12. bölüm / 14
Koku12. Bölüm
Bölümler 14Şu an: 12. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.095 kelime
- 2 2. Bölüm1.399 kelime
- 3 3. Bölüm1.096 kelime
- 4 4. Bölüm1.762 kelime
- 5 5. Bölüm1.918 kelime
- 6 6. Bölüm2.443 kelime
- 7 7. Bölüm1.753 kelime
- 8 8. Bölüm2.287 kelime
- 9 9. Bölüm2.317 kelime
- 10 10. Bölüm1.779 kelime
- 11 11. Bölüm2.718 kelime
- 12 12. Bölüm2.016 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 13. Bölüm1.814 kelime
- 14 14. Bölüm2.334 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kahvemden içerken gözlerim Akalp'in yüzünde geziyordu. İki gündür bu evdeydik ve Eralp hâlâ ruhsuzdu. Benim yüzümden. Akalp'e, Eralp'in sevdiği yemekleri sorsam da ve yapsam da Eralp yumuşamamıştı daha.
"Bana bir omlet daha yapar mısın?" Akalp'e ciddi misin bakışı atarken tabağını bana uzatıp gülümseyerek, "Eralp'in en ama en sevdiği yiyeceği söylerim." dediğinde kaşlarımı kaldırdım. Bardağımı bırakır bırakmaz dolaptan yumurta ve kaşar çıkardım.
"Neymiş o?" diye sordum yumurtaları kırarken. "Sütlaç. Sütlacı çok sever."
Eralp için ilk kez tatlı yapacaktım ve bu kez emindim Eralp beni affedecek ve benimle konuşacaktı. Aslında yine konuşuyordu ama soğuk mu desem, ruhsuz mu desem bilemedim. Hali yoktu adamcağızın.
Omleti tabağa alıp Akalp'in önüne bıraktığımda sıcak falan demeden yemeye başladı. Şaşkınlıkla bakakalsam da sütlaç yapmaya koyuldum.
Eralp, dışarıda ki işleri hallediyordu, Akalp ise ev ve çevresinde ki koruma ile ilgileniyordu. Hapis hayatı yaşayacağım derken şaka yapsam da bir nevi hayatım hapis hayatına dönmüştü. 2 gündür dışarıya çıkarken bile ya Akalp ya da Eralp olmadan evden dışarıya çıkamıyordum. Kapı önü de dahildi buna.
"Fırında mı sever, normal mi?" ilk başta ses gelmese de, "Yarısını fırına at istersen." dedi. O da tam emin olamamıştı sanki ama işi de riske atmak istememiş gibi konuşmuştu.
Dediği gibi yaparak yarısını fırına gönderip soğuyan kahvemi içmeye devam ettim.
"Neden soğuk içiyorsun kahveyi?"
"Zaman geçirmeyi sevdiğim için."
Bulaşıkları lavabonun içine koyarken duraksayıp bana döndü. Anlamsız bakışlar atıyordu. Gözlerimi devirdim. "Aslında soğuk kahve içmem ortamın sardığını işaret eder. Tabii şimdi iş yaptığım soğudu ama genelde biriyle kahve içersem ve kahvem soğursa o kişiyle ortam veya sohbetimizi sevdiğim içindir. Eğer kahveyi sıcak olarak tüketiyorsam da erkenden kurtulmak istiyorum demektir."
Yıkadığı bulaşıkları bezle durularken kafasını salladı. Akalp'e karşı sinirim yoktu ama onunla fazla konuşmuyordum. Bu iki gündür sadece Eralp hakkında sorular sorup duruyordum.
Fırında ki sütlacı da çıkarıp üzerini süsledikten sonra kapının açıldığını duyduğum gibi mutfaktan çıkıp Eralp'i karşılamaya geçtim.
"Senin en sevdiğin tatlıyı yaptımm!" başımı yana yatırıp son kelimemi uzattım. Hafifçe kaşları çatılırken gözleri arkama kaymıştı. İstemsizce ben de arkama baktığımda Akalp, elinde ki sütlaçla mutfaktan çıkmıştı.
"Deli... Ben tatlı sevmem. Demek ki sen bu yüzden iki gündür Akalp'in sevdiği yemekleri yapıyordun..." gözlerim faltaşı misali açılırken öfkeyle arkama döndüm. Akalp çoktan odasına girmişti. Sinirime hakim olamayarak kapısına dayandım.
