GERÇEK KRALİÇE

Vaveyla Yazarı: TUANA ⋆˙⟡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: GERÇEK KRALİÇE

Helen Orpheline...
Orp ailesi, nesillerdir Versey Krallığı’na olan sarsılmaz sadakati ve hizmetiyle tanınan en köklü soylu hanedanlardan biriydi. Kadınları krallara eş olarak saraya adım atar, erkekleri ise orduda yüksek komutanlıklara yahut krallık konseyine tayin edilirdi. Kraliçe Helen de bu stratejik evliliklerden birinin öznesiydi. Büyük İsyan sırasında krallık otoritesi sarsıldığında, dönemin hükümdarı yani Cavareth’in babası olan kral, krallığın geleceğinden endişe ederek Cavareth’e büyük bir servet ve taht garantisi karşılığında Helen ile evlenmesini teklif etmişti. Çocuk yaşta olan Cavareth, kulaktan kulağa yayılan övgülere kapılarak bu teklifi kabul etmiş, zihninde kusursuz, büyüleyici bir kraliçe imajı yaratmıştı. Lakin uğursuzluk getirmesin diye ilk kez nişan töreninde karşı karşıya geldiklerinde, hayallerindeki o kadınla karşılaşmamıştı.Helen, çocukluğundan beri bünyesini kemiren amansız bir hastalık yüzünden solgun, pembe beyaz karışımı bir tene ve çökük gözaltlarına sahipti. Kısa boyu ve narin yapısıyla arkadan bakıldığında bir çocuğu andırsa da ipek gibi uzayan altın sarısı saçları ve derin yeşil gözleriyle zarif bir güzelliğe sahipti. Bedenen zayıf fakat zihnen son derece birikimliydi. Sürekli okur, profesyonel keman çalar ve yağlı boya tablolar yapardı. Evlilikle birlikte Orp ailesi saraya kök salmıştı. Helen’in çocukluğundan beri yanından ayrılmayan bakıcısı ve sırdaşı Leydi Marta ile memleketlisi Artem de saraya yerleşenler arasındaydı. Orp ailesinin desteğiyle kazanılan büyük savaşın ardından yaşlı kral belirsiz bir sebepten vefat etti ve Kral IV. Cavareth, henüz genç yaşta tahta geçti. Çok geçmeden Prens Alaric dünyaya geldi, ancak bu doğum Helen için ölümcül bir badire oldu. Hekimler, Kraliçe’nin bir daha anne olamayacağını ilan ettiler. Cavareth ise Helen’e bir aşık gibi değil, değer verdiği bir dost gibi yaklaşırdı. Sunduğu hediyeler dahi çevresinin tavsiyeleriyle şekillenirdi. Orp ailesi bu süreçte krallığı alttan alta yönetmeye başlarken, Prens Alaric’i de geleceğin hükümdarı olarak yetiştiriyordu. Seraphina’nın saraya gelişiyle Kraliçe Helen, Cavareth’e dair beslediği umutların sonuna geldiğini anlamış ve tüm varlığıyla oğlu Alaric’e sarılma kararı almıştı. Yine de kalbinde bir yerlerde kocasını bırakmak istemeyen inadı vardı.

Kraliçe Helen yine soğuk ve yalnız bir sabaha uyandı. Kral, devlet işlerini yahut prensi bahane ederek müstakil odalarında kalıyordu. Helen, kırmızı saten geceliğini ve dağılmış saçlarını düzelterek komodinin üzerindeki ilacını içti. O sırada kapı hafifçe çalındı ve Leydi Marta içeri girerek derin bir reverans yaptı. Elinde Orp mührünü taşıyan bir zarf duruyordu.Helen çiçek desenli sabahlığını sırtına geçirirken, “Size de günaydın Leydi Marta. Bugün bana hangi haberi getirdiniz?” diye sordu.
“Kraliçem, babanızdan acil bir mektup var. Derhal ulaştırılması emredildi.”
Helen zarfı apar topar yırtıp koltuğa geçti ve satırları okumaya başladı.

"Kraliçemiz Helen’e,
Haberleri alır almaz yazmak icap etti sevgili kraliçem. Saraydaki askerlerimizden aldığımız bilgiye göre kralımız saraya yeni bir hanım getirmiş; ancak bu hanım bir hizmetli değil, gönül eğlendirilecek bir sevgili olarak görülmektedir. Biz Orp ailesi olarak bu hanımın sıradan biri olmadığını düşünmekteyiz. Ailesi orta sınıf tüccardır; ipek ve baharat taşımacılığı yaparken son zamanlarda iflasın eşiğine gelmişlerdir. Bu hanımın gözünün kralda olduğuna ve yerinizi almak istediğine dair derin endişelerimiz var. Prens Alaric ve siz, ailemizin geleceğisiniz. Aksi bir durum vuku bulduğunda derhal bize ulaşınız. Prense iyi bakın.
A. Orpheline.”

