Koku kitap kapağı

8. bölüm / 14

Koku

8. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Sadece Tugva

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 8. Bölüm

Elimde yeni açılan mağazaların satış raporları vardı. Yeni açıldığı için kampanyalardan kaynaklı olsa gerek satışları oldukça yüksekti ama asıl satışları bugünden sonra görecektik. Fakat yine de mutlu olmama yetmişti. Yeni bir anı satmak, geçmişi yad etmek ve ettirmek hoşuma gidiyordu.

"Saru Hanım?" Ceylin'in telaşlı sesiyle arkamı döndüm. "Efendim?" diyerek yüzünden ne olup bittiğini anlamaya çalıştım. "2 tane adamın biri geldi, ikizlerdi. Sizin arkadaşınız olduğunu söyleyerek sizinle görüşmek istediler ama ben hallettim. Güvenlik ilgileniyor."

Benim arkadaşımın olmadığını bildiği için bu bahaneyi kullanan herkes için aynı şeyi yapardı. Söylediklerini ciddiye almazken bir an duraksadım. İkizlerdi demişti.

"Güvenliklere geri çekilmelerini söyle!" dediğimde şaşkınlıkla bakakaldı yüzüme. Girişe doğru yürümeye başladığımda Eralp'in kahkahasını duymuştum. Sinir olduğu belliydi.

Güvenlikler beni gördüğünde, "Ark-" konuşmasına müsaade etmeden, "İşinizin başına dönün." dedim, sinirle. Eralp'in yüzünden gözlerimi alamamıştım. Akalp ise baygın ve bıkkınlıkla duruyor gibi bi' hali vardı. Eralp'e biraz daha yaklaştığımda yaralarının yeni olduğunu fark ettim.

"Oo, Saru Hanım!" diye homurdandı Eralp, "Bak yüzüme! Baby face suratım bebek poposuna döndü!"

Söylediklerinden hiçbir şey anlamadığım için Akalp'e baktım. Boşver der gibi kafasını sallamıştı. Eralp'e geri döndüm. "Bebek poposu tabiri iyi anlamda kullanılır ama sen şikayet ediyorsun. Anlamadım."

"Bebeğin poposu da olsa oradan kakasını yapıyor, Saru. Ne kadar iyi bir tabir olabilir? Bak bak, biraz daha yakından bak!"

Konuşma şekli çok komiğime gelse de kendimi kontrol edip gülmemeyi başardım.

"Artık söyleyecek misin ne olduğunu? Belli ki yüzünün bu hâle gelmesinin sebebi benim, ama nasıl?"

"Yusuf piçi sabah evi bastı birkaç adamla beraber. Beni de Akalp zannetti! Bebek gibi suratım senin yüzünden yamuldu. Bu yüzden sen de bana yemek ısmarlayacaksın. Cezan bu."

Artık kendimi tutamayıp kahkaha attım. Gerçekten verdiği ceza bu muydu yani? Bir yemekle mi korkutacaktı beni? Bana sinirle bakarken, "Nesi komik?" diye homurdandı.

Boğazımı temizleyerek dudaklarımı bastırdım. "Demek ki ikiz olmak o kadar da güzel değilmiş." dediğimde gözlerini devirdi. Tekrar gülmek istesem de gülmedim. Baya sinirlenmişti.

"Hazır buraya gelmişken parfüm de hediye et bari."

"Eralp!" diye ikaz de bulundu Akalp.

"Parfümü kaşın için hediye edeceğim, yemeği de dudağın için ısmarlayacağım. Gelin benimle."

Eralp keyifle gülümserken birden yüzünü ekşitti. Dudağında ki yara daha yeni olduğu için canını yakmış olmalıydı.

Yarın gönderimi olacak olan PR kutularına doğru ilerledim. Ceyhun, sayım yaparken beni gördüğünde tebessüm ederek, "Bir şey mi istediniz, Saru Hanım?" diye sordu.

"Bana kahve getirir misin? Test yapacağız." kafasını sallayarak yanımızdan ayrıldığında dolaptan bir kutuyu çıkarıp masanın üzerine koydum. Kutu da 5 tane birbirinden farklı parfüm vardı.

Bir tanesini alıp Eralp'e uzattığımda, Akalp ise rahatsız olmuş gibi bi' ifade takınmış etrafa bakınıyordu. Eralp, parfümü havaya sıktığında 'ciddi misin' dercesine yüzüne baktım. Havaya sıkılan parfümle bir şey anlaşılmazdı. En iyi ten de anlaşılırdı.

