Bölümler 22Şu an: 19.BÖLÜM : KAPANMAYAN YARALAR
- 1 1.BÖLÜM : GÜLÜŞÜNÜ UNUTMA324 kelime
- 2 2.BÖLÜM : VEDA VE BAŞLANGIÇ162 kelime
- 3 3.BÖLÜM : KÜÇÜK BİR KIRILMA505 kelime
- 4 4.BÖLÜM : UNUTAMAM275 kelime
- 5 5.BÖLÜM : BEKLENMEDİK KARŞILAŞMA365 kelime
- 6 6.BÖLÜM : BEKLENMEDİK BAĞLAR536 kelime
- 7 7.BÖLÜM : SESSİZ KIRGINLIK659 kelime
- 8 8.BÖLÜM : YENİDEN BİR ARADA738 kelime
- 9 9.BÖLÜM : GİZLİ KONUŞMA1.368 kelime
- 10 10.BÖLÜM : SAKLANAN GERÇEKLER725 kelime
- 11 11.BÖLÜM : YENİ BAŞLANGIÇLAR853 kelime
- 12 12.BÖLÜM : YENİ BİR MELODİ1.057 kelime
- 13 13.BÖLÜM : GÖZ KAMAŞTIRAN SÜRPRİZ1.199 kelime
- 14 14.BÖLÜM : İZMİR1.572 kelime
- 15 15.BÖLÜM : SORUN1.230 kelime
- 16 16. BÖLÜM : BEKLENMEDİK KİŞİ383 kelime
- 17 17.BÖLÜM : DORUK579 kelime
- 18 18.BÖLÜM : OLMASA DA OLUR782 kelime
- 19 19.BÖLÜM : KAPANMAYAN YARALAR917 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20.BÖLÜM : ÖZGÜRLÜK1.304 kelime
- 21 21.BÖLÜM : BEKLENMEDİK KİŞİ472 kelime
- 22 22.BÖLÜM : YÜZLEŞME527 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalar 🩷
Bölüm ile ilgili düşüncelerinizi yazmayı unutmayın 🩷
Gözlerimi zor da olsa Deniz’den ayırıp bakışlarımı Göksel’e çevirdiğimde, gözlerinin dolu olduğunu fark ettim. Onu istemeden kırmış mıydım? Sanmıyordum. Bakışlarını benden ayırmadan bir hışımla salondan çıkıp gitti. Peşinden gitmek için ayağa kalktığımda Deniz,
“Çisel, kendini daha iyi hissediyor musun?” diye sordu.
Sanki sadece bakmıyor, ruhumu da okuyordu. Başımı olumlu anlamda sallayınca o da aynı şekilde karşılık vererek ayağa kalktı. Arkadaşlarıma bakarak,
“Arkadaşınız iyi olduğuna göre artık müsaadenizi istiyorum,” dedi.
Son bir kez bana bakıp yanımdan geçerken hoş parfüm kokusu burnuma doldu. Öylece arkasından bakarken, Berkay yanıma yaklaşıp koluma dokundu.
“Siz ne yaşadınız odada? Anlat bakalım.”
Gözlerimi devirdim ve yanından geçerek Ece’nin yanına ilerledim.
“Ben yokken Göksel’e bir şey mi oldu?”
Ece, Eslem’e bakıp yutkundu, sonra tekrar bana döndü.
“Hayır, olmadı,” dedi ama inanmadım.
Bakışlarımı Ece’den çekip hızla kapıya yöneldim. Ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım. Anahtarım olmadığı için kapıyı açık bırakıp arkadaşlarımdan kapıyı kapatmamalarını rica ettim. Uzun bir süre her yere baktım ama Göksel’i bulamadım. Karşıdaki eve göz gezdirirken, Deniz’i bahçedeki bankta oturmuş dalgınca düşünürken gördüm. Beni fark edince hızla banktan kalkıp koşar adım yanıma geldi.
“Telaşlı görünüyorsun. Bir problem mi var?”
Bir an düşündüm ama ondan saklamamın anlamı yoktu.
“Göksel ile tanıştın mı bilmiyorum ama onu bulamıyorum,” dedim.
Deniz yutkundu, bakışlarını kaçırdı.
“Tanımıyorum,” diye yanıtladı.
“O zaman şöyle yapalım, ben birkaç kez arkadaşımda kalmak için İzmir’e gelmiştim. Buralara biraz aşinayım. Nerelere gidebileceğine birlikte bakalım istersen,” dedi.
Onaylarcasına başımı salladım.
“Motosikletle mi gidelim, yoksa yürüyelim mi?” diye sordu.
Daha önce motosiklete binmemiştim ve rezil olmak istemiyordum.
“Yürüyelim.”
꧁꧂
Ne kadar süre geçmişti bilmiyordum ama Göksel’i hiçbir yerde bulamıyorduk. Deniz’in bildiği her yere bakmıştık. Göksel’e ne yaptığımı bilmesem de kendimi suçlu hissediyordum. Üstelik Deniz’i de yormak istemiyordum; sonuçta bu, Göksel ile aramdaki bir meseleydi.
Uzunca bir süre yürüdükten sonra, onu kumların üzerine oturmuş, eşsiz deniz manzarasına dalıp gitmiş halde bulduk. Deniz, benimle gelmek istese de elimi kaldırıp onu durdurdum.
“Tek başıma konuşsam daha iyi olur.”
Bir an tereddüt etse de başını onaylarcasına salladı. Onu geride bırakıp Göksel’e doğru yavaş adımlarla ilerledim. Arkası dönük olduğu için beni fark etmemişti. Usulca yanına oturdum. Göksel bana baktığında, ben de bakışlarımı ona çevirdim. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızıydı. İçten içe ona sarılmak istedim ama bu düşünceyi zihnimden kovarak gözlerimi denize çevirdim.
