10. bölüm / 12
KARA İZLERBÖLÜM 9- SON GECE
Bölümler 12Şu an: BÖLÜM 9- SON GECE
- 1 GİRİŞ80 kelime
- 2 BÖLÜM 1-SESSİZLİK2.956 kelime
- 3 BÖLÜM 2-KAYIP GECE3.430 kelime
- 4 BÖLÜM 3- DÖRDÜNCÜ GÖLGE3.587 kelime
- 5 BÖLÜM 4- İKİNCİ SESSİZLİK5.568 kelime
- 6 BÖLÜM 5- AYNADAKİ DÖRDÜNCÜ KİŞİ4.438 kelime
- 7 BÖLÜM 6- DENİZ'İN GERÇEĞİ3.868 kelime
- 8 BÖLÜM 7- KAYIP KAYIT1.965 kelime
- 9 BÖLÜM 8-ESKİ EV1.875 kelime
- 10 BÖLÜM 9- SON GECE2.045 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 BÖLÜM 10- SONUN BAŞLANGICI2.587 kelime
- 12 TEŞEKKÜR318 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SAYFA 1
Eylül'ün evinin önünde durduğumda saat gece yarısını geçmişti.
Sokak sessizdi.
Fazlasıyla sessiz.
Arda arabadan indi ve etrafa baktı.
— Kimse yok.
Eylül kapıya doğru yürüdü.
Ben ise olduğum yerde kaldım.
Elimdeki dosyaya baktım.
KAAN YILMAZ.
Altında bir adres.
Eylül'ün adresi.
Bunun tesadüf olduğuna inanmak istiyordum.
Ama artık tesadüflere güvenmiyordum.
Eylül kapıyı açtı.
— Mert?
Başımı kaldırdım.
— Bu adresi daha önce gördün mü?
Eylül dosyaya baktı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
— Hayır.
— Emin misin?
— Evet.
Arda dosyayı elimden aldı.
Son sayfayı çevirdi.
Orada tek bir cümle vardı.
“Kaan'ı arıyorsanız, eve girin.”
Arda kaşlarını çattı.
— İçeride bir şey var.
Eylül kapıyı tamamen açtı.
İçeri girdik.
Salon karanlıktı.
Ama masanın üzerinde küçük bir kasetçalar vardı.
Yanında da bir not.
Mert.
Sadece ismim yazıyordu.
Notu açtım.
“Bu gece hatırlayacaksın.”
Kasetçaların düğmesine bastım.
Önce sessizlik duyuldu.
Sonra bir erkek sesi.
— Mert...
Donup kaldım.
O sesi tanıyordum.
Kaan'dı.
Ama kayıt devam etmeden önce başka bir ses daha duyuldu.
Benim sesim.
— Hayır.
Kayıt kesildi.
SAYFA 2
— Bu mümkün değil, dedim.
Arda bana baktı.
— Ne?
— Ben o kayıtta...
Cümleyi tamamlayamadım.
Çünkü kendi sesimi tanıyordum.
Ama o kayıt sırasında orada değildim.
Ya da...
Hatırlamıyordum.
Eylül yanıma geldi.
— Tekrar dinlet.
Kaset yeniden başladı.
Kaan'ın sesi:
— Eğer bunu dinliyorsanız, Mert artık gerçeğin tamamına yaklaşmış demektir.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra benim sesim:
— Kaan, bunu yapma.
Eylül'ün nefesi kesildi.
Arda hemen kayıt cihazına eğildi.
Kaan devam etti.
— Mert, sana bir şey söylemem gerekiyor.
Benim sesim tekrar duyuldu.
— Söyleme.
Kaan:
— Çünkü bunu duyduğun anda her şey değişecek.
Kayıt kesildi.
Ekranda tek bir kelime belirdi.
12 MAYIS.
Eylül bana baktı.
— Mert...
— Hatırlıyorum.
Arda şaşırdı.
— Neyi?
Gözlerimi kapattım.
Bir ev.
Bir oda.
Kaan.
Ve küçük bir çocuk.
Ben.
Kaan'ın karşısında duruyordum.
Elinde siyah bir defter vardı.
— Bunu sakla, Mert.
— Neden?
Kaan cevap vermedi.
Sonra arkasındaki kapıya baktı.
— Çünkü bir gün biri seni bulacak.
— Kim?
Kaan bana yaklaştı.
— Sen.
Gözlerimi açtım.
Eylül karşımdaydı.