"Aç şu kapıyı!" diyerek tekme atmaya başladım. Gülme sesi geliyordu içeriden. Bir yandan tekme atıp bir yandan da yumruklamaya başladım. "Akalp! Sen bu kapıyı açana kadar buradan bir yere ayrılmıyorum! Aç kapıyı! Bu kez kavga edeceğiz seninle!" dediğimde içeriden ayrı, yanımdan ayrı kahkaha sesleri gelmeye başladı.
Eralp'e baktığımda omzunu duvara yaslanmış bana gülüyordu. İki saniyeliğine kapının önünden ayrılıp Eralp'in yanına gittim.
"İyi miyiz?" hâlâ gülmeye devam ederken kafasını salladı. "Aramız kötü değildi ki. Sadece biraz kafamı dinlemeye ihtiyacım vardı." ona sarılırken gülümsedim. Artık eski neşesi geri geldiği için ben de mutlu olmuştum.
"Camı açıktı. Camdan sokayım mı seni?" Eralp'in fikrini hemen kabul ederek tekrardan kapıya yönelip tekme attım. Ardından Eralp ile dışarı çıkıp evin etrafında dolaşırken Akalp'in odasının önüne geldik. Belimden tutarak havaya kaldırdığında camdan içeriye baktım. Hâlâ gülüyor ve tatlısını yiyordu. Boğazında kalsın!
Akalp kapıya yaklaştığında ben de sessizce camdan içeriye girdim. Parmak ucumda yürürken arkasına geçerek, "Sen be-" dememe kalmadan boynuma vurması ile gözlerim karardı.
Uyandığımda odanın içi baya bi' karanlıktı. Gözlerimi ovalarken olanlar aklıma geldi. Akalp'e, Eralp hakkında ne sorduysam kendi sevdiği şeyleri söyleyip yaptırmış ve keyifle yemişti. Sinirle odadan çıktığımda Akalp'in odasında uyuduğumu fark ettim. Odasında bayılttığı için burada uyumuş olmalıydım. Koridorda yürürken çığlık seslerini duymamla beraber olduğum yerde kaldım. Korku filmi izliyorlardı. Sinsice gülümseyerek sessizce salonun kapısının yanına gelip içeriye baktım.
"Bira?" diye sordu Eralp. "Olur. Ben de bi' Saru'ya bakayım." filmi durdurmuşlar ve Eralp diğer kapıdan çıkarken, Akalp ise buraya doğru geliyordu. Duvara olabildiğince sinerek nefes bile almadan beklemeye başladım.
Akalp önümden geçerken korkması için çığlık attım. Birden boğazıma dayanan kol ile ayaklarım yerden kesilmişti. Gözlerim kararırken son duyduğum şey Akalp'in küfrü olmuştu.
Tanıdık kokuyla uykumdan uyandığımda derin bir nefes aldım. Doğmaya yüz tutmuş güneşin ışıkları odayı da hafiften aydıtlamayı başarmıştı. Kafamı çevirdim. Yine Akalp ile mi uyumuştum? Ama neden? Düne dair hiçbir şey hatırlamıyordum. Yataktan kalkmaya çalıştığımda Akalp daha sıkı sarılıp çenesini başımın üzerine yasladı.
Belimde ki kolunu tutup kaldırdım. Yavaş hareketlerle ve sürünerek yataktan kalktım. Bu kez uyandığında hesap soracaktım ama.
Odadan çıktığımda koridorun ilerisinde Eralp'i gördüm. Her sabah erkenden kalkar koşaya çıkardı. Akalp ile beraber yaparmış sporunu ama Akalp'in dikişleri olduğu olduğu için tek yapıyordu şu anda.
"Eralp." kapının eşiğinde onu durdurduğum için koşarcasına yanına gittim. "Barışalım mı?" diye sordum sıkıntıyla nefes alırken. Bakışları biraz değişirken dudaklarında ise gülümseme belirdi. "Gerçekten korktuğunda unutuyorsun." bunu bana değil de kendisine söylüyor gibi bi' hali vardı.
