12. bölüm / 20
Kraliçenin Doğuşu ve DevriTURUNCU GÜL
Bölümler 20Şu an: TURUNCU GÜL
- 1 BAŞLANGIÇ: KRALİÇENİN DOĞUŞU3.285 kelime
- 2 KRALIN ARZUSU3.422 kelime
- 3 İLK KARŞILAŞMA4.669 kelime
- 4 GERÇEK KRALİÇE3.878 kelime
- 5 ACELE ÜNVAN3.858 kelime
- 6 AŞÇI DÜŞES5.055 kelime
- 7 KRİSTAL BALO3.673 kelime
- 8 YENİ VARİS3.066 kelime
- 9 KARA GÜL3.797 kelime
- 10 TEĞMENİN AŞKI2.014 kelime
- 11 KOMUTANIN GÖREVİ2.381 kelime
- 12 TURUNCU GÜL2.539 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 KARANLIĞA DOĞRU4.842 kelime
- 14 HALKIN KRALİÇESİ3.647 kelime
- 15 YAZLIK SARAY4.469 kelime
- 16 ÖZGÜRLÜĞÜ ARAMAK6.034 kelime
- 17 SON PERDE6.952 kelime
- 18 GEÇMİŞE DÖNÜŞ1.423 kelime
- 19 GECEYE GÖRÜNMEDEN6.845 kelime
- 20 BİTİŞ: KRALİÇENİN DEVRİ3.529 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Seraphina ağlarken onu uyandırmak için odasına gelen Enya, onun ağladığını fark etmemişti. Endişeyle yanına koştu. Yarım yamalak giydiği kıyafetlerini gördü.
“Düşesim neden ağlıyorsunuz?”
“Enya, artık çok daraldım. İnan bana sana güvenip güvenemeyeceğimi bile bilmiyorum.” dediğinde Enya dizlerinin üzerine çöktü ve Seraphina’nın elini tuttu. Bu sırada Betty de yeni uyandığı belli olan haliyle odaya girmişti. O da hızlıca yanlarına koştu.
“Ben her zaman sizin yanınızda olacağım. Siz beni kurtardınız. Bırakın ben de sizi kurtarayım.” dediğinde az çok ne olduğunu anlayan Betty de gelip diz çöktü.
“Ben de öyle düşesim. Siz beni de kurtardınız. Beni kurtarmasaydınız hep sarayda ayak işlerinde ağır ağır çalışıyor olacaktım. Size minnettarım.” dedi. Gözyaşlarını silen Seraphina onlara karşısına oturmalarını işaret etti.
“Sadakatinize güveniyorum. Zaten artık olan oldu. Sadece yine de yardımınıza ihtiyacım olabilir diye düşündüm.”
“Sizi dinliyoruz!” dedi ikisi de bir ağızdan.
“B-Ben galiba Bay Artem’den hoşlanıyorum...” dediğinde ikisi de şaşkınlıktan ağzını kapattı.
“Ama düşesim bu çok tehlikeli bir durum. Neden böyle bir şey yaptınız?”
“Elimde değildi Enya. Seninle ilk zamanlarda aşk hakkında ne konuştuğumuzu hatırla.” dediğinde Enya duraksadı. Bu sefer Betty konuştu.
“Peki Bay Artem bunu biliyor mu?”
“Bence hayır.”
“O halde henüz ortada bir sorun yoktur. Elbet duygularınız zamanla kaybolur.”
“Ama durum sandığınız gibi değil!”
“Nasıl yani?” dediler yeniden senkronize olmuş gibi.
“Ben ona iyi yolculuklar dilemek için bir not yazmıştım. Kuş şeklindeydi. Balkonlarımız yakın diye onun balkonuna atabilirim sandım ama bahçeye düştü. Hızlıca aşağı insem de notu bulamadım. Biri çalmış olmalı!” dedi ve yeniden ağlamaya başladı. Enya ona su getirdi.
“Düşesim lütfen sakinleşin. Siz hep bana derdiniz ki duygularına yenik düşerek varsayımlarda bulunma. Önce sakinleş sonra bir plan yap derdiniz.” dediğinde Seraphina birazda olsa rahatladı. Betty de ona hava alması için kolonya getirmişti.
“Haklısın ama terzi kendi söküğünü dikemiyor.”
“Biraz soluklanın elbet bir yolunu bulacaksınız. Hem daha saat çok erken. Ne Bay Artem yola çıkmıştır ne de başka hizmetliler veya muhafızlar oraya gitmiştir.”