Elinden şişeyi alıp bir parmağına sıkıp elimle parmağını ovalayarak, "Kokla." dedim. Havada ki parfümle ne anlayacaktı sanki? Normalde bileklere sıkmayı tercih ederdim ama 5 parfüm için bilekler yetersizdi.

İkinci parfümü de sıkıp koklaması için işaret ettim. Bu sırada Ceyhun, küçük bir kasede kahve ile gelmişti. Parfüm testlerinde muhakkak kahve olması gerekirdi ki parfümlerin kokusu karışmasın.

Eralp yine beğenmiş gibi kafasını sallarken bu kez kahveyi uzattım koklaması için. Tip tip yüzüme bakıyordu. Bu halinden de anlaşıldığı üzere parfüm konusunda fazla seçici değildi. Seçici olsaydı neden kahveyi uzattığımı anlardı.

Diğer üç parfümleri de koklatıp beğeni testinden geçirmiştik. Hepsini de beğenmişti. "Ceyhun, yeni ürettiğimiz parfümden 2 tane verir misin?" dedim.

"Sana deli meli diyordum ama işinde baya iyimişsin, he."

"Neden kalıcı bir kokun yok? Kahveyi uzattığımda fark ettim."

Sanki komik bir şey söylemişim gibi gülmeye başladı. "Bak yine deliliğin tutuyor. Neden bir parfüme bağlımlı kalayım ki? Bu 5 parfüm bile birbirinden güzel mesela. Bir tanesini seçip de diğer dördünü yok sayamam."

"Yok saymana gerek yok zaten. Mesela benim günlük için, randevu için, ya da arkadaşlarımla buluşmalarım için sabit kokum var. Hayatlarından çıktığımda her biri onların yanında sürdüğüm koku sayesinde beni hatırlayacaklar. Ama senin durumun öyle değil. O kadar çok parfüm değiştiriyorsun ki kimsenin aklında kalmıyorsun."

Konuşmalarım sırasında Ceyhun elinde ki parfümleri bana vermişti. Paketi açarap bu kez Akalp'in elini tutarak bileğine sıktım.

"Bu koku, aradığım kokuya yakın, ama değil." dedim. Akalp'ten önce Eralp koklamıştı. Bu haline gülümsedim. Akalp de bileğinde ki kokuyu koklarken, "Delisin falan ama kafana koyduğunu yapıyorsun." dedi Eralp. Ceyhun'un bakışları şaşkınlıkla Eralp'in üzerinde gezinirken kendisine baktığımı fark eder etmez masasına yöneldi.

"Yaklaşmışsın." dedi Akalp. İç çektim. Ben de biliyordum yaklaştığımı ama bir türlü tutturamıyordum işte. Bu yüzden kaç kere parfüm üretmekten vazgeçmiştim.

"Söyleyecek misin?" diye sordum. Bu son kez soruşumdu. Bir daha ne Eralp'e ne de Akalp'e parfümün markasını soracaktım. Gülümsedi. "Oyun bittiğinde, söyleyeceğim." dedi.

Söylemezse söylemesin. Bir daha sormazdım ben de. "Ne oyunu? Ve öyle beleşe söyleme, sakın!" diyen Eralp sayesinde, Akalp'in az önce ki kurduğu cümleyi yeniden zihnimden geçirdim. Oyun bittiğinde söyleyeceğim demişti! Kocaman gülümseyerek, "Tamam." dedim.

Belki emeklerim sayesinde bulamamıştım ama olsun. Sonunda aradığım kokunun markasını öğrenecektim. Bu iki parfümü de poşete koyup Eralp'e uzattım.

"Yemeği de Eralp ısmarlasın artık."

"Niye ben ısmarlıyormuşum? Ben ikinizin yüzünden bebek gibi suratıma darbe yedim. Ayrıca en fazla iki binlik bir parfüm hediye etti. O kadar kasma, kardeşim."

Ceyhun'un kahkahasıyla bakışlarım ona kaydı. "Neye gülüyorsun?" diye sordu Eralp, Ceyhun'a. Elbette uygun fiyatlarda da parfüm satıyordum ama bu kutuda ki parfümler en pahalı parfümlerimdi. Bunu Ceyhun bildiği için gülmüştü.

Ceyhun'un bana bakarak tepkimi ölçmeye çalışıyordu. İstifimi bozmadan bakmaya devam ettim. "Aklıma komik bir fıkra geldi, beyefendi. Benim yukarı da bir işim var da, iyi günler Saru Hanım." diyerek yanımızdan ayrıldı. Aferin. Tepkilerini de kontrol edebilse daha iyi olacaktı ama yine de iyi çalışandı.

