9. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Su Baloncuğu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 9. Bölüm

O geceden sonra Cenk ile aramızdaki tüm iletişim tamamen koptu. Ne tek bir mesaj ne de tek bir arama... WhatsApp'taki sohbet geçmişte kalmış tatlı ama tehlikeli bir rüya gibi ekranın en altında sessizliğe bürünen bir anı olarak kaldı.
Aylar hızla aktı geçti. Cenk’i sadece babamın beni eve çağırdığı ya da ailevi bir akşam yemeği istediği o nadir zamanlarda görebiliyordum. Sürücü koltuğunda oturan o adam artık sadece Yılmaz Bey’in sadık, soğukkanlı yardımcısı Cenk’ti. Bense arkada oturan patronun kızı... Dikiz aynasından kesişen kaçamak bakışlarımız bile yerini tamamen mesafeye bırakmıştı. İkimiz de sınırları aşmanın bedelini biliyorduk ve susmayı seçtik.
Ben de sözümü tuttum. Bütün öfkemi, kırgınlığımı ve içimdeki o karmaşık duyguları ders çalışma hırsına dönüştürdüm.
Ve beklenen gün gelip çattı. Sınav sonuçları açıklandığında ekranın karşısında gözlerime inanamadım. YKS’de Türkiye derecesi yapmıştım! Sayısal puanda hayal bile edemeyeceğim kadar yüksek bir derece elde etmiştim.
Haber eve bomba gibi düştü. Annem sevinçten gözyaşlarına boğulurken, babam haberi alır almaz akşam için büyük bir kutlama yemeği organize etti.
Akşam olduğunda babamın aracı yine kapımdaydı. Cenk arabanın yanında durmuş, kapıyı açmak için beni bekliyordu. Yanına yaklaştığımda yüzünde gururlu ama bir o kadar da buruk bir tebessüm belirdi.
"Tebrik ederim Beren Hanım," dedi sesi hafifçe titreyerek. "Büyük bir başarı."
"Teşekkür ederim Cenk ABİ," dedim gözlerinin içine bakarak. "İntegral taktiklerin işe yaradı."
Hafifçe gülümsedi ama bir şey söylemedi. Arabaya bindiğimizde restorana doğru yola çıktık.
Restorandaki kutlama yemeğinde babamın keyfine diyecek yoktu.
Garsonlar şampanyalar patlatıyor, babam sürekli telefonla dostlarına kızının derecesini anlatıyordu. Cenk ise her zamanki gibi masanın biraz ilerisinde, babamın koruması ve sağ kolu olarak dikiliyor, gözünü mekândan ayırmıyordu.
Yemeğin sonuna doğru babam kadehini kaldırdı. "Evet güzel kızım," dedi gururla. "Aylardır gösterdiğin bu azim ve aldığın bu muazzam sonuç için seni tebrik ediyorum. Ve biliyorsun, söz verdiğim gibi... Sen geleceğimizi inşa edecek kişisin. Yarından itibaren İngiltere’deki en iyi üniversitelerin başvurularını başlatıyoruz. Oxford, Cambridge... Hangisini istersen. Valizlerini hazırlamaya başla."
Masada derin bir sessizlik oldu. Annem gülümsüyordu ama ben donup kalmıştım.
Gözlerim istemsizce kapının yanında duran Cenk’e kaydı. Cenk başını yavaşça yere eğdi. O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Aylardır kaçtığım, üzerini örttüğüm o gerçek tam karşıma dikilmişti. İngiltere’ye gitmek, bu şehri, hayatımı ve en önemlisi... Cenk’i tamamen arkamda bırakmak demekti.
"Baba..." dedim sesimi toparlamaya çalışarak. "İngiltere fikrini düşündüm ama..."
Babam kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Aması ne Beren? Bütün planımız buydu. Sen bu sınava yurt dışına gitmek için girmedin mi?"
Sırtımı dikleştirdim. Bakışlarımı babamdan çekip tam karşımdaki Cenk’e diktim. Cenk de başını kaldırıp bana baktı gözlerinde ilk defa derin bir endişe ve gizleyemediği bir panik vardı.
"Ben gitmek istemiyorum baba," dedim net bir sesle. "İngiltere’ye gitmeyeceğim. Tercihlerimi İstanbul’daki üniversitelerden yana kullanacağım. Benim geleceğim de hayatım da burada."
Babamın yüzündeki o neşeli ifade bir anda silindi, yerini sert bir şaşkınlığa bıraktı.
Cenk ise durduğu yerde öylece kalakalmıştı. Göğsünün hızla inip kalktığını, gözlerindeki o karanlık gölgenin bir anda dağıldığını görebiliyordum.