hekim, kraliçenin başına geri döndü. Bu durumu fırsat bilen kraliçenin babası da kralın yanına, balkona geldi. Kral, küçüklüğünden beri kraliçenin babasından çekinirdi. Ama bu sefer biraz daha kendinden emin görünüyordu. Artık büyüdüğünü ve küçük bir çocuk olmadığını onlara kanıtlamak istiyordu.
"Siz ve o küçük düşesinizden ötürü kraliçem yataklara düştü. Utanmıyor musunuz Kral IV. Cavareth?” diyince kral önce korktu sonra kendini toparladı.
“Benimle böyle konuşma hakkını size kim veriyor Bay Orpheline? Ayrıca bu konunun ne benimle ne düşesimizle alakası var. Kraliçemiz bu saraya geldiğinden beri böyle zaten. Onu benim ve prensimin sevgisinin iyileştirdiği ortadayken bana böyle ithamlarla gelemezsiniz!” diyerek bu küçük boylu olsa da kendinden emin adamın önünde zar zor dik durmaya çalıştı.
“Kızınız iyi olacak az önce baş hekimle konuştum. Ayrıca ben bu ülkenin kralıyım. Bunu hatırlatmak isterim.” dediğinde adam yumruklarını sıktı. Sonra da balkondan içeri girerken krala göz ucuyla baktı.
“Peki, öyle olsun kral.” diyerek kızının başına gitti. Cavareth kendini gevşeterek rahatlamaya çalıştı. Bir yandan da batmak üzere olan güneşe ve halkının bulunduğu evlere bakıp sessizce mırıldandı. “Ben bu koskoca ülkenin kralıyım. Bundan sonra kimse bana kafa tutamaz.” dedi. Kraliçenin durumu nedeniyle herkes akşam yemeğini odasında yemişti. Sabaha karşı kraliçe, gözlerini daha canlı bir şekilde açmıştı. Oğlu da mutlulukla başında dönüyordu. Bu mutlu haber tüm saraya yayılmıştı. Seraphina odasında saçlarını tarıyorken Betty kapıyı tıklatır tıklatmaz odaya girdi. Enya da mektuba dair bir şeyler bulma ümidiyle dışarı çıkmıştı.
“Düşesim, kraliçemiz gözlerini açmış. İyi olduğunu söylüyorlar.” dediğinde Seraphina gülümsedi. Kraliçenin iyi olduğunu duyunca çok mutlu olmuştu. Kraliçeye karşı kötü bir hissi yoktu ve kraliçeye bir şey olması takdirde herkesin onun başına üşüşeceğini ve bir sonraki kraliçe olarak tahta geçeceğini biliyordu. Bunu istemiyordu.
Bu sırada haberi alan diğer bir kişi olan Vespera da güzellik aynasına geçmiş makyajını tazeliyordu.
“Kraliçe sandığımdan güçlü çıktı. Bakalım bundan sonra ne olacak?” dedi. Ayağa kalkıp bordo rengi kabarık eteğini düzelttikten sonra kahvaltı yapmak için odasından çıkacakken kapısı tıklatıldı.
"Sabah sabah kim bu şimdi? Neyse... Gel!" diye bağırınca karşısında kraliçenin annesini görüp irkilerek başını yere eğdi ve ellerini birleştirdi.
"Bayan Orpheline? Sizi buraya hangi rüzgar attı? Ben de tam mutlu haberi almış kraliçemizin yanına gidiyordum." dedi zar zor gülümseyerek. Orp Ailesinden hala korktuğu belliydi. Yaşlı kadın sinirle Vespera'ya yaklaştı.
"Kral ve kraliçe arasında ne oldu? Kızım neden bir anda böyle bayıldı? Sen biliyorsundur Vespera!"
"B-Ben nereden bilebilirdim ki? Haberi ben de sonradan işittim Bayan Orpheline. Ya-"
"Kes sesini! Sana ben her daim kızımı ve Orp Ailesini koruyacaksın demedim mi? Dua et kraliçenin babası yüce lordumuz seni sıkıştırmaya gelmedi. Çabuk bu meseleye bir çözüm bulacaksın."
"İyi ama ben ne yapabilirim anlayamadım? Kraliçemizi daha fazla nasıl koruyup sizi memnun edebilirim?"
"Aklını kullan Vespera. Unutma, biz sana o desteği vereceğiz. Ona göre düşesi yok et!" diyerek kapıyı sert bir şekilde kapatıp odadan çıktı.
