KRALIN ARZUSU

Vaveyla Yazarı: TUANA ⋆˙⟡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: KRALIN ARZUSU

Kral IV. Cavareth…
Versey Krallığı’nı uzun süredir yöneten bu hane, gücünü babadan oğula geçen sarsılmaz bir taht anlayışından alıyordu. Soyadı kullanmazlardı, zira Kral IV. Cavareth’in büyük atası Kral I. Cavareth, bu toprakları kendi kanı ve alnının akıyla fethetmiş, hakkıyla kazandığı ülkeye kendi ismi olan Versey’i vermişti. Bu isim ve ünvan halktan biri tarafından asla kullanılamaz, lekelenemezdi. Ülke, hırçın dalgaların dövdüğü dik kayalıkların hemen ardında yükseliyordu. Verimli tarım arazilerine ve zengin maden yataklarına sahipti. Tek sıkıntısı, komşu krallıklara son derece uzak olması ve nemli, sıcak havasıydı. Bu sert iklim sebebiyle halkın büyük bir kısmı esmer tenliydi. Kral IV. Cavareth de iklimin ve soyunun tüm izlerini taşıyordu. Esmer tenli, kıvırcık siyah saçlı, ince ve uzun boylu bir adamdı. Sarayın koridorlarında, geçmiş hükümdarların boy boy tabloları sergilenirdi. Kral IV. Cavareth doğduğunda, ilk krala olan olağanüstü fiziksel benzerliği fark edilmiş ve dedelerinin şanını yaşatsın diye ona I. Cavareth’in ismi verilmişti. Fakat tüm bu yüce beklentilere rağmen Kral IV. Cavareth, savaş meydanlarını sevmeyen, atalarından kalan mirasa kurulup sefasını süren, en ufak tartışmadan bile kaçınan bir yapıya sahipti. Zayıf ve çelimsiz fiziğinin aksine, son derece kurnaz ve stratejik bir zekaya sahipti. Arkası her zaman sağlamdı. Henüz tahta geçmeden önce babasının nüfuzlu dostlarını kendi tarafına çekmiş, onlarla yaptığı gizli anlaşmalarla konumunu genç yaşta garanti altına almıştı.Keyfine ve lüksüne düşkün olmasına rağmen halkı onu seviyordu. Savaşların durulduğu bu dingin dönemde şansı da yaver gitmişti. Babasının hükümdarlığında patlak veren Versey Savaşı sırasında ülkede büyük bir ayaklanma çıkmış, fakat eski kral durumu ustalıkla organize ederek düşmanları geri püskürtmüştü. Böylece Cavareth’e kargaşadan arınmış, müreffeh ve hazır bir ülke kalmıştı. Cavareth, çatışmalardan nefret etmesine rağmen, bir şeyi kafaya koyduğunda alana kadar takıntı haline getiren, işler istediği gibi gitmeyince mızıkçılık yapan, kaybetmeyi asla kendine yediremeyen şımarık bir ruha sahipti. Ailesi onu çocukluğundan beri atalarına benzesin diye adeta el bebek gül bebek büyütmüştü. Henüz on beş yaşındayken, babasının siyasi hamlesi doğrultusunda, krallığın en güçlü diplomatik ailelerinden biri olan Orp ailesinin en büyük kızı Helen Orpheline ile evlendirilmişti. Üç yıl sonra da bu evlilikten Prens Alaric dünyaya gelmişti. Cavareth, Orp ailesi ile ilişkilerini her zaman sıcak tutsa da Helen’e hiçbir zaman eş gözüyle bakmamıştı. O, kalbi geniş, tek bir kadına ve aile hayatına bağlanamayacak kadar özgürlüğüne düşkün bir adamdı. Güzelliğe ve estetiğe karşı zaafı vardı. Zaman zaman sadık adamlarıyla kılık değiştirip halkın arasına karışır, kentin en güzel kadınlarıyla gününü gün ederdi. Ancak son zamanlarda her şey değişmişti. Kral, dolunay gecelerinde ortaya çıkan gizemli bir dansçı kıza kalbini kaptırmıştı. Bu kız Seraphina’dan başkası değildi. Onu sahnede ilk gördüğü andan itibaren diğer tüm kadınlara olan ilgisi bıçak gibi kesilmiş, gözü Seraphina’dan başkasını görmez olmuştu. Bu gizemli kadına ulaşmak için şehrin dört bir yanında gizli bir operasyon başlatmış, nihayetinde yer altı dünyasının kilit ismi Güvercin’e ulaşarak merakını gidermişti. İstediğini almadan durmayacağını biliyordu. Ve işte bugün, onun zafer günüydü…

Seraphina, tam karşısında duran Cavareth’e bakarken içindeki tiksintiyi gizlemekte zorlanıyordu. Yüzündeki her bir mimik, hissettiği derin iğrençliği dışa vuruyordu. Evli, çocuklu ve umursamaz bir adamın ikinci karısı olma fikri ona mide bulandırıcı geliyordu. Fakat ailesinin gözlerindeki hırsı görebiliyordu. Kızlarını, krala vermeye dünden razılardı. Bu onlar için alelade bir şans değil, adeta hanedanlığın kapılarını açan bir talih kuşuydu. Kralın arkasında bekleyen muhafızlardan biri, Seraphina'nın dik duruşunu fark edip kaşlarını çattı.