“O halde mektubu kim aldı? Kim bizim kadar erken kalkar ki?” dedi Betty.
“Kaç gündür muhafızları izliyorum. Saat kaç gibi güvenlik için buraya uğradıklarını biliyorum. Yani mektubu alan kişi muhafız değil bir hizmetli. Ama hizmetlilerin odaları bu bölgede değil diye duymuştum dersteyken.” dedi Seraphina. Bir yandan ayağa kalkmış düşünüyordu.
“O halde bu kişi sizi gözetleyen birisiydi ve bir açığınızı kolluyordu.” dedi Enya.
“O zaman elimizde üç seçenek var. Cavareth’in hizmetlisi olsa direkt haberi ona uçururdu ve net kellemiz giderdi. O yüzden seçenek ikiye düşüyor. Bu kişi ya Helen ya da yeni gelen Vespera.” dedi ciddiyetle. Bir yandan da kıyafetlerini çıkartıp yeni şeyler giyinmeye başlamıştı.
“Bence kraliçemizdir. Bayan Vespera hangi ara saraya bu kadar nüfuz edip size siper alsın ki düşesim?" dedi Betty.
"Belki de yerime geçmek istiyordur. Yemekte de gördüm dün akşam da gördüm. Vespera’nın, Cavareth’e olan tavırları bana hiç normal gelmedi.”
“Ama böyle ters bir durum olsa kraliçemizin haberi olmaz mı? Kralımıza nasıl bir aşkla bağlandığı ortada.” dedi Enya. Bu sırada Seraphina’nın saçlarını yapıyorlardı.
“Bilmiyorum. Belki de kocasına ses çıkaramadığı için karşı gelemiyordur. Her neyse. O halde planımız şu, Betty sen yeniden bahçeye git ve her yeri ara en ince detayına kadar. Kimseye görünmemeye çalış.” dediğinde Betty onaylayarak koşarak odadan çıktı.
“Peki ben ne yapacağım?” diye sordu Enya.
“Helen ve Vespera’nın hizmetçilerini gözlemleyeceksin.”
“Ama beni hiç aralarına almıyorlar ki.”
“Olsun artık gözlemleyebildiğin kadar Enya. Bu mektup işi ortaya çıkarsa sizler de büyük ihtimalle saraydan kovulursunuz, ailem beş parasız kalır, benim kellem gider, Artem’in de…” dediğinde duraksadı. Abisi haklıydı. Dikkatli olması gerekiyordu. Çok sorumsuzca davranmıştı. Enya onun dikkatini dağıtmaya çalıştı.
"Siz hiç merak etmeyin istediğinizi yapacağım. Bir şey bulur bulmaz hemen size haber vereceğim. Bu arada Bay Artem henüz gitmediyse ve içiniz rahat etmiyorsa isterseniz ona başka bir şey yapın biz gizlice iletelim.”
“Ne yapabilirim ki? Daha not yazamam çok belli olur. Neyseki o notta da isim yazmadım. İmzamı tanımıyorlarsa bulamazlar beni. Her ne kadar beni görmüş olsalar da bir anda kanıtlayamazlar.”
“Olmadı uzun bir süre hiçbir yere imzanızı atmayın.”
“Başka ne yapılabilir ki?”
“Bir mendile çiçek işlemeye ne dersiniz? Eskiden yapardınız. Hatırladınız mı?”
“Eskiden ama... Artık o kadar hızlı yapıp bitiremem.”
“O halde artık Bay Artem geldiğinde iletirsiniz.” dediğinde Seraphina ona baktı.
“Betty’nin aksine sen neden benim ilişkimi destekliyorsun Enya? Betty’nin dediği gibi bu çok tehlikeli bir durum. Öğrenilse hepimiz ölebiliriz.” dediğinde Enya eğildi.
“Düşesim, efendim… Ben sizi tanıyorum. Bir bakışınızdan bile ne hissettiğinizi tahmin edebilirim. Bay Artem’le tanıştığımız o ilk günden bile hareketlerinizden bir şeyler olduğunu sezmiştim. İlk başta duygularınız geçer ve kralımızla aranız iyi olur diye düşünerek sorun etmedim ama olan olmuş. Ben ölmekten korkmuyorum. Bay Artem de sizden hoşlanıyorsa gerekirse bu saraydan kaçmanız için elimden geldiğince yardım ederim.” dediğinde ikisi de ağlıyordu ama mutluluktan.
