2. bölüm / 12
KARA İZLERBÖLÜM 1-SESSİZLİK
Bölümler 12Şu an: BÖLÜM 1-SESSİZLİK
- 1 GİRİŞ80 kelime
- 2 BÖLÜM 1-SESSİZLİK2.956 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 BÖLÜM 2-KAYIP GECE3.430 kelime
- 4 BÖLÜM 3- DÖRDÜNCÜ GÖLGE3.587 kelime
- 5 BÖLÜM 4- İKİNCİ SESSİZLİK5.568 kelime
- 6 BÖLÜM 5- AYNADAKİ DÖRDÜNCÜ KİŞİ4.438 kelime
- 7 BÖLÜM 6- DENİZ'İN GERÇEĞİ3.868 kelime
- 8 BÖLÜM 7- KAYIP KAYIT1.965 kelime
- 9 BÖLÜM 8-ESKİ EV1.875 kelime
- 10 BÖLÜM 9- SON GECE2.045 kelime
- 11 BÖLÜM 10- SONUN BAŞLANGICI2.587 kelime
- 12 TEŞEKKÜR318 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
,Yazarın söylenimiyle:
“İnsanlar katilleri hep canavar sanır. Çünkü bir canavarın yüzüne bakıp ondan korkmak kolaydır. Aşıp korkutucu olan, Katilin sizin yanınızda oturması, sizinle konuşması, gülümsemesi ve geceleri başını yastığa koyduğunda yaptığı şeyleri normal bir hayatın parçasıymış gibi hatırlamasıdır. Bende uzun süre kendimi onlardan biri sanmadım. Belkide en büyük yanılgı buydu. Çünkü bazı insanlar karanlığa doğmaz; karanlığın içlerinde büyütür. Benim karanlığımın ne zaman başladığını hatırlamıyorum. Ama bittiğinide sanmıyorum.
İ.Y”
"Bir insanın ölüm ve yaşamına karar verebilme gücünden daha büyük ne olabilir?
TED BUNDY"
SAYFA 1
"İnsanlar beni tanıdıklarını sanıyor."
Mert.
Yirmi yedi yaşında. İş insanı. Başarılı, sakin ve düzenli bir hayatı varmış gibi görünen biri.
Bunu bana kaç kez söylediler, hatırlamıyorum.
“Senin hayatın ne kadar düzgün.”
Her seferinde gülümsedim.
Çünkü bazı insanlar hayatlarını saklamaz.
Bazılarıysa saklayacak hiçbir şeyleri olmadığına insanları inandırır. Ben ikinci gruptaydım.
O gece ofiste yalnızdım.
Saat 23.47'ydi.
Masamın üzerindeki dosyaya bakıyordum. Aynı cümleyi dakikalardır okuyordum ama tek bir kelimesini bile anlamıyordum.
Telefonum titredi.
Eylül. İsmini görünce birkaç saniye ekrana baktım.
Sonra açtım.
"Uyumadın mı?”
Sesindeki yorgunluğu hemen fark ettim.
“Sende uyumamışsın.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Bugün garip davranıyorsun.”
Gülümsedim.
“Ben hep böyleyim.”
“Hayır, değilsin.”
Eylül'ün beni diğer insanlardan ayıran bir özelliği vardı.Beni dinlemiyordu.
Beni fark ediyordu.
Telefon kapandıktan sonra odadaki sessizlik yeniden üzerime çöktü.
Camdaki yansımama baktım.
Bir süre kendimi izledim.
Sonra aklıma tek bir soru geldi:
Ben gerçekten iyi bir insan mıyım?
Cevabı biliyordum.
Ama kendime söylemeye cesaretim yoktu
SAYFA 2
Çekmeceyi açtım.
İçeride eski bir anahtar, birkaç evrak ve siyah kaplı küçük bir defter vardı.
Defteri elime aldığımda parmaklarımın neden titrediğini bilmiyormuş gibi davrandım.
Oysa biliyordum.
Defterin kapağını açmadım.
Bazı şeyleri okumak, onları yeniden yaşamaktan daha kolay değildir.
Tam yerine koyacaktım ki telefonum yeniden titredi.
Bu kez mesaj vardı.
Bilinmeyen Numara.
“Hâlâ hatırlamıyor musun?”
Kaşlarımı çattım.
Mesaja birkaç saniye baktım.
