8. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Su Baloncuğu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 8. Bölüm

Restorana varana kadar arabadaki sessizlik bir an olsun bozulmadı. Cenk, dikiz aynasından ara sıra bana baksa da dudaklarını kilitlenmiş gibi kapatmıştı. Derin ve tehlikeli bir sessizlikti bu.
Lüks restoranın önüne geldiğimizde Cenk arabayı valeye devretmek yerine kendisi park etti ve kapımı açtı. Şık ve nezih mekânın içinden geçerken, arkamdan adımlarını bana uydurarak geldiğini hissedebiliyordum. Babam, deniz manzaralı en güzel masada tek başına oturmuş, önündeki kadehle oynuyordu.
"Baba..." dedim tebessüm ederek.
Babam beni görünce yüzündeki sert ifadeyi hemen yumuşattı ve ayağa kalkıp bana sarıldı.
"Hoş geldin güzel kızım. Seni çok özledim."
Sandalyemi çekip oturmama yardımcı oldu. Tam o sırada Cenk masadan birkaç adım geride, ellerini önünde birleştirip saygılı bir duruşa geçti.
"Gelebilirsin Cenk, sen de otur," dedi babam, garsona dördüncü bir kadeh kaldırması için işaret ederken. "Bu akşam sadece aile içi bir yemek değil. Cenk de artık bu ailenin parçası sayılır."
Cenk’in bakışları bir anlığına bana kaydı, ardından profesyonel bir ifadeyle babama döndü. "Teşekkür ederim Yılmaz Bey."
Cenk masaya oturduğunda tam karşıma denk gelmişti. Masadaki hava bir anda elektrikli bir hal aldı. Garson yemeklerimizi servis ederken babam sınav sürecimden, dershaneden ve deneme netlerimden sorular sormaya başladı.
"Netlerin gayet iyi Beren, gurur duyuyorum seninle," dedi babam tabağından bir parça alırken. "Sınavdan sonra seni yurt dışına göndermeyi düşünüyorum. Güzel bir üniversite, kaliteli bir hayat ve ben emekli oluncada şirket..."
"Yurt dışı mı?" dedim şaşkınlıkla. "Ama baba, ben burada kalmak istiyorum. Dila da..."
"Dila’yı boş ver kızım," diye kestirip attı babam otoriter bir sesle. "Senin geleceğin bu şirket. Burada kalıp benim dünyamın karmaşasıyla uğraşmanı istemiyorum."
Gözlerim istemsizce Cenk’e kaydı. Cenk tabağıyla ilgileniyor gibi görünse de çenesindeki kasların sıklaştığını, gerildiğini görebiliyordum. Bakışlarımı fark edince kafasını yavaşça kaldırdı ve kömür karası gözleriyle bana 'Sessiz kal' der gibi baktı.
"Yılmaz Bey haklı," dedi Cenk beklenmedik bir anda. Sesi soğuk ve mesafeliydi.
"Beren Hanım’ın geleceği için en güvenli yol yurt dışında bir kariyer inşa etmek olacaktır. Buradaki düzen... Herkes için fazla ağır."
Göğsüme sanki bir taş oturdu. "Sana sormadık Cenk," dedim bir anda, sesimdeki kırgınlığı ve öfkeyi gizleyemeyerek.
Babam kaşlarını çattı. "Beren! Terbiyeni takın. Cenk senin iyiliğini düşünüyor. Ayrıca o sadece benim sağ kolum değil, bu şirketin tüm operasyonlarını yöneten adam. Neyin ne olduğunu senden çok daha iyi biliyor."
Gözlerimi Cenk’ten kaçırıp tabağıma diktim. Yemek boyunca bir daha doğru düzgün konuşmadım. Masadaki o ağır atmosfer ve Cenk’in babamın tarafını tutan tavrı canımı fena halde sıkmıştı.
