Koku kitap kapağı

6. bölüm / 14

Koku

6. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Sadece Tugva

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 6. Bölüm

Camdan son kez gülümseyerek kıza baktım. Hâlâ el sallıyordu bana. Mutlu olmak bu kadar kolay mı gerçekten? Mutlu etmek peki? Küçükken annemi hiçbir şekilde mutlu edememiştim. Ne yaparsam yapayım, kendimi ne kadar geliştirirsem geliştireyim bir kere bile beni sevdiğini, benimle mutlu olduğunu dile getirmemişti. Bir keresinde sarhoş olduğunda bir cümle kurmuştu, 'Seni öğrendiğimde beni mutlu eden şeyin hamile olduğumu öğrenmek değil, babandan alacağım paralar.' olmuştu. Amacı zaten babamdan hamile kalıp susması için yüklü miktar para almaktı. Bu yüzden babam beni, kendi ailesinin nüfusuna almış, annemi Serpil olarak göstermişti.

Şimdi bakıyorum burada ki kadına, kızının mutluluğunu izleyerek gözyaşları gizliyordu. Mutlu olmak ve mutlu etmek bu kadar basit ise neden mutsuzdum? Ben neden mutlu olmayı beceremiyordum?

Hastaneden çıktığımızda sessizliğimiz devam ediyordu. Ne olur ne olmaz diyerek Akalp de bana eşlik etmişti. Eralp ise araba da bizi bekliyordu.

Arabaya bindiğimizde Eralp arabayı çalıştırıp yola çıktı. Yüzünden rahatsız olduğu belli oluyordu.

Dışarıyı izlemeye başladım. Herkesin bir telaşı, bir endişesi vardı ama mutlular mıydı? Psikoloğum herkesin mutluluğu farklıdır demişti. İlk başta anlamamıştım ama sonra hak vermiştim. Her insan farklıydı; neden mutlulukları da farklı olmasın ki?

"Sarı Hanım, bakmak istediğiniz bir şey var mı?" Eralp'in alaycı sesiyle bakışlarım ona döndü. Elinde ki telefonu sallıyordu. Sakin kalmaya çalışarak, "Saru." diye düzelttim. Bilerek adımı yanlış söylediğinin farkındaydım, ama buna da müsaade edemezdim. Deli diyebilirdi, ama benimle adım hakkında alay edemezdi.

"Saru ne demek?" bu kez sesinde alaydan eser yoktu. Tekrardan camdan dışarı baktım. "Altın sarısı ve sarışın demek." dedim. Gülmeye başladı. Göz ucuyla ona baktım. Dalga geçeceğini fark ettiğimde, "Bu konu da dalga geçmeye çalışma bence. Kendi iyiliğin için." diye uyardım.

Adım konusunda hassastım. Çünkü adımı babam koymuştu. İlk doğduğum zaman saçlarım altın sarısı gibi sapsarıymış. Ben doğduğumda gözlerini alamamış benden. Bu yüzden adımı Saru koymuş. Sanırım ilk kez o zaman saf duygularla beni sevmişti.

Şimdi ise fazla görüşmüyorduk. Aslında ben görüşmüyordum. Serpil'in buz gibi bakışlarıyla ne zaman karşı karşıya gelsem içimi buz kesiyordu. Kadına da hak vermek istesem de burada benim yaptığım bir şey yoktu. Babam ve annem yapmıştı her şeyi ama fatura bana kesilmişti.

"Nasıl silah kullanmaya başladın?" dedi Eralp.

Gözlerimi kapattım. Kendimi onlara açmak istemiyordum. Onlarla bu gibi sohbetler ederek bağ kurmak istemiyordum.

Arabanın içinde bir yükselen bir kapanan şarkı sesiyle gözlerimi açtım. Eralp şarkı açarken, Akalp ise radyoyu kapatıyordu. Küçük bir çocuk gibi inatlaşmaları biraz komiğime gitmişti. Berk veya Tarık'la asla böyle bir bağım olmamıştı. Bu saatten sonra da olmazdı. 6 yıllık uykumdan uyandığımda bile bana nefretle bakmaya devam ediyorlardı.

