12. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Su Baloncuğu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 12. Bölüm

Cenkten;

Gürültülü müzik ,kulübün duvarlarında yankılanırken elimdeki bardağı masaya bıraktım. Bizim ekip yine döktürüyordu. Sağımda bizim Uğur masadaki kızlara limandaki "büyük operasyonlarımızı" abartarak anlatıyor, solumda Yağız saçma sapan bir şarkıya tempo tutuyordu. Masaya oturan kızlardan biri bana doğru eğilip bir şeyler söyledi ama ne dediğini zerre anlamadım. Çünkü kafam çoktan dumanlanmıştı.
"Oğlum Cenk," dedi Uğur omuzuma vurarak. "Bırak şu ciddiyeti, bak kızlar sana soru soruyor!"
"İşim var benim," diye mırıldandım. Kafamın içinde sadece tek bir şey dönüyordu: Londra’da saat kaçtı?
Tam o sırada cebimdeki telefon titreşmeye başladı. Ekrandaki ismi görünce alkolün etkisiyle uyuşan beynim bir anlığına elektriğe çarpılmış gibi oldu. Beren. Hem de sesli arama!
Masadan hızla kalkmaya çalıştım ama bacaklarım dolaşınca hafifçe masaya çarptım.
"Durun lan, hayatımın anlamı arıyor!" diye bağırdım bizimkilere. Uğur arkamdan kahkahayı bastı. Kulübün daha sakin bir köşesine, tuvalet koridoruna doğru yalpalayarak yürüdüm ve telefonu açtım.
"Alo? Beren hanım ile mi goruyorumsuhn acabva ? Sesim geliyor mu tamam?!"
"Cenk?" dedi Beren’in sesi. Sesi şaşkın ve endişeli geliyordu. "O nasıl bir alo deme şekli? Arkadan gelen bu müzik sesi ne? Neredesin sen?"
"Ben... Ben operasyondayım eren ," dedim ciddiyetle duvar kenarına kaykılarak. "Çok gizli bir görevdeyim. Şu an etrafımı sarhoş insanlar ve garip dans eden varlıklar sardı."
"Cenk... Sen sarhoş musun?! Eren ne?! "
"Ha? Ben mi? Ben yasadışı maddelere ve aşırı alkole karşı bir kamu görevlisiyim eren Hanım! Yani şey... Babanın en sadık adamıyım. Ama evet, galiba iki bardak bir şey içtim. Bardağın içinde ne vardı bilmiyorum, Uğur 'iç abim yarı yolda bırakmaz' dedi."
Beren hattın diğer ucunda derin bir nefes aldı. "İnanmıyorum sana! Sen kulüpte misin? Yanında kimler var?"
"Uğur var, Yağız var... Bir de masada iki tane kız var ama yemin ederim ikisi de sana benzemiyor!" dedim bağıra çağıra. "Hiçbiri pembe pijama giymiyor Beren! Birine sordum 'Pembe pijaman var mı?' dedim, bana uzaylıymışım gibi baktı."
"Ne?! Cenk sen ne saçmalıyorsun Allah aşkına!" Beren’in kahkahası hoparlörden patladı. "Kızlara pembe pijama mı sordun gerçekten? Çıldırmışsın sen!"
"Gülme! Bak oradan gülüşün geliyor, kalbime teğet geçiyor," dedim göğsüme elimi vurarak. Duvara sırtımı verip yere doğru süzüldüm. "Beren... Sen niye Londra’dasın ya? Orada Kraliçe falan var .Gel buraya. Bak ben senin için integral bile öğrendim! X’in türevi Y’dir, senin türevin de benim kalbimdir! Matematiksel olarak kanıtlandı bu!"
"Cenk, integral türev öyle bir şey değil yalnız," dedi Beren kıkırdayarak.
"Ayrıca sen bana az önce aşk mı ilan ettin, yoksa alkolün etkisiyle formül mü uyduruyorsun?"
"Evet Evet!Ben sana âşığım aşık! " diye bağırdım koridorun ortasında. Yoldan geçen biri bana garip garip baktı. Onlara dönüp "Ne bakıyorsunuz lan, erenimle konuşuyorum ben erenimle!" diye gürledim.
"Cenk bağırma rezil ettin kendini!" dedi Beren panikle ama hâlâ gülüyordu.
"Duysunlar! Yılmaz Bey duysun, bütün liman duysun! Ben o gece son iki rakamı yanlış yazan parmaklarına kurban olayım senin. İyi ki yanlış tuşladın kızım ya! Kader bizi mesajlaştırdı!"
"Tamam tamam, sakin ol . Şimdi o elindeki telefonu yavaşça cebine koy ve eve git."
"Gitmeyeceğim! Sen oradan gelmeden ben burdan kalkmam. Beren... Beni orada unutma tamam mı? Ben abin değilim, ben senin... Ben senin Gölgenim. Gölge ışık olmadan yaşayamaz biliyorsun di mi? Sen benim ışığımsın pembe pijamalı kız."
"Tamam, unutmam," dedi Beren’in sesi aniden yumuşayarak. "Sen gerçekten çok sarhoşsun Cenk. Ama... Çok da tatlısın galiba ilk defa."
"Ben tatlı değilim, hani krema hani kek nasıl tatlı bu böyle..."
diye mırıldandım, gözlerim yavaşça kapanıyordu. "Ama sana tatlı olabilirim. "
Derin bir nefes alıp.
"Yarın bana bu konuşmayı hatırlatma olur mu? karizmam ağır çizilir."
"Asla !! hepsini ses kaydına aldım!"
"Yapma ya..." dedim hülyalı bir sesle. "Beren?"
"Efendim?"
"Seni çok seviyorum. Şimdi kapatıyorum çünkü Uğur üstüme doğru geliyor."
Telefonu kapatıp başımı duvara yasladım. Uğur yanıma gelip "Oğlum ne yapıyorsun yerde?" diye beni çekmeye çalışırken gülümsüyordum. Karizma gitmişti ama değmişti.