Eralp nereden biliyordu bu durumumu? Akalp söylemiştir. Ondan başka kim biliyor sanki.
"Bizim aramız iyi, Deli. Ama sen dün Akalp'e çok sinirlendin." kafamı yana eğip yüzüne bakmaya devam ettim. Sessizce güldü. "Sana söylediği yemekler ve tatlılar hep kendi sevdiği şeylerdi. Bunu öğrendiğinde Akalp'le tartışmak istedin ama Akalp'in ani hareketlerini beklemiyor olacaktın ki korkup bayıldın."
Eralp dünü anlatırken gülmemeye çalışıyordu. Demek ki Akalp kandırmıştı beni... Görürdü gününü. "Bana olanı söylediğin için teşekkür ederim. Şimdi plan yapmam lazım." Eralp gülerek evden çıktığında mutfağa geçtim. Şimdi yine hatırlamıyor gibi kahvaltı hazırlamam gerekiyordu.
Yumurtaları çıkarıp çırpmaya başladım. Limon tuzunu alıp yumurtaya bocaladıktan sonra erimesi için güzelce karıştırdım. Biraz kağıt havlu koparıp içerisine karabiber serperek katladım ve masanın üzerine koydum. Omleti de tabağa koyarken Akalp mutfağa gelmişti.
Gözleri masayla ve benim aramda dolaşırken yüzü kararsız duruyordu. "Bugün Eralp için ne yapabilirim? Ama kesin affedeceği bi' şey olsun." sanki hatırlamıyormuş gibi konuşurken dudaklarının kenarı yukarıya kıvrılmıştı. Ama çok geçmeden nefesini bıraktı.
"Yumurtam bitsin o zaman söyleyeceğim." suyumdan içerken yavaşça başımı salladım. Yumurtadan bir parça aldığında durdu. Ya! Neden durdun yesene şunu! Sakin kalmaya çalışıp sandalye de oturmaya devam ettim.
"Saru, ben seni kandırdım. Ben kendi sevdiğim şeyleri söyledim sana ve sen de bilmeden hep benim sevdiğim şeyleri hazırladın."
Kaşlarımı çattım. Söylemezsin, söylemezsin şimdi doğru söyleyeceğin mi tuttu yani? Gözlerim önünde ki yumurtaya ve peçeteye kaydı. Şimdi ben nasıl intikam alacaktım ki?
"Bir şey söylemeyecek misin?" diye sordu sesi biraz tedirgin çıkmıştı. Gözlerim boşluğa baksa da içimde ki savaşı dışarıya yansıtamadım. Yumurta yemesine müsaade etmeli miydim? Bence yiyebilirdi.
Arkada Eralp'i görünce şaşırsam da gülümsedim. Ona doğru yürürken sessiz kalması için kaş göz yapıyordum. "Saru!" yerimden sıçrayıp Eralp'in arkasına geçtim. Eralp ise kahkaha atıyordu. Şu anda Eralp'in burada olması benim için nimetti, nimet.
Akalp peş peşe hapşırırken gülmeye başladım. "Ama nasıl olu... Ulan! Sen mi söyledin?!" Eralp salona kaçarken beni unutmuştu. Akalp'in yüzü ise hapşırmaktan olsa gerek kıpkırmızı olmuştu. Ufak adımlarla geriye yürürken, "Beğendin m-" daha cümlem bitmeden kovalamaya başlaması ile ben de salona koştum.
Bir anda yaşadığım farkındalıkla olduğum yerde kaldım. Ama keşke kalmasaydım. Akalp hızını alamayıp bana çarpmıştı.
"Ya! Hayvan mısın, Akalp?! Ayrıca sen nasıl bana kızabiliyorsun?! Benim sana kızmam gerekmiyor mu sence de?!"
"En sevdiğim! En sevdiğim!"
Kaşlarımı çatarak Eralp'e kısa bir bakış atıp, Akalp'e geri döndüm. "Beni hem kandır hem de beni korkut! Bi de gel üstüne kız! Oh be!" diye bağırdım.
"2 defa bayıldın."
Eralp'in araya girmesiyle, Akalp, Eralp'e küfür etti. Şaşkınlıkla ikisine bakarken Akalp'in bacağına tekme attım. "Bir de 2 kere mi bayılttın?!" demek ki bu yüzden başım ağrıyordu. Çok fazla uyuduğum için.