Ben nefreti, nefret olarak görürdüm. Nefret etmek, o kişiye bir duygu beslemek ve değer vermek niteliği taşır derler ama değil. Nefret, nefrettir. Aşk, aşktır. Her duygunun kendine has özelliği ve duruşu vardı. Evet, sevdiğin kişiye herkesten daha çok kızabilirsin, ama hiç tanımadığın birine karşı ya da sevmediğin birine karşı da nefret duyabilirsin. Bunu güzelleştirmeye çalışmaları çok saçmaydı.

Kurt bacağıma dokunduğunda ona baktım. Kafasını yana eğmiş yüzüme bakıyordu. İç çekerek sevmeye başladım.

Saatler süren yolculuğumuzun ardından hava çoktan kararmıştı. Eralp ile Akalp yer değiştirmiş, Eralp kendisini uykuya bırakmıştı. Arabayı Eralp kullandığı zaman hep trafikte sıkışmıştık buna rağmen eğlenmesini bilerek yola devam etmiş ama en sonunda yorularak kendisi sağ koltuğa geçmişti.

Şimdi ise Bolu'da trafikte sıkışıp kalmıştık. Uygulamadan baktığımıza göre zincirleme kaza olmuştu. Saatlerdir arabada oturmaktan sıkıldığım için Kurt'un olduğu tarafta ki kapıyı açtım. Kurt da, ben de biraz da olsa rahatlardık. Biz dışarı çıktığımızda, Akalp ise motoru kapatmıştı ama arabada oturup sigara içmeye başlamıştı.

"Gözlerinde bütün duyguyu gördüm ama korkuya hiç rastlamadım. Sadece geçmişin yüzünden değil, başka bir nedenden dolayı korkmuyorsun."

Belimi esnettiğim esnada Akalp'in sözleri ile anlık olarak duraksamıştım. Demir bariyerlere yaslanıp ona baktım. Onunla konuşmadığım halde bu kanıya nasıl varmıştı? Çünkü söylediklerinde haklıydı.

Ben korkmuyordum, evet ama bunun bir sebebi olduğu için korkmuyordum. Ben korkarsam, unutuyordum. Ya birkaç saatim kayboluyordu zihnimden, ya da o günüm. Bu yüzden korkamazdım.

Trafik kazası geçirdiğimde başıma aldığım sert bi darbeden kaynaklı komplikasyon yaşanmış bu yüzden ne zaman korksam unutmaya başlıyordum.

Bunu taburcu olduğum zaman fark etmiştim. Babamla hastaneden çıktığımız gün, adamın biri doğum yapacak olan eşini hastaneye getirirken az kalsın bize çarpacağı sırasında baygınlık geçirmiştim. Gözlerimi yeniden hastane odasında açmış ve ne olduğunu hatırlamamıştım.

Babam olayı anlatsa da zihnimde o anıya ait hiçbir şey yoktu. Doktorlar testler yapsa da, ilaçlar verse de bir sonuç alamamış ve beni en sonunda psikiyatriye yönlendirmişlerdi. Tabii bu durum düzelmedi ama psikoloğum sayesinde korkmamayı öğrendim. Sorunu ortadan kaldıramıyorsam, sorunun yaşanmaması için elimden geleni yapmam gerekiyordu; bu da korkmamaktı.

Çalan korna sesleriyle, "Kurt! Hadi gel!" diye seslendim. Başka bir arabada ki köpekle cilveleşiyordu. Kurt'la arabaya binip sessizliğime devam ettim.

§

Duyduğum seslerle gözlerimi araladım. Uyuyakalmış olmalıydım. Yattığım yerden doğrularak etrafa bakındım. Kapalı perdelerden güneş ışıkları geçmeye çalışıyordu. Yataktan kalktım. Tek odalı ama büyük bir evdi. Yatak odası, salonun üzerinde kalıyordu. Koltukta Eralp uyuyordu. Akalp ve Kurt ortalıklar da yoktu.

Onların yokluğu ve Eralp'in uyumasını fırsat bilerek ayakkabılarımı elime alarak merdivenden sessizce inmeye başladım. Eralp'e fazla bakmamaya çalışıyordum ki uyanmasın.

