5. bölüm / 8
Kayıp miras3
Bölümler 8Şu an: 3
- 1 1907 kelime
- 2 2716 kelime
- 3 31.908 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 44.447 kelime
- 5 54.374 kelime
- 6 63.258 kelime
- 7 76.667 kelime
- 8 86.567 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
3. BÖLÜM
Her şey iyi hoştu ama... Büyük bir sıkıntı vardı, aileler. Hiçbirinin ailesi böyle bir şeye izin vermezdi, kim verirdi ki zaten?
"Bu yaptığımız mallıktan başka bir şey değil." Dedi Ayşe telefonun arkasından. "Her şey konuştuğumuz gibi." Dedi Kübra. "Şimdi herkes gidip ailesiyle konuşsun, yüksek ihtimal bize inanmayacaklar ve siklemeyecekler."
"Çantanızı hazırlayın gençler kalacak yer bulacağız daha." Dedi Beyza.
"Ayşe Şevval bilet aldınız mı?" Eylül'ün korkmuş sesi geldi. "Aldım ben yarın sabah 6da." Dedi Ayşegül stresle. "Benimki de 8de."
"Tamam hadi konuşalım." Herkes telefonu kapattı ve bu haberi ailelerine vermeye gitti. Başlarına bela almamak için amaçlarını gizlemişlerdi, aileleri sadece birlikte tatile gidecekler diye biliyordu ve hiçbiri de izin vermemişti. Olaylı tartışmaların ardından belki de aile evinde son gecelerini geçiriyorlardı. Bu aşamayı en hafif atlatan Beyza olurken en ağır atlatan ise Eylül olmuştu. Annesi izin vermemişti ve en sonunda kapıyı vurup gitmişti. Kübra ve Ayşegül için de benzer bir durum geçerliydi. Şevval ise ağlayarak annesiyle vedalaşmıştı.
İkinci aşamaya geçerek çantalarını hazırladılar. Kıyafetler, iç çamaşırları gibi ihtiyaçlardan sonra akıllarına gelen tüm macera ekipmanlarını topladılar. Beyza yatağa uyumak için girdiğinde arkadaşlarını sürüklediği yol için kendini suçlu hissederken hepsi vicdan azabı ve korkuyla uyumaya çalıştı.
.
Ertesi gün millet bahçesinde buluşarak Ayşegül ve Şevval'i beklemeye başladılar. "Artık gidecek bir evim yok." Dedi Eylül yutkunarak. "Elimiz boş dönmeyiz umarım." Bunu Beyza'ya bakarak söylemişti. "Dönüşü yok artık." Kübra destek vermek için Eylül'ün elini tuttu.
Akşama doğru Şevval ve Ayşenin otobüsleri gelmişti, onların da ruh hali farklı değildi tabi. Ayşenin evi şuan boş olduğu için oraya geçme kararı aldılar.
Eve geldiklerinde hala kimse konuşmuyordu. Sanki yaptıkları şeyi yeni yeni idrak ediyorlardı. "Odaları biliyorsunuz, ben yatağımda yatıcam siz burada yatın." Diyerek oturma odasını gösterdi Ayşegül. "Vay be, bizi koltukta mı yatırıyorsun?" Diye sitem etti Şevval ağlayacak gibi. Gerçekten de her an ağlayacak gibiydi. "Evet amk yatın orada."
"Yiyecek bir şey var mı bari ben çok açım ya." Dedi Kübra karnını tutarak. "Yok tabi ki yeni geldik eve."
"Şimdilik idare edelim yarın bir şeyler alırız, her neyse toplanın şöyle de başlayalım." Beyza koltuğa oturarak masayı önüne çekti. Diğerleri de oturdu.
Masanın üzerinde beş kişinin de önüne açılmış telefonlar, birkaç kağıt ve Beyza'nın antikacıda çektiği fotoğraflar vardı. Ayşe hepsine nescafe yapmıştı. Eylül bilgisayarın başında eski gazete haberini tekrar tekrar inceliyor, Şevval koltuğun kenarında oturmuş onları izliyor, Ayşe elindeki kalemi çeviriyor ve gözden kaçan bir şey arıyor, Beyza plan yapmaya çalışıyor, Kübra ise beş dakikada bir aynı soruyu soruyordu.