"Kızınız hiç görgü dersi almadı mı? Kralının pelerinini öpüp saygısını sunmayacak mı?” Seraphina’nın abisi Dimitri, durumun kontrolden çıkacağını anlayarak hemen öne atıldı.
"Tabii ki aldı! O sadece… biraz utangaç. Heyecandan ve hükümdarımızın yüceliğinden ne yapacağını bilemiyor. Lütfen bu durumu mazur görün.”
Dimitri, lafını bitirir bitirmez Seraphina’nın kolunu sertçe kavradı ve kız kardeşini kralın ayaklarının dibine fırlatırcasına itti. Seraphina, dizlerinin üzerine düşerken öfkesinden yutkundu. Zar zor da olsa öne eğilip kralın ağır pelerininin ucunu öptü. Cavareth ise yüzünde ukala bir tebessümle öne eğildi. İnce, uzun parmaklarıyla kızın çenesini tutup başını yukarı kaldırdı.
“Gerçekten de kızınız pek güzel…” dedi Cavareth, gözlerini Seraphina’nın yüzünde gezdirirken. Ardından başını kaldırıp Seraphina’nın annesine bakarak göz kırptı.
“Güzelliğini kimden aldığı ortada, Bayan Al’Dara.”
Kadın, kralın bu iltifatı karşısında egosundan ne yapacağını şaşırdı, kibrinden adeta ışıldadı. Seraphina ise çenesini kralın elinden kurtarıp hızla ayağa kalktı ve geriye çekildi. O sırada saray hizmetlileri, kralın önündeki masayı mükellef yemeklerle donatmaya devam ediyordu. Al'Dara ailesi zor zamanlar yaşasa da bu sofra, kralın şerefine olağanüstü bir özenle hazırlanmıştı. Cavareth, masadaki süslü tabaklardan birine uzanıp kıpkırmızı bir elma aldı. Rahat bir tavırla katır kutur yemeye başlarken konuştu.
"Bütün bunlara hiç gerek yok. Fazla vaktim bulunmuyor. Siz de kabul ederseniz eğer, doğrudan sadede gelmek istiyorum.”
Seraphina’nın babası heyecanla öne atıldı, başı hala hürmetle yere eğikti.
"Buyurun yüce kralımız, ne diliyorsanız söyleyin. Emriniz bizler için fermandır.” Cavareth ısırdığı elmayı çiğnerken gülümsedi.
“Kızınızla evlenmek istiyorum. İstemezseniz sorun değil tabii… Buraya sevgili Seraphina’yı ya da sizleri zorlamaya gelmedim. Kralınızın ne kadar anlayışlı ve hoşgörülü olduğunu bilirsiniz.”
Sözlerindeki kibir ortadaydı. Seraphina tam öfkeyle sesini yükseltip bu teklife karşı çıkacakken, ailesi bir duvar gibi önüne geçerek onu durdurdu. Annesi ellerini sevinçle çırptı.
“Tabii ki! Çok seviniriz, bu bizler için büyük bir lütuftur!” Babası hemen destekledi.
"Kızımızın güzel bir geleceği olması için bunca zamana kadar uğraştık. Bundan ancak onur duyarız Majesteleri. Siz ne derseniz o olur.” Abisi Dimitri ise Seraphina’ya imalı ve tehditkar bir bakış atarak ekledi.
"Eminim güzel kardeşim de bizlerle tamamen aynı şeyleri düşünüyordur.” Seraphina, ailesinin bu alçaltıcı tutumuna daha fazla dayanamadı ve sesini yükseltti.
