Koku kitap kapağı

5. bölüm / 14

Koku

5. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Sadece Tugva

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 5. Bölüm

Bir eve gelmiştik. Adının Akalp olduğunu öğrendiğim adam aklı başında olandı, diğerinin adı da Eralp'tı. Ben gitmek için direttiğimde Akalp, Kurt'u yeniden canavar moduna soktuğu için onlarla eve girmek zorunda kalmıştım.

Hayır, arabada da o kadar sevdim, Kurt'u ama yine bana diğer yüzünü gösterebiliyordu. Artık onu severken iki kere düşünecektim.

Sabah uyandığımda üzerimde is kokusu yüzünden rahatsız olmaya başladım. Gerçi üzerimi değiştirecek bir konumda da olmadığım için bu sorunumu da göz arda etmeye çalıştım. Dünün aksiyonu ve gerilimi yüzünden oturduğum yerde uyuyakalmış, ama sabah uyandığımda bir odada bulmuştum kendimi. Hâlâ yatıyordum. Kalkarsam Eralp'le karşılaşacaktım ve onun bitmeyen enerjisiyle şu anda uğraşmaya hazır değildim. İnsanı bunaltan bir enerjisi vardı. Kullanmayı bilmediği için bunaltıyordu belki de.

Kapı hafifçe tıklandığında yattığım yerden uzandım. "Gel." dedim. Sesim uykulu çıkmıştı. Odaya hangisinin girdiğini anlamaya çalışıyordum.

"Eralp bir şeyler almaya gitti." hangisi olduğunu çözemediğimi anlamış olmalı ki hafif bir gülümsemeyle kim olduğunu söylemiş oldu. Başımı sallamakla yetindim.

"Bir şeye ihtiyacın var mı? Eralp dışarı çıkmışken alsın." başımı iki yana sallarken is kokusu burnuma dolmuştu. "Bana birkaç kıyafet alabilir mi? Bu arada telefonunu kullanabilir miyim? Asistanımı aramam lazım yoksa polise gider."

Odaya girdiğinde elinde ki kahve fincanını komodinin üzerine bırakıp telefonunu uzattı. "Hoparlöre alarak konuş." sesi normaldi. Başımı sallayarak Ceylin'in numarasını tuşlayıp aradım.

"Alo?" dedi düz sesiyle. "Ceylin, benim. Telefonumu yeniden kırdığım için şu anda telefonsuz kaldım." derken, hızlıca araya girip, "Saru Hanım! Aklım çıktı! İyisiniz değil mi?" gözümü kaşırken görmese de başımı salladım. "İyiyim, Ceylin. Birkaç gün telefonsuz kalacağımı haber vermek istedim bu süreçte şirketle sen ilgilen. Bu numarayı da silersin."

"Peki, babanıza da haber vermemi ister misiniz? Dünden beri o da sizi arayıp durmuş, ulaşamadığı için beni aradı. Hatta şu anda da arıyor."

Derin bir nefes aldım. O sırada gözüm ekrana kaydığında duraksadım. "Neden aradığını biliyorum. Babama iyi olduğumu ve geleceğimi söyle yeter. Kapatmam gerekiyor." telefonu kapatıp Ceylin'in numarasını silerek Akalp'e uzattım.

Telefonu aldığında kısa bir şey yaptığında bana baktı. "Burada kaç gün kalacağımız belli değilken neden geleceğini söyledin?" diye sordu. Sırtımı yatağın başlığına yasladım. "Yarın babamın doğum günü. Klasik ama babam için 'önemli' olan aile yemeği yenilecek. Orada olmazsam şüphelenir. İstersen araştır."

Babamın saçma ama katı kurallarıydı. Sadece kendisinin değil, bizim doğum günümüzde de aynı hassasiyeti gösterirdi. Biz bir aileyiz, bir arada olup kutlamalıyız der her zaman sanki gerçekten aileymişiz gibi...