İlk konuşan ben oldum.
“Benim çok arkadaşım var gibi görünse de, ortaokula giderken hiç öyle değildi. Neden bilmiyorum ama sınıfta hep dışlanan kişi ben olurdum. Kiminle arkadaş olsam, diğerleri o kişiyle dalga geçerdi. O dönemde hiç iyi bir hayatım yoktu. Evet, ailem hep yanımdaydı ama insan bazen başkaları tarafından da sevilmek, görülmek ister. Ortaokuldaki kırgınlığım geçmişte kaldı belki ama kalbimde hep bir yara olarak duracak. Kimseye tamamen güvenemeyeceğim ben, Göksel. Şu anki arkadaşlarımı canımdan çok seviyorum ama o yara… Hayatımda kim olursa olsun kapanmayacak.”
Sesimin titrememesine özen göstererek devam ettim.
“Şimdi kendi kendine ‘Bu kız bana neden bunları anlatıyor ki?’ diye düşünüyorsundur.”
Bakışlarımız birleşti.
“Arkadaşlarımın olmasının seni üzmesini istemiyorum. Seni de arkadaşlarımdan ayırmayacağıma söz veriyorum.”
Elini tuttum. Onun da gözleri dolmuştu.
“Çünkü ben mutluluğu çok geç bulan biriyim. Bazıları aile ve arkadaşlık konusunda şanslı doğar, ama ben pek öyle değilim. Ece ve Eslem ile yurtta tanıştık mesela. Üçümüzün de hayatları birbirinden kötüydü. Birbirimize tutunduk. Arkadaşlığımız kısa sürdü; sonra ayrılmak zorunda kaldık. Lisede tekrar bir araya geldik. Seni daha yeni buldum, kaybetmek istemiyorum.”
Gözyaşlarımı tutamamıştım. Yanaklarımdan süzülen damlaları silmeye bile çalışmadım. Göksel de artık kendini tutamıyordu. Bir anda bana sarıldığında, bu anı bekliyormuşçasına ben de ona sarıldım.
“Seni gerçekten seviyorum, Göksel. İnan bana.”
Geri çekildiğinde, gözyaşlarımla ıslanmış yanaklarımı sildi ve gülümsedi.
“Bırakmayacağım. Sen itsen de gitmeyeceğim.”
Arkamı dönüp Deniz’e baktığımda, gülümseyerek bize bakıyordu. Tekrar Göksel’e döndüm.
“Artık gidelim mi?”
Onaylarcasına başını salladı. Ayağa kalkıp kumlanmış kıyafetlerimizi silkeledik. Koluma girdiğinde Deniz’e doğru ilerlerken, Göksel bir an durup,
“Bu adam her yere seninle mi gelecek?” diye sordu.
Rahatsız olduğu belliydi. Ona dönüp,
“Merak etme, sadece telaşlanınca bana yardımcı olmak istedi. Bu kadar.”
Bana sorgulayan bakışlarla baktığında, emin bir şekilde,
“Eminim,” diyerek gülümsedim.
Yürümeye devam ettik. Deniz’e yaklaştığımızda, bakışlarını bana çevirerek,
“Gidiyoruz o halde.”
Tam arkasını dönmüş gidiyordu ki, “Deniz, bu Göksel,” dedim.
Bir an duraksadı ama sonra tekrar bize döndü. Göksel’e bakarak,
“Göksel, bu da Deniz.”
Göksel elini uzattı ama Deniz elini sıkmadı. Sadece “Memnun oldum,” diyerek bakışlarını kaçırdı.
İkisinin bir şeyler saklamadığını umuyordum.
꧁꧂
Evin önüne geldiğimizde Göksel, merdivenleri çıkıp kapıyı çaldı. Kapıyı Derya Hanım açınca, Göksel hızla ayakkabılarını çıkarıp içeri koştu. Derya Hanım sonunda gelmişti. Bu da artık evden çıkabileceğimiz anlamına geliyordu.
Deniz’e döndüğümde, zaten beni izliyordu. Kalbim, kilometrelerce koşmuşum gibi hızlı atıyordu.
“Bugün için zamanını ayırdığın için teşekkür ederim,” dedim.
Bana güzel bir gülümseme bahşetti.
“Önemli değil. Ne zaman istersen buradayım artık. Bu arada—”
Tam o sırada arkadan bir kız sesi geldi.
“Abişkoo!”
Deniz önümden çekildiğinde, saçlarının yarısı mor, yarısı pembe olan uzun saçlı bir kız belirdi. Berkay’ın bana gösterdiği kız olmalıydı. Ama berkay bana gösterirken saçları siyahtı. Şu an ise renkli. Ne kadar tatlı bir yüzü vardı öyle…
Boyu benden birkaç santim uzundu. Oldukça fit bir vücuda sahipti.
Deniz, bıkkın bir nefes vererek, “Miray , sana kaç kere söyledim bana ‘abişko’ deme diye?” dedi.
Kız, beni fark edince kocaman gülümsedi ve yanağında minik bir gamze belirdi. Tanışmak için elini uzattı. “Ben Miray,” dedi.
Uzattığı eli tutarak, “Ben Çisel,” diye karşılık verdim.
Tam o sırada Deniz araya girerek, “Kızlar, tanışma faslınızı bölüyorum ama…” diye söze başladı.
Miray hemen ona dönerek, “Abişko, şu an önemli bir olayın ortasındayız,” diyerek sözünü kesti. Ardından bakışlarını tekrar bana çevirip heyecanla sordu: “Saçlarının rengi ne kadar güzel! Hangi boyayı kullanıyorsun?”
Ben daha cevap veremeden, Deniz benim yerinme konuştu “Boya değil,”
Bölüm etkileşimi