Sonra ikinci mesaj geldi.
“Bazı geceler insanın peşini bırakmaz, mert.”
Telefon elimde donup kaldı.
Kalbim hızlandı.
Ekranı kapattım.
Sonra tekrar açtım.
Mesajlar hâlâ oradaydı.
Numarayı aradım.
Telefon çaldı.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Cevap yoktu.
Tam kapatacakken karşıdan bir ses geldi.
Sessiz.
Neredeyse fısıltı gibi.
“Unuttuğunu sanıyorsun.”
Boğazım düğümlendi.
“Sen kimsin?”
Kısa bir sessizlik.
Sonra:
“Bunu gerçekten bilmiyormusun?”
Hat kapandı.
Telefonu masaya bıraktım.
O an fark ettim.
Ofiste yalnız değildim.
En azından zihnimde.
Çünkü yıllardır susturduğum o ses yeniden konuşmaya başlamıştı.
“Onu neden öldürdün?”
Gözlerimi kapattım.
“Ben kimseyi öldürmedim.”
Bunu yüksek sesle söyledim.
Bir kez.
Sonra tekrar.
“Ben kimseyi öldürmedım.”
Fakat insan kendisine bir şeyi ne kadar çok tekrar ederse, bazen tam tersine inanmaya başlar.
Ertesi sabah Eylül'le buluştuğumda yüzümde hiçbir şey belli etmemeye çalıştım.
“İyi görünmüyorsun.”
“İyiyim.”
“Yalan söylüyorsun.”
Gülümsedim.
“Avukat olduğun için herkesi sorgulamak zorunda değilsin.”
Eylül başını hafifçe eğdi.
“Seninle ilgili birşeyleri anlamaya çalışıyorum sadece.”
Bu cümle hoşuma gitmedi.
Çünkü Eylül'ün anlamaya çalıştığı şey, benim göstermeye çalıştığım kişiden çok daha farklıydı.
“Bazen,” dedim, “İnsanlar hakkında Bilmediğin şeyleri Bilmemek daha iyidir.”
Eylül gözlerimin içine baktı.
“Bunu bana mı söylüyorsun, kendine mi?”
Cevap vermedim.
Çünkü o anda arkamızdaki camda bir yansıma gördüm.
Tanımadığım bir adam.
Bize bakıyordu.
Göz göze geldiğimiz anda arkasını dönüp uzaklaştı.
Ayağa kalktım.
Eylül şaşkınlıkla bana baktı.
“Nereye gidiyorsun ?”
“Bir dakika.”
Sokağa çıktım.
Adam çoktan kaybolmuştu.
Ama yerde küçük, siyah bir kâğıt parçası duruyordu.
Eğilip aldım.
Üzerinde yalnızca dört kelime yazıyordu:
"Seni hatırlayan biri var.”
Kâğıdı avucumda sıktım.
Ve ilk kez şunu düşündüm:
Belki de geçmişimden kaçmıyordum.
Belki geçmişim beni bulmuştu..
SAYFA 3
Defteri elimden düşürdüm.
Bir süre hareket edemedim.
Gözlerim hâlâ son sayfadaki cümledeydi.
“Eylüle hiçbirşey anlatma.”
"Neden?"
Bu sorunun cevabını bulmaya çalıştıkça zihnim daha da karışıyordu.
Defteri yerden aldım ve sayfayı tekrar inceledim. Yazı benim el yazımdı. Bundan emindim.
Ama hatırlamıyordum.
İnsan kendi yazısını nasıl unutabilirdi?
Defteri kapatıp çekmeceye koydum.
Bu kez kilitledim.
Anahtarı cebime attım.
Ofisten çıkarken ışıkları kapattım.
Koridorda yürürken ayak seslerim boş binada yankılanıyordu.
Bir an durdum.
Arkamdan da bir ses geldi.
Bir adım.
Sonra sessizlik.
Başımı çevirdim.
Kimse yoktu.
"Saçmalıyorsun, Mert.”
Kendi kendime fısıldadım.
Asansörün düğmesine bastım.
Beklerken telefonum çaldı.
Eylül.
Açmadım.
Telefon sustu.
Birkaç saniye sonra tekrar çaldı.
Bu kez açtım.
“Efendim?”
“Az önce neden cevap vermedin?”
“Meşguldüm.”
“Sesin tuhaf geliyor.”
"Yorgunum.”