"Korkmuyor musun? Benden, bizden, dün yaşananlardan?" gözlerim yüzüne kaydı. Bunu ben de çok düşünmüştüm arabada ama korku dışında birçok duyguyu hissetmiştim.

"Hayatımın önemli kısmını sadece uyuyarak geçirdiğim için öyle kayda değer bir hayatım olmadı. Bu yüzden, hayır." dedim, umursamazca.

"Belki de bu yüzden korkmalısın. Geçmişin de koca bir boşluk var bu nedenle geleceğini daha iyi yaşamak isteyebilirsin."

Bunu ben de kendime çok söyledim ama olmuyordu. Ne çocukluk hayalimi gerçekleştirmiştim, ne de hayatımı o gençlik yıllarında dolu dolu yaşabilmiştim. Evet, geçmişim boş geçmiş olabilirdi ama geleceğim? Küçükken nefes alışlarım bile programa dahildi ama şu anda neyi gerçekleştirebilmiştim ki? Bu yüzden geleceğe dair bir planım yoktu. Sadece bu anı yaşıyordum.

Kapının açılmasıyla beraber Akalp ayağa kalktı. Ben de peşinden odadan çıkıp salona ilerledim. Akalp, Eralp'e yardım etmek için dışarı çıkmıştı. Kurt ise kapının eşiğinde oturup gözleri ayırmadan ikisini izliyordu. Akalp elinde ki poşeti bana uzattı. Teşekkür ederek poşeti alıp banyoya geçtim.

Kısa bir duşun ardından üzerimi giyinip saçlarımı da kuruttuktan sonra banyodan çıktım. Mutfaktan ses gelse de dün gece uyuduğum odaya geçtim. Odam demek için daha çok erkendi. Yatağa uzanıp tavanı izlemeye başladım. Yemekle pek aram yoktu. Bazen iki veya üç gündür bir şey yemeden geçirdiğim zamanlarım da oluyordu. Aslında iyi bir şeydi en azından içim temizleniyordu.

Kapı tekrardan tıklandığında, "Prensesimiz kahvaltı hazır. Buyurmaz mısınız?" dedi, alay eder ton da. Komodinin üzerinde ki kahve fincanını görünce yataktan kalkıp bardağı da alarak odadan çıktım.

Mutfağa geçtiğimde kendime yeniden kahve suyu koyup, soğumuş olan kahveyi içerek ikisine baktım. Kahvaltı yapıyorlardı.

Tek yumurta ikizi olduklarını biliyorum ama illa ki bir farklılık olmalıydı ki birbirlerinden ayırt edebileyim. "Sen neden yemiyorsun?" diye sordu biri. Konuşma tarzı Akalp olduğunu gösteriyordu. "Aç değilim." kettle'ın 'tık' sesiyle bardakta ki kahveyi fondip yaparak kendime yeni bir kahve yaptım.

Yeniden odaya geçip yatağa uzandım. Aklımda kaçma fikri gelse de üçe karşı birdim. Camlar da ise demir parmaklıklar vardı. Burada onlarla beraber kısılıp kalmıştım. Derin bir nefes alarak gözlerimi kapattım.

Böyle durmak beni sakinleştiriyordu. Zaten sakindim ama kahve kokusuyla beraber böyle yatmak beni dinlendiriyordu. Kahve kokusu demişken Akalp'e sorsam söyler miydi parfüm markasını? Evet, hâlâ o kokuya takılmıştım.

Televizyon sesiyle gözlerimi açtım. Zamanımı televizyon izleyerek öldürebilirdim. En azından bir ses olurdu arka planda. Kahvemi de alarak odadan çıkıp salona geçtim. Tekli koltuğa oturup gözlerimi kapattım. Film veya dizileri böyle izlerdim. Aslında dinlerdim desem daha doğru olur. Uzun bir uykudan uyandıktan sonra zihnim çok boştu. Ben de dizi, film açar, gözlerimi kapatır aralarında geçen diyaloglardan oyuncuları zihnimde oynatırdım. Evet, saçma bir şeydi.

