Bölümler 22Şu an: 14.BÖLÜM : İZMİR
- 1 1.BÖLÜM : GÜLÜŞÜNÜ UNUTMA324 kelime
- 2 2.BÖLÜM : VEDA VE BAŞLANGIÇ162 kelime
- 3 3.BÖLÜM : KÜÇÜK BİR KIRILMA505 kelime
- 4 4.BÖLÜM : UNUTAMAM275 kelime
- 5 5.BÖLÜM : BEKLENMEDİK KARŞILAŞMA365 kelime
- 6 6.BÖLÜM : BEKLENMEDİK BAĞLAR536 kelime
- 7 7.BÖLÜM : SESSİZ KIRGINLIK659 kelime
- 8 8.BÖLÜM : YENİDEN BİR ARADA738 kelime
- 9 9.BÖLÜM : GİZLİ KONUŞMA1.368 kelime
- 10 10.BÖLÜM : SAKLANAN GERÇEKLER725 kelime
- 11 11.BÖLÜM : YENİ BAŞLANGIÇLAR853 kelime
- 12 12.BÖLÜM : YENİ BİR MELODİ1.057 kelime
- 13 13.BÖLÜM : GÖZ KAMAŞTIRAN SÜRPRİZ1.199 kelime
- 14 14.BÖLÜM : İZMİR1.572 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 15.BÖLÜM : SORUN1.230 kelime
- 16 16. BÖLÜM : BEKLENMEDİK KİŞİ383 kelime
- 17 17.BÖLÜM : DORUK579 kelime
- 18 18.BÖLÜM : OLMASA DA OLUR782 kelime
- 19 19.BÖLÜM : KAPANMAYAN YARALAR917 kelime
- 20 20.BÖLÜM : ÖZGÜRLÜK1.304 kelime
- 21 21.BÖLÜM : BEKLENMEDİK KİŞİ472 kelime
- 22 22.BÖLÜM : YÜZLEŞME527 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Beğeni ve yorum atmayı unutmayın 🌸
İyi okumalar 🩷
3 gün sonra …
O kadar heyecanlıydık ki iki gün boyunca Göksel ile birbirimize yardım ederek tatil bavullarımızı hazırlamıştık. Berkay ve ailesinin arabasına hepimiz sığamayacağımız için Göksel ile ben Berkay ve ailesinin arabasıyla gidecektik. Ece ve Eslem ise başka bir arabayla İzmir’e gideceklerdi. Bugün yaz tatilimin başladığını hissediyordum. Üzerimde siyah düz askılı bir elbise ve kırmızı kısa bir kot ceket vardı. Pahalı bir markanın siyah, beyaz ve kırmızı renklerinde spor ayakkabılarım da kombinime uyum sağlamıştı. Uzun saçlarımı arkadan sıkı bir şekilde toplamıştım. Göksel’in üzerinde ise mavi ve beyazdan oluşan çok şık bir elbise, kısa kot ceket ve beyaz spor ayakkabılar vardı. Saçlarını açık bırakmıştı ve çok hoş görünüyordu. Göksel’in asıl heyecanının Berkay’ı görmek olduğunu içten içe hissetsem de ona belli etmiyordum. Tatil ile ilgili hayallere daldığım sırada Berkay ve ailesinin arabası evimizin bahçesine girdiği anda Göksel ile bavullarımızı alıp arabaya doğru yaklaşmaya başladık. Araba bahçemizde durduğunda arabadan önce Berkay indi. Bizi görünce güneş gözlüklerini saçlarına doğru kaldırıp saçlarının şeklini düzeltti. Üzerinde rengarenk ağaç desenleri olan bir gömlek ve mavi şortu vardı. Gülümsemeden edemedim. Ardından Aslı Teyze arabadan indi. Üzerinde ince askıları ve omuzdan düşen fırfırlı detaylarıyla zarif bir beyaz elbise vardı. Bel kısmı oturmuş, eteği ise hafifçe kabararak dökümlü bir şekilde uzanıyordu.
