Bölümler 22Şu an: 13.BÖLÜM : GÖZ KAMAŞTIRAN SÜRPRİZ
- 1 1.BÖLÜM : GÜLÜŞÜNÜ UNUTMA324 kelime
- 2 2.BÖLÜM : VEDA VE BAŞLANGIÇ162 kelime
- 3 3.BÖLÜM : KÜÇÜK BİR KIRILMA505 kelime
- 4 4.BÖLÜM : UNUTAMAM275 kelime
- 5 5.BÖLÜM : BEKLENMEDİK KARŞILAŞMA365 kelime
- 6 6.BÖLÜM : BEKLENMEDİK BAĞLAR536 kelime
- 7 7.BÖLÜM : SESSİZ KIRGINLIK659 kelime
- 8 8.BÖLÜM : YENİDEN BİR ARADA738 kelime
- 9 9.BÖLÜM : GİZLİ KONUŞMA1.368 kelime
- 10 10.BÖLÜM : SAKLANAN GERÇEKLER725 kelime
- 11 11.BÖLÜM : YENİ BAŞLANGIÇLAR853 kelime
- 12 12.BÖLÜM : YENİ BİR MELODİ1.057 kelime
- 13 13.BÖLÜM : GÖZ KAMAŞTIRAN SÜRPRİZ1.199 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14.BÖLÜM : İZMİR1.572 kelime
- 15 15.BÖLÜM : SORUN1.230 kelime
- 16 16. BÖLÜM : BEKLENMEDİK KİŞİ383 kelime
- 17 17.BÖLÜM : DORUK579 kelime
- 18 18.BÖLÜM : OLMASA DA OLUR782 kelime
- 19 19.BÖLÜM : KAPANMAYAN YARALAR917 kelime
- 20 20.BÖLÜM : ÖZGÜRLÜK1.304 kelime
- 21 21.BÖLÜM : BEKLENMEDİK KİŞİ472 kelime
- 22 22.BÖLÜM : YÜZLEŞME527 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Beğeni ve yorum atmayı unutmayın 🌸
İyi okumalar 🩷
Odanın içinde üç büyük çiçek buketi vardı. Buketlerin üzerindeki kartlarda, çiçeklerin kimden geldiği ve doğum günümü kutlayan güzel notlar yazıyordu. Şakayıklar Ece’den, papatyalar Eslem’den, güller ise Berkay’dan gelmişti. Gül buketinin üzerinde ise ikinci bir not daha vardı: “Saat 8’de bu güzel elbiseyi giyip her zamanki kafemize gel, güzel Çiso’muz.”
Yatağımın üzerine bırakılmış elbiseye baktığımda, hayatımda gördüğüm en güzel elbise olabilirdi. Gece mavisi elbise, ince askıları ve bedeni saran korsesiyle zarif ama iddialı bir duruşa sahipti. Kumaşı ışıkla buluştuğunda yumuşak bir parıltıyla kendini gösteriyordu ama asıl büyü, belden sonra başlıyordu. Kat kat tüllerden oluşan etek, dalgalar gibi kıvrılıyor, üzerine serpiştirilmiş ışıltılarla yıldızlı bir geceyi andırıyordu. Hareket ettikçe dans eden bu kıyafet, yalnızca giyen kişinin değil tüm gecenin atmosferini değiştirecek kadar göz alıcıydı. Bakmaya doyamıyordum. Göksel’e baktığımda, onun da hayran hayran elbiseye baktığını gördüm. Etiketi hâlâ üzerindeydi daha yeni alındığı belliydi.
Gözlerim dolmuştu, yere çöküp mutluluktan ağlamak istiyordum. Arkadaşlarımı çok seviyordum; onlarsız bir hayat düşünemiyordum. Onlar benim hayatıma ışık olmuşlardı. Göksel, gözyaşlarımı silip bana sıkıca sarıldı. Bir süre öyle kaldıktan sonra ilk ayrılan o oldu. Göksel
“Hadi gel, seni hazırlayalım güzelim,” dediğinde başımı sallayıp elbiseyi elime aldım ve giyinme odasına girdim. O elbiseyi giymek için sabırsızlanıyordum.
Göksel’le birlikte ayakkabı, çanta ve takılarımı seçtik. Elbisemi giydikten sonra Göksel sırtımdaki ipleri bağladı. Odanın ortasındaki yuvarlak pufun üzerine oturup ayakkabılarımı giydim. Ardından Göksel’den saçıma fön çekmesini istedim, o da beni kırmadı. Ben saçlarımı taradıktan sonra Göksel fön çekmeye başladı. Bu sırada hafif bir makyaj yaptım. Kısa bir süre sonra tamamen hazırdım .
