6. bölüm / 8
Kayıp miras4
Bölümler 8Şu an: 4
- 1 1907 kelime
- 2 2716 kelime
- 3 31.908 kelime
- 4 44.447 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 54.374 kelime
- 6 63.258 kelime
- 7 76.667 kelime
- 8 86.567 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
4. BÖLÜM
ev:
kasaba:
kasaba ismi ve kendisi tamamen hayal ürünü. Denizin yanındaki ev Swan'ların
Kızlar, elleri bağlı bir şekilde olabildiğince yakın oturuyorlardı . Kimse konuşmuyordu.
Aslında konuşacak çok şeyleri vardı. Mesela buradan nasıl çıkacakları. Mesela kızları kaçıran adamların kim olduğu. Mesela şu anda hayatlarının neden bir anda saçma sapan bir korsan hikayesine dönüştüğü...
Eylül hafifçe kıpırdandı. "Elimi hissetmiyorum." "Bende." Beyza da kıpırdandı.
"Size zarar vermeyeceğiz."
"Vermeyeceğiz derken?"
Tam o an içeri giren adamlara kaydı bakışları. İki adam girmişti, biri sarı biri siyah saçlıydı. Sarı saçlı göz ucuyla kızlara bakıp koltuğun kolçak kısmına otururken sırıtıyordu. Siyah saçlı olan ise hepsine uzun uzun bakmış, Sebastian diye bildikleri kişinin yanına gelmişti.
"Birdi üç oldular, bırakın bizi gidelim." Beyza Şevval'in çıkışmasına dizine vurarak karşılık verdi. "Sandık onlarda, eğer buradan çıkarsak onu bir daha göremeyiz."
"Sikmişim sandığını ölücez amk." Dedi Ayşegül sinirle. "Planda bu yoktu."
"Ne bekliyoruz Seb?" Siyah saçlı adam ilk kez konuşmuştu. "Yapacağımız o kadar şey var biz gelmiş beş tane ergen kızla uğraşıyoruz." Kızların hepsi çok sinirlense de göt korkusundan ağızlarını açamamışlardı.
"Sakin Drew önce dertlerini anlayalım." Sarı saçlı adam yerinden doğrularak kızların tam karşısına geçti. "Ee arkadaşımızı neden takip ettiniz açıklayın."
"Valla benim haberim yo💋"
"Biz takip etmedik abi."
"Biz öyle insanlar mıyız abi?"
"Biz öyle şeyler bilmeyiz abi."
"Bırakın bizi gidelim abi."
"Hiçbir şey görmedik duymadık bilmiyoruz abi!"
Sarı saçlı adam kızların korkmuş hallerine kahkaha atarken siyah saçlı tepki vermeden kendini koltuğa bıraktı. "Alnımızda enayi mi yazıyor bizim? Bakın güzellikle soruyorum ikinci kere arkadaşım soracak ve ondan hoşlanmaya bilirsiniz." Eliyle siyah saçlıyı gösterdi.
Hepsi konuşması için Ayşegül'e bakınca Ayşegül oflayarak boğazını temizledi. "Allah sizi kahretmesin." Adama döndü. "Şimdi şöyle ki.."
"Sözcüleri sen misin?" Siyah saçlı adamın sorusuyla cümlesini bölüp ona döndü. "Evet neden?" "Hiç." "Her neyse ne diyordum." Tekrar adama döndü. "Abicim şimdi şöyle arkadaşım antika dükkanındaki sandığı çok beğenmiş, ertesi gün parasını alıp gitti ama satılmış. Bizde satın alan kişiye ulaşıp acaba bize satar mı diye konuşmak istedik fakat sanki takip ediyoruz gibi algılanmış."
"Ne yapalım inanalım mı şimdi buna?" "Drew bir dursana." Sebastian sinirlendiğini belli ederek siyah saçlı adama döndü. "Kızlar bakın, boyunuzdan büyük işlere kalkışmışsınız ama bu işler sizi aşar. O yüzden yol yakınken vazgeçin bu işten tamam?"
"Sen mi karar vericeksin buna?" Dedi Kübra adama karşı. "Nesiniz siz ya 3 tane adam elimizi kolumuzu bağlamışsınız birde biz çok tehlikeliyiz ayakları çekiyorsunuz?" Eylül'ün artık sabrı kalmamış gibiydi.
"Dört yalnız." Tam o sırada içeriye başka biri daha girmişti. Bu da sarı saçlıydı fakat saçları daha uzundu diğerine göre. Dalgalı sarı saçları ve üzerinde bir oduncu gömleği ve siyah şortu vardı. Elindeki mutfak bezini sallayarak içeri girdi ve kızların karşısında durdu. "Selam bu arada."
Eylül bu haraketine göz devirirken kafasını ellerinin üzerine koydu. "Çıldıracağım ya!" "Çıldırma ya ne güzel konuşuyoruz." Dedi tekrar sarışın. "Yemek hazır bu arada hadi sofraya buyurun."
"Ben gidiyorum." Drew dedikleri kişi ayaklanarak kapıya yaklaştı. "Birimizin halletmesi gereken işleri var sonuçta." Kapıdan çıkarken içeri bir kadın geliyordu, ona yol verdikten sonra dışarı çıktı.
"Aman git, uyuz." İçeri gelen kadın kızlara tek tek göz gezdirdi. "Kardeşlerimin kusuruna bakmayın kızlar." Kahve saçlı, uzun bir kadındı. "Çözsenize oğlum kızları kaç saattir!"
Erkeklerin aklına yeni gelmiş olacak ki Sebastian, koltukta oturan sarışın adama işaret yaptı. Sarışın adam aldığı işaretle cebinden falçata çıkartarak baştan kızların elindeki halatları çözmeye başladı.