— Ne oldu?
Yutkundum.
— Kaan bana düşmanımdan bahsetmemiş.
— Neden bahsetmiş?
— Benden.
SAYFA 3
O gece evin her yerini aradık.
Salon.
Mutfak.
Koridor.
Üst kat.
Hiçbir şey yoktu.
Ta ki Eylül'ün odasına girene kadar.
Duvarın yanında küçük bir çerçeve vardı.
Fotoğrafın içinde Eylül'ün çocukluğu görünüyordu.
Yanında Kaan.
Ve arka planda...
Ben.
Eylül fotoğrafa yaklaşınca eli titredi.
— Bu fotoğraf burada değildi.
Arda fotoğrafı aldı.
Arkasını çevirdi.
Bir tarih vardı.
18 EKİM 2010.
Altında:
“Üçünüzden yalnızca biri her şeyi hatırlayacak.”
Arda bana baktı.
— Üçünüz?
Eylül başını kaldırdı.
— Mert, Kaan ve ben.
— Ama burada dördüncü bir kişi daha var, dedim.
Fotoğrafa tekrar baktım.
Haklıydım.
Pencerenin yansımasında bir kişi daha görünüyordu.
Yüzü seçilmiyordu.
Ama elindeki siyah defter açıkça görünüyordu.
Arda fotoğrafı büyütmek için telefonunu çıkardı.
— Bu defter...
— K'nın defteri, dedim.
Eylül bana baktı.
— Hayır.
— Ne?
— O defter K'nın değildi.
O an evin ışıkları söndü.
Karanlığın içinden bir ses geldi.
— Sonunda hatırladın.
SAYFA 4
Eylül hemen yanıma geldi.
Arda silahını çıkardı.
— Kim var orada?
Cevap gelmedi.
Sadece üst kattan bir kapının kapandığını duyduk.
Arda yukarı çıktı.
Eylül ve ben arkasından ilerledik.
Koridorun sonunda bir kapı vardı.
Daha önce görmemiştim.
Üzerinde hiçbir şey yazmıyordu.
Arda kapıyı açtı.
Oda bomboştu.
Sadece ortada bir sandalye vardı.
Sandalyenin üzerinde bir dosya.
Dosyanın kapağında:
MERT YALIN — SON KAYIT
Arda dosyayı açtı.
İçinden bir fotoğraf çıktı.
Fotoğraftaki kişi bendim.
Ama tarih...
19 EKİM 2010.
Arda fotoğrafa baktı.
— Bu imkânsız.
— Neden?
— Çünkü 19 Ekim'de seni hastanede bulduk.
Eylül fotoğrafı elimden aldı.
Fotoğrafın arkasında bir yazı vardı.
“Mert 19 Ekim'de eve hiç dönmedi.”
Sessizlik.
Eylül bana baktı.
— O zaman fotoğraftaki kişi kim?
Cevap veremedim.
Çünkü fotoğraftaki adamın yüzü benim yüzümdü.
Ama gözlerindeki ifade...
Bana ait değildi.
Altında küçük bir not daha vardı.
“Deniz, ilk kez o gece konuştu.”
Bir anda başım ağrımaya başladı.
Duvara tutundum.
Bir ses duydum.
Kendi sesim.
Ama bu kez çok yakındı.
— Mert...
Gözlerimi kapattım.
— Deniz?
Ses cevap verdi.
— Hayır.
SAYFA 5
Gözlerimi açtığımda Eylül önümdeydi.
— Mert!
— İyiyim.
— Hayır, değilsin.
Arda dosyayı kapattı.
— Bu kayıtları buradan çıkarmamız gerekiyor.
— Hayır, dedim.
İkisi de bana baktı.
— Daha bitmedi.
Dosyanın son sayfasını çevirdim.
Orada bir adres vardı.
Ama bu kez Kaan'ın adresi değildi.
Bir okul adresiydi.
Benim çocukken gittiğim okul.
Altında:
“SINIF 3-B.”
Eylül fısıldadı.
— Kaan orada mıydı?
Başımı salladım.
— Hatırlamıyorum.
Arda:
— Gidiyoruz.
Eylül bana baktı.
— Emin misin?
Ona baktım.
Bir an hiçbir şey söyleyemedim.
Sonra:
— Bu hikâyenin başladığı yere gitmem gerekiyor.
Eylül elimi tuttu.
Kısa bir an için ikimiz de sustuk.