"Hadi yemek yemeye gidelim." diyerek yanlarından kısa bir süre ayrılıp odamdan çantamı alarak dışarıya çıktık. Ben kendi aracıma binip yola çıktığımda onlar da beni takip etmeye başlamıştı.

Her ne kadar onların karşısında Yusuf'un konusuna değinmesem de Yusuf'la ayrı olarak ilgilenecektim. Hangi akla hizmet Akalp'i dövmek için evini adamlarla basıyordu? Hadi bastın ama neden adam topladın? Liseli ergenler gibi tavırları vardı resmen. Gerçi Akalp yerine Eralp nasiplenmişti ama olsun. Kendi kendime güldüm. Bu durumda bile kişiliğinden ödün vermiyordu, salak adam.

Derin'in mekanına geldiğimde arabadan inerek anahtarı valeye bıraktım. Onlar da yanıma geldiğinde Eralp'in gözleri kocaman olmuş bir vaziyette bana bakıyordu.

"Müstakbel yengem misin şimdi?" demek ki Akalp oyunu anlatmıştı. Gözlerimi devirerek restorana yürümeye başladım. "Bu oyun sadece ailemin yanında geçerli. Şu anda karşında deli Saru var ona göre." diye uyardım.

Karşılama da duran Zeynep'i görünce gülümseyerek, "Derin burada mı?" diye sordum. "Maalesef, Saru Hanım. Daha dönmedi tatilden." tebessüm ederek her zaman ki masama geçtim. Buranın manzarası çok güzel olduğu için içimi rahatlattığından kaynaklı Derin burayı sadece bana rezerve ediyordu.

Derin benim psikoloğumdu ama artık onun danışanı olmadığım için arkadaş olmuştuk.

Zeynep kahvemi getirdiğinde tebessüm ederek, "Şefe söyler misin, misafilerim için güzel bir şeyler hazırlasın." Zeynep onaylarak yanımızdan uzaklaşırken Eralp ise şaşkınca bana bakmaya devam ediyordu.

Ben de ona tip tip bakmaya başladım. Bakalım nereye kadar dayanabilecekti. Çünkü ben bakışlarımı kaçırmazdım. Gözlerini devirdi.

"Çok kötü bakıyorsun."

Zafer benimdi. Keyifle arkama yaslanarak kahvemden içmeye başladım. Akalp'in telefonu çaldığında masadan kalkmıştı.

"Oha! Kusura bakma ama bu bana verdiğin parfümler neden bu kadar pahalı?"

"Ee, anılarının değerini bilmeyen biri bunu anlamaz."

Garson gelip masaya servis açmaya başladı. Eralp, hâlâ benim mağazamda dolaşırken bu haline sessizce güldüm. Eralp genellikle sinirimi bozsa da iyi bir adamdı.

Yemeklerimiz ve Akalp aynı anda masaya gelmişti. Yüzü fazlasıyla gergin duruyordu. Eralp de fark etmiş olacak ki, "İş mi?" diye sorduğunda Akalp başını olumsuz anlamda sallayarak telefonunu bana uzattı. Ekranda babamın numarası vardı. Babam, Akalp'i neden aramıştı? Acaba oyunumuzu mu öğrenmişti? Gerçi öğrense beni arardı, Akalp'i değil.

"İkimizle önemli bir konu konuşacakmış. 'Nerede, ne yapıyorsanız bırakın ve direkt buraya gelin.' dedi."

Gözlerimi devirerek yemeğimi yemeğe başladım. Babamın oyundan haberi yoktu, Eralp'in Yusuf'la arasında geçen kavga hakkında konuşacaktı. Akalp ayakta durmuş bana bakmaya devam ediyordu.

"Önemli olsa beni arardı, Akalp. Konu Yusuf ve Eralp, yani Sen. Kavgayı konuşacak. Bu da benim için önemli bir konu değil bu yüzden yemeğim bitmeden hiçbir yere gitmiyorum."

"Ee tabii adam da kızının huyunu suyunu biliyor. Şimdi bu damat adayı ya sözü ona geçer sandı herhalde."

Eralp'in cümlesiyle kahkaha atmıştım. Eralp, 'haklıyım' der gibi bakıyordu ve evet, haklıydı. Babam da tam bu yüzden Akalp'i aramıştı. Yemeğimi yerken istemsizce gülmeye devam ediyordum. Eralp'in tavrı aklımdan çıkmıyordu çünkü.

Yemeğimiz bittiğinde kasada Eralp öne geçse de kasada duran Ahmet'e diktim gözlerimi. Kartımı uzattığımda Eralp'in kartını geri vermiş, benim kartımı almıştı.