"Bana düşünme fırsatı vermeyecek misiniz? Ne de olsa burada evlenecek olan kişi benim, öyle değil mi?”
Bu sözler salonda buz gibi bir hava estirdi. Ailesinin yüzünde anlık bir öfke ve derin bir hayal kırıklığı belirdi. Annesi hışımla kızının yanına adımlayıp sert bir laf söylemeye yeltendi ki, Cavareth tek elini kaldırarak kadını durdurdu.
"Kesinlikle çok haklısınız, sevgili Seraphina,” dedi Cavareth, yüzündeki o sinsi gülümsemeyi koruyarak.
"Güzel olduğunuz kadar zekisiniz de. Fakat şunu da unutmamalısınız ki, evlilikte eşler kadar aileler de birbirleriyle evlenir.”
Seraphina, krala nefretle bakmaya devam ediyordu. Gözlerinden adeta alevler fışkırıyordu. O sırada Seraphina’nın annesi ortamdaki gerginliği dağıtmak için yapmacık bir kahkaha patlattı.
"Kralımız her zamanki gibi yine en doğrusunu söylüyor! Benim saf ve iyi niyetli kızım, heyecandan ne diyeceğini şaşırıyor işte. Yoksa o da ailesinin mutlu olmasını istemez mi?”
Kadın, kızına son derece yakın bir arkadaşıymış gibi sarıldı ancak omzunu öyle sert sıktı ki, Seraphina kemiklerinin sızladığını hissetti. Mesaj son derece açıktı. "Sesini çıkarırsan mahvolursun."
Tam o anda, kralın arkasındaki muhafız öne çıktı ve elindeki uzun, mühürlü parşömeni fırıl fırıl açtı. Salondaki herkes nefesini tutup muhafızın okuyacağı maddelere odaklandı.
“Üstelik bütün bunlarla da kalmayıp merhametli kralımızın kendi arzusuyla lütfetmiş olduğu düğün hediyesi olarak, Al’Dara ailesine ait olan tüm hacizler kaldırılacak ve 5.000 gümüşlük borçları tamamen ödenecektir. Gelecekteki kraliçenin abisine sarayda yüksek bir rütbe verilecek, kızımıza 10.000 altınlık çeyiz hediyesinin yanı sıra, yalnızca Versey’in değerli madenlerinden çıkarılan ve sadece kraliçelerin takabildiği özel mücevherler takdim edilecektir. Yüce kralımız, ilerleyen zamanlarda cömertliğini sürdürmekten de geri durmayacaktır.”
Muhafız okumayı bitirdiği an, Al’Dara ailesinin gözleri adeta altın hırsıyla parıldadı. Bir anda dönüp Seraphina’ya bakmaya başladılar. Ancak bu kez bir evlat gibi değil, ailelerini bataktan çıkaracak bir kurtarıcı gibi bakıyorlardı. Seraphina, bütün bunların kralın ince elenip sık dokunmuş bir oyunu olduğunu, ailesini en zayıf noktasından vurduğunu anladı. Elinden hiçbir şey gelmiyordu.
“Demek beni bunlarla satın alacaksınız…” diye fısıldadı kendi kendine.Lafı ağzında gevelediği için kimse duyamamıştı ama Cavareth onun tepkisindeki değişimi fark etmişti. Babası gururla sordu.
"Ne diyorsun kızım?”
Seraphina, göz pınarlarında biriken öfke yaşlarını bastırarak sahte bir tebessüm takındı. Ağır bir reverans yaptı.
"Bana karşı olan arzunuzu görmek gözlerimi yaşarttı. Umarım ileride de aynı şekilde olmaya ve merhametinizi benden esirgememeye devam edersiniz, sevgili kralım.”
Ailesi sevinç çığlıkları atmaya başlarken, Cavareth bir kez daha istediğini almanın gururuyla göğsünü kabarttı.Ancak Seraphina başını kaldırıp ekledi.
"Fakat siz de takdir edersiniz ki… Bazı şartlarım var.”
Salondaki sevinç havası bir anda bıçak gibi kesildi. Dimitri öfkeyle öne atıldı.
"Daha ne şartından bahsediyorsun sen?"Cavareth elini kaldırarak Dimitri’yi durdurdu. Kızın bu cesareti ve oyunu kurallarına göre oynama isteği ilgisini çekmişti. Ona kilitlendi.