"Yataklarınızı hazırladım, yemekten sonra çıkabilirsiniz." Ayşegül kadına döndü. "Ne yatağı ya ne oluyor? Önce bizi alıkoydunuz bir yemek diyorsunuz bir yatak. Bırakın gidelim biz."
Adam Beyza'nın elini çözerken bileğini tuttu. Beyza aldığı temasla irkilerek kendini geri çekerken yanındaki Eylül de koruma içgüdüsüyle adamı ittirdi. "Bileğin çizilmiş ona bakıyordum." Adam geriye adımlarken onu pas geçip Ayşegül'e, ardından Kübra'ya yöneldi.
"Endişelenmekte haklısınız ama saat geç oldu. Bu gece kalın sabaha bakarız." Sebastian'ın laflarına karşılık Kübra ayağa kalktı. "Bu saatte yok mu Marmaray var. Biz gideriz. Kalkın." Kızlar kalkarken Sebastian bir adım atarak Kübra'nın karşısında durdu. "Açıklayamadığım şeyler var o yüzden bu gece burada kalıyorsunuz nokta." Ardından kapıya ilerledi. "Hadi yemek yiyelim ben çok acıktım." Sebastian'ın ardından diğer kadın da çıkarken kızlar da yavaş yavaş adımlamaya başladı.
"Saçların çok güzel bu arada ama bende bir köpük var o saç darbe alsa da bozulmadan kalmasını sağlıyo. İstersen gösterebilirim." Ukala adam Eylül'ün yanında yürürken, "İstemiyorum kardeşim uzak dur benden." Diyerek adımlarını büyük atmaya başladı Eylül. "Kardeşim de ağır oldu ama."
"Theo!" Sebastian'ın önden bağırmasıyla "Tamam sustum." Diyerek ciddileşti adam.
.
"Sofraya oturmadan pansuman yapalım yarana istersen." Az önceki sarışın adamın sorusuna kafasını hayır anlamında salladı Beyza. "Sıyrık alt tarafı bir şey yok."
"Tamam en azından yara bandı yapıştırırız. Korkma ısırmam seni." "Ne alaka ya tamam getir." Arkadaşlarına döndü. "Siz geçin geliyorum."
Sarışın adam ecza dolabından bir yara bandı getirerek Beyza'nın bileğine yapıştırdı, ardından ikili de masaya geçti.
.
Yemekleri Theo dedikleri adam koyuyordu. "Övünmek gibi olsun çok iyi aşçıyımdır." Kendini överken keyfi yerinde görünüyordu. Bir süre sonra Drew denilen adamın da merdivenlerden inmesiyle herkes masaya oturmuş oldu.
"Sizi korkuttuk farkındayım, yeni bir başlangıç yapalım." Sebastian iki elini masaya koydu. "Ben Sebastian Swan, bunlar da kardeşlerim." Sebastian masanın başında oturuyordu. Hemen sağında siyah saçlı, solunda sarı kısa saçlı adam oturuyordu. Sarı saçlının yanında Beyza, siyah saçlının yanında Ayşegül varken Ayşegül'ün yanında uzun sarı saçlı, onun karşısında Eylül vardı. Eylül'ün yanında Şevval ve karşısında o kadın otururken Kübra da masanın diğer başında oturuyor, doğrudan Sebastian'a bakıyordu.
"Pek iyi karşılaşma olmadı ama olsun, bende Adrian. Adrian Swan." Sarışın adamın ismi de bu şekilde öğrenilmiş olmuştu. "Ben yani bay mükemmelin adıysa Thedore, ama siz Theo diyebilirsiniz." Eylül'e göz kırparak bakmasının ardından sinirle kafasını yana çevirdi Eylül.
"Bundaki ego da kimsede yok. Bende Rosalie, ama Rosa." "Güzelmiş adın."
Şevval'in lafıyla ortam bir dakika sessizliğe bürünmüştü. Sessizliği bozan ise Rosa'nın kahkaha atarak "Sağol." Demesi oldu.
"Senin adın yok herhalde." Ayşegül yanında oturan adama dönünce sohbetin başından beri konuşmadan yemek yiyen adam yavaşça ona döndü. "Drew."
"Bende Ayşeg-" "Ayşegül biliyorum." Ayşe sorgularasına ona bakarken pes ederek kıza döndü. "Kimliklerinize baktık herhalde adınızı biliyoruz."
"Evet, bu arada ikiniz de henüz reşit değilsiniz aileniz bir şey demiyor mu?" Rosa bu soruyu Eylül ve Şevval'e sormuştu. "Az kaldı zaten bir şey demiyorlar." Şevval utanarak cevap verirken Eylül konuşmuyordu çünkü karşısında onu etkilemeye çalışan bir adet varlık vardı.
"O yaşları özlüyorum ya siz gençliğinizin tadını çıkarın." "Sakin ol ihtiyar." dedi Sebastian tabağındaki son tavuğu da yerken. Ardından ayağa kalktı. "Theo ve benim odamda iki kişi kalabilir, bir kişi de Rosa'yla beraber kalmaktan rahatsız olmazsa onunla kalabilir. Sabah duruma göre sizi evinize bırakırız."
"Ayrı ayrı olmaya gerek yok biz bir odada kalalım." Dedi Ayşegül, yemeğine hiç dokunmamıştı. "Odalarımız o kadar büyük değil." "Sıkıntı yok."
"Siz nasıl isterseniz, ben çalışma odasındayım." Bunu arkadaşlarına söylemişti, ardından merdivenin altındaki kapıya adımladı.
"Kızlar bizde kalkalım." Ayşegül ayağa kalkarken henüz yemeğini bitirmemiş Kübra ve Şevval üzgün gözlerle ayağa kalktılar. "Size odanızı göstereyim hanımlar." Theo ağzını silerek ışık hızında yerinden kalkarken kızların yanına gelmesi de çok hızlı olmuştu. "Bu taraftan." Elini uzatarak merdiveni işaret edince Ayşegül önden giderken diğerleri de bir yandan evi inceliyor bir yandan merdiven çıkıyorlardı.