Bizi görünce güneş gözlüğünü saçlarına kaldırıp en sıcak gülümsemesiyle baktı ve kollarını açarak bana doğru ilerledi. Bana sıkıca sarıldıktan sonra Göksel’e de sarıldı. Evet, hepimizin aklında tek bir soru vardı: Aslı Teyze, Göksel ile hiç tanışmamasına rağmen neden bu kadar sıcak davranıyordu? Aslı Teyze, iyilik meleği gibidir. Herkese çok sıcak davranır ve gönüllerde taht kurar. En son Onur Amca bavullarımızı bagaja yerleştirmek için arabadan indi. Üzerinde bej pantolon, lacivert tişört ve omzuna atılmış krem rengi kazakla sade ama şıktı. Valizlerimizi bagaja yerleştirdikten sonra eve şöyle bir dönüp baktığımda, aileme sarılarak vedalaşamadığım için buruk hissediyordum. Dün anneannem aniden rahatsızlandığı için annem ve babam Ankara’ya gitmek zorunda kaldı. Bakışlarımı evden çekip arabaya bindim. Ardımdan arabaya Göksel de bindi. Berkay’ın bagajdan bulduğu can simidini beline takmış, bize baktığını görünce “Berkay, neden orada duruyorsun, hadi bin arabaya,” dediğimde kafasını olumsuz anlamda salladı ve geri giderken “Size bir şey göstereceğim,” dediğinde ne dediğini çözmeye çalışırken kapısı açık olan yolcu kapısına doğru koşmaya başladı. Tam arabaya bineceği sırada yere düştü. Göksel ile telaş içinde arabadan indik. Göksel, Berkay yerde oturup belini tutarken, “Berkay, iyi misin?” diyerek yanına çöktü. Berkay, Göksel’in yanına eğildiğini görünce hülyalı hülyalı bakmaya başladı. Berkay’ı silkeleyip kendine getirdim. Ayağa kalktığında hala Göksel’e bakıyordu. Bu tatilin uzun geçeceğini o an anladım. Hepimiz arabaya yerleştikten sonra, Onur Amca gazı alevlendirerek arabayı hareket ettirdi. İlk iki saat bol kahkahalı geçti. Daha sonra acıktığımız için durduk. Aslı Teyze’nin yaptığı leziz yemeklerden yedikten sonra yolumuza devam ettik.
Göksel ve Berkay kendi aralarında konuşurken, ben de yolu izlerken göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı. Uykunun kollarına teslim oldum.
Ne kadar uyudum bilmiyorum ama Berkay’ın omzuma dokunmasıyla gözlerimi açtım. Başımı sağ tarafa çevirdiğimde gördüğüm tek şey masmavi bir denizdi. O kadar güzeldi ki, hayran olmamak elde değildi. Arabadan indiğimde karşımda oldukça büyük, üç katlı beyaz-mavi renklerde bir ev vardı. Bavullarımızı alıp eve doğru ilerlemeye başladık. Yürürken ayaklarımız kuma gömülüyordu. Basamaklardan çıkıp kapıya ulaştık. Onur Amca arkamızdan koşarak gelip evin ahşap kapısını açtı. Bizi geniş ve ferah bir oda karşıladı. Yerden tavana kadar uzanan dev camlar, masmavi deniz manzarasını içeri davet ediyordu. Oda, beyaz ve bej tonlarının hakim olduğu sade bir şıklığa sahipti. Ortada, üzerine birkaç kitap bırakılmış büyük bir ahşap sehpa duruyordu. İki rahat kanepe ve bir koltuk, yumuşacık yastıklarla tamamlanmıştı. Hasır sepetler, ahşap zeminler ve dokuma halı, odayı sade bir biçimde tamamlıyordu. Arka planda büyük bir yemek masası ve açık bir mutfak vardı. Yüksek tavan, ahşap kirişlerle desteklenmişti ve bu da odaya daha da ferah bir his veriyordu. Her şey sade, huzurlu ve dingindi. Geniş cam kapılar balkona açılıyordu. Kapılar açık, hafif bir rüzgar içeri giriyordu. Aslı Teyze bavulları arabadan almak için dışarı çıktığı sırada Onur Amca Berkay’a, “Berkay oğlum, sen de bir işin ucundan tut!” dediğinde Berkay duymamak için kulaklık takmış, kendi kendine dans ediyordu. Koşar adım Onur Amca’nın yanına gidip, evin önündeki bavulu içeriye taşıdım. Tüm valizleri, Onur Amca, ben ve Aslı Teyze eve taşıdıktan sonra kapıyı kapattım. Kısa bir süre sonra Ece ve Eslem de geldikten sonra sıcak bir aile gibiydik.