— Tek başına gitmeyeceksin, dedi.
Başımı ona çevirdim.
— Eylül...
— Bu kez seni yalnız bırakmayacağım.
Sözleri içimde bir yere dokundu.
Çünkü daha önce de bunu söylemişti.
Ama o zaman...
Beni gerçekten yalnız bırakmıştı.
Ya da bırakmak zorunda kalmıştı.
Kapıya yöneldik.
Tam çıkarken masadaki kasetçalar yeniden çalıştı.
Kaan'ın sesi duyuldu.
— Eğer okula giderseniz...
Bir saniyelik sessizlik.
— ...ikinci kişi uyanacak.
SAYFA 6
Okul yıllardır kullanılmıyordu.
Kapının önünde durduğumuzda Arda el fenerini açtı.
— İçeride kimse olmamalı.
— “Olmamalı” mı? dedim.
Arda bana baktı.
— Bu gece hiçbir şeyden emin değilim.
Kapıyı açtık.
Koridor karanlıktı.
Duvarlarda eski sınıf listeleri vardı.
3-B sınıfının kapısını bulduğumuzda içimde garip bir his oluştu.
Kapıyı açtım.
Sıralar hâlâ duruyordu.
Tozlanmışlardı.
Ama bir sıra temizdi.
Üzerinde bir defter vardı.
Kapağında tek harf:
M.
Defteri açtım.
İlk sayfada çocuk yazısıyla bir cümle vardı.
“Ben Mert'im.”
İkinci sayfada:
“Bazen kendimi tanımıyorum.”
Üçüncü sayfada:
“Kaan bana yardım ediyor.”
Dördüncü sayfada:
“Eylül de biliyor.”
Durduğum yerde kaldım.
Eylül deftere baktı.
— Ben neyi biliyordum?
Sayfayı çevirdim.
Son cümle:
“Biri beni değiştirirse, onu hatırlama.”
Arda defteri elimden aldı.
— Bu çocuk yazısı mı?
— Evet.
Eylül birden başını kaldırdı.
— Mert.
— Ne?
— Burada başka bir isim var.
Defterin son sayfasının altında çok silik bir kelime vardı.
Kaan.
Ama Kaan'ın yanında başka bir isim daha yazılmıştı.
DENİZ.
SAYFA 7
O anda sınıfın kapısı kapandı.
Arda hemen arkasını döndü.
— Kim var?
Cevap yoktu.
Eylül yanıma yaklaştı.
Ben ise deftere bakıyordum.
Kaan.
Deniz.
Mert.
Üç isim.
Ama üç ayrı kişi mi?
Yoksa...
Biri diğerinin yerine mi geçmişti?
Defterin arasında küçük bir kâğıt buldum.
Üzerinde çocukça çizilmiş üç daire vardı.
Birincisi:
MERT
İkincisi:
KAAN
Üçüncüsü:
DENİZ
Üç daire birbirine çizgilerle bağlanmıştı.
Altında:
“BİRİMİZ YALAN.”
Eylül kağıda baktı.
— Hangisi?
Tam cevap verecekken Arda'nın telefonu çaldı.
Ekranda bilinmeyen numara vardı.
Açtı.
Karşı taraftan bir erkek sesi geldi.
— Arda.
Arda'nın yüzü değişti.
— Kimsin?
— Beni yıllardır arıyorsun.
Arda sustu.
Adam devam etti.
— Ama yanlış kişiyi aradın.
— Kaan?
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
Sonra:
— Kaan diye biri artık yok.
Telefon kapandı.
Arda telefonu indirdi.
— Kimdi? diye sordum.
Arda bana baktı.
— Sesini tanıdım.
— Kimin?
Cevap vermedi.
Eylül sordu:
— Kimdi Arda?
Arda'nın gözleri bana döndü.
— Mert'in babasının sesi.
SAYFA 8
Sınıfta kimse konuşmadı.
Babam.
Yıllardır hakkında neredeyse hiçbir şey hatırlamadığım adam.
Arda telefonunu cebine koydu.
— Bu mümkün değil, dedim.
— Ben de öyle düşünüyorum.
— Babam öldü.
Arda başını salladı.
— Resmî kayıtlara göre.
Eylül hemen araya girdi.
— Arda, ne demek istiyorsun?
Arda cevap vermeden önce sınıfın arkasındaki tahtaya baktı.
Orada tebeşirle yeni yazılmış bir cümle vardı.
