İLK KARŞILAŞMA

Vaveyla Yazarı: TUANA ⋆˙⟡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: İLK KARŞILAŞMA

Artem Cassian…
Ailesini henüz bir çocukken savaşın kanlı topraklarında bırakmış, kendini kendi elleriyle büyütmüş, ilkelerine ölümüne sadık bir asker. Kraliçe Helen Orpheline ile aynı topraklarda doğmuştu. Yıkımın ardından kimsesiz kalan bu çocuğu tesadüfen bulan Orp ailesi, ona acımış ve malikanelerinin kapılarını açmıştı. Ancak Artem, acınacak bir çocuktan çok daha fazlası olduğunu kısa sürede kanıtladı. Kılıç tutuşundaki vahşet ve stratejik zekası fark edildiğinde, ağır bir askeri eğitimin çarkları arasına itildi. Kralın, Kraliçe Helen ile evleneceği duyurulduğunda, kraliçenin şahsi muhafızı olarak sarayın görkemli kapılarından içeri adımını atmıştı. Sessiz biriydi. Çok dinler, kelimelerini birer ok gibi yalnızca gerektiğinde harcardı. Uzun boyu ve iri yapısıyla girdiği her odada havayı ağırlaştırırdı. Belki Kral IV. Cavareth kadar uzun değildi fakat dik duruşu, kaslı bedeni ve sarsılmaz vakarı onu çok daha heybetli gösteriyordu. Aslan yelesini andıran kumral saçlarının bir kısmını gelişigüzel toplar, geri kalanını omuzlarına dökerdi. Kirli sakalı, çekik ve tehlikeli gözleri, keskin çene hattıyla kadınların fısıldaşarak ardı sıra baktığı, hem sert hem de tekinsiz bir çekiciliğe sahipti. Ancak Artem bu ilgiyi ne anlar ne de umursardı. Onun kalbinde yalnızca iki şeye yer vardı: Ailesini ondan alanlardan kanla alınacak bir intikam ve krallığına duyduğu sadakat. Saraya adım attığı ilk günden itibaren, zıt karakterlerine rağmen Kral IV. Cavareth’in güvenini ve dostluğunu kazanmıştı. Kral sarayın altın varaklı salonlarında gününü gün ederken, Artem sınır boylarında, çamur ve kanın birbirine karıştığı cephelerde kılıç sallıyordu. Her seferinde bedeni yeni yara izleriyle dönüyor fakat o bu izleri birer madalya gibi gururla taşıyordu. Ömrü at sırtında geçmiş, sevgi ve merhamet gibi duygulara kapılarını sıkıca kapatmış bu acımasız komutan için, kralın ona verdiği bu yeni görev fazlasıyla tuhaftı.

Sabahın ilk ışıkları odaya vururken uyandı. Yeni yıkanmış, temiz kıyafetlerini üzerine geçirirken uzun zamandır kan ve ter kokusundan bu kadar uzak kalmadığını fark etti. Kumral saçlarını geriye doğru bağlayıp aynadaki aksine uzun uzun baktı. Kaşını kesen yara izi ona geçmişi fısıldıyordu. Kapının çalınmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı. Yaveri onu almaya gelmişti. Uzun, kömür karası pelerinini omuzlarına attı, kapüşonunu yüzünü gölgeleyecek şekilde başına çekti. Sarayın taş avlusunda bekleyen at arabasına binerek hedefe doğru yola çıktılar. Al’Dara ailesinin evi, sarayın gölgesinden uzakta, çayırlara doğru uzanan nispeten mütevazı bir arazideydi. Güneş kendini gösterse de sabah ayazı henüz kırılmamıştı.

Seraphina ve yardımcısı Enya son hazırlıklarını tamamlamış, omuzlarına kalın şallarını almışlardı. Eşyalarıyla birlikte alt kata indiklerinde Seraphina, annesini elinde mühürlü bir parşömenle salonu arşınlarken buldu.
“Benim kızıma bunu mu reva görmüş? Tören yok, şan yok! Bu kadarı da fazla!” diye söyleniyordu kadın.Kocası onu sakinleştirmek için araya girdi. “Kralımızın elbet bir bildiği vardır hatun, sesini alçalt.”
“Benim bir tahminim var aslında…” diyerek söze karıştı evin oğlu Dimitri. Seraphina merdivenleri hızla inerek “Neler oluyor burada?” diye sordu. Dimitri elindeki parşömeni annesinden alıp kardeşine uzattı.
"Al, kendin oku. Müstakbel kocandan haber var.”Seraphina parşömeni hızla açtı. Satırların sonundaki kraliyet mührü parlıyordu. Kral Cavareth, onu karşılamak için görkemli bir tören birliği değil, bizzat en güvendiği şahsi adamını gönderdiğini, bu intikalin kimsenin ruhu duymadan gizlilik içinde yapılmasını emrediyordu. Seraphina mektubu indirip şaşkınlıkla Enya’ya baktı. Annesi sinirle solumaya devam ediyordu.
"Anlam veremiyorum. Neden böyle gizli saklı bir işe kalkışır ki? Daha dün bizlere lütuflarda bulunup hediyeler göndermemiş miydi?” Sonra bir anda gözlerini kısarak kızına döndü.
"Yoksa dün kralımızın canını sıkacak, onu gücendirecek bir laf mı ettin? Doğruyu söyle Seraphina!” Kadın kızını kollarından tutup hafifçe sarstı.
“H-hayır! Yemin ederim hiçbir şey yapmadım!” dedi Seraphina gerginlikle.Babası umutla oğluna döndü.
"Senin tahminin nedir Dimitri?”
Dimitri boğazını temizleyerek bilmiş bir tavırla açıkladı.
"Büyük ihtimalle kız kardeşimin bir suikasta kurban gitmesinden endişe ediyor. Malum, biz Orp ailesi gibi nüfuzlu değiliz, koca bir muhafız ordumuz yok. Ben de kılıcımla bir yere kadar koruyabilirim.”