"Ee?" Beyza başını kaldırdı. "Ne ee?"
"Ne yapıyoruz?"
"Sandığı alan adamı buluyoruz."
"Nasıl?" Beyza birkaç saniye düşündü. "Onu daha düşünmedim." Kübra ellerini iki yana açtı. Tam kızacakken Ayşe araya girdi. "Önce antikacıya gidelim. Belki adam sandığı alan kişi hakkında düşündüğümüzden daha fazla şey biliyordur."
"Sonunda mantıklı bir şey söyledin." dedi Eylül gözünü bilgisayardan ayırmadan. Ayşe kaşını kaldırdı. "Ne demek sonunda?"
"Hiç." Eylül yerine sindi. "Tamam yarın sabah ilk iş antikacı ve, bu süreçte kimse tek başına bir şey yapmayacak." Şevval ayağa kalktı.
"Evet kimse düşünmeden karar vermesin." "Sen mi diyorsun bunu?" Dedi Alayla Ayşegül. "Evet?" karşılık verdi Beyza da.
"O zaman şöyle yapalım." Eylül parmak şıklattı. "Antikacıda kamera kayıtlarına bakarak alan adamın yüzünü görürüz. Ve en önemlisi bu sandık çok pahalıydı yani..."
"Ne yani?" dedi Şevval alık alık. "Yani şu ki adam mutlaka alan kişiyle ilgili bir belge veya başka bir şey tutuyordur makbuz falan. Ona ulaşmalıyız."
"Helal lan!" Beyza yerinde doğrularak Eylül'ün omzuna dokundu. "O zaman planımız belli."
"Neyse bu kadar yeter!" Kübra ayağa kalkarak masadaki şeyleri toparladı. "Bu gece belki de normal geçecek son gecemiz o yüzden iş konuşmayalım." Mutfağa gitti ve bir süre sonra geldiğinde elinde bardaklar ve bir sürahi su vardı. "İçeceğimiz yok ama suyumuz var." Herkesin bardağına su doldurdu ve kadehini uzattı. "Hazinemize kaldıralım!" Diye bağırdı. "Zengin olmaya!" Diyerek tokuşturdu Beyza da bardağını. "Ölmemeye!" Vurdu Ayşe. "Ünlü olucaz!" Şevval ve son olarak "Bize!" Diyerek vurdu Eylül. Ardından suyu teklediler.
Şevval telefonundan şarkı açtı ve şarkıya eşlik edip dans etmeye başladılar. İçleri buruktu tabii. Korku, endişe, merak ve umut aynı anda yaşanıyordu. "Kızlar." Ayşegül hepsini etrafına topladı ve kollarını birbirlerine doladılar. "Ne yaşarsak yaşayalım birbirimizi bırakmayacağız ve hayatımız tehlikeye girerse bu işten vazgeçiyoruz." (uyaramam..)
"Vazgeçme kısmı hariç diğerlerine katılıyorum." Dedi Beyza diğerleri göz devirirken. "Ne? Bu kadar büyük bir şeyi güle oynaya almayacağız tabi ki."
"Ve en önemlisi başımıza ne gelirse gelsin suç işlemeyeceğiz." Eylül hepsine baktı. "Zengin olalım derken hapse düşmeyelim." (uyaramam..)
"O zaman uzat elleri." Şevval elini uzatınca hepsi üst üste koydu. "KKPS!"
.
Oturma odasındaki koltukları açıp birleştirmişlerdi ve Ayşegül gerçekten hepsini salonda terk ederek yatağına gitmişti. Kübra ve Beyza koltukların köşesinde yatarken Eylül ve Şevval ise ortada yatıyordu. Sabah ise belleri ağrıyarak ve kimin bacağı kimin üstünde belli olmayacak halde uyanmışlardı.