“Sen gerçekten çok iyi bir dostsun Enya…”
“Siz de öyle düşesim.” dediğinde Seraphina ona baktı.
“Ama hiçbirinizin ölmesine izin vermeyeceğim.”
“Ben zaten sayenizde güzel bir hayat yaşadım. Bundan fazlasında da gözüm yok. Siz nereye ben oraya. İlk geldiğim günden bağlanmıştım size.” diyerek güldü. Seraphina da ona güldü.
“Neyse artık hadi kalkalım. Yine çekeceğiz bunları...”
“Neyseki Prens Alaric var. Arada bir biz hizmetçilerin yanına gelir bizimle oyun oynar. Yüzümüzü güldürüyor.” dedi Enya. Bu sırada beraber odadan çıkıyorlardı.
“Gerçekten mi? Ne çok seveni varmış prensimizin." diyen Seraphina'nın neşesi yerine gelmiş gibi gülüyordu. Aklı hala düşüncelerle doluyken göstermemeye çalışıyordu.
Kahvaltıya geldiklerinde Artem’in sandalyesinin boş olduğunu görmek onun içini sızlattı. “Geç kaldım...” dedi içinden. Kralın ve diğerlerinin ise bir şey olmamış gibi keyfi yerindeydi. Sanki Artem eve ekmek getiren bir baba, kral ve diğerleri ise eğlenen çocuklarıydı.
“Aaa düşesimiz de gelmiş. Buyrun oturun şöyle.” dedi kral. Seraphina keyfi kaçmış bir şekilde yerine oturdu. Onun önüne de hızlıca servis açıldı.
“Bakıyorum da Bay Artem kahvaltıya bile uğramadan gitmiş.” dedi Vespera.
“Artem öyledir, işini erkenden başlayıp erkenden bitirmeyi sever. Yalnız bu seferki görevi onun için normal bir savaştan bile daha zor geçeceği için ne zaman geri döner veya döner mi bilmem.” dediğinde kralın rahatlığını gören Seraphina içten içe sinirlenip çatalını sıktı. Kraliçe de merakla sordu.
“Artem başarılı bir askerdir. Niye böyle dediniz anlayamadım kralım.”
“Evet Artem’in başarılarını ve bu saray için katkılarını biliyoruz ama bu sefer sınıra gidiyor. Bu açık bir savaş bile değil. Sınırdaki dağlar çok tehlikelidir. Orada düşman ülkelerin askerleri dışında haydutlar olabilir casuslar olabilir. Yani anlayacağınız Bay Artem’i biraz zorlu bir süreç bekliyor.”
“Ona bir anda bu kadar ağır görev yüklemeniz beni şaşırttı.” dedi kraliçe.
“Kraliçem siz o güzel kalbinizi yormayın. Artem bir asker. Bunu siz de az önce söylediniz. Yani onun doğası bu. Böyle görevlere de açık olmalı. Üstelik yaptıklarının da karşılığını almalı. Haklıyım değil mi düşesim?” diyerek Seraphina'ya yöneldi. Seraphina ağzındaki yemeği bitirip zar zor gülümsedi.
“Haklısınız kralım ama kraliçemiz de haklı. Baş Komutan Artem çok başarılıdır. Bunu da başaracağına eminim.” dediğinde kralın nedense hoşuna gitmedi ama belli etmeyip onu onaylayarak yemeğine döndü.
Bu sırada Artem ve adamları yola çıkmıştı. Oralarda hava kötü olduğu için Artem ve onun her daim yanında olan kısa boylu yardımcısı at arabasında gidiyorlardı. Adam bir anlık esnedi.
“Niye bu kadar erken çıktık efendim?”