“Belki de… Ah, benim zeki oğlum,” diyerek derin bir nefes aldı annesi.
“Suikast mi? Kimin benimle ne derdi olabilir ki?” diyen Seraphina’nın rengi atmıştı.
“Endişelenme kızım,” diyerek kızının omzunu sıvazladı babası.
“Abin ve Enya yanında olacak. Üstelik kralımızın gönderdiği bu ‘özel’ adamın sıradan bir muhafız olmadığını tahmin ediyorum.”

Çok geçmeden hizmetliler, saray arabasının malikanenin kapısına dayandığını duyurdular. Seraphina’nın kalbinde istemsiz bir çarpıntı başlamıştı, korku mu yoksa bilinmezliğin heyecanı mı olduğunu kestiremiyordu. Bembeyaz ellerindeki ince damarların belirginleştiğini fark edip ellerini pelerininin altına sakladı. At arabası bahçenin girişinde durduğunda, kapüşonlu, heybetli bir adam babası ve abisiyle konuşmaya başlamıştı bile. Seraphina adımlarını onlara doğru yönelttiğinde, adam başını çevirdi ve göz göze geldiler. Adamın keskin, çelik gibi bakışları Seraphina’nın nefesini bir anlığına kesti. Kısa bir duraksamanın ardından Seraphina hafifçe öksürerek bakışlarını kaçırınca adam da hiçbir şey olmamış gibi yaverine dönüp talimatlarına devam etti.Enya, efendisinin arkasına saklanarak kulağına fısıldadı.
"Efendim… Bu adam! Kral Cavareth’in komutanıymış!”
Seraphina göz ucuyla adamı baştan aşağı süzdü. Siyah pelerini bedenini gizlese de omuzlarının genişliği ve duruşundaki tehlike açıkça belli oluyordu.
"Sen bunu ne ara öğrendin?” diye fısıldadı.
“Az önce hizmetçiler kendi aralarında konuşuyordu. Kadınlar arasında namı çok büyükmüş.”
“Çok aşıksa kralın kendisi gelseydi madem! Bu neyin gizemi?” diye söylendi Seraphina.
“Belki de canınızı riske atmak istememiştir efendim.”
“Hmm. Öyle olsun bakalım…” dediği an adam başını tekrar ona doğru çevirdi. Gözleri yine amansızca çarpışmıştı.
"Ailenizle vedalaşın. Birazdan yola koyulacağız,” dedi komutan. Sesi, dış görünüşünün aksine şaşırtıcı derecede pürüzsüz ve derindi, ancak tonundaki o mutlak emir hissediliyordu. Seraphina ne yapacağını bilemeyerek hızla ailesinin yanına koştu. Babası onu alnından öpüp tembihlerde bulunurken, annesi ona sarılmak yerine gururlu bir ifadeyle bakarak kızını önce yaradana, sonra da oğluna emanet ettiğini söyledi. Kendi arabasına geçmek üzere olan abisiyle de vedalaştıktan sonra Seraphina, çocukluğunun geçtiği bu eve son kez buruk bir bakış attı ve onu bekleyen arabaya bindi.

At arabasının içi sessizdi. Seraphina, Enya ve Artem karşılıklı oturuyorlardı. Dimitri ve Artem'in yaveri diğer arabada onları takip edecekti. Yolculuk, başkentin kalabalık pazarlarından değil, sarayın arka cephesine uzanan ıssız, ormanlık bir yoldan yapılıyordu. Seraphina, sessizce dışarıyı izleyen komutana bakarak dayanamayıp sessizliği bozdu.
“Bizi neden böyle ıssız bir yoldan götürüyorsunuz?” diye sordu ve ardından Enya’ya doğru eğilip fısıldadı.
“Yoksa abim haklı mıydı? Gider gitmez boynumu mu vurduracaklar?” Enya korkuyla büzüldü.
"Vesvese yapmayın efendim, olur mu öyle şey!”
Dışarıyı izlemeye devam eden Artem istifini bozmadan, oldukça dobra bir sesle konuştu.
“Kralımız, müstakbel eşinin kellesini alacağıma dair bir emir vermedi. Tabii canını sıkacak bir kabahatiniz olmadıysa orasını bilemem.”
Bunu söylerken bir eli rahatça pelerininin altına, kılıcının kabzasına doğru kaymıştı. Seraphina sırtını dikleştirip çenesini kaldırdı.
“Ben hiçbir kabahat işlemedim!”
“O halde endişe etmenize lüzum yok.” diyerek kestirip attı Artem. Onun bu duygusuz ve küstah tavrı Seraphina’yı hem sinirlendirmiş hem de içten içe ürkütmüştü. Kral emretse, gözünü kırpmadan herkesi doğrayabileceği her halinden belliydi. Dolambaçlı yollar saraya varışı geciktirirken, aniden bastıran şiddetli yaz yağmuru toprak yolu çamura çevirerek tekerleklerin dönüşünü iyice zorlaştırmıştı. Seraphina yağmurun cama vuruşunu izlerken, Enya’nın kıvrandığını ve tuhaf sesler çıkardığını fark etti.
"Ne oluyor sana? Rengin kül gibi olmuş." diye fısıldadı onu dürterek.Enya utançtan kıpkırmızı kesilmiş bir yüzle, “E-efendim… Benim tuvaletim geldi,” diye inledi.
“Evden çıkmadan evvel aklın neredeydi? Dağın başında tuvaleti nereden bulalım!” diye azarladı onu Seraphina. Fısıldamaya çalışsalar da arabanın sessizliğinde her kelime yankılanıyordu. Artem daha fazla dayanamayarak ahşap tavanı tıklatıp arabayı durdurdu. Perdeyi aralayıp dışarıdaki ağaçlık alanı işaret etti.
"Şu ilerideki çalılıkların arasına yapabilirsiniz.”
“Nasıl yani? Çayırın ortasına mı?” Enya dehşete düşmüştü.Seraphina hemen atıldı.
"O sizin gibi kaba saba bir asker değil. Daha uygun, kapalı bir yer bulmamız icap eder!”