Boy aynasında kendime baktığımda, gece mavisi elbisem üzerime tam olmuş , gümüş ayakkabılarımın ince bantları bileğimi sarıyordu. Topuklarındaki kristaller ışıkla parlıyordu. Zarif ve tam da bu geceye uygundu. Sade, gümüş rengindeki el çantamı da elime aldım. Makyajıma son dokunuşları yaptıktan sonra artık hazırdım. O kadar heyecanlıydım ki kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Bu, ilk doğum günü partim değildi ama son olmasını da istemiyordum. Göksel’i evde yalnız bırakacağım için içim hiç rahat değildi. Ama bundan sonra onu yanımdan ayırmaya da hiç niyetim yoktu.
Göksel’le yüzümüzde gülümsemeyle giyinme odasından çıkıp kendi odama döndüğümüzde birbirimize baktık. Göksel ellerimi tutarak,
“Çok heyecanlı görünüyorsun, doğum günü kızı!” dedi. Kıkırdayarak,
“Ama doğum günümü dün kutlamadılar, umarım geçerli bir açıklamaları vardır,” dedim. Göksel ise,
“Berkay’ın vardır, emin ol,” diyerek gözlerini kaçırdı ve ellerimi bıraktı.
Hızla odamdan çıkıp Göksel’le merdivenlere yöneldik. Heyecanla merdivenleri indiğimde, annemle babamın kapıda ışıl ışıl bir gülümsemeyle beni beklediğini gördüm. Sanırım onların da haberi vardı. Büyük ihtimalle bana sürpriz olmasını istedikleri için söylememişlerdi.
Annem ve babam, ben merdivenlerden inerken baştan aşağı beni süzdü. Babam hayranlıkla ıslık çaldı. Utandığımı hissediyordum ama gülmeden edemedim. Yanlarına geldiğimde babam elini uzattı, tuttuğumda beni etrafımda bir tur döndürdü. Annem, bana hayranlıkla bakarak,
“Tatlım, harika görünüyorsun.” dedi.
“Teşekkür ederim,” diye mırıldandım.
Babam, anneme bakarak,
“Hayatım, bizim Çisel adında bir kızımız vardı, değil mi? Şu karşımda duran prenses bizim kızımız olabilir mi sence?” diye takılınca hepimiz kıkırdadık.
Omzumun üzerinden arkaya baktığımda Aysel Ablanın da beni izlediğini gördüm. Mutfağa doğru bakınca ise Mustafa Amcanın, Aysel Abla görmeden tenceredeki sarmalardan hızlı hızlı yediğini fark ettim. Annem ve babam da onun bu halini görünce birbirlerine bakıp gülümsediler ve sohbete daldılar. O sırada Aysel Abla omzuma dokunup,
“Çisel kızım, karnın acıktı mı? Gitmeden bir şeyler ye, yoksa açlıktan bayılırsın. Sabah da hiçbir şey yemedin,” dedi.
Tam arkasını dönüyorken onu durdurdum. Mustafa Amcayı durdurmasını istemiyordum çünkü belli ki sarmalarla arasında gizli bir savaş vardı ve bu savaşı kaybetmesine gönlüm razı olmazdı. Gülümseyerek Aysel Ablaya döndüm.
“Aysel Ablacığım, hiç acıkmadım,” dedim ve aklıma gelen ilk bahaneyi uydurarak, “Odada telefonumu unutmuşum. Topuklularla çıkmak zor olur. Sana zahmet olmazsa getirebilir misin?” diye ekledim, mahcup bir ifadeyle.
Aysel Abla sevecen bir tavırla,
“Tabii kızım, hemen getiririm. Sen yerini söyle yeter,” dedi.
Telefonumun yerini tarif ettikten sonra Aysel Abla hızla merdivenleri çıkarken ben de mutfağa yönelip Mustafa Amcanın yanına gittim. Kafeye kadar beni götürmesini rica ettim çünkü hava epey kararmıştı. O da hemen kabul etti. Biraz oyalandım ki Mustafa Amca karnını iyice doyursun.
Sonra Göksel’e vedalaşmak için sarıldım ve fısıldayarak,
“Kendine çok dikkat et, beni gelene kadar bekle. Gün değerlendirmesi yapacağız,” dedim. Göksel gülerek başını salladı.
Annemle vedalaşırken ona sıkı sıkı sarılıp,
“Göksel size emanet. Evden çıkmasını istemiyorum,” dedim.
Annem gülümseyip,
“Sen hiç merak etme,” diyerek sırtımı sıvazladı.
Babamla vedalaşmak için sarıldığımda ise kulağıma eğilip,
“Her zaman güzelsin ama bugün peri kızı gibi olmuşsun, Çisel’im,” dedi.