“Erkenden temizleyip bitirelim. Bu bizim bir prensibimiz değil mi?” dedi soğuk bir şekilde. Bir yandan istemsizce aklına Seraphina geliyordu. Yemekte bile tepkisiz davranışı, kendisine iyi yolculuklar dilemeyişi... Aslında Seraphina dikkat çekmemek için bir söylemde bulunmamıştı ve notu veremediği için sabah Artem’i kahvaltıda görseydi konuşmayı düşünüyordu fakat her şey düşündüğü gibi gitmemişti. Artem sessizce mırıldandı. "Bir kıza gönül mü koydum yoksa? Olacak iş değil.” diyerek başını iki yana salladı. Neyseki kapüşonundan yüzü belli olmuyordu. Siyahlar içinde giyinmişti. Yardımcısı ona gidecekleri bölgeyi anlatırken Artem’in kafasında Seraphina dönüp duruyordu. Düşününce onu güzel buluyordu. Kıvırcık saçları, kızınca kızaran ufak yüzü ve çok bilmiş halleri hem komik hem de samimiydi. Tatlı görüntüsünün altında güçlü durmaya çalışıyor gibiydi. Konuşması, hareketleri, gülüşü… O gün dans ederlerken bile Artem dans etmeyi beceremese de Seraphina bir usta gibi işin ucundan tutarak ona yardım etmişti. Onunla uyumlanmıştı sanki.
“Baş Komutanım?”
“Ne oldu?”
“Dalıp gitmişsiniz.”
“Oradaki sulak bölgede çok akıntı olduğunu bu yüzden birçok insanın öldüğünü anlatmadınız mı?”
“O konuyu bitireli çok oldu. O halde baştan alayım. O bölgedeki köylüler…” diyerek Artem’i bilgilendirmeye devam etmişti yardımcısı.
Seraphina da el işi dersindeydi. Evde de bu dersi gördüğü için çok sıkılıyordu. Onunla beraber zambak broşlu birkaç tane hizmetli daha bir şeyler dikiyorlardı. Saray, her kadının bir konuda iyi olması için ayrı ayrı eğitimler veriyordu. Seraphina da bazen dans gibi özel derslere girerdi bazense böyle hizmetlilerle ortak dersler alırdı. Gözlüklü ak saçlı yaşlı eğitmenleri başında geziyordu. Oldukça huysuz bir kadındı. Kimseyi statüsüne göre ayırt etmiyordu. Ama işinde çok usta olduğu için kimse de ona ses çıkaramıyordu.
“Hanımlar sessizlik! Zaten kulaklarım pek iyi işitmiyor. Siz de kafamda car car car konuşuyorsunuz. Uğultu oluyor.” dedi yüzünü ekşiterek. Bu dersi Enya ve Betty de alıyorlardı. İkisi Seraphina’nın arkasında kıkır kıkır kadının tavırlarına gülüyorlardı. Aslında tek onlar değil neredeyse herkes bu yaşlı somurtkan kadına gülüyordu. Seraphina onları her ne kadar dürtüp susturmaya çalışsa da kendilerini tutamıyorlardı. Yaşlı kadın elindeki sopayı Seraphina'nın küçük masasına vurunca Seraphina hem korktu hem şaşırdı.
“Sen! Niye gülüyorsun yavrucuğum?”
“A-Ama ben gülmedim ki Bayan Doris.”
“Sus bakayım. Sana ceza bana bir gün içinde güzel bir mendil işlemesi yapacaksın. Ne şeklinde olduğu fark etmez. Böylece dersi ciddiyetle dinlemeyi öğrenirsin.”
“Ama…”
“Aması maması yok. Sizlere gelince de bugünlük dersimiz bu kadar yeter.” diyerek sopasını masasının üstünde bırakıp sınıftan çıktı. Herkes arkasından saygıyla eğildi. Seraphina bir hışımla Enya ve Betty'e döndü. İkisi de suçlu gibi ellerini kaldırmıştı.
“Sizin yüzünüzden Bayan Doris bana ceza verdi.”
“Düşesim ama o ara biz gerçekten gülmüyorduk.”
“Hem de geçen hafta başka bir kıza durduk yere ceza vermişti. Bence artık Bayan Doris ders veremeyecek boyuta gelmiş.” diyerek Betty’i destekledi Enya.
“Neyse belki de bu cezayı almam gerekiyordur. Böylece biraz kafam dağılır. Mektuptan hala haber yok değil mi Betty?” dediğinde Betty kafasını olumsuz manada salladı.
“Neyse... Odama geçeceğim. Enya sen de bana iplik kutusunu getir.” dedi ve sınıftan çıktı.
Odasına geldiğinde saatine baktı. Akşam yemeğine daha çok vardı. Anlaşılan hocalar artık yaşlandığı için dersleri erkenden bitiriyorlardı.