“Gördüğünüz üzere, tabiatta bahsettiğiniz türden bir konfor bulunmuyor hanımefendi.” diye karşılık verdi Artem aynı soğuklukla.Seraphina etrafına bakındı, hakikaten de ıssızlığın ortasındaydılar. Enya’nın dayanacak gücü kalmamıştı.
"Hadi Enya, yapabilirsin. Biz burada bekliyoruz,” diyerek hizmetçisini cesaretlendirmeye çalıştı.
“Ya yılan çıkarsa? Ya böcekler saldırırsa?” diye ağlamaklı bir ses çıkardı Enya.
“Bu havada öyle mahlukatlar pek ortada dolanmaz. Daha fazla oyalanmasak iyi olur. Abinizin arabası çoktan saraya varmış olmalı. Kralımız bekletilmeyi sevmez." dedi Artem. Enya çaresizce arabadan inip çalılıklara doğru koştu. Enya uzaklaştıktan sonra Artem kendi kendine mırıldanır gibi, “Belki başka bir şey çıkar…” dedi. Bunu duyan Seraphina sinirle parladı.
"Benimle alay mı ediyorsunuz? Ya başına bir iş gelirse? Ne çıkabilir orada!”
Artem ona bakmak yerine, parmağıyla ilerideki ulu bir meşe ağacını işaret etti. Ağacın dalında palamut kemiren küçük bir sincap duruyordu.
“Herhalde arkadaşınız şu ufaklıktan da korkacak değildir.”
Adamın yüzünde hala bir duygu kırıntısı yoktu ama gözlerindeki o tehlikeli ifade bir anlığına yerini doğaya duyduğu sessiz bir hayranlığa bırakmıştı. Seraphina bir an için bu tekinsiz adamı incelerken yakaladı kendini. Artem’in bakışları ona dönünce, hızla toparlanıp boğazını temizledi.
“Bir sorun mu var?” diye sordu Artem.
“Hayır. Yalnızca Enya için 'arkadaşınız' dediniz. O benim hizmetlim. Siz, emrinizdeki adamları arkadaşınız olarak mı görürsünüz?” diye sordu resmi bir tonda. Artem bu soruyu beklemiyor gibiydi. Bakışlarını kaçırıp bir süre düşündü. Karar vermeden önce her kelimeyi tarttığı belliydi.
"Galiba… Öyle görüyorum.”
Cevabı kısa olsa da zihninde derin hesaplaşmalar yaşadığı anlaşılıyordu.
“Bir komutansanız, etrafınızdaki herkese bu kadar çabuk güvenmemeniz gerekmez mi?”
Artem gözlerini doğrudan Seraphina’nın gözlerine dikti.
"Güvendiğimi kim söyledi?” dediği an uzaktan gelmekte olan Enya göründü. Öncekinin aksine bu sefer daha rahat görünüyordu. At arabasına binip yola devam ettiler. Seraphina bu adamın ardındaki gizemi çözmek istese de yolculuğun geri kalanı sessizlik içinde geçti.

Sarayın muazzam demir kapılarından içeri girdiklerinde, Dimitri’nin diğer arabadan inmiş, saray muhafızlarıyla böbürlenerek konuştuğunu gördüler. Artem arabadan inip onlara yolu gösterdikten sonra kendi adamlarına doğru yönelirken, Seraphina kendini ona karşı çekilirmiş gibi bularak istemsizce atılıp onun siyah pelerininin ucundan tutuverdi. Enya bu cüretkar harekete şaşkınlıkla nefesini tutarken, Seraphina açıklama yapamayacağını anlayarak eliyle hizmetçisine uzaklaşmasını işaret etti. Artem, birinin pelerinine dokunmasına alışkın olmayan reflekslerle hızla döndü, yüzündeki şaşkınlığı bir saniye sonra o meşhur soğukkanlılığıyla örttü. Çekik, parlak gözleri öylesine derindi ki, Seraphina bir an için ne söyleyeceğini unuttu.
“Kralımızın müstakbel eşinin, bir askere bu denli yaklaşması pek uygun kaçmaz hanımefendi." diyerek usulca bir adım geri çekildi komutan. Seraphina yaptığı hatayı fark ederek elini hızla geri çekti, yanakları kızarmıştı.
"Ben… Sadece bir şey sormak istemiştim.”
Artem başıyla dinlediğini belli etti.
“Daha önce saray hayatını hiç tecrübe etmedim. Ama siz buranın duvarlarını iyi biliyorsunuz. Bana söyleyin… Burada kime güvenmeliyim?”
Onun o dipsiz gözlerine bakmak istiyordu ama nedense bakışlarını orada tutmaya cesaret edemiyordu. Artem hafifçe öne doğru eğilip aralarındaki mesafeyi koruyarak fısıldadı.
“Hayatta kimseye güvenmeyeceksiniz, hanımefendi. Evvela kendi aklınıza güveneceksiniz.”
Ardından başıyla kısa bir selam verip yağmurun altında adamlarıyla birlikte gözden kayboldu. O sırada Dimitri hışımla kardeşinin yanına geldi. Enya ve saray kıyafetleri içindeki bir görevli de arkalarındaydı. Dimitri Seraphina’nın kolunu sertçe tutup onu kenara çekti.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun?”
“Ne yapmışım ki?”
“Annem, ‘Şu saf kardeşine mukayyet ol’ derken ne kadar haklıymış! Benden sana tavsiye, elin adamlarına böyle cilveleşir gibi yanaşma. Ya kralımız bu halini görseydi?” diye tısladı kolunu sıkarak. Seraphina kolunu hışımla abisinin elinden kurtardı ve elbisesini düzeltti.
"Yani bu, artık senden de uzak durmam gerektiği manasına geliyor. Doğrusu böylesi çok daha işime gelir.”