Teşekkür edip gülümsedim. Tam o sırada Aysel Abla, telefonumu getirip uzattı. Telefonu alıp çantama koydum ve Mustafa Amca ile evden çıkıp arabaya bindik.
Her zamanki gittiğimiz kafeyi söylediğimde, Mustafa Amca zaten yolu bildiği için hiç sormadı. Araba yolda ilerlerken ben de camdan dışarıya bakıyordum. “Acaba bu evlerde yaşayan insanların hayatları nasıl? Şu an ne hissediyorlar?” diye düşünmeden edemedim. Yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı.
Birkaç dakika sonra kafenin önüne geldik. Bu kafeyi çok seviyordum ama içeriye göz attığımda kimsenin olmadığını ve ışıkların kapalı olduğunu görünce içimi bir huzursuzluk kapladı. “Acaba yanlış yere mi geldim?” diye düşünürken, kafenin bahçesinden geçip kapıya ulaştım.
Kapıyı itip içeriye adım attığım anda birden ışıklar açıldı ve üzerime kalpli ve yıldızlı konfetiler patlatıldı. İrkildim ama hemen ardından yüzüme kocaman bir gülümseme yayıldı. Berkay, elinde beyaz, prenses tacı şeklinde süslenmiş, oldukça büyük iki katlı bir pasta ile bana doğru yaklaşıyordu. Gözlerim dolmuştu. Dizlerim hafifçe titriyordu.
Ece, bizi videoya çekiyordu. Berkay iyice yaklaştığında pastadaki uzun mumu ve tacın ortasında parlayan simleri fark ettim. Mumu üflediğimde simler havaya saçıldı, parıltıları izlemek bile büyüleyiciydi. Berkay pastayı yan tarafındaki masaya koydu.
Ece’nin üzerinde siyah, sade bir elbise vardı; siyah topuklu ayakkabılarıyla kombinini tamamlayıp saçlarını açık bırakmıştı. Eslem ise buz mavisi kumaştan bir tulum giymiş, dolgu topuk siyah ayakkabılar giymişti ve saçlarını şık bir topuz yapmıştı. Berkay lacivert bir gömlek, beyaz pantolon ve beyaz ayakkabılar giymişti. Hepsi çok şık görünüyorlardı.
Sırayla bana sarılıp doğum günümü kutladılar. Berkay’a döndüm ve merakla sordum:
“Neden dün kutlamadık?”
Berkay gülümseyip göz kırptı,
“Dün böyle bir sürprizi yetiştiremezdik. Ayrıca senin böyle şaşırmanı istedik,” dedi.
Ece araya girip,
“Bir de senin her şeyi anlama hızını test ettik. Bak, hiç anlamadın!” diyerek kahkaha attı.
O an anladım ki, en sevdiğim insanlar benim için bu kadar güzel bir şey hazırlamışlardı. O gece, hayatımın en özel anlarından biri olarak hafızama kazındı.
1 saat sonra
Eve dönüp sıcak bir duşun altına girdiğimde, tüm yorgunluğumun üzerimden akıp gittiğini hissettim. Su damlalarının tenimde bıraktığı serinlikle rahatlamıştım. Duştan çıkınca giyinme odasına geçip üzerime rahat bir eşofman takımı giydim ve saçlarımı gevşek bir şekilde topladım. Hazırlandıktan sonra odadan çıkıp Göksel’in yanına gittim.
Göksel, yatak odasında çiçeklerle ilgileniyordu. Beni görünce yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi.
“Nasıl geçti akşamın?” diye sordu merakla.
Bu soruya dayanamayıp her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmaya başladım. Sürpriz parti, Berkay’ın getirdiği o güzel pasta, konfetiler… Hepsini öyle bir heyecanla anlattım ki, Göksel de en az benim kadar heyecanlanmış gibiydi. Gözleri parlıyor, anlattıklarımı ilgiyle dinliyordu.
Sohbete daldıkça zamanın nasıl geçtiğini fark etmedik. Gülmeler, anılar derken gecenin ilerleyen saatlerine kadar konuştuk. Göksel’in göz kapakları ağırlaşmaya başladığında,
“İstersen yatağımda yat, daha rahat edersin,” dedim.
Bir an tereddüt etti ama sonra başını sallayıp kabul etti.
“Tamam, o zaman sana iyi geceler,” dedi gülümseyerek.
“İyi geceler Göksel,” dedim ve odadan çıkıp misafir odasına geçtim.
Yatağa uzandığımda içimi tarifsiz bir huzur kapladı. O gece, yüzümde bir gülümsemeyle derin bir uykuya daldım.
Bölüm ile ilgili düşüncelerinizi yazmayı unutmayın 🩷
Bölüm etkileşimi