Onur Amca da onların bavullarını yukarı kata taşırken Aslı Teyze hemen mutfağa girip yemek hazırlamaya başladı. Bu sırada Göksel, arkadaşlarımla çoktan kaynaşmış, telefondan hepsi oyun oynuyorlardı. Kırmızı kot ceketimi çıkarıp, kapının girişindeki beyaz askılığa astım. Hemen Aslı Teyze’nin yanına gidip, yardım etmek istediğimi söyleyince gülümsedi ve onaylayarak başını salladı. Aslı Teyze, “Derya, 2 gün önce burayı bizim için hazırladı. Dolap tıka basa dolu. Canınız ne isterse yiyebilirsiniz, güzelim,” dediğinde gülümseyerek başımla onayladım. Aslı Teyze’yi gerçekten çok seviyordum. Tüm yemekleri Aslı Teyze ve ben hazırladığımız sırada Berkay,kapının girişindeki bavulları söylenerek yukarı çıkarıyordu. Hangi odada kalacağımızı bilmiyordum, Göksel ile karar vermeyi düşünüyordum. Aslı Teyze ve ben tüm yemekleri hazırladıktan sonra, yemek masasını hazırlamaya giriştim. Tabakları, bardakları mutfak dolaplarından; çatalları, kaşıkları ise çekmecelerden alarak ahşap yemek masasına yerleştirdim.
Eslem ve Ece ortalıkta görünmüyordu. Göksel ve Berkay kahkahalar atarak birlikte telefondan oyun oynuyorlardı. Gülümseyerek yanlarına gidip, “Sofra hazır,” dediğimde Berkay, “Beni düşünüp yemek de yaparmış kankasının Çisosu,” deyip nazikçe burnumun ucuna dokunduğunda, gülerek, “Berko, saçmalama istersen . Diğerleri için de Aslı Teyze’yle birlikte yemek hazırladık. Hadi yemekler soğumadan yiyelim sonra eşyalarımızı yerleştirelim,” dedim. Göksel de gülümseyerek başıyla onayladı. Göksel masaya ilerlerken, Berkay kolumdan tutarak beni durdurup, “Çiso, Göksel’in kıyafetlerini benim odamdaki giyinme odasına koyarız, değil mi?” diye kedi yavrusu gibi baktı. Ona bakıp, “Saçmalama istersen Berko,” dedim. Tam ilerlerken beni yine durdurup, “Onu belki bu sayede daha fazla görebilirim. Olmaz mı?” dedi. Ciddi görünmesine gülerek, “Onu görebileceğin farklı yollar denersin,” deyip masaya doğru ilerledim. Eslem ve Ece’yi çağırmayı unutup yukarı kata çıkacakken onlar acıktıkları için söylenerek aşağı indiler. Onur Amca da masaya geldiğinde Aslı Teyze yemekleri tabaklara doldurmaya başladı. O kadar acıkmıştım ki geldiğimden beri oturup dinlenememiştim bile. Ama olsun, yardım etmek bana iyi gelmişti. Aslı Teyze ile yaptığımız yemekleri afiyetle sessizce yedikten sonra kızlarla sofrayı topladık. Aslı Teyze, “Kızlarım, ben yaparım, siz oturun,” diye ayağa kalkmaya çalışsa da izin vermedik. Biz kızlarla masayı bir güzel toplayıp, bulaşıkları sudan geçirip bulaşık makinesine koyup çalıştırdık. Ece bana, “Çisel, terası gördün mü?” dediğinde, “Görmedim,” dedim. Ece ile gülüşerek basamaklardan çıkmaya başladık. Bir üst kata çıktığımızda, bizi sade dekorları olan bir koridor karşıladı. Duvarları açık mavi, üzerinde hasır sepetlerden oluşan dekorlar vardı. Küçük pencerelerden bakıldığında deniz manzarası insanı içine çekiyordu.