"Lan kızım ben o parfümlerin o kadar pahalı olduğunu bilmiyordum bırak da ben ödeyeyim."

Omuzlarımı silkerek kartımı cüzdanıma geri koydum. "Söz ağızdan bir kere çıkar." dedim. Homurdanarak arkamdan yürümeye devam ediyordu.

Arabayı beklerken, "Sizinle yollarımız ayrılıyor... Benim yengem olmak o kadar kolay değildir, Saru. Bak nasıl zarara uğrattım seni." baygınca yüzüne baktım. Baktı ki homurdanarak bir yere varamıyor yine benimle uğraşmaya başladı.

"Oyun da olsa sana yenge demek çok garip lan. Hem benden baya küçüksün hem de deli ve yenge... Allah göstermesin."

"Allah da Akalp'e sabır versin. Böyle bi' kardeş bir lütuftan çok ceza gibi geliyordur."

Akalp, Eralp'le olan atışmalarımıza gülerken ben de gelen arabama bindim. İki araba yerine tek arabayla gitmek daha mantıklı olduğu için benim arabamla gidecektik. Eralp ise çoktan yola çıkmıştı.

Akalp ve Eralp aslında aynıydı. Sadece Akalp fazla dışarıya yansıtmıyordu. Eralp ise çekinmeden aklına geleni yapıyor ve söylüyordu.

"Saru?" sesinden anladığım kadarıyla bir soru soracaktı ama çekiniyordu. "Efendim." dedim. Bir süre sessiz kaldıktan sonra, "Benim kullandığım parfüm kokusunu nereden aldın? Yani eski sevgiline falan mı ait? Komadan uyandığında direkt bu kokuyu alman biraz garip de."

Sıkıntıyla nefes alırken bu soruyu o kadar çok cevapladım ki zamanında herkes tarafından deli damgası vurulmuştu. Ama Akalp, Eralp gibi ya da ailem gibi değildi. Yani deli olduğumu düşünse bile bunu yüzüme vurmazdı.

"Daha önce sevgilim olmadı. Ne komadan önce, ne de sonra. Komadan önce liseye gidiyordum. Okul, dersler, kurslar, özel dersler falan derken birine zaman ayıracak vaktim yoktu. Tek hayalim çellist olmaktı. Ama komadan uyandığımda aldığım bu koku yüzünden de ilk başta olmasa da sonradan takıntı haline getirdim. Bu kokuyu daha önce kimse de duymadım. Herkes bir doktora veya hemşire ait olduğunu söylese de değildi. Evet, benimle ilgilenen her sağlık personelinin parfümünü araştırmıştım."

Kısa bir soluklanmanın ardından devam ettim.

"Yani bu duyduğum koku başkaydı. Kimseden gelmiyordu ama ben bu kokuyu almaya devam ediyordum. Bunu bulmak benim için hayatım da amaç haline geldi. Geldi gelmesine ama 3 yıl boyunca ne buldum ne de kendim üretebildim. Ta ki o düğünde orman yolunda Eralp'le denk gelene kadar. Sonrasını biliyorsun zaten."

"Bendim."

"Efendim?" dedim anlamayarak. "Orman da karşılaştığın bendim. Eralp bozuntuya vermediyse dalga geçmek için vermemiştir." şaşkınlıkla Akalp'e baktım. Gerçekten o gece Akalp'le mi karşılaşmıştım ben? Eralp ile ilk tanıştığımız zamanı düşünürken, "Saru, dikkat et!" Akalp direksiyonu tutup sağ kırınca istemsizce frene bastım.

Eralp'e daha sinirlenemeden, bi' kazayı yaşamadan atlattığımız için fazlasıyla gerilmiştim. Yutkundum. Bunun hesabını Eralp'e sonra soracaktım.

Nefesimi kontrol altına aldıktan sonra tekrardan yola çıktım. Bu kez geçmişi düşünmek yerine yola odaklandım.

Sessizce geçen yolculuğun ardından çitfliğe varmıştık. Arabalara bakılırsa tüm aile ve Tekim amcalar da buradaydı. Çantamdan küçük aynayı çıkarıp kendime baktım. Saçlarımı düzelttikten sonra, "Konuşmayı bana bırak." dedikten sonra yüzüme gülümse takınarak araçtan indim.

Yanına vardığımda elini tutarak yürümeye başladım. Herkes havuzun yanında ki masada oturmuştu. Berk ve Tarık bizi fark eder etmez üzerimize, daha doğrusu Akalp'in üzerine koşarken, Akalp'in önüne geçtim.