Eylül sustu.
Sonra çok sakin bir sesle konuştu.
“Dün gecede aynı şeyi söyledin.”
Kaşlarım çatıldı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bilmiyorum.”
“Eylül.”
"Bazen seni tanımıyorum, Mert.”
Asansörün kapısı açıldı.
İçeri girdim.
“Yarın konuşuruz.”
Telefonu kapattım.
Ama söylediği son cümle aklımda kaldı.
Bazen seni tanıyamıyorum.
Asansör aşağı inerken aynadaki yansımama baktım.
Ve ilk defa...
Ben de kendimi tanıyamadığımı düşündüm.
Eve vardığımda saat 00.38'di.
Kapıyı açtım.
Ev karanlıktı.
Işığı yaktığımda salondaki koltuğun üzerinde bir şey gördüm.
Siyah defter.
Olduğum yerde kaldım.
Çekmecede bıraktığıma emindim.
Yavaşça yaklaştım.
Defteri elime aldım.
Son sayfasını açtım.
Az önce olmayan bir cümle daha var "Hatırlamaya başladım.”
Nefesimi tuttum.
Bu kez korktuğum şey defter değildi.
Korktuğum şey şuydu:
Ya bunu ben yazmışsam?
Ya bütün bu süre boyunca...
kendimden sakladığım biri varsa?
SAYFA 4
Defteri kapattım.
Onu masanın üzerine bıraktım ve mutfağa geçtim. Ellerimi yıkadım. Sonra tekrar yıkadım.
Musluktan akan suya bakarken zihnimde tek bir görüntü belirdi.
Karanlık bir sokak.
Yağmur.
Bir çift ayakkabı.
Ve yerde duran kırmızı bir şemsiye.
Gözlerimi hızla açtım.
Görüntü kayboldu.
Musluğu kapattım.
“Ne oluyor bana?”
Cevap yoktu.
Telefonumu aldım. Saat 00.52 olmuştu.
Eylül'ün mesajı hâlâ ekrandaydı.
“Yarın saat 11'de buluşalım sana söylemem gereken birşey var.”
Mesajı tekrar okudum.
Söylemem gereken bir şey var.
Bu cümle hoşuma gitmedi.
Çünkü son zamanlarda herkesin benden sakladığı bir şey varmış gibi hissediyordum.
Belki de sorun onlarda değildi.
Belki sorun bendeydi.
Sabaha kadar uyuyamadım.
Saatlerce tavana baktım.
Gözlerimi her kapattığımda aynı görüntü geri geliyordu.
Yağmur.
Karanlık.
Kırmızı şemsiye.
Ve bir ses.
Kimin sesi olduğunu bilmiyordum.
Ama söylediklerini duyabiliyordum.
“Bunu yapmak zorunda değildin.”
Yorganı üzerimden attım.
Oturup nefesimi düzene sokmaya çalıştım.
O cümleyi daha önce duymuştum.
Emin değildim.
Belki bir rüyaydı.
Belki de yıllar önce yaşanmış bir şeyin kırıntısıydı.
Telefonum çaldı.
Eylül arıyordu.
Saat 10.37.
Aramayı açtım.
“Günaydın.”
Sesim normal çıkıyordu.
Eylül birkaç saniye sessiz kaldı.
“Sen iyimisin?”
“İyiyim.”
“Yine aynı şeyi söylüyorsun.”
“Çünkü gerçekten iyiyim.”
“Buluşunca konuşacağız.”
Telefon kapandı.
Yatağın kenarında otururken gözüm masadaki deftere takıldı.
Defteri açmadım.
Ama kapağında küçük bir leke vardı.
Daha önce fark etmemiştim.
Parmağımla dokundum.
Sonra elim geri çekildi.
Çünkü o anda zihnimde başka bir görüntü belirdi.
Aynı leke.
Aynı defter.
Aynı gece.
Ve benim ellerim...
Hatırlamak istemediğim bir şeyin hemen ardından titriyordu.
Görüntü birkaç saniye sürdü.
Sonra kayboldu.
Ayağa kalktım.
Aynaya baktım.
“Hatırlamıyorsun.”
Kendime bunu söyledim.
“Çünkü hatırlaman gerekmiyor.”
Ama içimdeki ses bu kez daha netti.
“Hayır, Mert.”
“Hatırlamıyorsun çünkü hatırlarsan kim olduğunu anlayacaksın.”