İlk uyanan Beyza olmuştu. Koltuktan kalkıp belini esnettikten sonra mutfağa gidip bir şeyler bakmaya başladı. Yiyecek bir şey yoktu, bu yüzden içeri geri geldi.
"Hadi kalkın." Dürtmeyle uyandıramayınca üzerlerine atladı. "AAAAĞĞ!" Kızlar canlarının acımasıyla bağırarak doğruldu. "Sıkıntılı mısın amk!" Diye bağırdı Kübra. "Mal ya!"
.
Antikacının önüne geldiklerinde hepsi siyaha bürünmüş, şapka ve gözlük takıyordu. "Şu halimize bak beş tane mal gebzenin ortasında simsiyah." Diye hayıflandı Ayşegül. "Tek renk challenge yapıyoruz şuan." Şevval güldü. "Tamam plan belli. İçeri geçip adamı konuşturuyoruz, sandığın yerini öğreniyoruz, alan kişiden istiyoruz." Eylül hepsine baktı. "Sandığı almasak da olur güzelce inceleyelim yeter, zaten kimse vermez."
"Kübra haklı." Beyza kafa salladı. "Hadi yapalım."
.
Dükkana girdiklerinde yaşlı adam aynı şekilde masasında oturuyordu. "Bu sefer de arkadaşlarını mı getirdin?" Adam derin bir nefes verdi.
"Sandığı alan adamı bulmamız lazım." "Bulmayın." Kübra öne çıktı, tezgaha yaslandı. "Neden bulmayalım?"
"Başınıza iş açmayın, iyi insanlara benziyorsunuz. Kendinize yazık edersiniz." Beşinin de sesi aynı anda kesildi. Soğukkanlı davranan Eylül olmuştu. "Sandıkla ilgili ne biliyorsunuz?" Beyza da yaklaştı. "Geçen bana hazine olabilir dediniz, şimdi peşinden gitmeyin diyorsunuz. Bir şey biliyorsunuz ve bize onu bize söyleyin pls."
Adam bir süre Beyza'ya baktı. "Ben sadece eski bir sandık sattım." Gözlerini kaçırdı.
"Amca bizi korumaya çalıştığını anlıyorum. Biz başımıza bela almak istemiyoruz zaten. Sadece sandığı alan kişinin kim olduğunu öğrenmek istiyoruz. Lütfen bize yardımcı olun, tehlike fark edersek zaten uzaklaşırız." Diyerek ılımlı konuştu Ayşegül.
Adam kızların hepsine tek tek bakınca pes etmişti. Masanın altındaki çekmeceyi açtı, birkaç kağıdın arasından küçük bir fiş çıkardı.
"Adını yazmıştı." Kağıdı masaya bıraktı.
Beşi birden eğildi. Fişin üzerinde tek bir isim vardı.
Sebastian.
Kübra kağıdı eline aldı. "Sadece Sebastian mı?" Adam kafa salladı.
"Soyadı yok mu?"
"Yok."
"Telefon?"
"Yok."
"Adres?"
Adam Kübra'ya baktı. Kübra fişi masaya bıraktı. "Tamam ya."
Fişi eline alan Eylül oldu. "En azından elimizde bir isim var bu da bir şey."
Beyza hüzünle arkasını dönerken gözü vitrine takıldı. Sandığın durduğu ama şuan boş olan vitrine. Telefonu çıkararak sandığın fotoğraflarını açtı. Fotoğrafları son bir umutla incelemeye başladı.
"Bir dakika." Herkes ona döndü. Yanına ilk gelen Şevval olmuştu. "Ne oldu?" Fotoğrafı büyüttü. Sandığın arkasındaki vitrinin camında bulanık bir yansıma görünüyordu. Dün dikkat etmediği bir şeydi. Yansımada ona bakan bir adam vardı, uzun boylu ve şapkalı...
