20. bölüm / 22
Kırık Yaz20.BÖLÜM : ÖZGÜRLÜK
Bölümler 22Şu an: 20.BÖLÜM : ÖZGÜRLÜK
- 1 1.BÖLÜM : GÜLÜŞÜNÜ UNUTMA324 kelime
- 2 2.BÖLÜM : VEDA VE BAŞLANGIÇ162 kelime
- 3 3.BÖLÜM : KÜÇÜK BİR KIRILMA505 kelime
- 4 4.BÖLÜM : UNUTAMAM275 kelime
- 5 5.BÖLÜM : BEKLENMEDİK KARŞILAŞMA365 kelime
- 6 6.BÖLÜM : BEKLENMEDİK BAĞLAR536 kelime
- 7 7.BÖLÜM : SESSİZ KIRGINLIK659 kelime
- 8 8.BÖLÜM : YENİDEN BİR ARADA738 kelime
- 9 9.BÖLÜM : GİZLİ KONUŞMA1.368 kelime
- 10 10.BÖLÜM : SAKLANAN GERÇEKLER725 kelime
- 11 11.BÖLÜM : YENİ BAŞLANGIÇLAR853 kelime
- 12 12.BÖLÜM : YENİ BİR MELODİ1.057 kelime
- 13 13.BÖLÜM : GÖZ KAMAŞTIRAN SÜRPRİZ1.199 kelime
- 14 14.BÖLÜM : İZMİR1.572 kelime
- 15 15.BÖLÜM : SORUN1.230 kelime
- 16 16. BÖLÜM : BEKLENMEDİK KİŞİ383 kelime
- 17 17.BÖLÜM : DORUK579 kelime
- 18 18.BÖLÜM : OLMASA DA OLUR782 kelime
- 19 19.BÖLÜM : KAPANMAYAN YARALAR917 kelime
- 20 20.BÖLÜM : ÖZGÜRLÜK1.304 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21.BÖLÜM : BEKLENMEDİK KİŞİ472 kelime
- 22 22.BÖLÜM : YÜZLEŞME527 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalar 🩷
Bölüm ile ilgili düşüncelerinizi yazmayı unutmayın 🩷
Şaşkınlıkla Deniz’e baktığımda, o ifadesiz bir şekilde bana bakıyordu. Ardından Miray’a dönerek, “Artık eve girelim, babamı biliyorsun,” dedi. Miray başını onaylarcasına salladı ve eve doğru yürümeye başladı. Deniz ise bana dönüp, “Çisel, sonra görüşürüz,” dedi. Omzuma hafifçe dokunduktan sonra arkasını dönerek uzaklaştı.
Onun arkasından bir süre baktıktan sonra merdivenleri çıktım ve kapıyı birkaç kez tıklattım. Kapıyı, o güzel gülümsemesiyle Derya Hanım açtı. Kenara çekilerek içeri geçmem için bana yer açtığında, ayakkabılarımı çıkarıp elime aldım ve içeri girdim.
İçeri adımımı attığımda, tüm arkadaşlarımın ellerinde bardaklarla sohbet ettiğini gördüm. Bu manzara, yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirdi. Berkay ve Göksel yan yana oturuyordu, karşı koltuklarında ise Ece ve Eslem vardı. Ayakkabılarımı yere bırakıp hızla yanlarına ilerledim. Beni gören Berkay, “Çisel, biz diyoruz ki akşam kafeye gidip biraz sosyalleşelim. Ne dersin?” diye sordu.
Kısa bir süre düşündükten sonra gözlerimi Berkay’a çevirdim. “Bu kafeye gitme isteğinin, karşı komşularımızla bir ilgisi olabilir mi acaba?” diye sordum.
Tek kaşımı kaldırdığım anda, o da aynı hareketi yapınca gülümsememe engel olamadım. Kendini savunmaya çalışarak, “Hayır, tabii ki! O da nereden çıktı?” dedi.
“Bunu sana sormak lazım,” diyerek onu köşeye sıkıştırmaya çalıştım. Göz göze geldiğimizde, “Hayır,” diyerek hemen reddetti.
Aslında akşam dışarı çıkma fikrine pek sıcak bakmıyordum ama üstelemedim. Sonunda hepimiz dışarı çıkmaya karar verdik ve odalarımıza dağıldık.
Hızlıca bir duş aldıktan sonra giyeceğim kıyafetleri ve ayakkabılarımı seçtim. Saçlarımı kurutup kıyafetlerimi giydim, ardından saçlarımı tarayarak sade bir makyaj yaptım. Boy aynasında kendime son bir kez göz gezdirdiğimde, açık mavi, fırfırlı askılı, önünde bağcık detayı olan kısa bir üst ve açık mavi bol paça kot pantolonla hazırdım. Beyaz tabanlı, açık mavi detaylı spor ayakkabılarımı da giydikten sonra giyinme odasından çıktım.
Göksel kıyafetlerini değiştirmeyeceğini söyleyince birlikte odadan ayrıldık. Merdivenleri adım adım inerken, Berkay’ın beyaz tişört ve kot pantolon giydiğini fark ettim. Kızlar ise gerçekten çok şık görünüyordu.