"Kusura bakma ama ilki senin hatandı, Saru. İkincisinde de hemen hemen benim hatam sayılabilir." yeniden tekme atacağım sırada kenara kayarak tekmemden kurtulmuştu.
Eralp ise gülerek izliyordu. "Sen de iyi seyir keyfi yaptın, he!" omuzlarını silkerek arkasına yaslandı. En azından yeniden böyle gülüyor oluşu güzeldi. Diğer halini sevememiştim. Ölü gibi ruhsuz oluşu canımı çok sıkmıştı.
"İyi miyiz?" diye sordu Akalp. Cevap vermeyip Eralp'in yanına oturdum. Telefonuyla ilgileniyordu. Benim telefonumu benden almışlardı ve bana da kendilerinin kullandığı özel telefonlardan vereceklerini söylemişlerdi ama halen vermediler.
Ekranda ki tarihe bakınca gözlerim büyüdü. "Yarın ödül alacağım! Benim alışverişe çıkmam lazım!" yanımda hiç elbise olmadığı için alışverişe çıkmam gerekiyordu. Eralp, "Nerede olacak?" dedi ayaklanırken. "Hatırlamıyorum. Ceylin'le konuşmam gerekiyor." elimi uzattım telefonu vermesi için. Ama vermedi, "Ben mekanı ve konuk listesini araştırayım." diyerek evden çıktı.
Akalp'e döndüğümde tekli koltuğa oturmuş umursamazca telefonuyla ilgileniyordu. İstediği kadar umursamaz davranabilirdi ama beni alışverişe götürmek zorundaydı.
Odama geçip askılı elbise giyindim. Yarın için güzel bir elbise almam gerekiyordu bu yüzden deneme kabinlerinde fazla vakit geçireceğim için rahat bir şeyler giymek daha mantıklı gelmişti.
Saçımı da sıkı at kuyruğu yapıp odadan çıktım. Akalp çoktan üzerini değiştirmiş ve dışarıya çıkmış, kapıyı da açık bırakarak sigarasını içiyordu.
Yanına vardığımda sigarasını söndürüp arabaya bindik. Yarın ki davette ödül alacaktım. En genç yönetici ve hızlı yükseliş yapan biri olaraktan alacaktım ödülü. Bu yüzden heyecanlıydım.
Aklımda tam bi fikir yoktu. Nasıl elbise almam gerekiyordu pek bilemesem de gittiğimde bakacaktım artık.
Bir mağazanın önünde durduğumuz gibi önce Akalp inerek etrafa bakındı. Bu tavırları bana saçma geliyordu. Hatta her şey bana saçma geliyordu. Bir yanlış anlaşılma yüzünden hayatım hapis hayatına dönmüştü resmen.
Mağazanın içine girdiğim gibi elbiselere yöneldim. Ayrıyetten de elbiseye göre topuklu ayakkabı ve çanta da almam gerekiyordu.
Toprak tonunda ki hafif katlamalı ve püsküllü elbiseye ilişki gözlerim. Kendime çok yakıştırıyordum kahverengi tonlarını. Elbiseyi alarak kabine doğru ilerledim.
Üzerimi hızlıca değiştirip aynadan kendime baksam da kabinde ki ayna bana yetersiz gelmişti. Kabinden çıktığımda yan bir kızla aynı elbiseyi denediğimizi fark ettim. Akalp bıyık altı gülerken umursamasan kızı izledim. Kıza benden daha çok yakışmıştı. Hafif balık etli oluşu elbiseye dolgunluk katıyordu. Aynı elbise benim üzerimde emanet gibi durmuştu. Kabine girip yeniden üzerimi değiştirdim.
Ben biriyle pişti olduğu için bi' ton laf yapan kızları da anlamıyordum. Sonuçta o elbise bir markaya aitti ve o marka, o elbiseden sadece bir tane üretmiyordu. Herkesin zevki farkı olsa da illa ki aynı olanlarla karşılaşıyorduk. Benim şu anda karşılaştığım gibi.