“Sizi dinliyorum.”

Seraphina’nın bu konuşmayı baş başa yapmak istediği her halinden belliydi. Cavareth durumu anlayarak eliyle muhafızlarına ve aileye dışarı çıkmalarını işaret etti. Anlam veremeyen Al’Dara ailesi, meraklı ve huzursuz gözlerle birbirine bakarak yavaşça salonu terk etti.Kapılar kapandığında Kral IV. Cavareth oturduğu yerden kalktı. Seraphina’ya doğru sinsice bir adım attı.
"Göster bakalım gerçek yüzünü. Ama uyarayım, bu sefer bana tokat atamazsın.”
Seraphina krala doğru hızla yaklaştı. Gözlerinden adeta nefret akıyordu.
"Tokat yok ama kurallar var! Madem beni böyle bir eşyaymışım gibi satın alabiliyorsun, o halde eşyana iyi bakabilmek için bazı tedbirler almalısın.
”Cavareth’in yüzündeki sırıtış anında kayboldu. Kibri incinmişti. Öfkeyle elini havaya kaldırdı.
“Kralınla nasıl konuşuyorsun sen? Bu ne cüret!”
Ancak Seraphina bir milim bile geri adım atmadı, gözlerinin içine bakmaya devam etti. Cavareth, kaldırdığı elini ona vurmaya kıyamayarak yavaşça indirdi. Kızın korkusuzluğu ve cesareti onu derinden etkilemişti. Derin bir nefes alıp koltuğuna geri oturdu, eliyle yüzünü kapattı.
"Ne istiyorsun?”
“Beni saraya hapsedemezsin. İstediğim vakit halkın arasına, çarşıya çıkacağım.”
Cavareth elini yüzünden çekti.
"Bu çok basit. Muhafızlar eşliğinde gizlice inersin. Ancak düzgün, dikkat çekmeyen kıyafetler giyeceksin. Aksi halde halkın gözünde kralın oynak kraliçesi gibi görünmek istemezsin.”
Seraphina'nın kaçış planları bir bir suya düşse de pes etmedi, bir yol aramayı sürdürdü.
"Saraydaki soylu kadınlarla çay partileriymiş, dedikodu geceleriymiş… Böyle yüzeysel şeyler istemiyorum. Mümkün olduğunca kraliçemizin gözüne batmak da istemiyorum. Çünkü bu yolu kendi irademle seçmediğimi açıkça belirtiyorum.”
Cavareth onun bu sözlerini pek umursamıyor gibiydi. Parmağındaki devasa altın yüzükle oynayarak konuştu.
"Bütün bunları söylerken senin de yarı soylu bir aileden geldiğini unutmamanı tavsiye ederim. Ayrıca Kraliçe Helen kimsenin etlisine sütlüsüne karışmaz. Ondan korkmana gerek yok, sana zarar vermez. Resmi etkinliklerle de geleceğin kraliçesi olarak ilgilenmek zorunda kalacaksın. Fakat endişelenme. Helen ana kraliçe olduğu için, biz evlensek bile sen sadece onun yanında bir metres gibi görüneceksin.” dediğinde Seraphina’nın öfkeden gözü seğirmeye başladı. Bu kadar küçümsenmek, bu kadar aşağılanmak karşısında duruşunu bozmamak için tırnaklarını avuç içine batırdı. Yine de susması gerektiğini biliyordu. İçindeki fırtınayı bastırdı.
“Ve son olarak…” derken duraksadı. Bu şartı dile getirmek kolay değildi. Kral IV. Cavareth bu sefer merakla başını kaldırdı.
"Evet?”
“Ben… Seni isteyene kadar benimle yatağa giremezsin.”
Kral IV. Cavareth rahat koltuğundan bir hışımla ayağa kalktı. Sesi salonda yankılandı.
"Bu da ne demek oluyor? Sen benim karım olacaksın. Benim mülküm olacaksın! Tabii ki istediğim vakit odana geleceğim ve istediğimi yapacağım!”
Seraphina bunun olacağını bilerek ses tonunu kırılgan bir çizgiye çekti, kendini acındırmaya çalıştı.
"Bunun senin için zor olacağını biliyorum… Fakat ben henüz yeni on dokuz yaşıma girdim. Bu tür şeylere hiç hazır değilim. Daha önce abim, babam ve çalışanlar dışında erkek yüzü görmedim. Senden biraz anlayış beklemek en doğal hakkım değil mi?” dedikten sonra bu sefer de masum bir şekilde kralın yüzüne baktı ve konuşmasını düzeltti.