Helen derin bir iç çekerek mektubu masaya bıraktı.
"Bir sorun mu var kraliçem?" dedi Leydi Marta endişeyle. Kraliçe kendini toparlayıp yardımcısına döndü.
"Her zamanki babam... Sarayda o kadar adamı olmasına karşın haberi ulaştırmakta gecikmiş bile. Yine uyarılara boğuyor beni. Prens Alaric ne yapıyor? Bugün kılıç talimi vardı sanırım.”
“Doğru hatırlıyorsunuz kraliçem. Kralımız bugün kahvaltıya katılamayacağını, prensimizle talimde olacağını beyan etti."
"Prensimle benden daha çok ilgilendiği bir gerçek. En azından bu beni sevindirmeye yeter.” dediğinde Leydi Marta zorlanarak sözlerine devam etti.
"Ancak... Akşam yemeğinde herkesin hazır bulunmasını emretti. Yani, o kadının da...”
“Nihayetinde yüzleşeceğimiz bir hakikatti." dedi Helen metanetini koruyarak. Durgun yeşil gözlerini yardımcısının koyu kahverengi gözlerine dikti. Canı sıkkın olsa da belli etmemek için elinden geleni yapıyordu.
"Çekilebilirsiniz Leydi Marta, teşekkür ederim.”

Aynı anlarda Seraphina, yatak ucuna kıvrılmış Enya’yı fark edip korkuyla yerinden sıçradı. Enya da çığlıkla uyanıp yatakla zemin arasında yuvarlandı.
"Ödümü kopardın Enya!" dedi eliyle hızlıca çarpan kalbini tutarak.
"Üzgünüm efendim. Size aslında bir haber vermeye geldim ama uyuyordunuz. Ben de rahatsız etmek istemedim." diyerek elindeki Seraphina'nın ailesinden ve ağabeyi Dimitri’den gelen iki tane mektubu gösterdi. Seraphina hızla sabahlığını giyerek mektupları aldı. İlk olarak ailesinden gelen mektubu okudu. Mektubu babasının yazdığı belliydi. Seraphina, babasına o kadar düşkündü ki yazısından direkt o olduğunu anlamıştı.

“Sevgili Seraphina,
Umarım bu kararımızdan ötürü bize kırgın değilsindir. En azından bana dargın olmanı istemem. Ben bir hata yaptım ve dayına uydum. Bunun vebali çok ağır oldu. Şimdi ise senin sayende ve sevgili kralımızın desteğiyle ailemiz o büyük beladan kurtuldu. Umarım orada çok mutlu olursun. Kraliçe olup olmaman benim için önemli değil. Ama annen en kısa zamanda ondan kurtulup senin başa geçmen gerektiğini düşünüyor. Sana temin ederim ki bu mektubu gizli yazıyorum. Benim öyle bir düşüncem yok. Lakin kralımız bize düğün hakkında da net bir şey iletmedi. O yüzden bu süre zarfında kendine daha çok dikkat et ve sarayda kalmaya çalış. Orada Enya ve abinden başka kimse yok. Onlarla aranı iyi tut kızım. Ters bir durum sezdiğinde hemen bana yaz. Kendine iyi bak...
Baban."

Seraphina mektubu bitirirken mektuptaki babasının el yazısını okşadı ve kağıdı kalbinin üzerine getirdi. Şimdiden babasını özlemişti. İçinden "Canım babam, her ne kadar annemden ve abimden çekinip onlara söz geçiremese de hep yanımda olmaya çalışmıştı." dedi ve abisinin yazdığı buruşmuş notu da okumaya başladı.

“Kralımızın adamı bu sabah bana bir haber gönderdi. Akşam yemeğine mutlaka herkesin katılmasını istiyor. Haliyle sen de orada olacaksın. Güzelce hazırlan ve kralımızı memnun et. Bugünden itibaren birbirimizi çok göremeyebiliriz. Normalde yerimiz söylenmiyor ama bana ihtiyacın olursa 8. Kışlaya gelirsin. Acil durumlar dışında gelip rahatsız etme. Ben görevimi layığıyla yerine getireceğim. Sen de öyle yap.
Dimitri Al’Dara."