Elinde küçük bir kutu tutuyordu. Eylül telefonu eline aldı. Kutunun üzerinde küçük bir işaret vardı. Kafatası. Altında iki kemik. Ve arkasından geçen üç dalga çizgisi...
Şevval saçlarını geriye itti. "Bu sandıktaki sembol amk." "Yanii??" Kübra merakla sordu.
"Yani adam sandığı öylesine almamış demek ki." Dedi Beyza fotoğrafa bakarken. "Belki de sembolü zaten biliyordu?" Diye bir fikir attı Eylül ortaya. "Yani adam zaten sandığı arıyordu." Ayşegül dehşete düşmüştü.
Kimse cevap vermedi. Bu ihtimali hiç düşünmemişlerdi.. "Anlaşılan bu macerada tek değiliz."
.
Aynı günün ilerleyen saatlerinde beşi dükkandan biraz uzakta bir kafede oturuyordu. Önlerinde telefonlar vardı. Ayşegül saatlerdir araştırma yapıyordu. "Sebastian diye arayınca milyon tane insan çıkıyor."
Kübra başını masaya koydu. "Harika." Ayşe kahvesinden bir yudum aldı. "Başka ipucu lazım."
"Bakın bir." Şevval fotoğraftaki adamı büyüttü. "Üzerinde bir kulüp ismi var ama okuyamıyorum." Beyza telefonundaki fotoğrafı açtı. "Şunu gptye atalım da netlesin." Fotoğraf gelmişti. "Run, fish, run."
"'Koş balık koş'mu? O ne amk." "Boşver onu Ayşe arat bakalım öyle bir yer var mı."
Ayşe heyecanla yerinde doğruldu. "Denizcilik klübü." Eylül hemen bilgisayara döndü. "Böyle bir yer var, İstanbul'da." Kübra kahvesinden son yudumunu aldı ve ayağa kalktı. "İstanbul'a mı gidiyoruz?"
"Durun bir, adamın orada olduğundan emin değiliz." "O zaman emin olalım." Şevval başını iki yana salladı. "Yine başladı."
-
İki gün boyunca adamın izini sürmeye çalışmışlardı. Sonunda Kübra kulübün sosyal medya hesabında eski bir fotoğraf bulmuştu. Fotoğraf birkaç ay önce çekilmişti. Kulübün önünde kalabalık bir grup vardı, açılış için kurdele kesiyorlardı. Fotoğrafı yakınlaştırdığında arka tarafta uzun boylu bir adam görünüyordu, aynı şapkalı.
"Bu o mu?" Diye sordu Beyza. "Fotoğrafta yüzü net değil ama çok benziyor, bak şapka da aynı."
"Evet o bu, kulübün hocalar kısmında Sebastian yazıyor." Diye açıkladı Ayşe. "Hizmetler dalış eğitimi, yüzme eğitimi, kısa mesafe uzun mesafe falan filan."
"Olm adam yabancı biz nasıl iletişim kurcaz?" "Şevval çok mantıklı bir şey söyledi." dedi Eylül. "Ya sen bana katıldın mıı."
"Ayşe var ya o halleder." Dedi Kübra fotoğraftaki adama bakarken. "Ama çok yakışıklıymış bu arada baksanıza." "Öncelikle sakin oluyorsun adamın ne olduğu belli değil kimseyle uğraşamayız."
"Ay sanki evlenicez dedim he yakışıklı çocuk." "Çocuk? 24 yaşında." Ayşe'nin lafına herkes gülerken "Sadece o değil baksana diğerleri de çok yakışıklı." Dedi Beyza. Eylül göz devirerek tableti kapattı. "Bu kadar yeter hadi İstanbul'a."
Marmarayla Kadiköy'e geldiklerinde hava kararmaya başlamıştı. Beyza Google mapsi açmış run fish run kulübünü arıyorlardı. Güç bela Moda sahildeki kulübü bulduklarında, Kulübün karşısındaki kaldırımda beşi yan yana durmuş, içeriyi gözlüyordu.
"Bu çok saçma." dedi Ayşe. Kübra ona baktı.