"Pişt." Kübra önünde yürüyen Beyza'yı tişörtünden tutarak durdurdu. "He?" Gözüyle bir yeri işaret etti. "Şu bizim sandık değil mi?" Beyza gösterdiği yöne bakınca gördü, aynı sandık üzerinde bir kaç süs eşyasıyla şöminenin yanında duruyordu. "O." "Ne yapalım?" Merdivenin sonuna gelmişlerdi.
Merdivenin tam karşısındaki odaya ilerledi adam. "Burası benim odam, yatağım rahattır ama beş kişi almaz. Bence inat etmeyin bakın sizin için Sebo'yu yatağından koparttık."
İçerisi gerçekten büyük değildi. Çift kişilik bir yatak, yanında gardırop ve diğer tarafında bir komidin vardı. Kapının yanında büyük bir halı varken oda bu kadarla bitiyordu. Duvarlarda müzik -daha çok rock- grubu posterleri varken Eylül'ün dikkatini DKTT posterleri çekmişti. Gardırobunun yanında albüm kapaklarından çok sayıda posteri vardı. "Oha."
"Beğendin mi?" Theo'nun arkasından çıkmasıyla korkarak yerinde sıçradı ve elini damağına vurdu. "Yok." Dese de fazlasıyla hoşuna gitmişti Eylül'ün. Theo gülerek odanın kapısına ilerledi. "Sizi yalnız bırakayım iyi geceler." Gülümseyerek odadan çıktı.
"Diğer odaya gitse miydik ya nasıl sığacağız buraya?" Dedi kendini yatağa bırakan Beyza. "Ben bunları zengin mafyalar falan sanmıştım 4 kişi kaldığım odam daha büyük."
"Ne söylendiniz aq gidin diğer odaya o zaman." Ayşegül kapı deliğinde olan anahtarı çevirerek odayı kilitledi, ardından perdeleri kapattı. "Bir şey yapacak olsalar sofralarına alıp kendi odalarını vermezlerdi bence." Dedi Kübra. "Ne çabuk güvendiniz, adamlar bizi kaçırıp bağladı. Farkındaysanız nerede olduğumuzu bile bilmiyoruz?" Kimse bunun üstüne söz söyleyememişti, kapı çalana kadar.
"Kim o?" Diye seslendi Şevval kapıya ilerlerken. "Benim, Rosa." Şevval kapıyı açınca kızıl pijamalar içindeki Rosa'yı görmeyi beklemiyordu. "Kızlar güvensizliğinizi anlıyorum, haklısınız bu arada." Elindeki kıyafetleri Şevval'e uzattı. "Size pjama falan getirdim pantolonla uyumak çok rahatsız edici oluyor." "Teşekkürler." Şevval kıyafetleri yatağın üzerine bıraktı. "Rica ederim ablacım." Şevval başını yere eğerek uzaklaştı... "Kardeşlerimin de kusuruna bakmayın özellikle Drew. Yeni tanıştığı insanlara biraz- hatta bayağı mesafeli olabiliyor."
"Söyleyecek bir şeyiniz yoksa uyuyacağız." Dedi Ayşegül kapıya yaklaşırken. "İyi geceler."
Kızlar odada tekrar baş başa kalınca Rosa'nın getirdiği pjamalara altın bulmuş gibi baktılar. Klasik uyku takımıydı. "Ablacım mı dedi o bana?" Şevval siyah altı alırken kaşları çatıktı. "Şevval o kadar şey yaşıyoruz buna mı takıldın?" Kübra da gri altı aldı.
Gecenin sonunda beş kişi zor bela bir yatağa sığmıştı.
"Kübra, şş uyan." Beyza yanında yatan Kübra'yı ayağıyla dürtmeye çalışıyordu. "Ne var ya?" Kübra yerinde kıpırdanmaya çalıştı fakat iki yanı da dolu olduğundan haraket edememişti. "Bana gösterdiğin sandık varya, ona bakmaya gidelim."
"Lan yakalanırsak ne olur farkında mısın? Yat zıbar aq." "Boşuna mı geldik buraya kadar kalk işte." Kübra dayanamayıp ayağa kalktığında Beyza da yataktan çıktı. "Hayalet adımları." Kübra 0,5xde kapının kilidini açmaya yeltenmişti fakat ev ahşap ve eski olduğundan fazlaca gıcırtı çıkarmıştı. "Lan sessiz yap!" "En sessiz hali bu!" "Hadi aç!"
Kapıyı açtıktan sonra parmak uçlarında yürümeye çalışıyorlardı fakat tahtalar gıcırtı çıkarmaya devam ediyordu. Nefesi bile zar zor alırken merdivenden inmeye başladılar, birbirlerinin ellerini sımsıkı tutuyorlardı.
Aşağı indiklerinde bağlı oturdukları koltukta Theo'nun uyuduğunu görerek iyice strese girmişlerdi. Sandığın önüne geldiklerinde karanlıkta hiçbir şey göremiyorlardı. "Flashı açmamız lazım." Diye fısıldadı Beyza. "He açık adres de verelim tam olsun." Dedi aynı şekilde Kübra. "Ne yapcaz o zaman?" Vakit işliyorken ses çıkarmamak için haraket dahi edemiyorlardı. "Yapacak bir şey yok." Beyza telefonunun flashını açtığında Kübra ağzının içinden küfürler savuruyordu. "Çabuk yap!" "Bakıyorum!"
Beyza eğilerek sandığın her tarafına bakmaya çalışıyordu. "Burada silinmiş sayılar var." Flasla video çekmeye başlarken her köşesini videoya çekmeye başladı.