.....

Gözlerimi açtığımda başımda tam anlamıyla bir iş makinesi çalışıyordu.
Şakaklarım zonkluyor, ağzımın içinde çöl kuraklığı hissi geziniyordu. Yattığım koltukta doğrulmaya çalışırken üzerimdeki battaniye kayıp yere düştü. Salonun ortasında, sehpanın üzerinde duran koca bir sürahi su ve yanındaki ağrı kesiciyi görünce kendimi direkt onlara fırlattım.
"Ooo, bizim 'operasyon adamı' uyanmış!"
Mutfaktan elinde iki bardak çayla çıkan Uğur, suratındaki o katıksız alayla bana bakıyordu.
"Hiç konuşma Uğur," dedim sesim pürüzlü ve kısılamayacak kadar berbat bir haldeyken. "Sadece bana dün gece ne olduğunu anlatma."
"Ben anlatmayayım kanka, ama dilersen dün gece koridorda kime aşk ilan ettiğini, kime 'senin türevin benim kalbimdir' dediğini baştan sona özetleyebilirim," dedi sırıtarak.
Elimdeki bardağı masaya sertçe bıraktım. Bir an için hafızamdaki o uyuşuk parçalar birleşmeye başladı. Telefon arama kaydı... Kulübün tuvalet koridoru... Yanlış söylenen isimler... Pembe pijama soruları...
"Hayır..." diye mırıldandım dehşetle.
"Lütfen bana bunu yapmadığımı söyle."
"Yaptın abicim. Hem de bağıra bağıra, 'Erenimle konuşuyorum ben!' diye tüm kulübü inlettiğinde güvenlik personeli bile duygulandı." Uğur kahkahayı patlatıp koltuğa kuruldu. "Ulan adama 'Beren' yerine üç kere 'Eren' dedin, kızı fıtık ettin gecenin bir yarısı."
Yüzümü ellerimin arasına alıp derin bir siktir çektim. Ağır, sarsılmaz, babasının en güvendiği operasyon adamı imajım tek bir gecede, iki bardak içki ve bir telefon aramasıyla yerle bir olmuştu.
Gözüm sehpada duran telefonuma kaydı. Ekrana bakmaya bile korkuyordum. Yavaşça uzanıp ekranı uyandırdım.
WhatsApp'a girdiğimde, en tepedeki sohbet penceresinde tek bir yeni mesaj vardı. Londra saatiyle sabahın erken saatlerinde atılmıştı.
Pempe picama: Dün geceki ses kayıtlarını dinledikçe içime bir ferahlık geliyor Gölge Bey. Özellikle 'krema hani kek' kısmı felsefi açıdan beni çok etkiledi. Ayılınca yaz, karizmanın kırıntılarını toplamana yardım edeyim. 😂
Mesajı okurken dudaklarımdan engel olamadığım bir tebessüm kaçtı. Yüzümü sıvazlayıp klavyeye dokundum.
Ben: Arkadaşımın gazına gelip içtiğim garip bir karışımdan dolayı geçici bir şuur kaybı yaşamış bulunmaktayım Beren Hanım. Dün gece söylenen hiçbir matematiksel formül ya da duygu beyanı kurumumu ve şahsımı bağlamamaktadır.
Ekranın başında birkaç saniye bekledim. Hızla "Görüldü" oldu ve "Yazıyor..." ibaresi belirdi.
Pempe picama: Yaaa öyle mi Cenk Bey? Ama elimdeki ses kayıtlarında 'Ben sana âşığım' diye bağıran bir kamu görevlisi var. Polise mi versem, babama mı dinletsem bilemedim şimdi.
Ben : Bunu yaparsan İngiltere’ye ilk uçakla gelir, o telefonu İngiltere'nin o berrak sularına atarım.
Pempe picama: Gelsen ne güzel olur aslında... Krema ve kek almayı da unutma gelirken.😋
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim. Başımın ağrısı birden hafiflemiş gibiydi. Mesafeler ne kadar uzak, benim dünyam ne kadar karanlık olursa olsun telefonun ucundaki o ses ve o mesajlar, hayatımdaki tek doğru "yanlış" olarak kalmaya devam ediyordu.