"Özür diliyorum, majesteleri..."
Kral IV. Cavareth duraksadı. Kızın bu çaresiz görünen hali zırhını delmeyi başarmıştı. Yine de kuşkulu bir tavırla sordu. Tacının ardındaki kıvırcık saçlarını kaşıdı.
"Peki beni gerçekten istediğini nasıl anlayacağım? Beni kandırmayacağın ne malum?”
Seraphina sakince cevap verdi.
"Sevdiğim şeyler için neleri riske atabileceğimi geçen gün sahnede gördünüz.”
Dans edebilmek için ailesinden gizli evden kaçtığını hatırlatıyordu. Cavareth’in gözünün önüne kızın o sahnede süzülüşü geldi. Ona inanmak istedi. Derin bir iç çekerek kabul etti.
“Pekâlâ… Kabul ediyorum. Umarım bu iyi niyetimi suistimal etmezsin. Aksi halde sonuçlarına katlanacağını bilesin."
Seraphina, bu küçük zaferin rahatlığıyla öne eğilip kralın pelerinini öptü. Cavareth onun yüzündeki o anlık sevinci görünce tatmin olmuş gibi gülümsedi. Seraphina ondan nefret etse de içten içe zamanla alışabileceğini umdu. Yine de sarayda bir metres gibi görüleceği fikri midesini bulandırmaya yetiyordu. Cavareth kapıdaki muhafızlara seslendi. Adamlar anında içeri daldı.
“Buradaki işimiz bitti, gidiyoruz.”
Seraphina’nın annesi kapıda belirdi, yüzünde hevesli bir tebessüm vardı.
"Bari tatlıya katılsaydınız kralım, sizin için özel hazırlatmıştım…”
Cavareth kadının sözünü kesti.
"Bugün sarayda çok önemli bir misafirim var Bayan Al’Dara. Tatlı işini başka zamana bırakalım.”
Ardından dönüp Seraphina’ya baktı.
"Yarın saraya geleceksiniz. Hazırlansanız iyi olur, sevgili Al'Dara.”
Seraphina şaşkınlığını gizleyemedi.
"Hemen mi?”
“Daha ne kadar geç kalınacaktı ki?” diyen Cavareth, sanki yıllardır kavuşmayı beklediği büyük aşkına kavuşuyormuş gibi bir imayla güldü. Lüks at arabasına binerek muhafızlarıyla birlikte konaktan ayrıldı.

Kralın gitmesiyle konaktaki sahte huzur bir anda dağıldı. Mutfakta çalışan iki iriyarı kadın, küçük Enya’yı kollarından tutmuş halde salona getirdi ve Seraphina’nın annesinin ve yardımcı olan yaşlı kadının önüne fırlattı.
“Efendim! Bu kız küçük hanımın aklını çelip onu kaçırmaya çalışıyordu! Bahçede, elinde kaçış malzemeleriyle yakaladık!”
Enya gözyaşlarına boğulurken, yaşlı kadın hiç acımadan küçük kıza sert bir tokat attı.
"Bu da ne demek oluyor? Sana hanımımızın yasak koyduğunu, mutfaktan dışarı adım atmayacağını söylememiş miydim ben?"
Seraphina dehşetle öne atıldı. Yaşlı kadın onu görmezden gelerek doğrudan Bayan Al’Dara’ya döndü.
"Kusura bakmayın hanımım… Ne kadar tembihlesem de ufacık bir kıza sahip çıkamamışlar. Ama merak etmeyin, hepsinin cezasını kendi ellerimle keseceğim.”
Bayan Al’Dara tam öfkeyle olaya müdahale edecekken Seraphina bağırarak araya girdi.
“Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Küçük bir çocuğa nasıl vurursunuz? Üstelik o benim aklımı çelmedi, ben ondan bana yardım etmesini istedim!”
Bu sefer de Seraphina'nın babası araya girip otoriter bir sesle kızını susturdu.
"Bu kadar yeter Seraphina! Bugün ailemizin kurtuluş günü ve bunu sen başardın. Bu yüzden bu itaatsizliğini görmezden geleceğim. Şimdi derhal odana git ve eşyalarını topla. Yarın saraya, yeni hayatına gidiyorsun!” dedi. Seraphina, babasının bu tavrına şaşırmıştı. Adam aslında kızını seviyordu fakat karısının öfkesinden korumak için sert davranmak zorunda kalmıştı. Bayan Al’Dara’nın öfkesi yatışır gibi oldu. Yerde ağlayan Enya’ya tiksintiyle baktı.