Seraphina hem mesajı almış hem de abisi ile arası her ne kadar itişmeli olsa da uzun zaman sonra ilk kez onun da kendisi için endişelenmesi onu istemsizce duygulandırmıştı. Odayı toparlayan Enya, Seraphina’ya bir bardak su uzatırken konuştu.
“Ne diyorlar efendim?”
“Bir şey yok. Bildiğim şeyleri tekrar edip duruyorlar işte. Tek bilmediğim şey bu akşam kralın bizi ısrarla akşam yemeğine davet etmesi. Galiba kafasında önemli bir plan var ve bu benimle ilgili. Bu durumdan sonra bütün yemeklerimi artık onlarla geçireceğim de ayrı bir gerçek.”
“O halde sizi güzelce hazırlamalıyız.” diyerek dolaba yöneldi Enya.
“Ama önce güzel bir kahvaltı yapmak istiyorum. Saatlerdir yemek yemedim. Dün akşam odama getirdiğin haşlanmış tavuk ve bulgur pilavını içinde zehir olur diye korkudan onu da yiyemedim.” diyerek lavabosuna yöneldi ve yüzünü yıkadı. Enya da endişelenmişti.
“E-Efendim isterseniz bundan sonra yemeklerinizi önce ben tadarım. Tüm gece boyunca aç kaldığınızı bilmiyordum. Siz uyuduktan sonra odanıza girdim. Tabakları boş görünce…” Bunu söylerken sesi titriyordu. Ama yine de hayatını kurtaran efendisine karşı sonsuz hizmet etmek istediği belli oluyordu. Seraphina hızlıca üstünü çıkarttı ve Enya, dolaptan çıkardığı kıyafetle onu giydirmeye başladı.
“Yemekleri aşağı döktüm hayvanlar yesin diye. Umarım zehirli değildir. Hayvanları ne kadar sevdiğimi bilirsin. Ve seni de seviyorum Enya. Benim yüzümden zehirlenmeni istemem.” dedi endişeyle. Bu sırada Enya onun küçük çiçek şeklindeki küpelerini takıyordu. Elleri titredi.
"Benim için endişelenmeyin efendim. Siz benim hayatımı kurtardınız. Bana yaşama umudu verdiniz. Yalan söylemeyeceğim, biraz korkuyorum. Ama yine de yapmak istiyorum.” dedi. Bu sefer sesi daha net gelmişti. Seraphina ise uzunca düşündükten sonra istemsizce kafasını sallayarak durumu onayladı. Enya'nın yardımıyla evden getirdiği biraz eskimiş olan çivit mavisi, çiçek işlemeli zarif elbisesini giyen Seraphina, kahvaltı için hazırlığını bitirirken Leydi Marta kapıda belirdi. Seraphina "Bir bu eksikti." diye iç çekerken kapıda duran nursuz suratlı kadına dönüp zoraki bir şekilde gülümsedi.
"Size de günaydın Leydi Marta. Bu saatte sizi buraya getiren nedir?" dediğinde kadın onun gülüşüne karşılık vermeden ciddiyetini korudu.
"Kraliçem sizi kahvaltı salonuna davet etti. Ben de size yolu göstermek için geldim. Hazırsanız gidelim." diye karşılık verdi. Seraphina, kadının kapıya dayanmasından bu kahvaltı merasiminden kaçamayacağını anlayarak mecburen kabul etmek durumunda kalmıştı. Leydi Marta'yı takip ederken Enya da ardından geliyordu. Sarayın alt katında bulunan kahvaltı salonu sarayın diğer odaları gibi gösterişli olsa da daha minimalist eserler barındırıyordu. Odanın her santimi kalite kokuyordu. Duvarlarda çerçeveletilmiş ressamdan çıkma gibi olan manzara tabloları bulunuyordu. Perdeler kenara çekilmiş içeri puslu bir güneş ışığı giriyordu. Güneş olmasına rağmen hava yine de serindi. Kraliçe sabah saatleri olmasına rağmen yine de gösterişli giyinmişti. Vücudu gerçekten zayıftı ve kıyafeti sanki üzerinden dökülecek gibi görünüyordu. Yine de pullu bir kaftan giymiş saçlarını ve takılarını ise özenle hazırlatmıştı. Seraphina’yı görünce belli belirsiz gülümseyerek karşısına oturması için eliyle işaret yaptı. Seraphina onun gösterişinin karşısında kendini ufalmış hissetmişti.
“Sizi gördüğüme çok sevindim. Böyle apar topar çağırdığım için kusura bakmayın. Saraya eğitimci ve hizmetçiler dışında ilk kez bir kadın davet ediyoruz.” Anlaşılan yine imalı konuşmalar başlanmıştı. Kadındaki kıskançlık duygusu dışarıdan bile hissediliyordu. Bu sırada yiyecekler önlerine konulmaya başlanmıştı.
“İnanın ben de sizin beni davet ettiğiniz duyunca çok sevindim. Gözünüzde böyle önemli bir konumda olmak benim için bir onurdur kraliçem.” diyerek yemeklere baktı. Baktığı gibi de çekindi. Aklına hep abisinin dediği şey geliyordu. Üstelik babası da düğün olana kadar daha çok dikkat etmesi gerektiğini söylemişti. Kralın eşi olarak öldürülmek büyük çaplı olay yaratacakken şu anda sadece Seraphina Al’Dara olarak ölmesi ses getirmezdi. Kraliçeyi izledi. Kraliçe de onun yemeğini yemesini bekliyordu. “Zaten konulsa bile ona zehirli yemeği koymazlar gider bana koyarlar yalandan kraliçe yemeğini yer ve bana güven verip yememi sağlar diye düşünürler.” dedi içinden. Çatalını vişne reçeline daldırmış bir sağ bir sol yaparak oynuyordu. Enya, Seraphina’nın rahatsız olduğunu fark edip hızlıca ufak bir ekmek parçası koparttı ve reçele batırıp ağzına attı. Bu durumu fark eden kraliçe ve hizmetlileri şaşırdı. Enya her ne kadar bunu iyilik için yapmış olsa da bu hareket Seraphina’yı hem utandırdı hem de kraliçe ile arasını açmasından korktu. Ne de olsa kraliçe ile aralarında güven bağı inşa etmeleri gerekirdi. Bu hareket kraliçenin şüphelenmesini sağlardı. Fırsatı kaçırmayan Leydi Marta, kraliçesi yerine bir anda konuştu.
“Seraphina hanım! Yoksa yemeğinizi hizmetçinize tattırarak kraliçemizin sizi zehirleyeceğini mi ima ediyorsunuz?”
Kraliçe ise sessizce olan biteni izlemekle meşguldü. Seraphina anlık olarak sinirlense de belli etmemeye çalıştı.
“K-Kesinlikle öyle bir niyetim yok. Enya hep böyledir. Çocukluğumuzdan beri beraber büyüdük. Onu ben zor bir durumdan kurtardım. Bu nedenle yemeklerimizi hep beraber yeriz. Dün ona yemek verilmemiş. Çok acıkmış olmalı. Değil mi Enya?” diyerek yalandan gülümsedi ve Enya'ya bakarak gözleriyle işaret verdi. Enya ise yaptığı hatayı fark edip düzeltmek için konuştu.
“Ş-Şey tabii ki de öyle. Efendimle beraber yemek yemeye alışkınımdır. Yanlış anlaşıldıysa kusura bakmayın.” diyerek eğildi. Kraliçe elini havaya kaldırarak onları susturdu. Hareketleri kocasının hareketlerine benziyordu.
“Al’Dara hanım, geçmişte yaşadıklarınızı bilemem fakat siz bu saraya davet edildiniz. Bu nedenle buna yakışarak davranmanızı tavsiye ederim. Zaten bugün sizi buraya çağırma sebebimden biri de eğitimleriniz hakkında konuşmak içindi.” dediği anda kapı tıklatıldı ve başka bir hizmetçi ile Prens Alaric içeri girdi. Prens Alaric hızlıca annesine koşup sarıldı. Kraliçe her ne kadar oğlunu görünce sevinse de onu kendinden uzaklaştırdı. Ailesinin dediğini yaparak onu geleceğin en güçlü kralı olarak yetiştirmek istiyordu.
“Günaydın anneciğim!” diyerek sevinçten bağırdı çocuk. Kraliçe ise “Günaydın kraliçem.” diyerek oğlunun yanlışını düzeltti. Çocuk üzülerek annesini tekrar etti. Bu sırada etrafa bakındı ve Seraphina’yı görüp tekrar sevindi.
“Bakın kraliçem işte benimle dans eden kız.” dedi sevinçle. Seraphina da başını eğip onu kibarca selamladı. Kraliçe somurtarak cevap verdi.