"Niye?" "Çünkü beş kişi kaldırımda dikilip bir adamı izliyoruz." Şevval başını salladı. "Ben de aynı şeyi düşünüyorum." Eylül sessizce karşı tarafı gösterdi. "Çıktı."
Uzun boylu genç, kulübün kapısından çıktı. Üzerinde fotoğrafta gördükleri kulübün tişörtü ve siyah şort vardı. Başında yine aynı şapka takılıydı.Adamın hareket etmesiyle Beyza adım atmıştı ki Şevval kolundan tuttu. "Dur."
"Takip edeceğiz." "Bir plan yapalım amk." "Kübra haklı." Ama Beyza çoktan karşıya geçmişti. Diğerleri de söve söve yanına gitti.
Adamı takip ederken bir kaç sokak geçmişlerdi. Kızlar aralarında mesafe bırakarak onu takip ediyordu ve görünmez olduklarını falan düşünüyorlardı.
Kübra fısıldayarak, "Bu kadar profesyonel takip yapacağımızı düşünmemiştim." dedi. Hepsi gülerken "Biraz sesinizi kısın." diye fısıldadı Ayşe.
Yürürlerken adam bir anda durmuştu. Beşi de olduğu yerde kalakaldı ve hemen bir dükkanın içine girerek saklandılar. Birbirlerini itmemiş, fırlatmışlardı.
Adam bir kaç saniye durduktan sonra yoluna devam etti. Kübra derin bir nefes aldı. "Kalbim duracak." Beyza gülmemek için ağzını kapattı.
"Şşş." Adam ara sokaklardan birine girdi, Sonra bir diğerine. Kızlar da peşinden ilerliyorlardı ki bir süre sonra adamı göremediler.
"Siktir kaybettik!" Dedi sinirle Beyza. "Az önce önümüzdeydi!" Şevval derin bir nefes aldı. "Dağılalım." Ayşegül hemen itiraz etti. "Hayır, kesinlikle dağılmıyoruz."
Kübra çoktan ilerlemişti. "Bir bakıp gelicem." Şevval arkasından bağırsa da dönmedi.
Yolun sonundaki köşeyi döndü, bir kaç adım attı. Kimse yoktu.
"Arkadaşlarından ayrılman iyi bir fikir değildi."
Kübra korkuyla yerinde sıçrayınca karşısında takip ettikleri adamı gördü. Yüzünü yakından ilk görüşüydü. Açık kahve gözleri vardı. Şapkasını çıkardı. "Beni neden takip ediyorsunuz?"
"Sandığı alan sen misin, Sebastian?" Adam gayet soğukkanlıydı. "Sandığı neden arıyorsunuz?"
"Bende aynı şeyi sana soracaktım." Adam bir adım Kübra'ya yaklaşınca kız korkuyla geri adımladı. "Beni takip edip birde bana hesap mı soruyorsun?"
"Estağfurullah hesap sormak demeyelim, merak etmek diyelim." Kübra arkasını dönüp arkadaşlarının yanına koşmak istemişti...
.
Gözlerini tekrar açtığında başı çok ağrıyordu. Korkuyla etrafına baktığında deri bir koltuğun üzerinde oturduğunu gördü, arkadaşları yanındaydı ama elleri halatla bağlanmıştı.
"Bizi kaçırdın mı? Neredeyiz biz?" Diye bağırdı Sebastian'a doğru. "Estağfurullah kaçırmak demeyelim ziyarete çıkarmak diyelim." Diyerek sırıttı Kübra'ya. "Hemen bırakın bizi! Kimsiniz siz!" Diye bağırdı Ayşe. Hepsi ağlamak üzereydi. Beyza'nın elleri titriyor, hepsinden ter damlıyordu.
"Sakin, size zarar vermeyeceğiz." "Bırak bizi o zaman!" Diye bağırdı bu sefer de Kübra.
"Vermeyeceğiz derken?" Beyza'nın sorusu havada kalırken içeriye başka insanlar da girdi..
Bölüm etkileşimi