SAYFA 5
Cümle zihnimde yankılandı.
Bir süre aynanın karşısında öylece kaldım.
Sonra güldüm.
Kısa, anlamsız bir gülüştü.
"Kim olduğumu zaten biliyordum."
Bunu söylerken sesimdeki tereddüdü ben bile fark ettim.
Telefonumu aldım ve evden çıktım.
Eylül'le buluşmama daha yirmi dakika vardı.
Arabaya bindim.
Motoru çalıştırdım.
Radyoyu açtım ama birkaç saniye sonra kapattım.
Sessizlik daha iyiydi.Çünkü müzik başladığında düşüncelerim susmuyordu.
Tam tersine, daha fazla konuşuyorlardı.
Eylül'ü uzaktan gördüm.
Masada oturmuş, ellerini birbirine kenetlemişti.
Yanına geldiğimde başını kaldırdı.
“Geç kaldın.”
“Üç dakika.”
“Sen hiçbir zaman 3 dakika geç kalamazsın.”
Oturduğum sandalyede geriye yaslandım.
“Ne söyliyecektin?”
Eylül gözlerini benden kaçırdı.
“Dün gece ofisten ayrılırken birşey fark ettim."
”“Ne?”
Çantasından küçük, şeffaf bir poşet çıkardı.
İçinde eski bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı görünce içimde tuhaf bir boşluk oluştu.
“Bunu nerde buldun?”
“Senin ofisinde.”
Elimi uzatmadım.
Eylül fotoğrafı masaya bıraktı.
“Arka tarafına bak.”
Fotoğrafı çevirdim.
Arkada tek bir tarih yazıyordu.
17 Ekim. Nefesim kesildi.
Eylül bunu fark etti.
“Bu tarih sana birşey ifade ediyor mu ?”
Başımı kaldırdım.
“Hayır.”
Yalan söyledim.
Çünkü o an zihnimde bir kapı açılmıştı.
Ve o kapının ardında gördüğüm ilk şey...
kendi yüzümdü.
Fotoğraftaki kişi bendim.
Ama yanımda kim olduğunu seçemediğim biri daha vardı.
Fotoğrafın kenarı yırtılmıştı.Yüzü görünmüyordu.
Eylül sessizce bana baktı.
“Kim bu, Mert?”
Fotoğrafı elimde sıktım.
Cevap vermedim.
Çünkü artık başka bir şeyden korkuyordum.
Fotoğraftaki kişiyi tanımıyordum.
Ama içimde bir yer...
onu çok iyi tanıyordu.
SAYFA 6
ağzımdan tek kelime çıkmadı.
Tam o sırada kafede bir sandalye devrildi.
İkimiz de aynı anda başımızı çevirdik.
Kapının yanında duran adam, yere düşen sandalyesini kaldırdı. Göz göze geldiğimiz anda bakışlarını kaçırdı.
Tanımıyordum.
En azından tanıdığımı hatırlamıyordum.
Eylül fotoğrafı elimden aldı.
“Birşey oldu.”
“Ne?”
“Az önce o adam sana bakıyordu.”
Arkamı dönmek istedim ama Eylül koluma dokundu.
“Bakma.”
“Neden?”
“Çünkü hâlâ bize bakıyor.”
Bir an sessiz kaldım.
Sonra ayağa kalktım.
“Ben hallederim.”
Eylül hemen karşı çıktı.
“Mert, otur.”
“Bir dakika.”
Kapıya doğru yürüdüm.
Adam çoktan dışarı çıkmıştı.
Peşinden çıktığımda kaldırım boştu.
Sağa baktım.Kimse yok.
Sola baktım.
Yine kimse yok.
Tam geri dönecekken telefonum titredi.
Bilinmeyen Numara.
Mesajı açtım.
“Fotoğrafı kurcalamayı bırak.”
Kalbim hızlandı.
Ardından ikinci mesaj geldi.
“Eylül'üde bu işin içine sokma.”
Telefonu avucumda sıktım.Bu kez korktuğum şey kendim değildim.
Eylül'dü.
Kafeye geri döndüğümde Eylül ayağa kalkmıştı.
“Nereye gittin?”
“Hiç.”
Yüzüme baktı.
“Yine yalan söylüyorsun.”
Bu kez cevap vermedim.
Fotoğrafı çantasına koydu.