“Öğretmenlerin de değişmesi gerek aslında. Hem yeni gelenler genç öğrencilerle daha iyi anlaşır hem dersler daha verimli olur. Yaşlı hocalar da yeni hocaları eğitir. Bunu akşam Cavareth ile konuşsam iyi olur.” dedi sonra içinden düşündü. “Ya bu manyak adam bana yine sararsa?” diyerek fikrini söylemeye çekindi. Üzerini değiştirip Enya ve Betty de kendi işleri için odadan çıkınca beyaz ipekten mendilin üzerine ne işleyeceğini düşünmeye başladı.
“Ah kızlar ah! Hem kafamda onlarca dert olsun hem de başıma bu ceza gelsin. Hem ben ne yapacağım ki bu mendili?” dediğinde aklında bir anda bir fikir parıldadı.
“Artem…” dedi sessizce. Mendili onun için işleyecekti. Böylece görevinden döndüğünde ona hediye edecekti.
“Ne işlesem ki? Ne sembolü sever? O anca keseyim biçeyim der. Bir de kağıttan kuş yapar. Ama bunları bir günde işlemek çok zor. Bayan Doris bir sonraki derste görmek isteyebilir. Daha basit bir şey olmalı.” diyerek düşünmeye devam etti. Sonra odasını inceledi. Vazosunu, tablosunu, duvar kağıdını… Gözünün önünde bir anda gül sembolü belirdi. Bu imgenin onun için bir işaret olduğunu düşünerek gülün dikenli dallarını koyu yeşil iplik alarak dikmeye başladı.
“Bay Artem için bu kız gibi gelebilir. Onun sert kişiliğine uyup uymadığını bilmediğim için küçük bir şey dikeceğim. Hem Bayan Doris şekli önemsememişti.” diye kendi kendine konuştu. Çanak yapraklarını da yapınca sıra gülün asıl taç yapraklarına geldi.
“Ne renk yapsam ki? Beyaz gül olsa görünmez. Siyah gül olsa çok koyu kaçar. Pembe de kadınsı olur. Kırmızı gül ise her yerde var...” diyip iplik sepetini karıştırdı. Şans kağıdı seçer gibi elinde bir iplik belirsi. Kaldırıp baktığında sarımsı turuncumsu bir iplik olduğunu gördü.
“Hmm, değişik ama çirkin görünmez bence.” diyerek dikmeye başladı. Dikişle uğraşmak biraz da olsa kafasındaki o stresi ve koyu düşünceleri alıp götürmüştü. Bitirdiğinde mendili camdan yansıyan gün ışığına doğru uzatıp baktı. Güzel görünüyordu. Çok geçmeden kapısı çalındı. Enya ve Betty işlerini tamamlayıp geri gelmişlerdi. Seraphina mendili masasının üzerine bıraktı.
“Evet sizi dinliyorum. Bir şeyler bulabildiniz mi?”
“Düşesim ben bütün bahçeyi, ağaçları, çalıları yine inceledim. Hiçbir yerde bahsettiğiniz mektuba dair bir şey bulamadım maalesef. Dediğiniz gibi birisinin almış olma ihtimali yüksek.”
“Umarım bunu bana ileride koz olarak kullanmazlar. İmzamı bulana kadar güvendeyiz.” dedi Seraphina ve elini başına koydu. Strese girmişti.
“Ben de diğer hizmetlilerin arasında gezindim. Hatta zar zor kraliçenin hizmetlilerin yanına bile girdim. Ama çok dikkat çekebilir diye işime geri döndüm. Bir şey bulamadım.” dedi Enya. Betty de üzülmüştü.
“İlkinden ortaya çıkarmazlar elbet. Zamanla iyice kendilerini belli ederler diye düşünüyorum. Siz yine de gözünüzü kulağınızı dört açın hatta on açın.” dedi Seraphina ve ekledi.
“Anlaşılan buradaki konumumu maalesef ki sağlamlaştırmam gerekiyor ki ölmeyeyim. Sizin saraydan çıkma yetkiniz var mı?”
“Benim yok ama Enya’nın olabilir. Ne de olsa o sizin adınıza çalışan şakayık broşlu biri.” dedi Betty. Seraphina başını anlarmışçasına salladı.
“Enya senden isteğim birazdan pazara çıkacaksın, kralın bana hediye ettiği kolyeyi Bayan İnci'ye bozduracaksın. O kadınla ailem ne zamandır kuyumculuk işlerini hallediyor ona güvenebilirsin.” dedi. Enya bunu beklemiyordu.
“Ama düşesim bu haberi kralımız duyarsa ne deriz?”