“Evet prensim dün sizi görmüştüm. Fakat yabancılarla bu kadar kolay temas etmemelisiniz. Bayan Seraphina zararsız biri olsa da herkes göründüğü gibi olmayabilir.” diyerek tekrardan lafını geçirmişti. Hizmetçiler hızlıca masayı hazırlayıp prensi kraliçenin yanına oturtmuştu.
“Bugün dersiniz erken bitmiş.” diye sordu oğluna. Bu sırada küçük çocuk önündeki haşlanmış yumurtayı kesmeye çalışıyordu.
“Evet! Babam... Yani kralımız komutan Artem ile beraber bana ders verdiler. Sonra babam bu kadar çalışmanın yeterli olduğunu ve sizin yanınıza gelip kahvaltı etmem gerektiğini söyledi.” dedi. Kraliçe ise onun tabağına kendi kestiği peynirleri koymuştu. Bu sırada Seraphina onları can kulağıyla dinliyor bir yandan da yemeğini yiyordu. Gerçekten acıktığını yeni fark etmişti. Basit bir peynirin tadı bile kaç altınlık ızgara et gibi geliyordu.
“Yarım saatlik ders mi olurmuş? Her neyse… Peki kralımız nereye gideceğini söyledi mi?”
“Hayır. Sadece komutan Artem ile bir konu hakkında konuşuyorlardı. Çok ciddiydi.”
“Anladım…” diyen kraliçenin yüzü düşmüştü her ne kadar belli etmese de. Bu konunun Seraphina hakkında olabileceğini düşünerek ona baktı ve gözlerini kıstı.
“Evet Al’Dara Hanım ne eğitimi almak istediğinize karar verdiniz mi?” dediği anda Seraphina onunla konuşulmayacağını düşünerek irkildi ve kendini toparladı.
“Bana bunu sormamıştınız.”
“Sizin yeteneklerinizi bilmeden bir karar veremem. Bu sarayda kimin hangi yönde eğilimi varsa biz de oraya ağırlık veririz. Bakın mesela bu duvardaki tabloların hepsi bana aittir. Tüm krallık benim çizim yeteneğimin ne derece olduğunu bilir.” dediğinde Seraphina duvarlara baktı ve tabloları tek tek inceledi. Ressamlara ait sandığı tablolar kraliçeye ait harika eserlerdi.
“Gerçekten de yeteneğiniz şahaneymiş. Benim maalesef öyle hatırı sayılır yeteneğim yok.” dediğinde kraliçe gülmemek için kendini zor tuttu. Bir kez daha kocasının kendisini kiminle kıyasladığını düşünerek iç çekti. "Basit bir tüccar kızı mı yoksa asilzade bir aile mi? Bir yeteneksiz mi yoksa hayalperest bir sanatçı mı?" diye düşündü.
“Elbet bir şeye yatkınlığınız vardır. Söyleyin biz de ona göre eğitmenlerimizi ayarlayalım.” dediğinde Seraphina, Enya’ya baktı. Enya sanki onun ne diyeceğini hissetmişti. Seraphina da en az kraliçe kadar altta kalmak istemediği için açmıştı ağzını.
“Aslında bir yeteneğim var. Fakat bunu herkesle paylaşamam maalesef.”
"Peki nedir? Size yardımcı olabilirim belki.” diyerek dikkatini iyice Seraphina’ya verdi kraliçe. Seraphina ilk başta söyleyip söylememe arasında kalmışken artık söylemek zorunda olduğunun farkındaydı. Zar zor konuşmasını sürdürdü.
“İnsanlar benim çok güzel dans ettiğimi söyler…” dediğinde duraksadı. İnsanlar mı? Hangi insanlar ki? Halka açık bir ortamda dans ettiği duyulsa sarayda dalga konusu olabilirdi. Bir anlık bunu söylediğine pişman olmuştu. Çünkü o dönemlerde dans eden kadın sayısı yok denecek kadar azdı ve kadınların dans etmesi erkekleri tuzağına çekmek gibi anlaşıldığı için hor görülürdü. Yine de onun için dans bir özgürlük kaynağıydı. Kraliçe bunu duyunca şaşırdı ve Leydi Marta’ya baktı.
“Daha önce hiç dans eden bir kadınla karşılaşmamıştım.” diyerek sorgulayınca heyecanla oğlu atıldı.
“Gerçekten çok güzel dans ediyor anne! Dün ben gördüm.” diyerek alkışladı. Kraliçe öksürür gibi yaparak yine oğlunu düzeltti. Çocuk usulca yemeğini yemeye devam etti.
“Ben dans harici bütün sanat alanlarına hakimimdir. Bu konuda pek bilgim olmadığı için hizmetçilerime sizin için araştırma yaptırıp bir dans öğretmeni bulduracağım.”
“Gerçekten mi?” diyen Seraphina’nın gözleri açıldı.
“Tabii ki. Misafirlerimizi memnun etmek de bir görev. Ne tarz danstan söz ettiğinizi anlayamasam da...” dediğinde Seraphina her ne kadar sakin kalmaya çalışsa da çok mutlu olmuştu. Prens de onun bu haline sevinmişti.
“Ancak öğretmen bulunana kadar ek dersler de alıcaksınız. Saray kurallarını, görgü kurallarını ve kraliçelik kurallarını öğreniceksiniz.” dediğinde etrafta ciddi bir sessizlik oluştu. Sadece prensin tabağındaki çatal sesleri duyuluyordu. Seraphina şaşırdı.
“Kraliçelik kuralları mı? Neden ki?” diye karşılık verince kraliçe ona dik dik baktı.
"Bu saraya geliyorsanız her şey hakkında da bilgi sahibi olmalısınız diye düşünüyorum.”
“O zaman gelen görevliler ve hizmetçiler de mi kraliçelik kurallarını öğrendiler.”
“Eğer olur da kraliçeyle alakalı olumsuz bir durum yaşanırsa ve saraya zoraki olarak küçük bir kız eş olarak getirildiyse öğretmenler onu yetiştirmek için kraliçelik kurallarını bilmesi gerekirler. Yani cevabım evet.” diyerek sert bir şekilde lafını vurdu. Bu sırada salamını doğrayamayan oğlunun salamını kesmekle meşguldü ve bıçağı öyle bastırmıştı ki tabağın çizilme sesi tüm salonda yankılanmıştı. Seraphina ise gerginliği toparlamaya çalışıyordu.
“Ama ben küçük bir çocuk değilim ve bu durum zoraki değil. Kraliçemiz sizsiniz.” diyerek inatla kraliçeyi desteklediğini göstermek istedi. Bu durum kraliçeyi memnun etse de hala ona güvenmemekte ısrarcıydı. Çünkü kraliçelikten çok Cavareth umrundaydı.
"Ben söyleyeceğimi söyledim Al’Dara hanım. Ben de maalesef kurallara uymakla yükümlüyüm. Bugünden itibaren derslerinize başlıyorsunuz.” diyerek ayağa kalktı. Hizmetçiler aynı anda yemeğini bitirmiş olan Prens Alaric’in de üzerini düzelterek yanlarına aldılar. Seraphina saygıyla ayağa kalktı. Enya da yanında bekliyordu. Kraliçe odadan çıkmadan son kez Seraphina’ya baktı.
"Akşam yemeğinde görüşmek üzere...” diyerek ciddiyetini koruyarak dışarı çıktı. Seraphina şaşırır vaziyette tekrardan yerine oturdu ve masaya baktı. Bu sırada Enya pişman bir biçimde yere oturdu ve konuşmaya başladı. Sesi çok cılız geliyordu.
“Sizi zor duruma düşürdüm. Çok üzgünüm efendim. Ben sadece sizi korumak istiyordum.” diyerek ağlamaya başladı. Seraphina, Enya’yla olan durumu unutmuş gibiydi. Elini Enya’nın omzuna koydu ve onun kalkmasını sağladı. Enya gözyaşlarını silerek suskunca ona baktı. Seraphina en sonunda kendini toparladı ve konuşmaya başladı.
“Sorun değil Enya. Sen bir şey yapmadın. Kim arkadaşı olsa böyle yapar.” diyerek Enya’ya baktı. Enya bu lafı ilk kez duyduğu için hem şaşırdı hem de mutlu oldu.
“Yalnız bundan sonra hareketlerimize daha çok dikkat etmemiz gerekiyor. Biz artık Al’Dara evinde değiliz.” diyerek yine de onu uyardı. Enya heyecanla başını sallayarak onayladı.
“Her ne kadar kendimi bu işlerin içine sürüklemek istemesem de yine de bir şekilde kendimi içinde buluyorum. Bazen ne yapacağımı ben bile bilmiyorum.” diyerek iç çekti ve ayağa kalktı. Bu sırada üzerinde zambak broşu olan bir hizmetçi odaya girdi ve Seraphina’yı ilk dersi için alması gerektiğini söyleyerek ona eşlik etti. Artık saray hayatının gerçekten başladığı döneme girmişti.