“Bunu benden saklayamazsın.”
“Eylül...”“Hayır.”
Sesindeki kırgınlık beni susturdu.
“Ne olduğunu bilmiyorum, Mert. Ama Son birkaç gündür senden uzaklaşmaya çalışıyorum, çünkü bana güvenmediğini hissediyorum.”
Gözlerimi yere indirdim.
O an ona her şeyi anlatmak istedim.
Defteri.
Mesajları.
Fotoğrafı.
Ama anlatırsam onu da bu karanlığın içine çekmekten korkuyordum.
SAYFA 7
O gece Eylül'ü düşündüm.
Sonra defterdeki cümleyi.
“Kendine güvenme.”
Bazı geceler insanın aklına gelen düşünceler, kapıyı çalmadan içeri girer.
Benimki de öyle oldu.
Saat ilerledikçe şehir sessizleşti. Sokak lambalarının altında yürürken nereye gittiğimi kendime bile söylemedim.Belki biliyordum.
Belki de bilmek istemiyordum.
Karşıma çıktığında yüzündeki ifadeyi görünce durdum.
Beni görünce şaşırdı.
“Sen burda ne yapıyorsun?”
Cevap vermedim.
Çünkü o anda zihnimde haftalardır dönüp duran bütün sorular aynı noktada birleşmişti.
Onun bildiği bir şey vardı.
Benim hatırlamadığım bir şey.
Ve bunu Eylül'e anlatacağından korkuyordum.
Aramızdaki konuşma kısa sürdü.
Sonrasını hatırlamak istemiyorum.Hatırladığım tek şey, bir anda her şeyin sessizleştiği.
Sonra...
karanlık.
Saatler sonra arabanın içinde tek başıma oturuyordum.
Ellerime baktım.
Titriyordu.
“Ne yaptın sen, Mert?”
Cevap gelmedi.
Arka koltukta artık hareket etmeyen bir beden vardı.
Gözlerimi kapattım.Birkaç saniye boyunca nefesimi tuttum.
Sonra yaptığım şeyi ortadan kaldırmaya çalıştım.
Detaylarını düşünmedim.
Düşünürsem parçalanacağımı biliyordum.
Gecenin içinde uzaklaştım.
Geride bıraktığım şey artık sadece bir ceset değildi.
Bir sırrın ağırlığıydı.
Ve o gece, yaptığım şeyin beni değiştirdiğini sandım.
Yanılmıştım.
Çünkü içimdeki o karanlık çok daha önce başlamıştı.Eve döndüğümde sabaha karşıydı.
Aynanın karşısına geçtim.
Yüzüme baktım.
“Sen kimsin?”
Bu kez soruyu gerçekten merak ediyordum.
Telefonum çaldı.
Eylül.
Aramayı açmadım.
Bir dakika sonra mesaj geldi.
“Mert, lütfen beni ara. Önemli.”
Telefonu masaya bıraktım.Sonra gözüm siyah deftere takıldı.
Defterin kapağını açtım.
Boş bir sayfa vardı.
Kalemi elime aldım.
Uzun süre hiçbir şey yazmadım.
Sonunda yalnızca şunu yazabildim:
“Bugün bir insan öldü."
Bir süre o cümleye baktım.
Sonra altına ikinci bir cümle ekledim:
“Ama asıl korktuğum, Bunun beni hiç şaşırtmamış olması.”
SAYFA 8
Kalemi masanın üzerine bıraktım.
“Bugün bir insan öldü.”
Cümle önümde duruyordu.
Altındaki diğer cümle ise daha ağırdı:
“Ama asıl korktuğum şey bunun beni hiç şaşırtmaması.”
Defteri kapatmadım.
Çünkü ilk kez kendime yalan söylemek istemiyordum.
Ne yaptığımı biliyordum.
Kimi kaybettiğimi biliyordum.
Ama neden yaptığımı hâlâ bilmiyordum.
Telefonum yeniden titredi.
Eylül.
Bu kez aramayı açtım.
“Efendim?”
“Mert?”
Sesindeki endişeyi duyunca sustum.
"Nerdesin?”
"Evdeyim.”
“Bana doğruyu söyle.”
Gözlerimi kapattım.
"Evdeyim, Eylül."
Birkaç saniye sessizlik oldu.
“Dün gece sana birşey söyliyecektim.”
“Ne?”