"Kübra?"
İki kız da arkadan gelen sesle sıçrayarak döndüler. Sebastian altında siyah bir eşofman, üzerinde ise siyah bol bir tişörtle ikisine bakıyordu. Kübra Beyza'yı kolundan tutarak hızla ayağa kalkarken gülümsedi. "Selam, biz tuvaleti arıyorduk." Tek kaşını kaldırdı Sebastian. "Eğilerek mi arıyordunuz?" Adım adım kızların yanına ilerlerken ikisinin de paçasından korku akıyordu. "Verir misin telefonu?" Beyza hayır anlamında kafa sallayınca elinden tutup aldı Sebastian. "Nezaketen sormuştum. Şifre." Beyza eli titreyerek şifreyi girince koltuktuktan kalkan Theo da biraz esnedikten sonra kızları fark etti. "Ne bu ses diyordum bende. O odada rahat edemezsiniz demiştim."
"Rahat batmış kardeşim kızlara, kaçırıldınız ama hala sandıkla uğraşıyorsunuz." Theo da kalkıp yanlarına gelince Sebo'nun elindeki telefona bakmaya başladı. "Vay vay vay gizli dedektiflerimize bak."
"Odama gelin." Telefonu Beyza'ya uzatarak merdivenin altındaki bölüme ilerledi. "Korkmayın kızlar bir bok yapamaz."
"Theo!"
"Sustum." Theo ellerini kaldırarak yatağına ilerlemeye başladı. "Ağzına sıçayım Beyza." İkisi de el mecbur Sebo'nun arkasından ilerlemeye başladı.
İçerisi siyah tonlarındaydı. Duvarlarda haritalar, pusulalar ve tablolar asılıydı. Büyük bir kitaplık vardı içi kitap dolu olan. Sebastian masanın başındaki koltuğa oturunca kızlar da çalışma masasının iki yanındaki koltuğa oturdu.
"Size bir şey göstereceğim." Masa son derece karışıktı, bir sürü harita, fotoğraf, belge ve ne olduklarını bilmedikleri eşyalar masayı kaplıyordu. Bir kaç kağıdın altından bir fotoğraf çıkardı ve Kübra'ya uzattı. Kübra baktıktan sonra fotoğrafı Beyza'ya verdi.
"Bu ne?" "Bunlar biziz."
"Evet, arkanıza bakın." İkisi de fotoğrafa bakarken gördüler. Sabah çekilmiş bir fotoğraftı, tezgahın önünde adamla konuiurken kızları izleyen bir grup adam vardı. "Kim bunlar? Siz misiniz?" Diye sordu Kübra. "Biz değiliz, kim olduklarını ise bilmiyorum. Tehlikeli insanlar."
"Bizden ne istiyorlar peki?" "Sizden bir şey istemiyorlar, sizinle aynı şeyi istiyorlar, sandığı." "O yüzden bizi mi takip etmişler? Bizde bile değil." Kübra gerilmişti. "Olay siz değilsiniz, siz aracılığıyla onu bulacaklarını düşünüyorladı ve anlaşılan başarmışlar. Adımı sesli bağırırken ne düşündünüz ki?" İkisi de suçluluk duygusuyla başını eğdi. "Size bunu söylemeyecektim korkutmamak için fakat görüyorum ki siz rahat durmuyorsunuz. Sizi esir aldığımız falan yok, korumaya çalışıyoruz."
"Bunu en başında söyleseydiniz bu kadar korkmazdık belki. Ve kim bu adamlar?" "Karşı karşıya gelmek istemeyeceğiniz adamlar. O yüzden yol yakınken bırakın bu macera işlerini sizin boyunuzu aşar."
"Sizin bu tavırlarınız bana yoruyor." Dedi Beyza ayağa kalkarken. "Biz gidelim." Kübra da ayağa kalktı. "Kübra bir bekler misin?" Kızlar tam çıkarken ikisi de durdu. "Kapıdayım ben." Dedi Beyza dışarı çıkarken.
"Evet?" Sebastian kalkarak kıza yaklaştı. "Fazla kasıntı duruyorum galiba şuan ama öyle değilim normalde." Kübra adamı incelemeye başladı o an. Siyah sandığı saçlar aslında kopkoyu bir lacivertti. Gözleri ise kapkaraydı. Hokkalı bir burnu varken dolgun kirpikleri ve kırmızı dudakları vardı. "Bana neden anlatıyorsun?" Sebastian dudak ucuyla gülümsedi. "Bilmem, beni böyle görmenizi istemiyorum belki. Şu takip mevzusundan falan sinirlerim bozuk biraz yoksa normalde böyle sığ biri değilim."
"Ekibin lideri sen misin?" İlk defa gülmüştü Sebastian. "Bizim liderimiz yok kadeşiz biz." "Ama diğerlerine bir baskınlığın var gibi." "E abileriyiz olsun o kadar." Kübra'nın kaşları havaya kalktı. "Beşiz değiliz herhalde. En büyükleri benim, Rosa'yla aramızda bir yaş var. Rosa'dan sonra Drew ve Adrian geliyor, onlar ikiz. -gülerek- dünyanın en zıt ikizleri. En küçüğümüz de Theodore." Kübra kafa salladı. "O sizle yaşıt aslında 19 yaşında." "Bizi anaokulu çocuğu gibi görmekten vazgeçin ya." Konuşma esnasında ikisi de kapıya doğru ilerliyordu. "Estağfurullah canım." Kübra canım lafına takılsa da üzerinde durmadı. Beyza dediği gibi merdivene oturmuş bekliyordu.