Ece’nin üzerinde lacivert askılı bir bluz ve beyaz bir etek vardı. Saçlarını açık bırakmış, güzel yüzünü makyajla daha da belirgin hale getirmişti. Eslem ise üzerinde pembe çiçek desenli, çok güzel beyaz bir elbise giymişti. Beyaz spor ayakkabıları ve aynı renkteki çantasıyla oldukça zarif görünüyordu. Saçlarını gevşek bir topuz yapmıştı.
Berkay, “Hazırsanız çıkıyoruz o halde,” dediğinde hepimiz başımızla onayladık.
Derya Hanım’a göz ucuyla baktığımda, yemek masasına yaslanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir şekilde ışıl ışıl gülümseyerek bizi izlediğini fark ettim. Berkay ona dönerek, “Biz çıkıyoruz, geç kalmayız, ablaların gülü!” dedi. Buna engel olamadan kıkırdadım.
Dışarı adım attığımızda etrafıma şöyle bir göz gezdirdim. Kimseyi göremeyince, istemeden yüzüm asıldı. Bunu fark eden Ece, “Onu mu bekliyorsun?” diye sordu.
Başımı iki yana sallayarak onaylamadığımı belli etmeye çalışsam da, Ece hafifçe gülümseyerek, “Çisel, seni iyi tanıyorum. Kendini bana anlatmak gibi bir hataya düşme,” dedi. Gülümseyerek elini tuttum.
Toprak yolda ilerlerken duyduğumuz sesle arkamızı döndük. Berkay, Deniz ve Miray’ın yaşadığı evin camına çakıl taşı atıyordu.
Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. Gerçekten inanılır gibi değildi. Berkay bu hareketine birkaç kez daha devam edince yanına yaklaşıp kolunu dürttüm. “Hani onlar için çıkmayacaktık?”
Kızlar da hemen yanıma geldi. Berkay gözlerini kırpıştırarak bana baktığı sırada, karşımızdaki evin kapısı gıcırdayarak açıldı. Deniz’in gözleri benimle buluşsa da ardından Berkay’a bakarak, “Neler oluyor?” diye sordu. Sesi meraklıydı.
Berkay yüzüne bir gülümseme yerleştirerek, “Dolaşacaktık biraz, sizi de çağırmak istedim,” dedi. Deniz hafifçe gülümseyerek, “Kapı diye bir şey var,” diye karşılık verdi.
Berkay umursamaz bir ifadeyle, “Böyle çağırmak istedim, gelmek ister misiniz?” diye sordu.
Asıl çağırma nedeninin Miray olduğunu biliyordum. Henüz Miray ve arkadaşlarım tanışmamıştı. Miray bahçeden çıkarak yanımıza geldi. “Abişko, bir sorun mu var?”
Deniz başını ona çevirerek olumsuz anlamda iki yana salladı. “Dolaşacaklarmış, bizi de çağırıyorlar. Yeni komşularımız.”
Miray elini Ece’ye uzatıp tanıştıktan sonra aynı hareketi Eslem ve Göksel için de tekrarladı. Sıra Berkay’a geldiğinde ise sadece başını hafifçe eğerek, “Ben Miray,” dedi.
Berkay, çapkın bir gülümsemeyle, “Berkay,” diye karşılık verdi.
Berkay’ın gözleri Deniz’e kayınca yüzündeki çarpık gülümsemenin yerini ciddiyet aldı. Elindeki çakıl taşlarına bakarken gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıyordum.
Miray, bana güzel bir gülümsemeyle bakarak, “Biz Çisel’le dün tanıştık,” dedi.
Arkadaşlarım şaşkınlıkla birbirine bakarken, Deniz, “O halde siz bana kafenin adresini söyleyin, Çisel benimle gelsin, siz de taksiye binersiniz. Miray da gelsin ,” dedi.
Miray, “Peki babam ne olacak?” diye sordu.
Deniz geçiştirircesine başını iki yana salladı. Sonra bakışlarını bana çevirerek, “Daha önce motora bindin mi?” diye sordu.
Olumsuz anlamda başımı iki yana sallayınca, Miray’a dönüp, “İçeriden motora binerken giydiğimiz ceketleri, kaskı ve dizlikleri getirir misin?” diye sordu.
Miray kısa bir süre sonra elinde iki siyah deri ceket, iki kask ve dizliklerle yanımıza döndü. Deniz, ceketin birini giyerken ben de çoktan diğerini giymiştim.
Deniz, dizlikleri Miray’ın elinden alıp önümde diz çöktü. “Bu dizlikler olası bir tehlikede seni korur,” diyerek dizlikleri takıp ayağa kalktı.
Bileğindeki siyah tokayı çözerken, “Senden arkanı dönmeni rica etsem?” diye sordu.
Arkamı döndüğümde, ceketin içindeki saçlarımı özenle çıkardı ve örmeye başladı. “Ne yapıyorsun ki?” diye sordum.
Deniz iç çekerek yanıtladı, “Eğer saçlarını örmezsem, motoru sürdüğümüz sırada dolaşır ve açarken canın acır.”