“ 17 Ekim'le ilgili.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Deftere baktım.
“Ne biliyorsun?.”
"Telefonda anlatamam."
"Eylül...”
"Yarın buluşalım, Ama bana bu kez yalan söyleme.”
Hat kapandı.
Telefonu yavaşça masaya bıraktım.
17 Ekim.
Yine aynı tarih.
Artık bunun bir tesadüf olmadığını biliyordum.
Ayağa kalktım ve pencerenin önüne gittim.
Şehir hâlâ uyuyordu.
Ben ise uyuyamazdım.
Çünkü artık iki ayrı şeyden korkuyordum.
Birincisi, Eylül'ün ne bildiğiydi.
İkincisi ise...
Benim daha ne kadarını hatırlayacağımdı.
Masaya geri döndüm.
Defteri açtım.
Yeni bir sayfaya tarih attım.
18 Ekim.
Altına tek bir cümle yazdım:
“Bugün eylül'le konuşacağım.”
Bir süre kalemi elimde tuttum.
Sonra cümlenin altına küçük bir not ekledim:
"Eğer ona gerçeği anlatmazsam, en azından gerçeğin ne olduğunu öğrenmeliyim."
Defteri kapattım.
Ama tam çekmeceye koyacakken telefonuma yeni bir mesaj geldi.
Bilinmeyen numara.
Mesaj yalnızca üç kelimeydi:
“Eylül'le güvenme, Mert.”
Ekrana bakakaldım.
Sonra ilk kez aklımdan geçen düşünceyi kendimden bile saklamadım:
"Ya beni öldürmeye çalışan kişi, beni korumaya çalışıyorsa?"
SAYFA 9
Mesaj hâlâ ekrandaydı.
Bir süre telefonu elimde tuttum.
Sonra mesajı sildim.
Numarayı engellemedim.
Nedenini bilmiyordum.
Belki de cevabı öğrenmek için kapıyı açık bırakmak istiyordum.
Sabah olduğunda neredeyse hiç uyumamıştım.
Saat ona yaklaşırken aynanın karşısında durdum. Yüzümde uykusuzluğun izleri vardı. Gömleğimin yakasını düzelttim.
Normal görünmeliydim.
Çünkü bugün Eylül'le konuşacaktım.
Ve ilk defa ona gerçekten bir şey anlatmaya niyetliydim.
Ama neyi?
Dün geceyi mi?
17 Ekim'i mi?
Yoksa yıllardır kendimden sakladığım şeyi mi?
Bilmiyordum.
Eylül beni bekliyordu.
Beni görünce ayağa kalkmadı.
Sadece gözlerimin içine baktı.
“Geç kaldın.”
“Biliyorum.”
Karşısına oturdum.
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Sonunda Eylül çantasından bir dosya çıkardı.
Dosyayı masanın üzerine bıraktı.
“Bunu dün gece buldum.”
Dosyaya baktım.
Üzerinde tek bir tarih vardı:
17 Ekim.
İçimdeki bütün sesler sustu.
“Bu ne?”
Eylül dosyayı bana doğru itti.
“Bilmiyorum. Ama senin adın geçiyor.”
Elimi dosyaya uzattım.
Tam açacakken durdum.
“Eylül...”
“Ne?”
“Bunu neden bana gösteriyorsun?”
Gözleri doldu.
“Çünkü senden korkmaya başladım.”
Bu cümle beklediğimden daha ağır geldi.
Başımı kaldırdım.
"Benden mi?”
“Hayır.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Senden sakladığın kişiden .”
Kalbim hızlandı.
Eylül dosyayı açtı.
İlk sayfada eski bir fotoğraf vardı.
Fotoğraftaki kişi bendim.
Ama bu kez yalnız değildim.
Yanımda yüzü görünmeyen biri vardı.
Fotoğrafın altında ise tek bir cümle yazıyordu:
“O gece ikiside ordaydı.”
Eylül bana baktı.
“Bana şimdi gerçeği söyle.”
Fotoğrafa baktım.
Sonra Eylül'e.
Ve ilk kez, cevabın ağzımdan çıkmasından gerçekten korktum.
Çünkü zihnimin en karanlık köşesinde bir anı kıpırdamıştı.
Bir kapı.
Bir ses.
Bir çığlık değil...
Sadece bir fısıltı:
“Mert, bunu yapmak zorunda değilsin.”