Kralın çalışma odasında ise Kral IV. Cavareth ve Komutan Artem Cassian baş başaydı. Artem her ne kadar yeni gelse de başını saray işlerinden kaldıramıyordu. Kral IV. Cavareth ise ona görev yağdırırken hiç acımıyordu. Bir süre devlet işlerine kafa yorduktan sonra kralın aklına Seraphina geldi ve onu Artem'e sormaya karar verdi. Cavareth, sarayın Orp ailesinin adamlarıyla çevrili olduğunu bilse de Artem’in sadakatine güveniyordu.
“Ne dersin Artem? Çevrede kadınların sana büyük bir ilgisi olduğu söylenir. Belki bir taktiğin vardır?” dediğinde Artem çekik gözlerini şaşkınlıkla gözlerini açtı.
"O söylenti asılsız kralım. Benim görevim dışında bir ilgi odağım olamaz.”
“Biliyorum Artem... Yine de sarayda en çok güvendiğim adam sensin. Beni anlayacağını umuyorum." dedi.
"Aklınızı kurcalayan bir şey mi var kralım?" dediğinde kral başını olumlu manada salladı.
"Seraphina Al'Dara... Onu aklımdan çıkaramıyorum. Rüya gibi bir kadın. Ama kral olmama ve onun için her şeyi yapmama rağmen bir türlü kalbini bana açmıyor. Şaştım kaldım." dedi iç çekerek.
"Ne diyeceğimi bilemiyorum kralım, bağışlayın..." diyebilmişti sadece. Kral IV. Cavareth'in geçmişte bazı kadınlarla günübirlik ilişkileri olsa da bu durumu Artem bilmiyordu ve kral da daha fazla ileri gitmek istememişti.
"Sadece onu mutlu etmek istiyorum. Sen hep zor anlarda bir çözüm bulursun. Öyle değil mi?" diye karşılık gelince daha önce kraldan böyle bir soru duymayan Artem şaşırsa da, kralının güvenini boşa çıkarmamak adına derin bir nefes aldı.
"Kralım, kesin olmamakla birlikte bir planım var...” diyerek söze başladı. Yine de bu düşüncesinin içerisinde içinde bir yerlerde bir şeyin rahat etmediğini hissetmişti sanki.