“Merak etme. Kral bana bu kolyenin çok değerli olduğunu söylemişti. Hatta yanında kralın hediye ettiği elbiseyi de satabilirsin. Karşılığında baya altın gelecektir. Bu altınlarla bir hayır kurumu kuracağım. Halk beni tanısın. Altınlar artarsa da kalanını sarayın dışında bir yerde sakla. Yarın bir gün ihtiyacımız olabilir.” dedi. İkili onu onayladılar.
“İsterseniz altın yine artarsa Bayan İnci’ye başka nasıl bu altını kullanıp isminizi duyurabileceğimizi de sorabilirim. Böylece halk sizi daha çok sever ve başınıza bir şey gelme olasılığı azalır.” diyerek ekledi Enya. Seraphina önerisini kabul etti. Enya, emanetleri alıp saraydan çıkarak Seraphina'nın emirlerini yerine getirdi.
Akşama doğru Artem ve adamları sınır bölgesine yaklaşmışlardı. Ormanlık yol bir hayli sisli olduğu için göz gözü görmüyordu. At arabasının penceresinden dışarıyı izleyen Artem, ormanın bu şüpheli sessizliğine karşılık temkinli hareket etmeye çalışıyordu.
"Bir şey mi oldu baş komutanım?"
"Orman çok sessiz. Adamlarımızı uyarmakta fayda var. Bu sessizlik hayra alamet değil Komutan Arben."
"Yani gece vaktinde orman böyle olur sonuçta ama ben yine de bir uyarayım." diyerek at arabasını durdurup aşağıya inerek adamları uyarmaya çalıştı. At arabasına geri binmek için perdeyi çekti.
"Dediğinizi yapıp adamlarımızı uyardım. Onlar da bir sorun görmemişler. İçiniz rahat olsu-"
"Dikkat et Arben!" diye bağıran Artem kendini Arben'in üstüne attı. Ormanın derinliklerinden gelen bir ok at arabasının camını vurarak ikiye bölmüştü. Artem'in bütün adamları tetikte beklerken at arabasını tutan atlar korkuyla hırçınlaşmaya başlamıştı.
"Haklıymışsınız baş komutanım. Hayatımı kurtardınız teşekkür ede-"
"Şimdi konuşmanın sırası değil Komutan Arben, konumumuz öğrenildi ve tamamiyle kuşatılmadan buradan çabucak gitmeliyiz. Bu ok bizim için bir uyarıydı."
"Emredersiniz baş komutanım."
Artem at arabasından inip atları sakinleştirmeye çalıştı. Bir yandan da etrafı gözetlemeye devam ediyordu. Düşük rütbeli bir asker yanına geldi. Korkmuş görünüyordu.
"B-Bundan sonra ne yapacağız baş komutanım?"
"At arabalarını bırakıp sadece atlarla yola çıkacağız. Hızlı olmakta fayda var. Belki silahımız ve yemeğimiz azalacak ama can kaybetmekten daha iyidir. Arabaları boşaltıyoruz!" diyince tüm adamlar seferber olup Artem'in dediğini yapmaya başladılar. Artem ve Komutan Arben geri kalan planları konuşurken bir askerin çığlığı duyuldu. Artem koşarak yanına gelip askerin yanına çömeldi. Bu az önceki soru soran genç askerdi.
"Ne oldu asker? Sorun nedir?"
"Ayağıma cam battı baş komutanım!" diyip sızlanmaya başladı adam. Artem hızlıca adamın ayakkabısını çıkartıp küçük cam parçalarını titizlikle çıkarmaya başladı.
"Komutan Arben, bana çabuk bez ve-" dediği anda Artem, sol omzunda bir sıcaklık hissetti. Dokunduğunda omzuna saplanan bir ok olduğunu gördü. Anlık olarak zihni bulanıklaşsa da yine de askerinin ayağını düşünüyordu.
"Baş komutanım! Baş komutanım!"
Sabah vakti kahvaltı öncesi Cavareth, çalışma odasında usulca kitabını okurken muhafızlardan biri alelacele kapıyı çalarak içeri girdi. Elinde bir parşömen tutuyordu.
"Kralım, Baş Komutan Artem Cassian ve adamları, sınır bölgesinde ortaya çıkan haydutlar tarafından saldırıya uğramışlar. Baş komutanın yaralandığına dair haber var, durumu ağır diyorlar!"
Bölüm etkileşimi