Duvarın diğer tarafında ise beyaz çerçeveli yuvarlak bir ayna ve altında ahşaptan yapılmış bir masa vardı. Üzerinde beyaz geniş bir tabak içinde yeşil yuvarlak dekorlar yer alıyordu. Masanın yan tarafında ayaklı bir gece lambası bulunuyordu. Beyaz, yumuşak halının üzerinde yürüyerek 2. katın merdivenlerini tırmanmaya başladık. Merdivenleri bitirdiğimizde karşımızda kocaman bir salon vardı. Koyu tonlarda bir köşe koltuk, karşısında şömine ve televizyon yer alıyordu. Salondan geçip cam kapıyı sola ittirerek açtığımızda, hafif bir rüzgar yüzümü okşadı. Bizi müthiş bir manzara karşılıyordu. Bu, hayatımda gördüğüm en güzel manzara olabilirdi. Sadece deniz görünüyordu. Gözlerimi kapatıp içime derin bir nefes aldığımda, denizin kokusu burnuma doldu. Buraya çok bağlanacağımı şimdiden hissediyordum. Terasta koltuk şeklinde bir salıncak vardı. Etrafı canlı bitkilerle doluydu. Ece’ye bakıp, “Burası gerçekten çok güzel,” diyerek gülümsediğimde, o da “Ben de çok sevdim. Bir de yaz aşkı bulduk mu, tamamdır Çiso’m,” dedi ve kolunu omzuma attı. Terastan çıkıp kapıyı kapattık. Rüzgardan dağılmış saçlarımızı elimizle düzelterek salondan çıktık ve ahşap merdivenlerden birer birer inip bir alt kata ulaştık. Ece’ye dönüp, “Sen Eslem ile kalacaksın, değil mi?” dediğimde başını sallayarak onayladı. “O zaman ben de Göksel ile kalacağım,” dedim ve “Odanızı seçtiniz mi?” diye konuşmaya devam ettim. “Seçtik,” diye kısa bir cevap verdi. “Gel, seninle Göksel’in odasını seçtik. Sen de eğer beğenirsen orada kalırsınız,” diyerek heyecanla beni de peşinden sürükledi.
Beyaz kapıya ilerledik. Ece, gold kulpunu çevirerek kapıyı açtı. Açık mavi duvarlara sahip, içinde iki tane tek kişilik yatak bulunan bir oda vardı. Her iki yatak da birbirinin aynısıydı. Yatak başlıkları beyazdı. Beyaz yatak örtülerinin üzerinde koyu mavi çiçek desenleri odaya farklı bir hava katıyordu. İki yatak arasında küçük bir pencere, altında ise çekmeceleri olan beyaz bir dolabın üzerinde gece lambası bulunuyordu. Kapının sağ tarafında bir giyinme odası, makyaj masası ve altında küçük bir puf vardı. Giyinme odasına girip iyice inceledim. İki duvar da boydan boya dolaptı. Giyinme odasında, sağ tarafıma döndüğümde kapısı açık, beyaz tonlarında bir banyo vardı. Giyinme odasından çıkıp yatak odasına girdim. Pencereye yaklaştığımda, deniz ayaklarımın altındaymış gibi hissediyordum. Yerdeki koyu mavi, yumuşak halının üzerinde yürüyerek Ece’ye mutlulukla baktım. “Çok güzel bu oda gerçekten,” diyerek ona sarıldım. İlk ayrılan o oldu Ece , “E o zaman sen burada dur, bavullarını getireyim, zaten bizim odanın önünde. Birkaç dakikaya gelirim,” diyerek koşar adım odadan ayrıldı. Ben birkaç dakika odada oyalandıktan sonra Ece , bavullarımı sürükleyerek giyinme odasına kadar getirdi. Birlikte sohbet ederek eşyalarımı hepsini kendi tarafım olarak seçtiğim dolaplara yerleştirdim. Göksel’in itiraz edeceğini düşünmüyordum.
Odada işimizi tamamlayıp aşağı indik. Ece ve ben , diğerlerinin nerede olduğunu merak eden gözlerle etrafa bakarken, balkondaki rahat koltuklarda oturduklarını gördük. Balkonun kapısını açıp dışarıya çıktık. Soğuk hava yüzüme vurduğunda ürperdim. Aslı Teyze, Ece ve bana bakarak, “Kızlar, size seslendik ama duymadınız sanırım. Yorgunluk kahvesi içmek isterseniz, mutfakta tezgahın üzerinde iki tane kupada kahve var. Size yaptım,” dediğinde, Ece’ye baktım. Başıyla onaylayıp mutfağa doğru yürüdü. Berkay’ın yanındaki boşluğa oturdum. Berkay sırtındaki battaniyeyi benim omuzlarıma sardığında, başımı omzuna yaslayıp gözlerimi kapattım. Uyumak istiyordum. Bugün o kadar yorulmuştum ki. Uyumamak için içsel bir savaş verdim, ancak bu savaşa yenildim.
Bölüm ile ilgili düşüncelerinizi yazmayı unutmayın 🩷
Bölüm etkileşimi