"Madem kızıma bu kadar bağlısın, sen de onunla saraya gideceksin. Zaten evde yeterince hizmetli var. Şimdi ikiniz de defolun karşımdan.”
Ardından yardımcısına döndü.
"Cebimdeki anahtarı al, ikisini de odaya kilitle. Bir daha böyle bir kaçma saçmalığı yaşanmasın.”
Yaşlı kadın iki kızı da kollarından tutup merdivenlere sürükledi. Merdiven başındaki gölgelerin arasından sırıtan Dimitri belirdi. Seraphina’ya yaklaşarak fısıldadı.
"Tebrik ederim sevgili kız kardeşim… Ya da müstakbel kraliçemiz mi demeliyim?”
Dimitri kıkırdayarak karanlıkta kaybolurken, yaşlı kadın kızları odaya sokup üzerlerine kapıyı kilitledi. Seraphina suskun bir halde yatağına çöktü. Enya ise yaşadığı korkunun etkisiyle yere uzanıp gözyaşlarını sildi.
“Efendim… Size ne kadar teşekkür etsem az,” dedi Enya titrek bir sesle.Seraphina yorgun gözlerle ona baktı.
"Neden?”
"Benim yüzümden kaçma planınız mahvoldu. Buna rağmen beni korudunuz.”
"Önemli değil…” dedi Seraphina kısa keserek. Bugün bu odadaki son günüydü. Duvarları, çocukluğunun geçtiği bu köşeleri son kez inceledi. Enya onun içindeki derin kederi hissedebiliyordu.
"İçeride neler yaşandı bilmiyorum ama… Galiba kralımızla bir anlaşmaya vardınız?”
Seraphina bir anda buz gibi gözlerle Enya’ya döndü. Bu bakış küçük kızı ürkütmüştü.
"Ne anlaşması Enya? Adam resmen beni altınıyla satın aldı! Ailem ise gözünü bile kırpmadan beni sattı!”
“Belki saray hayatı sizin için daha iyi olur? Hem… Kral sizi gerçekten seviyor gibi görünüyor.”
“Onun sevgisi tek bir geceye bakar!” dedi Seraphina öfkeyle.
"Ben öyle bir adamla olmak istemiyorum. Üstelik o sarayda metres muamelesi göreceğim. Daha gitmeden herkes bana düşman kesilmiştir bile.”
“Ama onun bakışlarında size karşı gerçek bir aşk var gibiydi…”
Seraphina iyice sinirlenerek yatağa uzandı, kolunu gözlerinin üzerine kapattı.
"Sen daha kaç yaşındasın Enya? Aşktan ne anlarsın? Daha ben bile aşkın ne demek olduğunu bilmiyorum…”
Enya yavaşça kalkıp efendisinin yanına oturdu ve yorgun bacaklarına masaj yapmaya başladı.
"Hatırlıyor musunuz efendim? Beni henüz beş yaşımdayken köle pazarından almıştınız. O tuhaf, korkunç adamların arasındaydım. Satılık bir keçi gibiydim…”
Seraphina kolunu gözünden çekip gülümsedi. “Evet… Ben henüz on yaşındaydım. Babam beni ilk kez pazara götürmüştü ve seni almak için ona nasıl yalvardığımı dün gibi hatırlıyorum."
O gülümseyince Enya da gülümsedi.
"Ben çok korkmuştum. Ailemin kim olduğunu, nereden geldiğimi hiç hatırlamıyorum. Ama sizi gördüğüm an içimde bir umut yeşermişti.”
“Ne umudu?”
“Yaşama umudu efendim. Sizin sayenizde hayata tutundum.”
Seraphina’nın yüzündeki sert ifade yumuşadı.
"Cavareth bana ne gibi bir umut sunabilir ki?”
Enya birden kıkırdadı.
"Krala adıyla sesleneni de ilk kez görüyorum. Yürek yemiş gibisiniz efendim!”
“Eh, o da senin benim gibi bir insan değil mi?” dedi Seraphina. Ardından yataktan fırlayıp Cavareth’in o günkü kasıntı duruşunu ve ses tonunu birebir taklit etti.
