Kırık Yaz kitap kapağı

10. bölüm / 22

10.BÖLÜM : SAKLANAN GERÇEKLER

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: 10.BÖLÜM : SAKLANAN GERÇEKLER

Beğeni ve yorum atmayı unutmayın 🌸
İyi okumalar 🩷

Göksel’in “Çisele, onunla olan bağlantımızı söylemedim.” dediğini duyduğum an kapıyı açıp içeri girdim. Çantamı yere bıraktım, ardından kapıyı kapattım. Göksel, telefonda konuşuyordu. Beni fark edince telefonu kulağından uzaklaştırıp arkasını döndü. Şaşkınlığı yüzüne yansımıştı. Gözlerimi ondan ayırmadan, “Ne demek istiyorsun?” dercesine baktım. O ise apar topar telefon görüşmesini sonlandırarak cihazı yatağın üzerine attı.

Göksel, adeta kekeleyerek, “Çisel, ben… yani şey…” diye konuşmaya çalıştığında elimi kaldırarak onu susturdum. Gözlerimi gözlerinden ayırmadan, “Aramızdaki bağlantı neymiş, Göksel? Ve kiminle konuşuyordun?” diye sordum. Başını eğdi. Ellerini ovuşturuyordu. Açıkça sakladığı bir şeyler vardı.

Derin bir nefes alıp kafasını kaldırdı, gözlerini bana dikti. “Annemle konuşuyordum. Biz arkadaşız ya, o manada söyledim. Başka ne duydun? Sen kapı mı dinliyordun?” dediğinde şaşkınlıkla ona baktım. Üste çıkmaya çalışıyordu. Gerçekten inanılmazdı.

Gerildiğimi hissederek bir elimi saçlarımdan geçirdim ve odada volta atmaya başladım. Birkaç dakika sonra Göksel karşıma geçti. “Çisel, o cümleden başka ne duydun? Bir şey söyler misin artık?” diye adeta yalvarırcasına sordu. Gözlerinde korku ve endişe vardı.

Ona döndüm. “Duymamam gereken ‘başka’ ne vardı?” diye sorduğumda artık o da gerginleşmişti.

“Bir şey yoktu.”

Yalan söylüyordu. Bunu her halinden anlayabiliyordum. O an aklıma bir fikir geldi ve hafifçe gülümsedim. “Arkadaşlarımla üç gün sonra tatile gidiyoruz ve sen de geleceksin. Annene söyle, seni birkaç ay beklemesin. Ayrıca hazırlan, kıyafet almaya çıkıyoruz.”

Sinirli bir tavırla kapıya yöneldiğimde önüme geçti. “Çisel, yapma. Ben gelemem, olmaz.”

İşaret parmağımı ona doğru sallayarak “Madem gelemiyorsun, o zaman annenle ben konuşurum. Hem böylece aramızdaki o bağlantının ne olduğunu da öğrenmiş olurum, küçük hanım. Ne dersin?”

Başını hızla iki yana salladı. Derin bir nefes aldıktan sonra pes etmiş bir ifadeyle “Tamam.” dedi.

O an gözlerinin dolduğunu fark ettim. Önümden çekildi. Ona karşı kaba davrandığımın farkındaydım ama kendimi durduramıyordum. Sakinleşmek için derin bir nefes alıp kapıyı açtım ve dışarı çıkıp merdivenlerden indim. Salondan geçerek arka bahçeye yöneldim.

Göksel’in söyledikleri, annesiyle konuşurken başka ne duyduğumu sorması… Nefes egzersizleri yaparak sakinleşmeye çalıştım. Belki de abartılacak bir şey yoktu. Belki de fazla büyütüyordum. Belki de onu tatile zorla götürmemem gerekiyordu. Ama aramızdaki bağlantının ne olduğunu öğrenmeden rahat edemezdim.