"Çıkalım mı?" Diye sorunca Kübra kafa salladı. Beyza önde, arkada ise Kübra ve Sebastian birlikte çıkarken Sebastian rastgele bir konudan sohbet açmış ondan bahsediyordu. Merdiveni çıktıklarında odalardan birinden çıkan Adrian ile göz göze geldiler. "Ne bu ses lan?" Diye sordu Sebastian'a doğru esnerken. "Yok bir şey geç yat sen."
Beyza sessizce kapıyı açıp içeri girdiğinde göz ucuyla Adrian'a bakarak Kübra'ya gir işareti yaptı. "İyi geceler." Kübra Sebastian'a dönerek gülümseyince Sebastian'da ona gülümsedi. "İyi geceler."
"İyi geceler?" Beyza sorgulayan bir tavırla fısıldadığında sus işareti yapıp kolunu tuttu. "Şimdi oraya geri mi gireceğim ben?" İkisinin yokluğunda diğerleri yayılarak yattığı için yatacak yerleri kalmamıştı. "Nerede yatacağız?" "Gel." Kübra kapıya yöneldiğinde Beyza peşinden gitti. "Sebastian çözer gibi." "Ne çabuk güvendin bu Sebastian'a." "Güvenmek değil, yerde mi yatmak istiyorsun?" "Tamam sustum."
Merdivenden indiklerinde elinde bardağıyla yukarı çıkan Drew'le göz göze geldiler fakat yere bakarak inmeye çalıştılar, bu çocukla konuşmak istemiyorlardı. "Niye yatağınızda değilsiniz?" "yatakta yer kalmadı." Kübra'nın lafıyla ağız ucuyla gülümseyen Drew de aşağı indi. Salona doğru ilerleyip koltukta masum masum yatan Theo'yu atletinden tutup kaldırdı. Neye uğradığına şaşıran Theo korkmuş bakışlarla kendine gelmeye çalışıyordu. "Ne yapıyon abi ya?" "Kızların yatacak yeri yok sen burada sefa sürüyorsun oğlum. Yer ver."
Yüzünü sıvazlayarak Beyza ve Kübra'ya döndü bakışları. "Kusura bakma ya biz bunu kastetmemiştik." "Sorun yok buyurun." İki erkek salondan çıkmak için yeltendiği sırada bir koltuğa Beyza, bir koltuğa Kübra yattı. "Utanıyorum aq." Dedi Beyza. "Bende amk sabah erken kalkalım, görmesinler bizi böyle."
.
.
.
Sabah olduğunda ilk Adrian uyanmış, salonda yatan kızları görünce rahatsız etmemek için bahçeye çıkmıştı. Diğer bir uyanan ise Ayşegül olmuştu. Tabi uyanır uyanmaz diğerlerini de kaldırmış, Beyza ve Kübra'yı göremedikleri için kısa süreli bir korku yaşamışlardı. Evi ayağa kaldırmak üzereyken hala uyuduklarını gördüklerinde sakince(?) uyandırmışlardı arkadaşlarını.
"Tamam, şimdi üzerimizi değiştirip gidiyoruz okey mi?" Kızlar odaya geri girmiş, pijamalarını değiştireceklerdi. "Bilmiyorum, nerede olduğumuzu bile bilmiyoruz ya dağ başındaysak?" Eylül aynada saçını düzelttiktem sonra gergince duvara yaslandı. "Zorla tutulmaktan iyidir." Diyerek Ayşegül'e katıldı Şevval de. "Uyanmalarını bekleyelim bence." Kübra'nın önerisine herkes sessiz kaldı. "Bize bir şey yapacak olsalar şimdiye yapmışlardı, hem Beyza Sebastian'ın laflarını hatırlasana, başımızda daha büyük bir bela olabilir."
"Ne sözü?" Kübra Eylül'e döndü. "Dün odadan çıkınca Sebastian bize bir fotoğraf gösterdi. Biz vardık antikacıda, birde bizi izleyen adamlar." "Kimmiş bu adamlar?" "Sebastian da bilmiyor. Tek söylediği tehlikeli oldukları."
"Kızlar." Ayşegül ortaya geçti. "Bizim için onlar neyse Sebastian da o. Bunu unutmayın. Şimdi buradan gidiyoruz sonra ne yapacağımızı düşünürüz." Herkes kafa sallarken Eylül odanın kapısını açtı.
Etrafta kimse görünmüyordu. Rahatça dış kapıyı açtıklarında ise gördükleri manzara çok başkaydı...
Kapıyı açıkları gibi yeni doğan güneşin denizde bıraktığı sarı tonları gördüler. Ahşap ev, denizin hemen karşısındaydı. İleride bir iskele, iskeleye bağlı iki adet de tekne vardı. "Neredeyiz lan biz?" Diye soludu Şevval korkuyla. Onun sesiyle bahçedeki hamakta yatan Adrian ayaklanarak karşılarına dikildi. "Bir yere mi gidiyorsunuz?" Adiran'ın şüpheli bakışlarına karşı hepsinde korku ve sinir aynı anda yaşanıyordu. "İstanbul değil burası, neredeyiz?" Kübra'nın yüksek çıkan sesine karşı kaşlarını çatan Adrian iki elini yana açarak "Port Haven." dedi.
"Port Haven mi? Öyle bir yer gerçekte yok." Beyza öne çıkarak çocuğun tam karşısında durdu. "Yıllar önce sular altında kalmış bir kasaba değil mi Port Haven?"
"Tarih derslerini dinlemişsin ama eksik. Port Haven batmadı, sadece haritadan silindi." "Bu mümkün mü?" Kafa salladı Kübra'ya Adrian. "Kasabamızın tadını çıkarın." Adrian arkasını dönerek iskeleye ilerledi.