Yeniden elbiselere yöneldim. Bu kez daha düz bir şeyler bakmaya başladım. Gözüme bir elbise çarptı. Gece mavisi ama üzerinde ki simlerden dolayı parıltı bir elbiseydi. Göğüs dekoltesi biraz derindi. Bu elbiseye uygun topuklu ayakkabı da seçerek yeniden kabine ilerledim.
Yeniden üzerimi değiştirirken elbiseye hayran kalmıştım. İpleri boyundan bağlamalıydı. Öyle düz ve sade olmasına rağmen elbisenin üzerimden süzülmesi çok güzeldi. Sırtı komple açık oluşu da ayrı bir hava katıyordu.
Dışarıya çıktığımda büyük aynadan kendime ve elbisenin arkadan duruşuna bakmaya çalıştım. "Akalp, arka tarafta bir potluk var mı?" diye sordum. Kafasını yana eğip arkama baktığında kaşlarını çattı. Birkaç adım atıp sırtıma bakmaya devam etti.
"Sanırım terzi sırt detayını yanlışlıkla eteğe ekledi." gözlerimi devirerek seslice nefesimi bıraktım. "Potluk var mı, yok mu?" diye sordum sıkılmış gibi. "Göğsünü tut." anlamsızca yüzüne bakarken elimi tutup göğsüme koymuştu. Boynumda ki ipi çözerek daha sıkı ve gergin olarak şekilde ipi bağladığında elbise daha iyi üzerime oturmuştu.
Ben etrafımda son kez dönerken bu şekilde daha çok beğendim. "Bunu alıyoruz." dedim keyifle. Artık daha fazla arayışın içinde olmayacağım için mutlu olmuştum. Kabine girdiğimde ensemde ki ipi çözememiştim. Nasıl bağladı bu adam?
"Akalp? Bi' bakar mısın? Yani gelir misin?" alnıma sessizce vurdum. Bakar mısın ne ya? Tövbe yarabbim. Bir şey demeden içeriye girdiğinde ipi çözemediğimi anlayınca ipi çözmeye yardımcı oldu.
"Sen neden çekiştirdin ki şunu." diye homurdandı. Kaşlarımı çatarak aynadan ona baktım. "Ne bileyim ben! Ben kendi bağladığım şekilde düğüm olduğunu sandım da çektim." enseme eğildinde sıcak nefesimi enseme çarptığında kafamı istemsizce yana eğdim. Huylanmıştım. Sessizce güldüğünü enseme düzensizce çarpan nefesinden anladım.
"Ya tamam, git! Ben hallederim."
"Kımıldama." diye kızdı. Yerimde sabit kalmaya çalışarak durmaya devam ettim. Sanki ateşin ortasında kalmışım da etrafımı dört bir yandan ateş sarmış gibi bedenim yanmaya başlamıştı.
"Bu kokuyu biliyorum. Bir çiçeğe ait." ensemde ki baskı yok olurken elbisenin önünü tutmaya devam ederek aynadan Akalp'e bakmaya devam ettim.
"Hangi çiçek?" diye sordu. Çiçeğin adını söylemek için dudaklarımı aralasam da bana kendi parfümünün markasını söylemediği aklıma gelince omuzlarımı silkerek, "Kendin bulup öğren." dedim, diğer elimle onu iterek.
Akalp kabinden çıktığında derin derin nefes alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. İlk kez biriyle bu denli yakınlaşmıyordum elbette ama ilk kez bu sıcaklığı bedenim de yaşamıştım. Kendimi kontrol altına alarak kendi kıyafetlerimi giyip kabinden çıktım.
Aldıklarımın ödemesini yaptıktan sonra arabaya bindim. Yol boyunca gözlerimi kapattım. Zihnimde Akalp ile kabinde ki halimiz canlınca gözlerimi açtım.
İçimde yine ateş harlanınca kaşlarımı çattım. Bu da neyin nesiydi şimdi? İlk kez biriyle yakın olmuyordum ki. Sanırım enseme çarptığı nefesi yüzünden huylandığım için öyle saçma bir tepki verdi bedenim. Ama şu an niye böyle tepki veriyordu?
Camı açarak dışarıyı izlemeyi başladım. Şu anda tek umrumda olan şey; yarın ki ödül töreni olacaktı. İlk kez ödül alacağım için buna odaklanmaya karar verdim.
Bölüm etkileşimi