“Ne zırvalıyorsun sen?” diyen Dimitri’ye cevap bile vermeden, Seraphina başını dikleştirip görevli kadının yanına yaklaştı. Arkasına dönmeden,
"Ayrıca meraklanma sevgili abiciğim. Yüce kralımız bir yeri şereflendirmeden evvel muhakkak uşakları destur çeker.” diyerek görevliye yol göstermesini emretti.

Saray dudak uçuklatacak kadar ihtişamlıydı. Uçsuz bucaksız bahçeler, devasa mermer çeşmeler ve bitkilerden özenle budanmış geometrik desenler göz alıyordu. Altın varaklı devasa sütunların arasından geçip, tırabzanları incelikle işlenmiş uzun merdivenleri tırmandılar. Görevli kadın onları ağır, oymalı bir kapının önüne getirdiğinde reverans yaparak geri çekildi. Seraphina ve Dimitri içeri adım atacakken, Dimitri eliyle Enya’nın göğsüne bastırarak onu durdurdu.
"Her taşın altından çıkmana lüzum yok.” diyerek kapıyı hizmetçinin yüzüne kapattı.İçerisi altın işlemeli heykeller, ipek dokumalar ve ağır bir parfüm kokusuyla doluydu. Kral IV. Cavareth, aslan pençesi ayakları olan gösterişli koltuğuna yayılmış, bir eliyle gümüş kaseden mor üzüm yerken diğer eliyle bir kitap okuyordu. Yanındaki genç bir köle, devasa bir devekuşu tüyü yelpazeyle onu serinletiyordu. Seraphina, kralın okuduğu kitabın cilt kapağındaki maske çizimlerini görünce bunun ciddi bir devlet meselesi değil, ucuz bir tiyatro metni olduğunu anladı. Dimitri’nin dürtmesiyle ikisi de saygıyla eğildiler. Kral, kitabı tembel bir hareketle yanındaki sehpaya bırakıp onlara doğru eğildi. Yüzünde tehlikeli ve tatmin olmuş bir gülümseme vardı.
"Sağ salim teşrif etmenize memnun oldum. Artem yine beni yanıltmadı anlaşılan. Gelişinizi gören, duyan kimse olmadı değil mi?”
Dimitri panikle öne atıldı.
"H-hayır yüce kralım. Komutan Artem’in olağanüstü idaresi sayesinde, gölgelerden farksızdık.”
Kral, “Mükemmel…” diye mırıldandıktan sonra bakışlarını Seraphina’ya kilitledi.
"Umarım yolculuk sizi çok hırpalamamıştır, Al’Dara hanım.” dediğinde Seraphina, onun gözlerindeki tutkuyu beş metre öteden fark etti. Yine de belli etmemeye çalıştı.
“Lütfunuz için minnettarım. Komutan Artem yolculuk boyunca sükuneti sağladı." derken Seraphina'nın aklı bir an Artem’e kaydı. Onları saraya getirdikten sonra neden kralın yanına dönmemişti? Kral memnuniyetle ellerini çırptı. O sırada Dimitri cesaretini toplayarak, "Kralım, haddimi aşmak istemem lakin zihnimi kurcalayan bir husus var.” dedi. Kral hafifçe esneyerek, “Anlıyorum Bay Dimitri. Sana bahşedilecek rütbeyi ve ünvanı merak ediyorsun. Bunu Komutan Artem ile istişare edip sana bildireceğim. Şimdi gidip istirahat edin.”
“Aslında sorum başka bir konu hakkındaydı." deyince Dimitri, kralın gözlerindeki rehaveti silip yerini keskin bir dikkate bıraktı.
"Dinliyorum.”
“Bizi saraya bu denli aceleyle ve gizlilik içinde çağırmanız… Beni, ailemi ve en çok da sevgili kız kardeşimi biraz merak ettirdi.”
Dimitri, kralın gazabından korktuğu için kurnazca Seraphina’yı da işin içine katmıştı. Kral, Seraphina’ya bakarak imalı bir şekilde güldü.
"Düğünümüzün bu kadar erken ilan edilmesi ve ikinci kraliçe hazırlıklarının derhal başlatılması, elbette sizlerin de yüreğini kıpır kıpır yapıyordur.” Seraphina içinden lanet okudu. İkinci bir kraliçe olmak, hedef tahtasına oturmak ve özgürlüğünün üzerine ebediyen kilit vurmaktan başka bir şey değildi. Ancak ağzından çıkacak her kelime, ailesinin kaderini belirleyecekti. Tam Seraphina stratejik bir cevap düşünürken kapı muhafızı, Komutan Artem’in geldiğini duyurdu. Artem ağır adımlarla odaya girip kralın önünde diz kırarken, Seraphina nedense göğsünde tuhaf bir hafifleme hissetti. Cevap verme zorunluluğundan kurtulmuştu.
“Nerede kaldın Artem? Al’Dara ailesini saraya bıraktığın gibi sırra kadem basmışsın." diye çıkıştı Cavareth, sesinde hafif bir sitem vardı.
“Affedin kralım. Kışlada acemi erler arasında ufak bir arbede çıkmış, kılıçlar çekilmeden müdahale etmem icap etti." dedi Artem, sesi pürüzsüzdü. Kral bıkkınlıkla gözlerini devirdi.
"Sarayın erleri bile başlarında sen olmadan uslu duramıyor. Derhal yetkin bir adam seç ve şu acemilerin başına dik. Böyle ufak tefek meselelerle vaktini harcama.” Kral cümlesini bitirdiği an gözleri parlayarak Dimitri’ye döndü.
“Bay Dimitri! Acaba bu görevle sen alakadar olmak ister misin? Geçmişinde kılıç eğitimi aldığını işitmiştim. Krallığa hizmet etmek için harika bir fırsat! Hem geri kalan vaktinizde sevgili kız kardeşinizle bol bol hasret giderirsin.” dedi kurnazca gülümseyerek. Dimitri’nin gözleri hırsla parladı, bu açık sürgünü bir lütuf sanarak hemen öne atılıp diz çöktü.