"Sakın!" diye bağırdım. "Akalp'e ne bir eliniz kalkacak, ne de o ağzınızdan bir cümle çıkacak! Sizin nasıl Akalp ile benimle konuşmaya yüzünüz tutuyor?!"

"2 günlük adam yüzünden mi aileni karşına alıyorsun?! Yusuf da aileden, Saru! Unuttuysan hatırla!"

"Tarık, sen de biliyorsun ki ben sen değilim! Akalp ister 10 yıllık olsun ister 1 günlük, haklıysa bitmiştir!"

Tekrardan Akalp'in elini tutarak bana ve Akalp'e öfke ile bakan babamın karşısına dikildim.

"Sen sormadan söyleyeyim, baba. Senin bu oğulların, dün gece misafir olarak gösterdiğim sevgilimin yanında, Yusuf, kendisi ile evleneceğimi düşerek benim için kurduğu fantezeleri anlatırken bu ikisi sessiz kalmış!" diye bağırdım.

Aile büyükleri şaşkınlık ve öfke karşımıyla üç pisliğe tek tek bakıyordu.

"Akalp buna rağmen ilk izlenim için sakin kalmaya çalıştı ve başardı da ama Yusuf Bey'imiz ne yapmış biliyor musun? Sadece kendi de değil adam tutarak Akalp'in evine baskın yapmış! Ve Akalp'in ikizine saldırmış! Ama görüyorum ki o götürdüğü adamlar da aynı kendisi gibi fos çıkmış çünkü Eralp tek başına olayın üstesinden gelmiş!"

Babam her bir kelimem de daha çok sinirlenmişti. Berk ve Tarık bir şey diyemiyor, korkuyla babamı izliyordu. Yusuf ise Akalp'in ikizine saldırdığını öğrendiği için şaşırmıştı.

"Yusuf! Anlattıkların gibi değilmiş!" diye bağırdı babam. Yalana tahammülü yoktu. "Sami amca, yalan söyl-"

"Benim kızım gerçeği araştırıp soruşturmadan ahkam kesmez! Çıkın evimden! Bir daha da gelmeyin!"

Babam onları kovarken herkes bi şaşırsa da ben zaten böyle davranacağını bildiğim için şaşırmamıştım. Tekin amcalar öfkeyle evi terk ederken babam kalan iki pislik kardeşlerime dönerek üzerine yürümeye başladı ama Serpil, babamı durdurdu. Dişlerimi sıkarak Serpil'e baktım. Bu kadarı da pesti ama!

Serpil, oğullarının karşısına geçerek ikisine okkalı bir tokat atınca dudaklarım aralandı. Bunu gerçekten beklemiyordum. Serpil ve oğullarına vurmak? Hem de benim için? Bu zamana kadar yaşanmamış bir şey yaşanarak, Serpil, beni oğullarına karşı korumuştu.

"Kız kardeşinizi sevmiyor olabilirsiniz, anlaşamıyor olabilirsiniz ama nasıl milletin ağzına sakız ettirirsiniz! Sizi böyle mi yetiştirdim ben?!"

Berk bir şey diyecekken, Tarık, Berk'in kolundan tutarak yanımızdan uzaklaştı. Serpil'le kısa bir anlığına göz göze geldiğimizde eve doğru yürümeye başladı. Şaşkınlıktan dolayı gözlerim hâlâ Serpil'de kalmıştı.

Dünyanın sonu mu geliyordu? Çünkü başka bir açıklaması yoktu. Hani ölümcül bir hastalığa yakalansam dahi bana olan öfkesi ve kini geçmezdi ki zaten geçmemişti de ama şimdi bu davranışı beni baya bi' şaşırtmıştı.

"Oğlum sana da helal olsun. İyi sabır etmişsin. Yerinde ben olacaktım var ya ilk kelimesinde yere sermiştim." dedi babam. Akalp hâlâ elimi tutarken, "Saru üzülsün istemedim." gülmemek için yanağımın içini ısırdım. Yalancı.

Akalp ve babam tavla oynamak için yanımdan ayrılırken ben de atların yanına gitmeye karar verdim. Babam aslında sıcakkanlı bir adamdı ama duruşundan kaynaklı pek öyle durmuyordu. Sert bi' duruşu ve bakışa sahipti ama yumuşaktı içi.

Zaten hepimiz sevdiklerimize karşı öyle değil miyiz? Dışarıya sert olurken, içimiz sadece sevdiklerimize akıp gidiyordu. Bazen bunu gösterir bazen de saklama ihtiyacı duyardık ama netice de içimiz erir miydi, erirdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18