"Dalga mı geçiyorsunuz bizimle?" Beyza Adrian'ın peşinden giderken Adrian ise iskeleye yaklaşıyordu. "Bizi evimize götürün!" "Peşinizde ne olduğu belirsiz çeteler varken?!" Sesini yükseltmesi Beyza'nın gerilemesine neden olmuştu. Derin bir nefes verip sakinleşmeye çalıştı. "Bak, hissettiklerinizi anlıyorum ama sizde bize azılı suçlular gibi bakmaktan vazgeçin. Hayatınızı kurtarıyoruz farkında değilsiniz."
"Bana yardımcı olmak istiyorsan her şeyi anlat!" Saçını karıştıran Adrian kafa salladı. "Gel." İskelede adımlarken sonuna geldiklerinde yere oturmuştu. Beyza da yanına oturdu. "Biz hazine avcısı falan değiliz, sizin aksinize." Beyza güldü. "Tarihin en kötü avcıları falanız herhalde. Peki olayınız ne o zaman? Sandığı dekor için almadınız."
Adrian ayaklarını sallarken Beyza haraketsizce duruyordu. "Bunu açıklamayacağım tabi ki ama için rahat edecekse şunu söyleyeyim, o adamların kim olduğunu çözdüğümüz an sizi de bırakacağız."
"Bunu neden yapıyorsunuz? Yani neden bize yardımcı oluyorsunuz?" Adrian bir süre duraksadı, cevap vermek için dudaklarını araladı fakat daha sonra iskeleye yatmayı tercih etti. "Cevap?"
"Fırtına başlayacak, içeri geçelim." Ayağa kalkıp kızın da kalkması için elini uzattı. Beyza havaya baktığında fırtınanın başlayacağını düşünmedi. "Kaçıyorsun." Elini tutmadan ayağa kalktı. Yine cevap vermemişti Adrian.
"Madem cevabın yok salın bizi." Diye bağırdı arkasından son kez, fakat yine nafileydi. Adrian arkasına bakmadan eve ilerliyordu.
"Şu an pek mümkün değil." İkili iskeleden ayrılıp evin önüne varmak üzereydi. "Ne konuştunuz?" Ayşegül'ün sorusuyla sinirle nefes verdi. "Klasik. Bir şey anlatacakmış gibi yapıp hiçbir şey anlatmıyorlar."
Adrian'ın içeri geçerken gülme sesi gelirken kızlar da ona kurulmuş halde içeri geçtiler. Theo bir elinde kahve fincanı bir elinde portakal suyu varken mutfak alanından hızla çıktı. "Allah mubabbetinizi artırsın." Adrian sırıtarak elindeki portakal suyunu alırken Theo da salondaki deri koltuklardan birinde oturan Sebastian'a kahveyi verdi.
"Bence birbirimize bayağı ısındık." Koltuğun Kolçak kısmına oturan Theo gülerken Eylül shrek suratıyla ona baktı. "Gerçekten sinir bozucusun." "Canımsın." Odasından çıkan Drew yavaşça merdivenlerden inmeye başladı. Herkes yerini alırken kızlar artık itirazların bir şey getirmediğini anladıkları için sorgulamıyorlardı.
Sofra klasik kahvaltı sofrasıydı. Reçeller, haşlanmış yumurta, ekmek, peynir, zeytin, domates, salatalık vs vs... Adrian'ın fırtına başlayacak lafı yalan olmalıydı çünkü güneş açmış, ahşapların arasından eve sızıyordu.
"Konuşabildiniz mi Adrian'la?" Sebastian kahvesinden bir yudum alırken Beyza'ya baktı.
"Hayır."
Adrian ayağa kalktı. "Denedik diyelim."
"Sen çok da denemedin sanki."
"Anlamak istemeyene her şey anlamsız gelir."
"Her neyse." Araya girdi Sebastian. "Bir karar verdik, burada kalmaya devam edeceksiniz fakat bizimle yaşamak zorunda değilsiniz."
"Üzücü." Theo dudak büzerek Eylül'e baktı. Sebastian onu umursamadan devam etti. "Size bir ev veririz, zorunda kalmadıkça bizi görmek zorunda değilsiniz."
"Ama yine görmek isterseniz." Araya girdi Theo tekrar. "Yani bu kasabada yaşayacağınıza göre kasabanın en sosyal kişisiyle yakın geçinin ki eğlenin." Gülerek devam etti. "Hayatınızın en eğlenceli günlerini geçirirsiniz."
"Yok istemez." Dedi Eylül çayından bir yudum alırken.
"Baştan şöyle olsanız insan gibi anlaşırdık." Dedi Ayşegül son lokmasını yutarken.
"İnsan gibi anlaşmak için de önce insan gibi davranmanız lazım." Ayşegül Drew'e döndü. "Geldiğinizden beri bağırışıyorsunuz. Bu ev yapıldığından beri bu kadar bağırış duymamıştır."
"Bizim sorunumuz değil." Ayşegül de altta kalmamakta kararlıydı.
"Kahvaltıdan sonra birlikte alışverişe gidelim kızlar." Rosa'nın teklifi çok cazipti çünkü bir iğneleri bile yoktu. "Ben bırakırım sizi." "Biz gideriz Theo sağol." "Peki abla.."
.
Herkes sofradan bir bir kalkarlen Rosa hazırlanmak için odasına çıkmıştı. Erkekler dağılırken kızlar kendilerini koltuğa bırakıp Rosa'yı beklemeye başladı. "Kendimi tır şoförü gibi hissediyorum." Şevval'in sözlerine gülerlek bu şakayı sürdürdüler.
"Çıkalım mı?" Rosa merdivenlerden inerken kızlara seslendi. Üzerine siyah bir atlet ve kot şort giymiş, dalgalı saçlarını salık bırakmıştı. Çekici ve yoğun parfümünün kokusu tüm evi doldururken kızlar hayranlıkla aşağı inmesini izlemişlerdi.