"Nasıl arzu ederseniz yüce kralım! Emriniz başım üstüne!” diyerek kralın ipek pelerininin ucunu öptü. Seraphina bu yalakalık karşısında midesinin bulandığını hissetti. Dimitri geri çekildiğinde, kralın bakışları yeniden Seraphina’yı buldu. Köşede sessizce duran Artem’in gözleri de şimdi ikisinin üzerindeydi.
"Bu arada, soruma hala zarif bir yanıt alamadım sevgili Seraphina.”
Seraphina dudaklarına zoraki ama kusursuz bir gülümseme yerleştirdi.
"Benim bu yüce makamda, böylesine mühim kararlar üzerine kelam etmem hadsizlik olur. Majesteleri, krallığı için en doğrusunu en bilgece şekilde zaten takdir etmiştir.” diyerek yalandan kestirip attı. Sözleri öylesine yuvarlaktı ki, hem rıza gösteriyor gibi duruyor hem de hiçbir şeye söz vermiyordu. Kral ise bu itaatkar ve politik cevaptan memnun kalarak gülümsedi.
"Pekala. Hizmetliler sizi odalarınıza götürecek. Merhametli kralınız, sizin için sarayın en ferah odalarını hazırlattı.” dediğinde Seraphina ve Dimitri reverans yaparak odadan çıkarken, arkalarından kralın kahkahası duyuldu.
"Hey Artem! Şu piyese bir bak, hayatımda böyle gülünç bir şey okumadım!”
Artem’in ise o her zamanki renksiz, dümdüz sesi yankılandı.
"Anlıyorum kralım. Ziyadesiyle eğleniyor olmalısınız.”

Koridora çıktıklarında yaşlı, kilolu bir hizmetli ve bir saray muhafızı onları bekliyordu. Enya da köşede endişeyle ellerini ovuşturuyordu. Muhafız öne çıkarak Dimitri’ye sert bir baş selamı verdi.
"Dimitri Al’Dara, kışlaya intikaliniz için emir aldım. Buyurun, bu taraftan.” Dimitri, şimdiden krallığın baş komutanı olmuş gibi göğsünü kabartarak kız kardeşinin kulağına fısıldadı.
"Ben göreve gidiyorum. Sen de sakın şimdiden olay çıkarıp kendini ve ailemizi rezil etmeye kalkma. Bir durum olursa Enya üzerinden haber gönderirsin." diyerek ukalaca el salladı ve muhafızın peşinden gitti. Baş hizmetli, simsiyah, yere kadar uzanan, üzerinde beyaz dikişler olan bir elbise giyiyordu. Sıkıca toplanmış saçlarının üzerine geçirdiği siyah boneye rağmen, dibindeki beyazlar yılların yorgunluğunu ele veriyordu. Yakasına iliştirilmiş lale şeklindeki gümüş broş, onun saraydaki hiyerarşisini bağırıyordu. Seraphina çocukluğunda aldığı eğitimlerden sarayın bu çiçek dilini biliyordu. Gül, yalnızca kraliyet kanı taşıyanlara aitti. Halktan birinin gül takması veya kokusunu sürmesi kırbaç cezasıydı. Şakayık, kraliçenin ve kralın en mahrem sırdaşlarına aitti. Lale, baş hizmetlilere, zambak ve ayçiçeği ise alt kademelere takılırdı. Yaşlı kadın duygusuz bir sesle
"Seraphina Al’Dara, lütfen beni takip edin.” dedi. Kadının bu kestirip atan tavrı Seraphina’yı şaşırtsa da ses çıkarmadan peşine takıldı. Devasa, soğuk koridorlardan geçiyorlardı. Pencereler insan boyunun üç katı yüksekliğindeydi ve dışarıda şiddetini artıran yağmur, camları dövüyordu. Altın varaklı çerçevelerin içinden geçmiş kralların solgun yüzlerinin özenle boyanmış olduğu tablolar onlara bakıyordu. Nihayet, çift kanatlı, üzeri oymalı devasa bir kapının önünde durdular.
"Bir sorun mu var?" dedi Seraphina bir terslik olduğunu sezerek. Yaşlı kadın onun sorusunu duymazlıktan geldi.
"İçeri buyurun. Ben sizi burada bekleyeceğim. Bir arzunuz olursa seslenmeniz kafidir." diyip geçti. Enya tam Seraphina’nın peşinden içeri süzülecekken, hizmetli onun kolundan tutup sertçe geri çekti ve gözleriyle dışarıda kalmasını emretti. Seraphina bu sefer kesin olarak bir şey döndüğünü sezerek yutkundu ve ağır kapıyı itip içeri adım attı.Burası ona tahsis edilmiş bir misafir odası olamayacak kadar ihtişamlıydı. Avangart koltuk takımları, paha biçilemez tablolar ve tavandan sarkan devasa kristal avize buranın sarayın kalbi olduğunu haykırıyordu. Neden buradaydı? Tam bu soruyu zihninde evirip çevirirken, devasa yatağın arkasından küçük bir erkek çocuğu fırladı. Seraphina irkilerek geriledi. Karşısında duran, sarayın gizemli veliahdı, Prens Alaric’ten başkası değildi. Doğumundan sonra Kraliçe Helen hastalanmış, bir daha çocuk doğuramayacağı anlaşılınca hekimler ve büyücüler bu tek varisi sarayın altın kafesine kilitlemişlerdi. Tabii bunu kral, kraliçe ve önemli birkaç kişi dışında kimse bilmiyordu. Çocuk, Seraphina’ya şüpheyle yaklaştı.
"Sen hizmetçi değilsin." dedi. Bazı harfleri yutarak peltek konuşuyordu. Küçük çocuğun bu konuşma tarzı her ne kadar Seraphina'ya komik gelse de nazikçe eğilip boyunu onunla eşitledi.
"Çok doğru bildiniz, küçük adam.”
Çocuğun kaşları anında çatıldı, yüzü kızardı.
“Ben küçük adam değilim. Ben Prens Alaric’im! Bu toprakların gelecekteki kralıyım!” diye cırtlak bir sesle bağırdığında, Seraphina telaşla işaret parmağını dudaklarına götürdü.