“ÖLÜLER DE KONUŞUR.”
Altında ise:
“AMA HERKES GERÇEĞİ SÖYLEMEZ.”
Yaklaştım.
Tahtanın kenarında küçük bir tarih vardı.
17 EKİM.
Yine aynı tarih.
Her şey dönüp dolaşıp o geceye çıkıyordu.
Bir ses duyuldu.
Bu kez koridordan.
— Mert.
Eylül bana baktı.
— Duydun mu?
Başımı salladım.
Kapıya doğru yürüdüm.
Koridor boştu.
Ama yerde bir zarf vardı.
Üzerinde:
“MERT'E.”
Zarfı açtım.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta ben, Eylül ve Arda vardık.
Ama fotoğrafın çekildiği tarih...
20 EKİM 2010.
Arda fotoğrafa baktı.
— Bu tarih henüz gelmedi.
Fotoğrafın arkasını çevirdim.
Tek cümle:
“Bazı fotoğraflar geçmişi değil, geleceği gösterir.”
Eylül bana baktı.
— Mert...
Fotoğrafa tekrar baktım.
Üçümüzün arkasında bir kişi daha vardı.
Bu kez yüzü açıktı.
Ama o yüzü gördüğüm anda nefesim kesildi.
Çünkü onu tanıyordum.
SAYFA 9
— Kim? dedi Eylül.
Cevap veremedim.
Fotoğraftaki adam...
Benim babamdı.
Ama fotoğrafın tarihi üç gün sonraydı.
Arda fotoğrafı elimden aldı.
— Bu fotoğraf sahte olabilir.
— Hayır.
Eylül bana baktı.
— Nereden biliyorsun?
— Çünkü babamın yüzünü hatırlıyorum.
Uzun zamandır ilk kez.
Gerçekten hatırlıyordum.
Karanlık bir oda.
Bir masa.
Babam.
Kaan.
Ve küçük bir çocuk olarak ben.
Babam bana bakıyordu.
— Mert, bazı şeyleri unutman gerekiyor.
Kaan araya giriyordu.
— Ona bunu yapamazsın.
Babam:
— Yapmak zorundayım.
Kaan:
— Deniz'i kullanırsan, geri dönüşü olmaz.
Babam bana döndü.
— Deniz diye bir şey yok.
Ben ağlıyordum.
Sonra babam eğildi.
— Eğer bir gün beni hatırlarsan...
Durdu.
— Kaan'a güvenme.
Anı bir anda kayboldu.
Gözlerimi açtığımda Eylül yanımdaydı.
— Mert?
— Babam...
— Ne oldu?
— Deniz'i Kaan yaratmadı.
Arda hemen yaklaştı.
— Kim yarattı?
Başımı kaldırdım.
— Babam.
Sessizlik.
Ama sonra defterin arasından bir kâğıt düştü.
Üzerinde tek cümle:
“Yanlış.”
Altında başka bir cümle vardı.
“Deniz, babandan önce vardı.”
SAYFA 10
Artık hiçbir şeyden emin değildim.
Kaan.
Deniz.
Babam.
Ben.
Eylül.
Arda.
Sanki herkes aynı hikâyenin farklı bir sayfasını taşıyordu.
Ve ben kitabın tamamını okumadan sonuca ulaşmaya çalışıyordum.
Eylül yanıma geldi.
— Mert, eve dönelim.
Başımı salladım.
— Hayır.
— Nereye?
Defteri kapattım.
— 17 numaralı odaya.
Arda hemen itiraz etti.
— Orası mühürlü.
— O zaman neden hâlâ anahtar bende?
Cebimden anahtarı çıkardım.
Üzerinde yine aynı numara vardı.
17.
Arda anahtara baktı.
— O anahtarın sende olduğunu bilmiyordum.
— Ben de yeni fark ettim.
Eylül bana baktı.
— Oraya yalnız gitmeyeceğiz.
— Biliyorum.
Üçümüz okuldan çıktık.
Gece daha da sessizleşmişti.
Arabaya binerken telefonuma mesaj geldi.
Bilinmeyen numara.
Mesaj sadece şuydu:
“17 numaralı odaya git.”
Ardından ikinci mesaj geldi.
“Ama bu kez aynaya bakma.”
Üçüncü mesaj ise daha kısa oldu.
“Çünkü aynadaki kişi Mert olmayacak.”
Telefon elimde kaldı.
Eylül mesajları gördü.
— Kim gönderdi?