Gerçi artık kaçmama gerek yoktu sonuçta anlaşma yapmıştık. İstanbul'a geldiğimizde ayrılacağız ama iletişim halinde olacağız demiştik, fakat ne gereği vardı?

Kapının önünde ayakkabılarımı giyerek kapıyı açtığımda ileriden eve doğru yürüyen Akalp ve Kurt'u gördüm. Gerçekten mi? Başka zamanlama mı yoktu? Geri çekilmek yerine dışarı çıktım.

"Erkencisin."

Gözleri küçülmüş ve kızarmıştı. Uyumadığı belliydi.

"İstanbul'a geldiğimizde ayrılacağız demiştik, şimdi benim için gitme zamanı." derken bir yandan Kurt'u seviyordum. Sanırım bu köpeği özleyebilirdim. Kurt'u eve bıraktığında bir şey demeden arabaya yöneldiğinde arkasından baktım. Ne yani beni mi bırakacaktı? Gerçi bırakması işime gelirdi. Başka türlü nasıl gidebilirdim ki zaten? Telefonum da yoktu.

Arabaya bindiğimde yola çıktık. Bugün babamın doğum günüydü. Kahvaltıyı kaçırdığım için epey azar yiyecektim. "Telefonunu kullanabilir miyim?" diye sordum. Bir şey demeden telefonunu çıkarıp bana uzattı.

Hemen Ceylin'in numarasını tuşlayıp arkama yaslandım.

"Alo?"

"Ceylin, ben şu anda İstanbul'dayım, fakat aracım Trabzon'da kaldı. Alması için birini ayarlayabilir misin?"

"Tamam, Saru Hanım. Bu arada babanız dünden beri beni arıyor. Kendisi oldukça sinirli. Bana geri dönüş yapıp, kendisine neden yapmadığınızı merak ediyormuş."

Sıkıntıyla nefesimi bırakırken elimle yüzümü kapattım.

"Başka bir şey var mı?" diye sordum kapatmadan önce. "Ha, evet! Babanız, bu yıl çitflik evinde kutlayacakmış doğum gününü. Sizi en kısa zamanda çiftlik evinde bekliyor."

"Tamam. Teşekkür ederim." diyerek telefonu kapattım. Navigasyondan çiftlik evin konumunu girdiğimde yutkundum. İstanbul'u da bu yüzden sevmiyordum. İstanbul'un içerisinde bir yerden bir yere gidene kadar başka bir şehre gidibiliyordunuz çünkü.

Navigasyonu açık bırakıp Akalp'e geri verdim. "Gitmeden önce bir mağazaya gitmem gerekiyor." kafasını sallayarak yola devam etti. Eve gidip üzerimi değiştirme gibi şansım olmadığı için yeni bir şey almam gerekiyordu.

Çiftlik evde kutlayacağına göre sadece biz değil, misafirlerimiz de olacaktı.

Bir mağazanın önünde durup birlikte arabadan inmiştik. Ben mağazaya doğru hareket ettiğimde o ise kapıda kalmıştı. Umursamadan içeriye girdim. Öyle aman aman bir şey almayacaktım. Direkt yelekli takımların olduğu alana geçerek siyah renkte ki takımı alıp kasaya yürüdüm.

O an aklıma gelen şeyle durdum. Benim param yoktu ki. Telefonum olsa onunla öderdim ama o da yoktu. Sırtımda bir el hissedince kafamı çevirdim. Akalp yürümem için işaret ediyordu. Takımı ödedikten sonra kabine geçerek üzerimi değiştirip mağazadan çıktık.

"Sana geri öderim." dedim. Umursamadan arabaya bindiğinde gözlerimi devirdim. Eralp bile daha samimi gelmeye başlamıştı.

Arabaya bindiğimde bana bir telefon uzattı. "Bu senin. İçinde benim ve Eralp'in numarası var." teşekkür ederek telefonu alıp ilk iş bankacılık hesabımı yükledim. IBAN'ını bilmediğim için numarasına bir miktar para gönderdim.

Ceylin'in ve babamın numarası kaydederken, "Senden para isteyen mi oldu, Saru?!" Akalp'in bir anda bağırmasıyla irkilerek ona baktım. "Ödeceğimi iki dakika önce söyledim zaten. Neden bu kadar sinirlendin?" dedim umursamazca.