"Tamam, tamam teslim oluyorum." diyerek son derece abartılı, tiyatral bir reverans yaptı.
"Siz kazandınız, müstakbel kralım.”
Çocuğun dudaklarında gururlu bir gülümseme belirdi ama Seraphina fısıldayarak ekledi.
"Ama yine de bu senin ‘küçük’ bir adam olduğun gerçeğini değiştirmiyor.”
Alaric’in kafası karışmıştı. Seraphina ona biraz daha yaklaşıp, “Kapıdaki o asık suratlı kadın gibi koca bir yetişkin değilsin en azından, değil mi?” diyerek göz kırptı. Çocuğun gözleri korkuyla irileşti.
"Leydi Marta! Kapıdaki o mu? O olmak istemiyorum! Beni öğretmenime götürecekti. Bugün harfleri öğrenecekmişim. Ama ben okumak değil, babamla kılıç tokuşturup eğlenmek istiyorum! O yüzden annemle babamın odasına saklandım.”
Seraphina durumu şimdi anlamıştı. Burası Kral ve Kraliçe'nin mahrem yatak odasıydı. Kalbi hızla çarpmaya başladı.
“Kapıdakinin Leydi Marta olup olmadığını bilmiyorum ama pekala,” dedi Seraphina tatlı bir sesle. "Leydi Marta’ya burada olduğunu söylemeyeceğim. Ama bir şartla.”
Çocuk dudaklarını büzdü."Altın mı istiyorsun? Benim altınım yok ama uzak diyarlardan gelen oyuncaklarım var. Onlardan veririm.” dediğinde Seraphina içinden "Bu yaşta bir çocuğa ne tür pazarlıklar öğretiyorlar böyle?" diye geçirdi.
“Hayır,” diyerek gülümsedi. "Ben halk arasında çok sevilen ama yüzünü hep gizleyen gizemli bir dansçıyım. Seni özel bir dansa davet ediyorum. Bu bizim küçük sırrımız olacak. Ama bu danstan sonra, bir prens gibi gidip öğretmeninden harfleri öğreneceksin. Anlaştık mı?”
Çocuğun gözlerinde yıldızlar parladı. Heyecanla Seraphina’nın uzattığı elleri tuttu. İkisi odanın ortasında kıkırdayarak dönmeye başladıkları an, kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Eşikte, yakut ve incilerle işlenmiş zümrüt yeşili, ağır bir kadife elbise içinde, yüzü porselen gibi solgun ama bakışları kılıç gibi keskin genç bir kadın duruyordu. Yanında ise yakasında şakayık broşu taşıyan, az önce Alaric’in bahsettiği Leydi Marta vardı. Kraliçe Helen Orpheline’in buz gibi aurası odayı anında dondurdu. Seraphina ne yapacağını bilemeyerek hemen başını eğip ellerini önünde bağladı.
“Alaric!” diye gürledi kraliçe. Bir an o kibar halinden eser kalmamıştı sanki.
"Çabuk o kadının elini bırak. Hem ne arıyorsun sen burada? Derhal Leydi Marta’nın yanına geç ve derse git!”
Küçük çocuk dehşet içinde Seraphina’nın ellerini bırakıp Leydi Marta’nın eteklerine koştu. Leydi Marta, çocuğu kolundan sıkıca kavrayıp odadan çıkarırken kapıyı ağır ağır kapattı. Oda ölümcül bir sessizliğe gömüldü. Kraliçe, Seraphina’yı tepeden tırnağa süzerek ağır adımlarla yatağın ucuna oturdu. Seraphina içgüdüsel olarak bir adım geriledi.
“Demek Seraphina Al’Dara sensin." dedi kraliçe. Sesi az önceki hiddetinden arınmış, tekinsiz bir yumuşaklığa bürünmüştü. Seraphina titrek bir nefes alıp başıyla onayladı. Beklenmedik bir şekilde, kraliçenin dudaklarında ufak bir tebessüm belirdi.
"Tanıştığımıza memnun oldum. Ben Kraliçe Helen.” dedi resmiyete bürünerek.
"B-ben de şeref duydum, kraliçem.” diyerek derin bir reverans yaptı Seraphina.
"Benimle yaşıt görünüyorsunuz. Kaç yaşındasınız?”
“On dokuz yaşındayım, kraliçem.”
“Dört yaş küçükmüşsünüz…” diye mırıldandı Helen. Kraliçenin çam ormanlarını andıran yeşil gözleri hem çok yorgun hem de çok hüzünlüydü. Parmağında evliliğinin sembolü olan devasa elmas yüzük parlıyordu. Seraphina o an, kralın parmağında evliliğe dair hiçbir yüzük olmadığını hatırladı. Kraliçe Helen zarifçe ayağa kalkıp Seraphina’nın etrafında ağır ağır daireler çizmeye başladı.
"Saraydaki tüm kadınların dirliği, düzeni ve adabı benden sorulur. Haliyle, sizin eğitiminiz ve buradaki gözetiminiz de benim hükmümdedir. Yarından tezi yok, bir saraylıya yaraşır eğitimlere başlayacaksınız. Sizi bizzat bilgilendirmek ve... ‘hoş geldin’ demek istedim.”
Bu çok açık bir güç gösterisiydi. Kraliçe, sarayda onlarca misafir salonu varken Seraphina’yı özellikle kralla paylaştığı yatak odasına getirtmişti. Mesaj netti. "Kral benim, bu yatak benim, sen ise sadece benim eğiteceğim sıradan bir hizmetkarsın." Seraphina içinden bu mesaja güldü. Kraliçe haklıydı ve Seraphina’nın tam olarak istediği de buydu. Yeter ki kraliçe ona dokunmasın, kralı ondan uzak tutsun ve ailesinin borçları silinsin. İtaatkar bir tavırla, “Gözetiminiz altında olmak benim için büyük bir onurdur kraliçem." dedi. Kraliçe rahatlayarak gözlerini yumdu. Karşısındaki kızda bir tehdit, bir kadınlık ihtirası sezmemişti. Tekrar koltuğuna geçerken, “İyi anlaşacağımızı ümit ediyorum, Bayan Al’Dara. Şimdi çıkabilirsiniz. Hizmetliler sizi kendi odanıza götürecektir.”