"Bak şimdi… Fakat bu bizim son karşılaşmamız olmayacak!”
İkisi de salıverip kahkahalara boğuldu.Enya etraftaki dağınıklığı toplamaya başlarken sordu.
"Güvercin size tiyatro yeteneğini çok güzel öğretmiş." dediğinde Seraphina'nın yüzünün düşüşünden yanlış bir şey söylediğini anlayarak konuyu değiştirdi.
"Efendim, bazı hayranlarınızın sahnede sizin için verdiği vaatleri, gelen hediyeleri ve mektupları hatırlıyor musunuz? Onlar size gerçekten aşıktı. Birine karşılık verseydiniz belki aşkı tadabilirdiniz…” Seraphina başını salladı.
"Onların sevgisi gerçek değildi Enya. Beni tanımadan, sadece dansıma ve bedenime hayran olan insanlardı. Ben gerçekten sevebileceğim birini istiyorum.”
“Peki nasıl biri olsun isterdiniz?”
Seraphina pencereden dışarı, geceye baktı.
“Emin değilim… Ama âşık olacağım insanın da benim gibi olmasını isterdim. Sevdiği şeyler uğruna risk alabilen, korkmadan, yıkılmadan ilerleyebilen biri… Çünkü aşk sadece tutkuyla olmaz, karşılıklı çabayla yürür.”
Enya hayranlıkla ona baktı.
"Aşkı hiç tatmamış biri için ne kadar güzel anlattınız efendim…”
Ancak Seraphina cevap veremedi, düşüncelere dalmış halde koltuğun üzerinde uyuklamaya başlamıştı bile.

Aynı saatlerde Kral IV. Cavareth, sarayın yüksek balkonundan ılık yaz akşamını selamlıyordu. Işıl ışıl parlayan krallığını izlerken gururla doluydu. Bir yandan da bu ikinci evliliği saray politikacılarına ve halka nasıl kabul ettireceğini planlıyordu. O sırada Kraliçe Helen ve küçük Prens Alaric odaya girdi. Alaric babasını görür görmez neşeyle kucağına koştu. Cavareth oğlunu sevgiyle kucaklayıp havada döndürdü. Baba oğul gülüşürken, Kraliçe Helen solgun ve son derece huzursuz görünüyordu. Cavareth oğlunu yere bırakıp karısına döndü.
“Bir sorun mu var kraliçem?”
Helen derin bir iç çekti.
"H-Hiç… Yok bir şey kralım. Neden sordunuz?”
“Sizi biraz mutsuz gördüm de.”
Helen cevap vermedi. Oğlunun önünde tartışmak istemiyordu. Cavareth durumu anlayıp arkadaki hizmetliye işaret etti. Hizmetli küçük prensin elinden tutup odadan çıkardı. Oğlu gider gitmez Helen bir sandalyeye adeta yığıldı. Gözleri dolmuştu.
"Biliyorum beni sevmiyorsunuz… Biliyorum bizimki ailelerimizin yaptığı siyasi bir evlilikti. Fakat hiç değilse biraz daha bekleseydiniz… Alaric biraz daha büyüseydi…”
Cavareth karısının yanına yaklaştı.
"Bir daha doğum yapamayacağınızı siz de biliyorsunuz Kraliçe Helen. Alaric doğduktan sonra hekimlerin ne söylediğini unuttunuz mu? Sizi tekrardan böyle bir riske atamam. Siz benim için çok iyi bir yol arkadaşısınız, sizi kaybetmek istemiyorum.”
Helen kırgın bir tebessümle fısıldadı.
"Yol arkadaşı… Demek gözünüzde sadece buyum. Benim söyleyecek lafım kalmamıştır kralım.”“Sizinle günlerdir bu konuyu konuşuyoruz Kraliçe Helen, meselenin kapandığını sanıyordum.”
Helen ayağa kalktı, sesi bu kez daha cesurdu.
"Sizden biraz anlayış bekliyorum! Yaşadıklarım kolay değil. Size saygım sonsuz ama ben de sizin gibi istemeyerek evlendim! Prens Alaric doğduğunda bir daha anne olamayacağımı öğrendiğimde yıkıldım. Bu toprakların birden fazla varise ihtiyacı olduğunu biliyorum ama bunu yaparken benim ve oğlumun duygularını hiçe sayamazsınız!” dediğinde aslında yalan söylediğini biliyordu. O, ilk gördüğü günden beri kralına aşıktı. Cavareth ise umursamadan karısının yüzünü okşadı.