Akşam olunca Enya, ilk ders gününden yorgun argın yeni dönmüş olan Seraphina için güzel bir kıyafet hazırlamakla meşguldü. Sarı parlak bir elbise giymişti. Aralarında büzgülü detaylar ve ufak taş işlemeleri bulunuyordu. Bu elbise Seraphina’yı yıldız gibi parlatıyordu. Saçlarını da alttan topuz yapmışlardı.
“Bu kıyafet alt tarafı bir akşam yemeği için fazla uçuk kaçmıyor mu Enya?”
“Kraliçemizin ne dediğini hatırlayın efendim. Biz artık Al’Dara evinde değiliz. Bu yüzden sizi bu saatten sonra saraya yakışır bir şekilde hazırlayacağım. Kraliçemiz sizin yanınızda süslü püslü giyinirken sizin orada sönük kalmanızı istemem."
“Niyetini biliyorum ama ben de aksine dikkat çekmek istemiyorum. Kralın bana olan ilgisi ortada. Bunu mümkün olduğunca azaltmak istiyorum.” dedi kararlı bir şekilde. Enya nedense bu fikri tuhaf bulmuştu.
“Ama efendim kralımıza şu an biraz daha baktığımda daha ılıman gelmeye başladı. Sizi sevdiği için asi davranıyor olabilir ama belki siz de ona biraz yumuşak davranırsanız aranız kaynaşır.” dedi gülümseyerek. Bu sırada takıları takmakla meşgullerdi.
“Fazla ılıman…” dedi Seraphina dün akşamki olayı hatırlayarak. Hazırlık bittiğinde Seraphina ayağa kalktı ve odadan çıkıp yemek alanına geçtiler.