Seraphina reverans yapıp hızla odadan çıkarken, Leydi Marta çoktan prensi teslim edip dönmüştü. Seraphina dışarı adımını atar atmaz, Leydi Marta içeri süzülüp kapıyı kapattı.Kraliçe Helen, cama vuran yağmur damlalarını dalgınca izliyordu.
"Bir şeyler sezebildiniz mi, kraliçem?” diye sordu Leydi Marta endişeyle.
"Mantığım çoğu zaman tökezler ama duygularım beni asla yanıltmaz." dedi Helen yorgun bir tebessümle.
"Bu kızın içinde kralıma dair en ufak bir kıvılcım yok. Bakışlarında sadece korku ve hayatta kalma arzusu var.”Leydi Marta ciddiyetini bozmadı.
"Siz nasıl hissediyorsanız öyledir, fakat yine de Seraphina Al’Dara ve o gizemli ailesinin geçmişini deşmekte fayda var.”
“Ah Leydi Marta… Siz ve bitmek bilmeyen şüpheleriniz! Peki, haklısınız. Gerekli araştırmayı yapın o halde.”
“Emredersiniz. Bu arada, Prens Alaric bu kez hiçbir hırçınlık yapmadan, aksine büyük bir neşeyle dersine girdi.”
Kraliçe şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
"Öyle mi? Bu hepsinden daha ilginç. Her neyse, çekilebilirsiniz leydi.”
Leydi Marta çıkmadan evvel oymalı ahşap çekmeceden küçük bir kutu çıkarıp, kadehe su doldurdu ve kraliçenin önüne koydu.
"Günlerdir ilaçlarınızı ihmal ediyorsunuz. Renginiz balmumu gibi oldu. Lütfen, kendinize merhamet edin." diyerek reverans yapıp çıktı. Kraliçe Helen masadaki zehir kadar acı haplara baktı. İçmek istemiyordu, bedeni direniyordu ama zayıf düşmeye hakkı yoktu. Derin bir nefes alıp üç hapı birden yuttu.

Seraphina nihayet kendine ayrılan odaya ulaştığında derin bir oh çekti. Oda sarayın geri kalanına kıyasla daha mütevazı olsa da eski evindeki odasından katbekat görkemliydi. Duvarlar uçuk pembe, simli kumaşlarla kaplanmış, devasa sayvanlı yatağın etrafından bembeyaz ipek tüller sarkıtılmıştı. Tam da dönemin bütün genç hanımlarının hayali olan cinstendi. Gerginliğin verdiği bitkinlikle kendini yatağa attı. Enya da yatağın ucundaki kadife pufa iliştirip hayranlıkla hanımını izliyordu.
“Efendim, kraliçenin karşısında nasıl o kadar sakin kalabildiniz? Adeta onunla yüzleştiniz!”
“Yüzleşmedim Enya, sadece sessiz bir anlaşma yaptık." dedi Seraphina kollarını başının altına koyarak.
"Kraliçe solgun ve hasta görünüyordu. Yüzüğünü gözüme sokması, beni kendi yatak odasında ağırlaması… Bunlar birer güç gösterisiydi. ‘Kral bana ait’ diyordu. Ben de ‘Al senin olsun’ dedim halimle. Onların aşk masalının piyonu olmaya niyetim yok. Bana ve aileme dokunmadıkları sürece kendi halimde takılır, zamanı gelince de bu altın kafesten kaçmanın bir yolunu bulurum.”
“Ama efendim! Kral sizinle evleneceğini ilan edecek, kaçmak intihar olur!”
“Şu an bunları düşünecek mecalim yok Enya. Bırak da biraz sessizliğin tadını çıkarayım.” Her ne kadar böyle söylese de zihni bir saat gibi tıkır tıkır işlemeye başlamıştı bile.

Akşama doğru sağanak yerini ince bir çiselemeye bırakmış, fakat gökyüzü şimşeklerle yarılmaya devam ediyordu. Kraliçenin dairesinde ağır bir hava hakimdi. Kral IV. Cavareth odaya hışımla girdiğinde, Leydi Marta apliği yakmayı yarım bırakıp korkuyla dışarı kaçtı. Prens Alaric ise köşede tahta askerleriyle oynuyordu. Kralın gözlerinden alevler saçılıyordu. Kraliçe durumu sezerek kitabını usulca kapattı ve ayağa kalktı.
"Ne yapmaya çalışıyorsun kraliçe?" diye esip gürleyince kraliçe her ne kadar korksa da belli etmemeye çalışmıştı.
"Kralım, lütfen sesinizi yükseltmeyin. Prens Alaric burada." dedi eliyle çocuğu işaret ederek. Cavareth oğlunu görünce yüzündeki öfkeyi zoraki bir şefkat maskesiyle örttü. Çocuğun saçlarını okşayıp kapıya yönlendirdi.
"Prensim… Beni kraliçemle biraz yalnız bırakır mısın? Saat geç oldu, sen de odana geç.” Oyuncaklarını kenara bırakan küçük çocuğun korkudan dudakları titredi.
"Yine mi kavga edeceksiniz baba? Bu aralar anneme çok kızıyorsunuz.”
Kral diz çöküp onu yanağından öptü ve kendisininkiyle aynı olan kıvırcık saçlarını okşadı.
"Olur mu hiç öyle şey aslanım? Sadece mühim devlet meseleleri konuşacağız. Hatta söz veriyorum, bu gece senin odana geleceğim, beraber uyuyacağız.”
Çocuk bu vaatle gülümsedi ve hevesle odadan çıktı. Kapı kapanır kapanmaz kral maskesini fırlatıp attı.
"Bana derhal mantıklı bir izah yap Helen! Seraphina’yı neden buraya, kendi yatak odamıza çağırttın? Amacın ne?"