"Siz benim her zaman ilk kraliçem olarak kalacaksınız. Alaric de tek veliahtım. Size olan sevgim ve saygım asla değişmeyecek.”
Ardından kapıdaki muhafızlara bağırdı.
"Bana derhal Artem’i çağırın! Sınırdan dönmüş olması gerekiyor!”
Helen konuşmanın bittiğini anladı. Hüzünle reverans yaptı.
"Çalışmanızı bölmeyeyim. İyi geceler kralım…” ve odadan çıktı.

Çok geçmeden muhafızlar içeri girip Komutan Artem’in geldiğini haber verdiler. Az önce karısının yanında sıkkın olan Cavareth’in yüzünde anında güller açtı. Odaya şövalye zırhları içinde devasa, iri yapılı bir adam girdi. Uzun dalgalı koyu saçları, çekik kahverengi gözleri ve kemikli yüz hatlarıyla adeta efsanelerden fırlamış gibiydi. Yorgun olduğu her halinden belliydi. Kralın önünde diz çöktü. Cavareth koşarak adamı ayağa kaldırdı ve kaslı koluna dostça bir darbe indirdi.
"Artem! Sana kaç kez diyeceğim, benim karşımda diz çökmene gerek yok diye! Bu sana özel bir ayrıcalık, neden uymuyorsun?”
Artem tok ve kalın sesiyle yanıtladı.
"Biliyorum kralım… Yine de saygımı göstermem gerekir.”
Cavareth gülümsedi.
"Sen ve Helen’in aynı topraklardan geldiği nasıl da belli. İkiniz de bana son derece sadıksınız. Neyse, anlat bakalım Artem Cassian! Bir senedir sınırdaydın, isyancıların kökünü kazıdın mı?”
“İsyancıların farklı gruplara ayrılarak ülkeye yayıldıklarını tespit ettik kralım. Mektubumda belirttiğim gibi hepsini yakaladık.”
Cavareth, aşk işleriyle uğraşmaktan son mektupları okumamıştı ama çaktırmadı.
"Aferin Artem! İşte senden beklediğim başarı! Sırtımı sana boşuna yaslamıyorum.”
“Onur duydum majesteleri.”
“Bugün güzelce dinlen, ye, iç. Yarın başka bir göreve çıkacaksın.”
Artem’in gözleri anında alevlendi.
"Hangi görev kralım? Yoksa komşu ülke yine bir kışkırtmada mı bulundu?”
Cavareth kahkaha attı.
"Hayır dostum, rahat ol. Yarınki görevin tamamen hayırlı bir iş.”
Artem şaşırdı.
"Nasıl bir iş kralım?”
“Ben evleniyorum Artem! Helen’den ayrılmıyorum tabii… Durumu biliyorsun, başka bir kadınla evleneceğim.”
Artem anlam veremese de başıyla onayladı. Bu durumun Orp ailesinin canını sıkacağı belliydi. Yine de kralının aşk işlerine karışmak istemedi.
“Siz nasıl arzu ederseniz kralım. Peki benim görevim nedir?”
“Yarın o kızı bizzat sen gidip emniyetli bir şekilde saraya getireceksin. Bu görevi sadece sana emanet edebilirim. Kızı saraya gizlice sokmalıyız, henüz politikacıların ve halkın haberi yok. Ha bu arada… Şu saçlarını da kestir artık, yüzünü göremiyorum!”
Artem içinden “Saçlarımı seviyordum oysa…” diye geçirse de görevi kabul etti.
"Emredersiniz kralım.”
Kral adamının omzuna son kez vurup çekilmesine izin verdi.

Artem odasına geçti. Zırhlarını çıkarıp önce banyoya girerek üzerindeki kiri attı ve sonra temiz kıyafetlerini giydi. Balkonuna çıkıp krallığın sessiz gecesini izledi. Kralın verdiği bu gizli görev ona tuhaf gelmişti. Küçüklüğünden beri savaş adamı olarak yetiştirilen birinin böyle basit bir görevle taçlandırılmasına karşılık hayretini gizleyemiyordu. Yine de Cavareth’e olan sadakati tartışılmazdı. Artem rahat bir şekilde yatağına uzandı ve koca bir yılın verdiği yorgunluğu atmak için derin bir uykuya daldı. Sabah, hepsini bambaşka bir kader bekliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

698okunma 392beğeni 46yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18