"Kızın telefonuna ulaşabildin mi?" diye sordu. Uyuduğumu düşünüyor olmalıydılar yoksa yanımda benim hakkımda konuşmazlardı herhalde.

"Yok, daha bi' haber geldi. Kızın yüzünü görüp görmediklerinden nasıl emin olacağız? Ayrıca burada ki tek sorun onların kızı görmesi değil, kızın bizi görmesi de bir sorun, farkındasın değil mi?" ikisinin de sesi hemen hemen aynıydı. Birinin ki daha tok çıkıyordu ama kimin ayırt edememiştim.

Bir süre sessizlik hüküm sürerken, "Zannetmiyorum. O kadar da önemsemiyor hayatı." tamam bu tok ses Akalp'e aitti. Yeniden bir sessizlik olduğunda konuşmanın bittiğini anladım. İstifimi bozmadan durmaya devam ettim.

Kurt'un havlamasıyla gözlerimi araladım. Biraz daha öyle dursaydım uykuya dalabilirdim. Kurt'un havlaması devam ederken ikizler ayaklanmıştı.

"Odaya geç ve kapıyı kitle!" camın kırımasıyla beraber anlık korkuyla çığlık atıp yere eğildim. Yine mi aynı adamlardı? Burayı nasıl bulabilmişlerdi? Biri elimden tutup beni peşinden sürekledi.

"Buradan git!" elime araba anahtarını verirken şaşkınlıkla yüzüne baktım. Duvarda bir düğmeye basıp yere eğilerek parkeyi kaldırdı. Telefonunu da elime tutuşturup beni bilmediğim karanlık merdivenlere itmişti. Olayın şokunu atlatamadan arkama baksam da üzerime geri kapanmıştı kapı.

Telefonun flaşını açarak karşımda ki dar ve uzun yola baktım. Neyin içine düşmüştüm ben? Sıkıntıyla nefesimi bırakıp yürümeye başladım.

Bu telefon Akalp'e aitti. Ceylin'le konuşurken görmüştüm bu duvar kağıdını.

İçim içimi yerken kendimi huzursuz hissetmeye başladım. Eralp her ne kadar sinir bozucu da olsa beni hiç tanımadığı halde arkasında bırakmamıştı. Şimdi onları o şekilde bırakmak rahatsız etmişti beni.

Bir yanım çekip gitmem gerektiğini söylüyordu, diğer yanım ise onlara yardım etmem gerektiğini. Peki ben hangisini dinlemeliyim?

Yolun sonuna geldiğimde flaşı etrafa tutarak bir çıkış aradım. Sonunda çıkışı bulduğumda gözlerimi kapatıp derin bir nefes alarak kapağı kaldırdım. Tünelden çıktığımda silah seslerini duymam bir oldu. Evin etrafını sarmışlardı. Araba tam arkamdaydı.

Ya gidecektim ya da onlara yardım edecektim.

Umarım bu kararımdan pişman olmazdım. Hızlı hareketlerle arabaya yöneldim. Arabaya bindiğimde yutkundum. Biraz daha böyle hareketsiz kalırsam vazgeçeceğimi bildiğim için torpidoya bakındım. Tam da tahmin ettiğim gibi. Silahı elime aldığımda yutkundum. Öldürmek yok sadece yaralacaksın, Saru diye kendime tembih ettim.

Temkinli bir şekilde araçtan inerek eve doğru yürümeye başladım. Ağaçların arkasına saklandım. Babamın söylediklerini hatırlamaya çalıştım.

Elinde ister silah olsun, ister ise pamuk. Neyi, nerede ve nasıl kullanacağını biliyorsan elinde ki her şey bir silaha dönüşür, ama önemli olan o an geldiğinde korkmamak. Çünkü korkarsan hakimiyetini kaybedersin. Ve kaybedersen elindekine esir düşersin.