Bahçedeki koltukta yarım bıraktığım kitabı elime aldım ve siyah rahat koltuğa oturdum. Küçük yaştan beri defalarca okuduğum bir kitaptı bu: Ezop Masalları. Yurda bırakıldığım ilk gün, eşofmanlarımı almak için dolabı açtığımda kıyafetlerimin üzerine konulmuş halde bulmuştum. O zamanlar okuma yazmam olmadığı için anlamıyordum. Ama şimdi daha iyi anlıyorum. Kısa kısa hikayelerden oluşuyordu. Ben her şeyden çabuk sıkılan biriydim. Beni yurda bırakan kişi bunu iyi biliyordu. Okuma yazmayı öğrendiğimde okurken sıkılmamam için bana böyle bir kitap vermişti.

Düşüncelerimden Göksel’in sesiyle sıyrıldım.

“Neredesin? Saatlerdir evde seni arıyorum.”

Bulunduğum yerde arkamı dönerek, “Buradayım işte.” dedim, ters bir ifadeyle.

Onu terslemem belki saçmaydı ama benden bir şeyler sakladığı düşüncesi ister istemez gerilmeme neden oluyordu. Kitabı, koltuğa bırakıp arkamı döndüm. “Hazırsan çıkalım mı?” diye sordum.

Göksel başını onaylarcasına salladı. Üzerinde hâlâ dünkü kıyafetleri vardı. Önünden geçerek bahçe kapısından salona girdim. Göksel’in peşimden geldiğini adım seslerinden anlıyordum.

Annem salondaki koltukta oturuyordu. Üzerinde sade, saten askılı bir elbise vardı. Bordo parlak küpeleri ve kolyesi, sıkıca toplanmış saçlarıyla tamamlanmıştı. Koyu göz makyajı ve bordo ruju yüzüne farklı bir asalet katıyordu. Annem diye söylemiyorum ama her zaman çok güzeldi. Bugün de farklı değildi. Kısa bir kumaş ceket giymişti. Yanında küçük, parlak bir çanta vardı. Bacak bacak üstüne atıp bana ışıl ışıl bir gülümsemeyle baktı.

Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim. Arkamı dönüp Göksel’e baktığımda onun da anneme hayran hayran baktığını fark ettim. Sonra tekrar anneme döndüm.

“Bu ne güzellik, sultanım?”

Annem utangaçça gülümsedi. “Bugün babanla evlilik yıl dönümümüz. Unutmadın değil mi?”

O an unuttuğumu fark ettim ve içten içe kendime kızdım. “Tabii ki unutmadım. Çok şık olmuşsun.” Üzülmemesi için yalan söylüyordum.

Nazikçe teşekkür etti. “Bugün sınavın vardı, tatlım. Nasıl geçti?”

“Güzel geçti, merak etme.”

Göz ucuyla Göksel’e bakıp tekrar anneme döndüm. “Göksel ile alışverişe çıkacağız. Arkadaşlarımla olan tatile o da gelecek.”

Annem şaşkınca bakıp, “Emin misin, Çisel?” diye sordu.

O an düşündüm. Emin olduğuma karar verdim. Annem büyük ihtimalle Göksel’le hızlı arkadaş olup ona güvendiğimi düşünüyordu ama durum tam tersiydi. Göksel’e zerre kadar güvenmiyordum.

Sakladığı şeyler vardı ve bunları gün yüzüne çıkarmak için elimden geleni yapacaktım.

“Evet, eminim. Gidiyoruz biz. Merak etme, Mustafa Amca bırakır bizi.”

Annemin yanağından öpüp çıkışa yöneldim. İçimdeki hırsa engel olamıyordum. Göksel’in kardeşim olabileceği ihtimali aklıma geldikçe saçmaladığımı düşünüyordum. Tabii ki aramızdaki bağlantı bu olamazdı.

Her şey daha yeni başlıyordu.

Bölüm ile ilgili düşüncelerinizi yazmayı unutmayın 🩷

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…