11. bölüm · Karanlık Güzellik

10. Bölüm - Sınır

Hira Akbaş

Eski liman deposu.
Silah sesleri duvarlarda yankılanıyordu.
Askerler yoktu.
Burada sadece üç taraf vardı.

1. Arslan grubunun adamları.

2. Yaman Dağ’ın adamları.

Ve ortada...

Asena Gökbörü.

Ama şu anki Asena…
Operasyon yapan komutan değildi.
Öfkeli biriydi.
Bir adam kaçmaya çalıştı.
Asena onu yakasından tuttu.
Duvara sertçe çarptı.
BAM.
Adam yere düştü.
Silahını düşürdü.
Korkuyla geri süründü.

“L-lütfen… lütfen…"

Asena silahını kaldırdı.
Gözleri karanlıktı.

“Altay’a dokunan sendin.”

Adam titredi.

“Ben… ben sadece—”

Asena'nın sesi buz gibiydi.

“Yanlış cevap.”

Tetiğe basacaktı.
Tam o anda biri kolunu tuttu.
Asena refleksle döndü.
Ama karşısındaki kişi…
Yaman’dı.
Asena'nın gözleri alev gibiydi.

“Bırak.”

Yaman bırakmadı.
Sesi sakindi.

“Hayır.”

Asena dişlerini sıktı.

“Çekil.”

Yaman gözlerinin içine baktı.

“Onu öldürürsen…”

Bir saniye sustu.

“…askerlikten atılırsın.”

(Yazarın iç ses; Sana ne lan?)

Depodaki hava dondu.
Asena'nın yüzü sertleşti. Sonra ise dinlenerek cevap verdi

“Umurumda değil. Şu an, benim kuzenime zarar veren elleri parçalamak geliyor içimden."

Yaman başını salladı.

“Yalan."

Asena'nın eli titremiyordu.
Ama gözlerinde fırtına vardı.

“Bırak dedim.”

Yaman yavaşça konuştu.

“Sen intikam almak isteyen biri değilsin.”

Asena sertçe cevap verdi.

“Bugün öyleyim."

Yerdeki adam ağlıyordu.

“Lütfen…b-ben zarar vermedim...”
“Ben… ben sadece ellerini bağladım…”

Ama Asena dinlemiyordu.
Yaman hâlâ kolunu tutuyordu.

“Komutan.”

Asena'nın gözleri aniden ona döndü.
Yaman devam etti.

“Eğer onu öldürürsen…”
“…onlardan hiçbir farkın kalmaz.”

Asena birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Sonra…
Yavaşça silahını indirdi.
Adam yerde ağlıyordu.
Asena ona baktı.
Ve soğuk bir sesle konuştu.

“Yaşadığın her gün…"

Adam korkuyla baktı.

“…benim merhametim yüzünden olacak.”

Askeri eğitimdeki o disiplinli ton geri gelmişti.

“Bağlayın.”

Yaman’ın adamları adamı tuttu.
Depoda sessizlik oldu.
Asena hemen Altay’a gitti.
Sandalyedeki ipleri çözdü.
Altay başını kaldırdı.
Yüzü yaralıydı ama hâlâ gülüyordu.

“Geç kaldın.”

Asena sertçe konuştu.

“Sen sus. Konuşma. Dağ kadar adamsın, 2-3 tane cılıza yenildin.”

Altay güldü.

“Beni kurtarmaya mafyayla mı geldin?”

Asena cevap vermedi.
Altay Yaman’a baktı.

“Sen de gelmişsin.”

Yaman omuz silkti.

"Komutan Hanım tek başına ölmesin diye.”

Altay güldü.

“Romantik."

Asena sinirle baktı.

“Altay.”

Altay ellerini kaldırdı.

“Tamam tamam.”

Bir süre sonra depo boşalmaya başladı.
Yaman çıkışa doğru yürüyordu.
Asena arkasından seslendi.

“Yaman.”

Yaman durdu.
Arkasını döndü.
Asena birkaç saniye sustu.
Sonra kısa bir cümle söyledi.

“…Teşekkürler."

Yaman kaşını kaldırdı.

“Yine.”

Asena yüzünü çevirdi.

“Abartma.”

Yaman hafifçe güldü.
Sonra biraz yaklaştı.

“Bir şey fark ettim."

Asena baktı.

“Ne?”

Yaman’ın gözleri ciddiydi.

“Sen sandığım kadar kalpsiz değilsin.”

Asena'nın cevabı kısa oldu.

“Yanılıyorsun.”

Yaman gülümsedi.

“Göreceğiz.”

Sonra dönüp gitti.
Altay yanında duruyordu.
Asena’ya baktı.

“Biliyor musun…"

Asena sinirliydi.

“Ne var yine?”

Altay sırıttı.

“Adam sana baya aşık.”

Asena cevap verdi.

“Saçmalık.”

Altay başını salladı.

“Yok yok…”

Sonra ekledi.

“Bu adam kolay kolay pes etmez.”

Asena mırıldandı.

“…Ben de o kolay kolay aşık olmam. Hem asker ve mafya ilişkisi. Ne saçma."

Ama içten içe bir şey değişmişti.
Çünkü ilk kez…
Yaman Dağ onun en kötü anını görmüştü.
Ve yine de gitmemişti...

(yazarın iç ses; OHA NE BÜYÜK BAŞARI!? ya sabır...)