Biraz erken gelmiş olmalılardı ki masada henüz kimse yoktu. Bir tek Artem kenarda duvara yaslanmış bir şekilde bekliyordu. Seraphina, Enya’ya beklemesini söyleyerek hızlıca Artem’in yanına gitti. Dün akşam neden onu izlediğini merak ediyordu. Bu saçma bir soru gibi görünsede Artem’in gizemli yapısı onu kendine çekiyordu. Artem, kendisine doğru gelen Seraphina’yı görünce şaşırdı. Sonra aklına öğlen kralının söylediği geldi. “Galiba kralımıza gelen söylentiler doğru. Ama bu kadın kralımızın eşi olabilir. En iyisi kimseyi tehlikeye atmamak.” diye içinden geçirerek sakinliğini korudu.
“Bay Artem! Bay Artem!” diyerek yanında dikeldi Seraphina. Artem ise yanlış anlaşılmamak için tekrardan ondan uzaklaştı.
“Bir sorun mu var Bayan Al’Dara? Abinizi arıyorsanız birazdan burada olur.”
“Hayır abimi değil sizi arıyordum.” dediği anda Artem’in çekik gözleri açıldı. Normalde bir kadınla böyle sohbet bile etmiyordu. Çevresi hep askerlerle dolu olurdu.
“Lütfen kısa kesin. Birazdan kralımız ve kraliçemiz gelir."
“Ben de zaten hemen konuya girecektim. Beni dinlemek yerine farklı kişileri araya sokarak uzatan sizsiniz.” diyerek kızdı Seraphina. Artem’in uzak durması sinirini bozmuştu. Sanki ona kendini bir mikropmuş gibi hissettiriyordu. Artem ise onu haklı bularak devam etti.
"Dinliyorum.” diyerek gözlerini yumdu Artem. Bu kadınla uğraşmaması gerektiğini biliyordu.
“Dün gece neden beni izliyordunuz?" dediğinde böyle bir soruyu beklemeyen Artem çekik gözlerini daha da açtı.
"Ne demek sizi izliyordum?”
“Evet resmen balkonunuzdan beni gözetlediğinizi gördüm. Ben de balkondaydım.” diyen Seraphina elini beline koydu. Hesap sorar gibi hali vardı. Seslerini duyamayan Enya, onları merakla izliyordu. Bu durum sofrayı kuran hizmetlilerin de yavaş yavaş dikkatini çekmeye başlamıştı. Çünkü Artem'in yanına kolay kolay yaklaşan bir kadın görmemişlerdi. Gördüğü kadınlar ise Artem'in soğukluğuna ve duygusuzluğuna kapılıp hayal kırıklığıyla uzaklaşıyorlardı ama bu bir ilk gibiydi.
“Ben sadece kralımıza bakıyordum. Orada rahatsız gibi görünüyordu. Yoksa herhangi bir izleme veya gözetleme durumu yok!” diyen Artem sinirlenmişti. Seraphina onun konuşmasından şüphe duymuştu.
“Kralımıza bu kadar bağlıysanız onun hep dibinde olmalısınız öyle değil mi?"
“Bayan Al’Dara, haddinizi bilin. Sınırınızı aşıyorsunuz.”
“Zaten burada da hep bir sınır, sınır, sınır. Alışamadım gitti. Belki de hiçbir zaman alışamayacağım.” diyen Seraphina kızgın bir şekilde Enya’nın yanına döndü. Bu konuşmanın daha uzun süreceğini zanneden Artem, Seraphina’nın belirsiz bir şekilde gitmesiyle şaşkınlığını gizleyemedi. İlk kez kendini bir kadının arkadan giderkenki halini izlerken buldu. Seraphina’nın vücudunu saran sarı elbise, hatlarını çok iyi lanse ediyordu. Ufak ufak yürüyen sinirli adımları ise nedense Artem’in gözüne tatlı görünmüştü. "Tatlı mı? Herhalde birazdan masaya gelicek olan tatlıları düşünüyor olmalıyım. Gerçekten acıktım.” diyerek içinden geçiren Artem bir şey olmamış gibi tekrardan duvara yaslanıp izole görünmeyi tercih etti. Sinirlenmiş bir şekildeki Seraphina’yı gören Enya onu bir sandalyeye oturttu. Bu yer masanın başındaki sandalyenin hemen soluydu.
“Diğer hizmetlilerden duyduğuma göre siz buraya oturacakmışsınız efendim. Abiniz de yanınıza otururmuş. Aynı zamanda kralımız ve kraliçemiz birazdan gelirlermiş.”
“İyi!” dedi kısaca. Hala sinirli olduğu belliydi.
“Efendim bir şey mi oldu?”
Bu sırada hizmetliler Seraphina’nın önüne birkaç tür meze koyup bardağına su koydular. Ne kadar laf duyarlarsa o kadar merakları giderilirdi sanki. Seraphina, hizmetlilerin gitmesini beklerken sakinleşmişti. Siniri biranda patlayıp biranda sönen birisiydi.
“Bilmiyorum Enya. Ama tek bildiğim ya altın kafesteki bir kuş olacağım ya da nereye gideceğini bilmeyen özgür bir kuş olup oradan oraya savrulacağım.” dedi.