Yemek bittiğinde babamın acil bir telefonla kalkması gerekti. "Benim limandaki depoya geçmem lazım. Cenk, Beren’i eve bırak, sonra yanıma gel," dedi ve hızlı adımlarla restorandan ayrıldı.
Restoranın çıkışında soğuk gece havası yüzüme çarptı. Cenk arabayı getirdi ve yine kapımı açtı. Arabaya biner binmez kapıyı sertçe kapattım. Cenk sürücü koltuğuna geçip motoru çalıştırdı.
Araba ana caddeye çıktığında daha fazla dayanamadım.
"Demek yurt dışı ha?" dedim alaycı bir sesle. "Demek benim gitmem herkes için en iyisimiş, Cenk Bey?"
Cenk direksiyonu sıkıca kavradı. "O masada başka ne dememi bekliyordun Beren? Babanın önünde 'Hayır, gitmesin, yanımda kalsın' mı deseydim?"
"En azından susabilirdin!" diye bağırdım. "Babamın maşası gibi konuşmak zorunda değildin! Hani seninle mesajlaşırken 'Kendi dünyamdan kaçtığım tek sığınak' falan diyordun? Hepsi yalan mıydı?"
Cenk aniden arabayı yolun kenarına çekip sert bir fren yaptı. Emniyet kemerim beni öne fırlatıp geri savurdu. Arabanın içi karanlıktı, sadece sokak lambalarının cılız ışığı yüzüne vuruyordu.
Cenk bana doğru döndü. Yüzündeki o resmi, soğuk maske tamamen düşmüştü. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar tutkulu ve tehlikeli bir yangın vardı.
"Yalan değildi!" dedi kısık ama yırtıcı bir sesle. "Tek bir kelimesi bile yalan değildi! Ama sen anlamıyorsun Beren... Babanın dünyası kanlı, kirli ve tehlikeli. Ben o çamurun tam ortasındayım! Senin o pembe masum dünyana zarar gelmesin diye geceleri uykusuz kalıyorum ben!"
"Cenk..." diye fısıldadım, sesindeki çaresizliği duyunca öfkem bir anda buharlaştı.
Cenk yüzüme doğru yaklaştı, nefesi dudaklarımı teğet geçiyordu. "Baban seni bu dünyadan uzak tutmak için yurt dışına göndermek istiyorsa, haklı. Çünkü ben seni buradan tutup çekemem... Ama gitmeni de istemiyorum, anlıyor musun? kahretsin ki hiç istemiyorum."
Cümlesini tamamlamasıyla araba boğuk bir sessizliğe gömüldü.
Taki cenkin TLF çalana kadar .
Cenk cebinden titreyen telefonunu çıkardı. Ekrandaki ismi görünce derin bir nefes verip telefonu kulağına götürdü.
"Efendim Yılmaz Bey... Evet, yoldayız, Beren'i eve bırakmak üzereyim... Anlaşıldı, hemen depoya geçiyorum."
Telefonu kapattıktan sonra birkaç saniye gözlerini kapatıp direksiyona alnını dayadı. Sonra tekrar doğruldu, arabayı çalıştırdı ve gaza bastı.
"Bu gece söylediklerimi unut," dedi sesi yine o eski soğukluğuna bürünürken. "Ve eve gidince dersine bak ."
Eve vardığımızda arabadan indim. Cenk arkamdan bakmadı bile, gaza basıp karanlıkta kayboldu. Odama çıkıp yatağa oturduğumda telefonum titredi.
Cenk: Mesaj attığın ilk gece 'Gölge' demiştim ya... Şimdi anladın mı neden gölgede kalmam gerektiğini küçük hanım? Yanıma yaklaşırsan sen de karanlığıma çekilirsin.
Gözlerimden bir damla yaş süzülürken klavyeye dokundum.
Ben: Karanlığından korksaydım, o numarayı o gün engelledim. Ben gölgeden korkmuyorum..