Dudakları defalarca kez aralansa da bir şey söylemedi, sadece ağzının içinde homurdanarak bir sigara yakmıştı. Sigaranın dumanı bana gelirken hafifçe kapının yanına kayıp camı açtım. Sigara kokusunu sevmezdim. Belki yıllardır aradığım kokuyu bastırır düşüncesi yüzünden sevmiyor da olabilirdim.

Akalp de sanırım rahatsız olduğumu fark ederek sigarasını bitirmeden atmıştı. Oturuşumu düzelterek yolu izlemeye devam ettim.

Birkaç saatin ardından babamın çiftliğine varmak üzeredeydik. "Beni sapakta indirebilirsin. Kalan yolu yürürüm." dediğimde Akalp telefonu alarak, "Ortalama 25 dakika yürüyeceksin?" dedi, emin olmak istercesine yüzüme bakıyordu. 25 dakika o kadar da uzun bir süre değildi ki neden bu kadar garipsemişti?

Ben daha konuşamadan çoktan sapaktan içeriye girmişti bile. Gözlerimi devirerek arkama yaslandım. Şu anda Akalp'le tartışacak gücüm ve enerjim yoktu. Babamla yaşanacak olan tartışmada gücümün yerinde olması lazımdı ki sinirlerim bozulmasın.

Babamı kapı da bir güvenlikle konuşurken gördüğüm de dudaklarımdan istemsizce küfür dökülmüştü. Akalp bu halime anlamsızca baktı.

"Babam fark etmed-" daha demeye varmadan babamın göz hizasına girmiştik. Sıkıntıyla nefesimi bıraktım. "Benim arkadaşımsın, sadece beni bırakmaya geldin. Seninle ortak bir proje de yer aldığımız için tanıştık." aklıma gelen yalanları Akalp'e sıralarken, o ise gülüyordu. Ona baktım öfkeyle. Sanki gülünecek bir şey vardı bunda.

Araba durduğunda son kez derin bir nefes alarak sinirimi kontrol altına alıp araçtan indim.

"İyi ki doğdun, baba." diyerek babama doğru yürüsem de gözleri arkamda kalmıştı. Ona sarıldım. "Seninle sonra konuşacağız. Bu kim?" dedi benden ayrılırken. Akalp, araçtan inmeyip bana korna çaldığında, babam durması için işaret yaptı. Gözlerimi kapattım. Bırak baba, gitsin işte! Ne diye durduruyorsun ki!

Babam arabaya doğru yürürken, Akalp de bana bakıyordu. Mecbur o da indi arabadan. Sıkıntıyla nefesimi tuttum. Siniri ayrı, soruları ayrı canımı sıkacaktı şimdi.

"Seni bir yerden tanıyor muyum?" diye sordu babam. Şaşkınlıkla babama baktım. Akalp'i nerede ve nasıl tanıyacaktı ki? Akalp'in daha ne iş yaptığını ben bile bilmiyordum gerçi merak etmediğim için sormamıştım ya neyse.

"Zannetmiyorum, efendim." dudaklarımın kenarşarı aşağı doğru kıvrılırken hafifçe başımı salladım. Sert falan ama efendi rolünü de çok güzel oynuyor.

"Baban kim senin?"

"Baba!" dedim. Artık araya girmem gerekiyordu. "Bırak da gitsin. İşi gücü var."

Kaşlarını çatarak bana baktı. "Terbiyeli ol, Saru. Erkek arkadaşınla bu şekilde konuşma." diye uyardı babam.

"Normal. Normal erkek arkadaşım." dediğimde babam güldü. "Zaten sevgili yapmak kim, sen kim ki. Bu yüzden aklıma direkt arkadaşın olabileceği geldi."

Babamla beraber gülen Akalp'e sinirle baktım. Bir şey demeden bahçeye yürümeye başladım. Kendimce planlarım olduğu için sevgili toplarına hiç girmemiştim, ama bu demek değildir ki hiç flört edip, insanlarla takılmadım. Sadece işleri resmileştirmiyordum. Bir veya iki akşam yemeği yer iletişimi keserdim. Bunları da babamın bilmesine gerek yoktu bence.