Başımı salladım.
— Bilmiyorum.
Arda arabayı çalıştırdı.
Ama tam hareket edeceğimiz sırada telefon tekrar titredi.
Yeni mesaj:
“Eylül'e güvenebilirsin.”
Bir saniye sonra ikinci mesaj:
“Ama Arda'ya değil.”
Arda telefonu elimden aldı.
Mesaja baktı.
Sonra bana döndü.
— Artık kimin oyun oynadığını biliyorum.
SAYFA 11
— Kim? diye sordum.
Arda cevap vermedi.
Sadece arabayı sürdü.
Eylül arka koltukta sessizce oturuyordu.
Bir süre sonra bana baktı.
— Mert.
— Efendim?
— Sana bir şey söylemem gerekiyor.
Kalbim hızlandı.
— Ne?
Eylül gözlerini kaçırdı.
— O gece...
Sustu.
— 17 Ekim gecesi senin yanında değildim.
Arda direksiyonda dondu.
Ben Eylül'e baktım.
— Ne demek istiyorsun?
— Sana daha önce söylediğim bazı şeyler doğru değildi.
— Neden?
— Çünkü Kaan bana gerçeği anlatmamı istemedi.
— Ne gerçeği?
Eylül gözlerime baktı.
— O gece odada dört kişi yoktu.
Bir an nefesim kesildi.
— Kaç kişiydiniz?
Eylül cevap vermedi.
Arda yavaşça konuştu.
— Beş.
Bütün bedenim gerildi.
— Beşinci kişi kimdi?
Eylül gözlerini kapattı.
— Sen.
— Ben zaten oradaydım.
— Hayır, Mert.
Gözlerini açtı.
— İkinci sen.
Sanki bütün dünya sessizleşti.
Arda arabayı kenara çekti.
— Bunu daha önce neden söylemedin? diye sordum.
Eylül'ün gözleri doldu.
— Çünkü o ikinci kişi...
Sustu.
— ...senden daha önce vardı.
Başımı eğdim.
İçimde bir şey kırılmış gibi hissettim.
— Deniz.
Eylül cevap vermedi.
Ama bu kez sessizliği yeterliydi.
SAYFA 12
Gece yarısını çoktan geçmişti.
Arda arabayı durdurdu.
Karşımızda eski bina vardı.
17 numaralı oda.
Kapıya baktım.
Anahtarı çıkardım.
Eylül yanımda duruyordu.
Arda birkaç adım gerideydi.
Anahtarı kilide soktum.
Çevirdim.
Kapı açıldı.
İçerisi karanlıktı.
Duvarın karşısında büyük bir ayna vardı.
Mesajı hatırladım.
“Bu kez aynaya bakma.”
Ama gözlerim istemsizce aynaya kaydı.
Yansıma vardı.
Ben.
Eylül.
Arda.
Üçümüz.
Sonra...
Yansımanın arkasında dördüncü biri belirdi.
Başımı çevirdim.
Kimse yoktu.
Tekrar aynaya baktım.
Dördüncü kişi hâlâ oradaydı.
Yavaşça bana doğru yaklaştı.
Ve yüzü görünür olduğunda...
Kaan değildi.
Babam da değildi.
Deniz de değildi.
Benim.
Ama farklı bir ben.
Aynadaki kişi bana baktı.
Dudakları kıpırdadı.
Ses çıkmadı.
Sonra aynanın üzerine parmağıyla üç kelime yazdı.
“BEN HEP BURADAYDIM.”
Eylül çığlık atmadı.
Arda silahını kaldırdı.
Ben ise sadece aynaya bakıyordum.
Çünkü artık gerçeği anlamıştım.
Deniz bir insan olmayabilirdi.
Kaan bir isimden ibaret olabilirdi.
Babamın anlattıkları bile yalan olabilirdi.
Ama aynadaki kişi...
Benim bir parçamdı.
Tam o anda odanın içindeki eski kayıt cihazı çalıştı.
Kaan'ın sesi duyuldu:
— Mert, eğer buraya kadar geldiysen...
Kısa bir sessizlik.
— ...ilk kitabın sonuna yaklaştın.
Donup kaldım.
Kayıt devam etti.
— Ama sakın sonu gerçek sanma.
Kaset durdu.
Son cümle odada yankılandı:
“Çünkü asıl hikâye, Mert'in kim olduğunu öğrendiğinde başlayacak.”
Bölüm etkileşimi