Kalbimde kelebekler uçuşuyordu. Bu basit an bile o kadar iyi hissettirmişti ki… Kim bilir, motordayken nasıl hissedecektim?
Saçlarımı örmeyi bitirdiğinde arkamı döndüm ve merakla sordum:
“Saç örmeyi nereden biliyorsun?”
Deniz, bir an Miray’a baktıktan sonra tekrar gözlerini bana çevirdi.
“Miray çocukken saçları açık uyuyamazdı. Annem bazı geceler evde olmazdı.”
Sesi hafifçe değişti, sanki geçmişin anıları zihninde canlanmıştı. Kısa bir duraksamanın ardından devam etti:
“Annem olmadığında, Miray’ın saçlarını ben örerdim. Bir şekilde öğrenmek zorunda kaldım.”
Sonra bakışlarını Miray’a çevirerek, “Siz gidin, biz Çisel’le arkanızdan geleceğiz,” dedi.
Miray, başıyla onayladı ve iki kaskı da abisine uzatarak arkadaşlarımın yanına doğru ilerledi. O sırada Berkay, Deniz’e dönerek, “Telefon numaranı söylersen konumu atabilirim,” dedi.
Deniz, başını sallayarak numarasını verdi ve Berkay, hızla konumu ona gönderdi. Sonra hepsi kendi aralarında konuşarak toprak yolda ilerlemeye başladılar.
Ben ise gözlerimi sol tarafımızda duran siyah motora çevirdim.
“Pek anlamam ama motorun harika görünüyor,” dedim.
Deniz, bir adım yaklaşıp elindeki kaskı başımdan geçirdiğinde, dar alanda sıkışmış gibi hissettim ve içgüdüsel olarak derin bir nefes aldım. Deniz, kaskın camına dokunarak,
“Bu camın adı vizör,” dedi.
“Vizör,” diye tekrarladım.
Deniz, hafif bir gülümsemeyle vizörü indirdi ve sanki aklımdan geçenleri okumuş gibi,
“Sanki başka bir evrene geçmiş gibi hissediyorsun, değil mi?” diye sordu.
Başımı sallayıp onayladım. “Evet, öyle hissediyorum. Sen nereden biliyorsun?” diyerek hafifçe omzuna dokundum.
Kısa bir kahkaha attı. “Ben de ilk kask taktığımda senin gibi hissetmiştim. Şimdi sana motora nasıl binip inileceğini göstereceğim.
Deniz’le birlikte motorun sol tarafına geçtik. O, hem hareketleriyle gösteriyor hem de anlatıyordu.
“Ben önce oturacağım. Sen, ayağını ayaklığa basıp dengeni sağlayacaksın. Sonra ellerini omzuma koyarak kendini yukarı iteceksin ve sağ bacağını motorun üstünden geçirip oturacaksın. Şimdi sana nasıl ineceğini göstereceğim. Öncelikle, her zaman motorun sol tarafından binip iniyoruz. İnerken ise sen benden önce iniyorsun . Sol bacağını yere hafifçe eğip parmak ucunu yere sabitliyorsun. Omzumdan destek alarak sağ bacağını kendine doğru çekiyorsun ve iniyorsun. ” anlatmayı bitirip tekrar oturdu ve omzunun üzerinden bana bakarak “Anladın mı?” diye sordu.
“Anladım,” diyerek başımı salladım ve dediklerini uygulayarak motora oturdum.
“Çabuk öğreniyorsun,” dedi ve göz kırptı.
Sonra bana doğru biraz daha dönüp kaskımın vizörünü kapattı. Kendi kaskının da vizörünü indirerek motoru çalıştırdı. O an kalbimde kelebekler uçuşuyordu. Bunun nedeni Deniz’e bu kadar yakın olmam mıydı, yoksa ilk kez motora biniyor olmam mı, emin değildim.
Ellerimi nereye koyacağımı bilemeyince Deniz, omuzlarına hafifçe dokunan ellerimi tutup beline indirdi. Motor yavaşça hareket etmeye başladığında, kaskımın çene ucu Deniz’in omzuna yaslandı.
Düz yolda ilerlerken Deniz aniden hızlanınca, refleks olarak beline daha sıkı sarıldım ve gözlerimi kapattım. Bu kez kalbim heyecandan değil, korkudan hızlı atıyordu. Ama birkaç saniye sonra, Deniz hızını tekrar düşürdüğünde gözlerimi yavaşça açtım ve derin bir nefes aldım.
Kısa sürede motora alışmıştım. Vizörü hafifçe araladığımda, yüzüme hızla çarpan serin hava bana garip bir huzur verdi. İçimden gelen bir hisle sol elimi Deniz’in belinden ayırıp yana açtım. Bunu fark eden Deniz hızını düşürdü.
Gözlerimi yıldızlarla dolu gökyüzüne kaldırdım. Huzuru hissettiğim nadir anlardan biriydi.
Ancak Deniz tekrar hızlanınca, elimi geri çekip beline sarıldım ve yolu izlemeye devam ettim. Bu anın hiç bitmesini istemiyordum.
Bölüm etkileşimi