"Saru!" babamın seslenmesiyle arkamı döndüğümde yanında Akalp'i görünce şaşırdım. Neden gitmemişti? Babamın yüzüne bakılırsa Akalp'i çok sevmişe benziyordu.

"Size bahsettiğim Aziz vardı ya, onun oğlu çıktı. Epey de büyümüşler." kaşlarımı çatarak Aziz'i düşünmeye başladım. Ama hatırlayamamıştım. Babam hatırlamadığımı anlayınca, "Asker de o olmasaydı ölmüştüm diye bahsettiğim, Aziz. Onun oğluymuş, Akalp. Ama siz ikizdiniz değil mi? İki erkek çocuğu olmuştu diye hatırlıyorum."

Şansıma sıçayım. Gerçekten çıka çıka Aziz amcanın oğlu mu çıktınız ya?! Rahmetliye lafım yoktu ama oğullarına vardı. Peşlerinde silahlı adamlar dolanıyordu. Babaları gibi dürüst birileri olacağına, tehlikeli işlere bulaşmışlardı.

"Siz nasıl tanıştınız?" diye sordu babam, Serpil'in yanına otururken. Ben de babamın karşısına oturduğum da Akalp de yanıma oturmuştu.

"Ortak bir proje de beraber çalıştık, baba." dedim. Babamın kaşları çatılmıştı. Neden şimdi böyle bakıyordu ki? Sesim de gayet inandırıcı çıkmıştı oysa.

"Hangi proje?" gözlerini kısarak bakıyordu bana. Yutkunamadım. Neden detayını sormuştu ki şimdi? Bunu düşünmemiştim hiç. "Kızınız, Trabzon'a mağaza açılışı için geldiğinde bizim için çok önemli bir bilgiye ulaştı, Sami amca. Sayesinde bir örgütü alt ettik."

Gözlerim Akalp'e kaydığında bu kadar büyük bir yalan neden söylüyordu? Babamın hâlâ askerden kalma arkadaşları vardı ve görüşüyorlardı. Hafifçe Akalp'e yaklaştım, "Abartmadın mı?" diye fısıldadım. Babam yanlış anlamasın diye tebessüm ediyordum.

"Yaa! Demek kızım bu yüzden birkaç gündür babasına ulaşmıyordu. Hâlâ istihbaratta olmana sevindim, oğlum. Kardeşin ne durumda? O da seninle aynı birimde değil mi?"

Babamın söyledikleriyle ikinci bir şoku yaşarken ağzım kuruduğunu fark ederek gelen kahveyi içmeye başladım. "Ah!" diyerek ağzımda ki kahveyi peçete yardımı ile temizledim. Ağzımın içi yanıyordu.

"Kızım iyi misin?" dedi babam. Duyduklarım karşısında ne kadar iyi olabilirdim sence baba? "Ben bi' lavaboya gideyim." yerimden hızlıca kalkarken, "Bana da tuvaletin yerini gösterir misin?" dedi Akalp. Kendimi ve sinirimi kontrol ederek, "Tabii." dedim zora ki bir gülümseme ile.

Eve girdiğimiz gibi gülmeye başlamıştı. "Ya sen delirdin mi?! Neden bana söylemiyorsun?! Ya yalan söylediğimi babam anlasaydı?! Gülme!" bir yandan çalışanlara bakıyor bir yandan da fırsat buldukça Akalp'e kızıyordum.

Onu banyoya sokup ben de peşinden banyoya girdim. "Gülme artık! Cevap ver!" sonunda gülmeyi kesse de sırıtmaya devam ediyordu. "Sormadın." dedi. Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken yüzüne mal mal bakmaya devam ettim.

"Sen Akalp'sin değil mi? Bak eğer Eralp'sen ve benimle kafa buluyorsan kötü olur!" ona savurduğum parmağıma bakarken sırtını lavaboya yasladı. "Hâlâ ayırt edemiyor musun?" diye sordu alaycı ifadesini takınarak. Böyle yaparsa nasıl ayırt edecektim ki?