"Çıkalım tabi." Şevval ayağa kalkmış, ağzı beş karış açık kalmışken Rosa'dan bakışlarını ayıramıyordu. Bunu ise herkes fark etmişti, Rosa dahil. Kadın dudağının kenarıyla gülümserken kızlara çıkmaları için işaret yaptı. "Anahtarı unutmuşum. Drew!!"
"Ne var?!!" Drew'in kaldığı odadan yükselen sesle dikkatler oraya döndü. "Anahtarları at!!" "Sana yasak değil miydi!!"
"Uzatma at!!"
"Neden yasak?" Drew söverek odasından çıkarken merdivenlerden aşağı arabanın anahtarlarını bıraktı. Anahtarları alan Rosa gülümseyerek kızların peşinden geldi. Soruyu cevapsız bırakmıştı.
.
Arabaları bir karavandı ve kızlar sevmiş görünüyordu. Rosa şoför koltuğuna geçerken Şevval önden ilerleyerek yan koltuğu kapmıştı. Kalanlar da karavanın içinde oturmaya geçmişti.
.
Ayşegül ve Eylül kendini koltuğa bırakırken Kübra ve Beyza içeriyi inceliyordu. "Belki bir şey buluruz la." Desi Beyza dolapları karıştırırken. "Bir şey bırakırlar mı sence burada?" Kübra böyle dese de o da aramaya devam ediyordu. Bir dolabı açtığında içinden bir ton şey yere düşmüştü. "Hay ananı!"
Eylül yerinden kalkarak dağınıklığı toplaması için Kübra'ya yardım etmeye başladı. "Ayşe bir baksana." Eylül elindeki kağıtları incelerken Ayşe de yanlarına eğildi. "Tanıdık geliyor, Beyza telefonunu versene bir." "Telefonum yok ki Sebastian aldı. Bunlar sandıktaki yazılara benziyor."
"Harbi lan." Kübra diğer belgelere de bakmaya başladı. "Sandığın fotokopisini çekmişler." Cebinden telefonunu çıkarıp kağıtların fotoğrafını çekmeye başladı. "Sandığa bakmaya gerek kalmadı baksanıza." Eylül gülerken Beyza da güldü.
Neşelerini arabanın aniden durması bölmüştü. Ayakta olan Beyza, Eylül'ün üstüne düşerken Eylül ezilmişti. Kübra elinde telefonla yerde yuvarlanırken dağınık olan kağıtlar iyice dağılmıştı. "Kaldır şunları kaldır!" Ayşegül hızlıca kağıtları alıp çekmeceye sokuşturmaya başladı. "Düzgün koyalım anlarlar!" Kübra da onun kadar hızlıca ortalığı kaldırmaya çalışıyordu. "Vakit yok!"
Tam o an kapı açılmış, suç üstü yakalanmışlardı. İçlerinden hayat bitti diye düşünürken karşılarında Şevval'i görmeleriyle sakin bir nefes aldılar.
"Ne yapıyorsunuz?"
"Sen Rosa'yı oyala." "Nasıl oyalıyım?" "Beş dakika dur işte."Ayşegül karavanın kapısını Şevval'in yüzüne kapatırken Kübra dosyaları çıkarıp tek tek düzenlemeye başladı. Şevval gergin adımlarla Rosa'nın yanına ilerlerken kız çoktan dükkanın içinde biriyle sohbet etmeye geçmişti. "Gelmiyorlar mı?"
"Şey, tuvalete girmişkapatırke, gelirler şimdi." Rosa bir kaç saniye Şevval'in yüzüne baksa da bir şey demedi. "Gel seni arkadaşlarımla tanıştırayım." Hızlıca Şevval'in koluna girerek ilerlemeye başladı. Denizin kenarında küçük bir butiğe gelmişlerdi. "Rahatsızlık vermeseydim ben.." "Gel gel." İlerledikleri yönde kızlı erkekli bir grup insan vardı. "Günaydınn." Rosa Şevval'in kolundan çıkıp bir erkeğin omzuna kolunu attı. "Vayy Rosa, sen gelir miydin buralara?" "Geldik işte oğlum, durun sizi şeyle tanıştırayım.... Uzaktan kuzenim Şevval." Şevval kaşlarını çatsa da kızı bozmadı. Bakışlar Şevval'e dönerken Şevval'in rahatsızlığı belli oluyordu. "Uzaktam kuzenin mi?" "Hı hı bayağı uzak."
"Bende yenisi sanmıştım." Dedi kızlardan biri. "Ne yenisi?" Diye sordu Şevval. "Yeni kız arkadaşı işte." Tiksinen bir ifade takılarak göz devirdi kız. Şevval anında Rosa'ya dönerken Rosa da ona döndü. O sırada kızlar da gelmişti. "İşte bu yüzden gelmiyorum buralara Alex." Kolunu attığı adamdan uzaklaşarak Şevval'in yanına yürüdü. "hadi biz gidelim."
"Homofobik piçler." Diye soludu Şevval, ardından yanlış bir şey söylemiş gibi Rosa'ya döndü fakat Rosa gülmekle yetindi.
"İstediğinizi alın ben hallederim." "Gerek yoktu." "Sizi o kadar alıkoyduk en azından bunu yapalım."
Kızlar rafların arasında dolaşarak kendilerine kıyafet beğenmeye başladı fakat çok bir şey almamışlardı. Sebebi hem para harcatmak istememeleri, hemde burada kısa süre kalacaklarını düşünmeleriydi.
"Bu nasıl?" Ayşegül kahverengi bir bodyi üzerine tuttu. "Güzel al." Kübra da bir kaç şeyle kasaya ilerledi. Herkes alacağını almış gelirken Şevval hala duruyordu, bunu fark eden Rosa yanına ilerledi. "Karar veremiyorsun galiba."