Seraphina bunu dedikten sonra çok geçmeden kral ve kraliçe gelmişlerdi. İkisi de ortada bir şey yokmuş gibi el ele tutuşarak güzel bir algı yaratmaktaydılar. Kıyafetleri de sanki bu gece için ayrı olarak hazırlanmış gibi gösterişli ve uyumluydu. Kraliçe Helen mor ve altın rengine bürünmüş görkemli elbisesiyle ışıl ışıl parlıyordu. Kafasındaki tacı ise o kadar büyüktü ki kendisi yanında minicik görünüyordu. Kral da aynı şekil mor tonlarda bir takım giyinmişti. Seraphina artık Enya’nın ne demek istediğini daha iyi anlamıştı. Kendini onların yanında pasif hissetmişti. Saraya ait olmadığı daha şimdiden anlaşılıyordu. Leydi Marta’nın elini tutan küçük prens bile özenle ve ailesine uyum içinde hazırlandırılmıştı. Herkes kral ve kraliçeyi görünce reverans yaparak saygılarını sundular. Seraphina da bugün aldığı ufak eğitimden yola çıkarak oturduğu yerden ayağa kalkıp onları eski Versey tarzında reverans yaparak selamladı. Cavareth bunu biliyordu hoşuna gitmişti. Helen’in ise bildiği ama uzun zamandır kullanılmadığı için unuttuğu bir hareketti. Kral, eşinin elini nazikçe kenara bırakarak konuşmaya başladı.
“Kıymetli hizmetçilerim, bu akşam bizlere bu güzel masayı hazırladığınız için teşekkür ederim. Bundan böyle aksi bir durum olmadığı müddetçe bütün kahvaltılarımızı ve akşam yemeklerimizi beraber yiyeceğiz. Bu yüzden sizden aynı özenin devamlılığını getirmenizi isterim. Bu akşam özel bir akşam. Ayrıca size güzel bir haberim var. Bu haberi ilk yakın çevremizle paylaşmak istedik. Yakında da tüm halkımıza duyurmayı amaçlamaktayım. Sizlerden ailemize katılan Baş Komutan Artem Cassian’ı ve Düşes Seraphina Al’Dara’yı alkışlayarak tebrik etmenizi istiyorum.” dediği anda hizmetliler ve muhafızlar hem şaşkınca Seraphina'ya bakmış hem de bilinçsizce alkışlamaya başlamışlardı. Bu şok habere karşılık Seraphina'nın ise alnından soğuk soğuk terler dökülüyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

537okunma 274beğeni 25yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18