Silahı sıkıca kavrayıp nefesimi tutup nişan almaya başladım. Adamların silah tutan ellerini hedef alarak ateş etmeye başladım. Üzerimde yılların hamlanmışlığı olsa da yine silah kullanmakta iyi olduğumu fark edince gülümsedim. Evin arkasından birkaç adam çıktığında sürekli hareket halinde oldukları için ellerini hedef alamasam da omuzlarına isabet ettirmeyi başarmıştım.

Telefon çaldığında dikkatim anlık olarak bozulsa da cebimden telefonu çıkarıp göz ucuyla ekrana baktım. 'Kardeşim' yazıyordu. Telefonu açıp çenemle omzumun arasına sıkıştırdım.

"Bana dışarıda ki delinin ne olmadığını söyle!" bu Eralp'ti. Sesinde ki heyecanı, telaşı ve çılgınlığı hissetmiştim. "Maalesef bu sefer sana kızamayacağım." dediğimde, "Biliyordum!" diyerek kahkaha atmıştı. Bu hali istemsizce beni gülümsetmişti.

"Saru, araca bin. Derhal!"

Telefonu kapatıp cebime koydum. Etrafı kolaçan ederek arabaya yöneldim. Bu araba dün bindiğim araba değildi. Demek ki başlarına ne geleceklerini tahmin ederek her şeye karşı bir önlem alıyorlardı.

Arabayı çalıştırıp eve doğru sürmeye başladım. Kurşunlar arabaya isabet ederken içimi saçma bir şekilde heyecan kaplamıştı. İlk kez bu kadar heyecanlandığımı hatırlıyorum. Arabayı evin kapısına çekip kornaya bastım. Akalp ve Eralp, Kurt'la beraber arka koltuğa geçtiğinde gazı kökleyerek yola koyuldum. Arkada bıraktığım tek şey lastik izleri olmuştu.

Eralp kahkaha atarken, Akalp ise, "Ne yaptığını zannediyorsun?! Ben sana git dedim, git!" öne geçerken öfkeyle bana bakmaya devam ediyordu.

"Eralp'in de beni o evde bırakma şansı vardı ama beni kurtarmayı seçti. Öylece çekip gidemezdim." dedim, sakince. Eralp kafasını öne doğru uzattı. Hâlâ gülüyordu. "Sen polise gidersin diye seni kurtarmıştım ama helal olsun esaslı kızmışsın." gözlerimi devirdim. Akalp, Eralp'in suratından tutup geriye itti.

"Bunu seninle sonra konuşacağız, Saru." dedi, sert bir tonda. Umursamadım. "Yer değiştirelim." kafamı iki yana salladım. "Olmaz. Ayrıca telefonlarınızı neden imha etmediniz?" dedim, cebimden telefonu çıkarıp Akalp'e uzattım.

"Bu kız harbi deli!" dikiz aynasından Eralp'e baktım. Bana deli demeyi kesse hakkında iyi düşünebilirdim ama iki kelimesinden biri deli olunca daha fazla sinir oluyordum. Telefonları kırıp sim kartını da parçaladıktan sonra camdan attılar.

Nereye gideceğimi bilmeden arabayı sürmeye devam ettim. Onlar da bir şey söylemedi zaten. Akalp, şu an fazla sinirli olduğu için sessizdi, Eralp ise Kurt'la ilgilendiği için.

"Artık polise gitmeyeceğimden emin olduysanız kendi hayatıma dönmeliyim." dedim sessizliği bozarak. "Ben kabul diyorum." dediğinde gözlerimi devirdim. Bu adam da çok saçma şekilde bir rahatlık vardı.