Sinirle ayağımı yere vurup banyodan çıktığımda Serpil'le karşı karşıya geldim. Bir şey demeden yeniden banyoya girip kapıyı kapatıp kitledim. Akalp'in sessiz kalması içinse parmağımı dudaklarıma bastırdım.

Klozeti işaret ettiğinde, "Tut." diye fısıldadım. Kapı çaldı. "Saru, çık artık." dedi Serpil. Akalp'in sessizce güldüğünü görünce omzuna vurdum. "Ne yapayım, anne?! Hava değişikliği yüzünden bağırsaklarım bozuldu!" Serpil'e sadece evde biri varken anne derdim. Eğer kimse yoksa adıyla veya hanım tabiriyle konuşurdum.

Ses duymaya başladığımda gözlerimi büyüttüm. Şu anda arkamı dönmeye korktuğum için olduğum yerde kalmaya devam ettim. Serpil'in gidip gitmediğini de emin olamamıştım. Sifon sesiyle fermuar sesinin ardından bir de musluk sesini duymamla rahatladım. Arkamı dönüp bacağına tekme attım. Acıyla inlerken aynadan bana baktı. Umursamadım.

"Ne yapsaydım! Yol boyunca mola mı verdik?" diye homurdandı. Gözlerimi devirdim. Kapıyı yeniden aralayıp hızlıca etrafa bakındım. Kimseyi görmeyince çıktım banyodan.

Bahçeye yeniden çıktığımda Serpil'le babamın gülerek konuşmasına şahit oldum. Babam, Serpil'i gerçekten seviyor muydu, bilmiyorum. Ama sevseydi annemle beraber olmazdı. Ama şöyle bir şey de vardı ki babam hoşnut olmadığı yerde ne dururdu, ne de katlanırdı. Aklıma Sadakatsiz dizisinde ki Volkan gelmişti. Babam sanırım, Volkan'dı.

Akalp de iki dakika sonra geldiğinde yüzünde gülümseme vardı. Bu durumdan en çok keyif alan, o'ydu. Baştan bana söyleseydi bu duruma düşmeyecektim.

"Abin ve kardeşin de birazdan gelecekler. Akşama önemli misafirimiz var." dedi babam, ciddileşmişti. Beklemekten soğuyan kahvemi içmeden önce hafifçe kafamı salladım.

"Tekin amcanlar gelecek." dedi, sormamama rağmen. Tekin amca çocukluğumdan beri beni oğlu Yusuf'la evlendirmek istiyordu. İlk başta şaka olarak babama takılsa da zamanla şaka, kendisini gerçeğe bırakmıştı ve işin aksine babam da öyle düşünmeye başlamıştı. Bir şeyi 40 defa söylersen olur derler ya, onlar 40 bin kere dile getiriyordu olması için.

"Yusuf da epey yakışıklı delikanlı adam olmuş." dedi Serpil. Gözleri üzerimde gezinirken tatlı ama yalan tebessümünü yerleştirdi. Beni sinir etmek istediğinde yapardı bu hareketi.

"Ne diyim, Allah sahibine bağışlasın."

"Kabul etsen, bağışlayacak."

"Annecim, uzatmasak mı? Hı? Baba?"

Bastıra bastıra konuşuyordum. Biliyorlardı istemediğimi daha ne uzatıyorlardı anlamış değilim. Bir kere hayır denildiğinde kabul etsinler artık. Hayır, hayır demekti.

"Akalp'ten mi utandın? Hadi ama Saru! Kaç yaş-"

"Anne! Neden Akalp'ten utanayım? Ayrıca burada benim utanacağım bir konu yok ama sizin var! Bir şeyi yüz ker-"

"Saru!"

Babamın sert uyarısıyla dişlerimi sıktım. "Akalp, kalk sana etrafı gezdireyim." dedim, yerimden kalkarak. Serpil'le, babam varken tartışamazdım. Kendi annemi değil, Serpil'i anne olarak görmem için çok uğraşmıştı çocukluğum da ama bilmediği bir şey vardı, bir ilişki asla tek taraflı kurulmazdı. Kurulsa dahi yürümezdi. Serpil'in bu zamana kadar gönlü olmamıştı, benim de 10 yaşından sonra gönlüm olmadı. Bu yüzden babamın çabası boşunaydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18