"Ya normalde ilk alan ben olurum ama şimdi niyeyse karar veremedim."Şevval elinde iki tişört tutuyordu. Rosa güldü. " İkisini de al." "Hep bu kadar kesin misindir?" "İki şık arasında kalıyorsan ikisini de dene, sonra aklında kalmasından iyidir ." Şevval gülümseyerek iki tişörtü de eline aldı ve kızların yanına ilerledi.
"Bunlar da diğer kuzenlerin mi Rosa?" Alex diye seslendiği çocuk yanlarına yaklaştı. "Evet evet hepsi." Kızlar anlamazca Şevval'e bakarken Şevval fısıltıyla "anlatırım." dedi.
"Siz çıkın." Rosa'nın sesiyle dışarı çıktı kızlar. "Ceom benim ya nasıl da ödüyor her şeyi." "Şevval?"
"O anlamda değil ya." "Kuzen işi ne alaka?" "Bizi kuzeni olarak tanıttı." "Yani kaçırdığım kızlar diyemeyeceğine göre." Ayşegül karavana ilk giren kişi oldu. Rosa'yı izlerken Alex'in yanında sırıtarak bir şeyler konuştuğunu, Rosa'nın ise sinirle arkasına dönerek çocuğun boğazına falçata dayadığını gördüler. Rosa çocuğu duvarla kendi arasına sıkıştırmış boğazına falçatayı tutuyordu. Az önce sırıtarak duran çocuk şimdi korkudan kendini bırakacak gibiydi.
" Noluyor lan?!" Şevval yanlarına gitmek için haraketlensiğinde yanındaki Kübra kolundan tuttu. "Biz karışmayalım." Uzaktan bakarlarken Rosa yapacağını yapmış hiçbir şey olmamış gibi kızların yanına geliyordu. "Gidebilirizz." Kızlar olayı soracak gibi olsa da vazgeçmişlerdi.
.
Evin önüne geldiklerinde Rosa karavanı park etmiş, Theo ve Adrian ise poşetleri almak için evden çıkmışlardı.
"Çarpmadın demi lan?" Adrian karavanda bir şey var mı diye bakarken Rosa ensesine vurdu.
.
Öğlene doğru kızların eşyaları başka bir eve taşındı. Ev, Swanların kaldığı yerden bir ev kadar uzaktaydı. Deniz yine hemen karşılarındaydı fakat bu ev daha büyüktü. Tek katlı, dış cephesi boyalı eski bir evdi. Önünde küçük bir veranda, arkasında ise ağaçlarla çevrili dar bir bahçe vardı. Swan'ların evine kıyasla aydınlık ve renkli bir evdi.
İçeri girdiklerinde beş kız da aynı anda etrafa baktı. "Bu bayağı güzelmiş." dedi Şevval. Beyza koltuğun rahatlığına bakarken "Oğlum çok güzel lan!" Diyerek güldü. "Kaçırıldık ve zorla tutuluyoruz amk farkındaysanız." Ayşegül böyle dese de evi beğendiğini inkar edemezdi.
"Yatak seçmem lazım!" Kübra koştururken Eylül de peşinden gitti. İki oda vardı, birinde 3 yatak diğerinde 2 yatak vardı. Eylül iki kişilik odanın cam kenarındaki yatağına atlarken herkesi deviren Ayşegül ise diğer yatağa geçmişti. 3 kişilik odaya ise Beyza, Kübra ve Şevval geçmişti. Beyza ve Kübra cam kenarını alırken dolap yanı Şevval'e düşmüştü.
Kıyafetleri dolaplara yerleştirmiş ve salonda oturmuşlardı. Ev zaten döşenmiş olduğu için yapacak bir işleri kalmamıştı.
"Ben hala Port Haven olayını atlatamadım." Dedi Beyza koltuğun tepesine bacaklarını atmış sallarken.
"Ben de." Şevval mutfak tezgahında oturuyordu. Ayşegül pencerenin önüne giderek dışarı baktı. "Haritada olmayan bir yerdeyiz. Bunun normalleştirdiğimiz an korkun."
"Oğlum polisi arasak gelmez şizofreni der geçer, birine anlatsak inanan olmaz." Diye siten etti Kübra, gözleri dolmuştu. Sadece onun değil tabi, herkes güçlü durmaya çalışsa da korkuyordu.
Herkes bir süre sustu, Dışarıdan yalnızca dalga sesleri geliyordu. Eylül yaslandığı yerden doğruldu. "Bir dakika bir şey dicem." Ses tonu herkesi germeye yetmişti. "Sebastian buraya gelirken ne dedi ev hakkında?"
Kübra ve Sebastian, kızlar dışarı çıkmadan önce bahçede bir konuşma yapmışlardı.
"Buranın sahibi yıllar önce öldüğü için eşyalarla birlikte ev kalmış."
"Yani ev zaten eşyalıydı ve yıllardır dokunulmadı." Onayladı Kübra.
Bir şey garipti.. "O zaman mobilyaların tozlu olması falan gerekmiyor mu?" Ayşegül de doğruldu. "Ev terk edilmiş gibi duruyor mu sizce?" Eylül'ün sorusuyla yutkundu. "Terk edilmiş gibi değil de yeni döşenmiş gibi." Eylül kafa salladı.
"Belki temizleniyordur, ya da biz alışverişteyken temizlenmiştir." Dedi Beyza gergince. "Yıllardır kullanılmayan evi böylesine temizlemek bir kaç saatte olmaz." diyerek karşılık verdi Eylül. Hepsi gerilmişti.
"Bizim için sıfır ev mi döşediler diyorsunuz?" Şevval tezgahtan kalkıp yanlarına yaklaştı. "Bir sürü kıyafet de aldılar zaten."
"Neden amk?"
.
.
Bir göl manzarası vavard
Bölüm etkileşimi