"Senin yüzünü gördüler. Peşine düşerler." dedi, düşünceli bir ses tonuyla. Arkama yaslandım. Bu kısmı düşünmemiştim. "İstanbul'a dönelim orada ayrılırız ama irtibatta kalalım." diye devam etti konuşmaya.

İtiraz etmeden başımı salladım. Bir iki gün iyiyim der sonra irtibatı koparırdım. Arabamın yaylada kaldığını fark edince iç çektim. Birini alması için göndermem gerekecekti anlaşılan.

"Birkaç kilometre sonra benzinlik var. Orada durursun." dedi Akalp. Başımı sallayarak onayladım.

Doğru olanı mı yapmıştım bilmiyordum ama bu doğru ve yanlışlar zaten bir kalıp halinde olamazdı. Herkese doğru gelen şey bana doğru gelemezdi. Eralp, farklı bir niyetle beni kurtarmış olsa da sonuçta beni bırakmamıştı. Ben de onları o şekilde bırakamazdım. Bu yüzden yanlış yaptığımı düşünmüyordum. Yine olsa yine yapardım.

Benzin istasyonuna geldiğimizde arabayı pompaya yanaştırıp durdum. Arabadan indiğimizde ilk iş tuvalete gittim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra aynada ki yansımama baktım.

O an yaşadığım heyecan sanki yaşadığımı hissettirmişti bana. Bu 3 yıl boyunca hep o kokuyu aramakla geçirmiştim bu yüzden tek işim gücüm bu olmuştu. Bi' arayışın içinde olduğum için bu 3 yılımı da yaşamayamamıştım. Yaşamayı geçtim ben farklı bir şeyler hissetmeyi özlemiştim sanırım.

Elimi ve yüzümü peçete ile silip tuvaletten çıktım. Duruşundan anladığım kadarıyla kapı da bekleyen Akalp'ti. Aralarında ki farklılığı bulmam lazımdı. Bu şekilde salak gibi duruyordum.

"Bir şeyler almak istiyorsan alabilirsin." artık tamamen sakinleşmişti. Eski haline dönmüştü. "Teşekkür ederim." dedim. Canım bir şey istemiyordu. Beraber dışarı çıktığımızda Eralp, adama ödeme yapıyordu.

Adamın bakışları beni bulduğunda hafifçe gözlerini kıstı. "Siz Sarı Hanım'sınız değil mi?" dediğinde Eralp gülerek arabaya bindi. Başka bir dalga konusu daha diye homurdandım içimden. "Saru. Adım Saru." adam mahcup bir ifadeyle, "Kusura bakmayın lütfen. Kızım sizi çok seviyor. Hatta 6 yıllık esaretinizden kurtuluşunuz onun için bir ilham kaynağı oldu. Kızım kanser de."

Dudaklarımı birbirine bastırdım. Ne diyeceğimi bilememiştim. "Geçmiş olsun. Hastane de mi kalıyor?" diye sordum.

"Evet. Geçen gece ciğerleri su topladığı için hastane de şu anda." kızı hastanede tedavi olurken hâlâ burada çalışması beni üzmüştü. Adam içinde kız içinde zor olmalıydı.

Akalp'e döndüğümde, "Hastaneye uğrayabilir miyiz?" diye sordum. Adam şaşkınlıkla bana bakarken bir yandan da, "Gerçekten mi? Kızım sizi görürse gerçekten çok mutlu olur." Akalp iç çekerek başını salladı. Adamdan hastanenin adını öğrenip arabaya bindik.

"Sakın bana hast-" Eralp'i susturan, Akalp'in bakışları olmuştu.

Neden böyle bir şey yaptığımı ben de bilmiyordum ama kızı da adamı da mutlu etmek istemiştim. Ben o karanlık boşluktan şikayetçi olurken, kız, o karanlığı ilham almıştı. Karanlığın sonu her zaman aydınlık olmayabilirdi, ama bazen kendi imkanlarımızla o karanlığı ışıklarla süsleyebilirdik.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18