Normalde Cavareth, kraliçesi ile resmi olmayan bir şekilde konuşmazken bu sefer durum farklı görünüyordu. Kraliçe başını dik tuttu.
"Saraydaki tüm kadınların eğitimi benim omuzlarımda. Onunla bizzat ilgilenmemden daha doğal ne olabilir?” diye kestirip atmaya çalışsa da kral alayla güldü, kollarını arkasında bağladı.
"Bence niyetin eğitim falan değildi Helen. Gözdağı vermek istedin.”
“Bu gayet tabii değil mi!” diye bağırdı kraliçe, sesi ilk defa titriyordu.
"Ben bu krallığın kraliçesiyim, sizin eşinizim! O kıza nasıl baktığınızı hissetmiyor muyum sanıyorsunuz? Üstelik o genç, güzel ve en önemlisi… sağlıklı.”
Son kelime dudaklarından dökülürken gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Kralın öfkesi bir anda söndü. Kraliçenin yanına gidip onun soğuk ellerini avuçları içine aldı, usulca koltuğa oturttu.
"Helen... Sen benim ilk ve en kıymetli kraliçemsin. Lütfen kendini bu yersiz kuruntularla zehirleme. Krallığın geleceğini düşünmek zorundayız. Alaric’ten sonra başka varisler de doğmalı. Halk beş yıldır yeni bir prens müjdesi bekliyor.”
Kraliçe yenilgiyle başını eğdi.
"Haklısınız kralım… Duygularım mantığımı kör ediyor. Peki söyler misiniz, o kızı halka nasıl kabul ettireceksiniz? İkinci bir kraliçe, oğlumun veliahtlığını ve benim itibarımı zedelemeyecek mi?”
Kral, Helen’in alnına sahte ama ikna edici bir öpücük kondurdu.
"Bunu hiç dert etme kraliçem. Artem ile beraber yürüttüğümüz kusursuz planlar var. Her şey krallığın bekası için.” diyerek odadan çıktı. Fakat adımları oğlunun odasına değil, aynı koridorun sonundaki Seraphina’nın odasına yönelmişti.

Seraphina o sırada su yeşili, sırtı derin dekolteli ipek geceliğini giyiyordu. Enya arkadaki ipleri bağlamaya çalışırken kapı tıklatılmadan açıldı. Seraphina hızla yorganı üzerine çekerken, Enya utanç ve dehşet içinde odadan kaçtı. Kral IV. Cavareth kapıyı yavaşça kapatıp kilitledi, gözleri Seraphina’nın açıkta kalan bembeyaz boynuna kilitlenmişti. Dudaklarında o tehlikeli, yırtıcı gülümseme vardı. Seraphina mesafeyi korumak için hızla ayağa kalktı.
"Burası sarayın en yüksek kulesidir, havası adamı dondurur. Alışsan iyi edersin." dedi kral rahat bir tavırla.
“İzninle balkona çıkıp hava alacağım. Yoksa o da mı yasak?”
“Bu odayı senin zevkine göre döşettim. Balkon da, içerisi de tamamen senin emrinde." dedi Kral IV. Cavareth ona doğru bir adım atarak.Seraphina hızla balkonun cam kapılarını açtı. İçeri dolan buz gibi hava tenini ürpertmişti.
"O halde, bir dahaki sefere odama girmeden evvel kapıyı çalmanı rica edeceğim majesteleri. Malum, burası benim odamsa kuralları da ben koyarım.”
Kral, koltuğun üzerindeki şalı alıp balkona, onun peşinden çıktı. Seraphina arkasını döndüğü an şalı zarif bir hareketle kızın omuzlarına bıraktı. Bedeni neredeyse Seraphina'nın sırtına değiyordu. Önce kızın saçlarının kokusunu derin bir nefesle içine çekti, ardından şalın uçlarından tutup Seraphina’yı hafifçe kendine doğru çekerek fısıldadı.
“Küçük bir detayı atlıyorsun ama… Burası senin odan olabilir, ama bu saray benim. Buradaki tüm kuralları yalnızca ben koyarım. Kendi sınırlarını fazla aşmamanı tavsiye ederim.” Sesi kadife gibi yumuşaktı ama içi zehir doluydu. Seraphina titremedi, gözlerini kaçırmadan resmi bir tavırla gülümsedi.
"Tavsiyeniz için minnettarım kralım. Fakat saat oldukça geç oldu ve siz de hayli yorgun görünüyorsunuz. Odanıza dönüp kraliçemizi daha fazla bekletmeseniz iyi olur.” dedi imayla. Kralın çenesi kasıldı ama bozuntuya vermedi.
"Kraliçemin yanına gideceğimi kim söyledi? Bu gece oğlumla uyuyacağım. Belki yarın da… Ama bir gece muhakkak senin koynunda olacağım, buna şüphen olmasın. Şimdi üşütmeden içeri gir. İyi uykular, sevgili Al’Dara.” diyerek kahkahalarla odadan çıktı. Seraphina kapı kapanana kadar bekledi, ardından kapıya doğru bakıp “Rüyanda görürsün ukala herif!” diye mırıldandı. Soğuk rüzgar geceliğinin eteklerini uçururken içeri girmek üzere arkasını döndü. Tam o esnada, karşı kuledeki karanlık balkonda dikilen devasa silueti fark etti. Artem Cassian, gecenin karanlığına karışmış siyah peleriniyle, hareket dahi etmeden onu izliyordu. Seraphina’nın nefesi boğazında düğümlendi. Ne zamandır oradaydı? Kralın içeridekileri sarkıntılıklarını görmüş müydü? Bunların hiçbirini bilmiyordu. Seraphina utançla karmaşık bir öfkeyle hızla içeri girip balkon kapısını kapattı, ağır perdeleri öfkeyle çekti. Yatağa girip yorganı başına çekerken zihninde yankılanan tek bir soru vardı. "Bizi neden izliyordu?"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

595okunma 326beğeni 44yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18