Gözlerimi kapattım.
Ve anladım.
Ben o gece yalnız değildim.
SAYFA 10
Ben o gece yalnız değildim.
Bu düşünce zihnime yerleştiği anda, masanın üzerindeki her şey anlamını değiştirdi.
Eylül hâlâ bana bakıyordu.
"Kim vardı yanında?”
Başımı kaldırdırdım
"Hatırlamıyorum.”
"Bana yalan söyleme.”
“Yalan söylemiyorum.”
Sesim bu kez daha sert çıkmıştı.
Eylül geri çekildi.
Pişman oldum.
“Özür dilerim.”
Dosyadaki fotoğrafı tekrar elime aldım.
Fotoğrafın arkasında küçük bir yazı vardı.
Daha önce fark etmemiştim.
“İkinci kişi herşeyi gördü.”
Parmaklarım fotoğrafın kenarında dondu.
“Eylül...”
“Ne?”
“Bu fotoğrafı nerden bulduğunu söyle.”
“Eski bir dosyanın içinde.”
“Kim hazırlamış?”
"Bilmiyorum.”
“Dosya kimin?”
Eylül cevap vermedi.
Bu sessizlik cevaptan daha kötüydü.
“Eylül.”
Sonunda gözlerini kaçırdı.
“Arda.”
İsim masanın üzerinde ağır bir şekilde kaldı.
Arda.
Polis.
Çocukluğundan beri Eylül'ü tanıyan ve son zamanlarda benim hakkımda fazla soru soran adam.
Sandalyeme yaslandım.
Demek o da biliyordu.
Ya da en azından bir şeylerden şüpheleniyordu.
Eylül dosyayı kapattı.
“Arda bunu araştırıyor.”
“Ne zamandır?”
“Birkaç haftadır”
“Benim hakkımda mı?.”
"17 Ekim hakkında."
İçimde tuhaf bir rahatlama oldu.
Ama yalnızca bir saniyeliğine.
Çünkü Eylül çantasından başka bir fotoğraf çıkardı.
Bu kez fotoğrafta ben yoktum.
Karanlık bir sokak vardı.
Yağmur yağıyordu.
Ve kaldırımın kenarında...
kırmızı bir şemsiye.
Nefesim kesildi.
Aynı görüntü.
Geceden beri zihnimde gördüğüm şey.
Eylül fotoğrafı önüme bıraktı.
“Bunu gördüğünde neden böyle oldun?”
Cevap veremedim.
Çünkü artık bunun bir hayal olmadığını anlamıştım.
Ben o geceyi hatırlamıyordum.
Ama zihnim...
parça parça geri getiriyordu.
Ve belki de en korkutucu olan buydu.
Hatırlamak istemediğim şeylerin geri dönmesi değildi.
Asıl korkunç olan...
geri dönen her anının gerçek olmasıydı.
SAYFA 11
Fotoğrafı elimde tutarken parmaklarımın titrediğini fark ettim.
Eylül bunu da fark etmişti.
"Bu görüntüyü daha önce gördün dimi?”
Başımı kaldırmadım.
“Rüyamda.”
“Ne?”
“Son birkaç gecedir aynı geceyi görüyorum.”
Eylül biraz yaklaştı.
“Neyi?”
"Kırmızı şemsiyeyi.”
Yüzündeki ifade değişti.
“Bunu daha önce kimseye söyledinmi?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
Bu soru hoşuma gitmedi.
“Eylül ne biliyorsun?”
Bir süre sustu.
Sonra çantasından telefonunu çıkardı.
“Bunu sana göstermem gerekiyordu.”
Ekranda eski bir mesaj vardı.
Gönderen: Arda.
“Mert'in 17 Ekim gecesi nerede olduğunu öğrenmemiz gerekiyor."
Mesajın tarihine baktım.
Üç hafta önce.
Demek Arda bunu çoktan araştırmaya başlamıştı?
"Benimi takip ediyor?"
“Bilmiyorum.”
“Peki neden?”
Eylül cevap vermedi.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Ekranda bilinmeyen numara vardı.
İkimiz de sustuk.
Aramayı açtım.
Karşıdan birkaç saniye boyunca hiçbir ses gelmedi.
“Kim bu?”
Sessizlik.
Sonra çok sakin bir ses duyuldu.
“Fotoğrafı gördün.”
Kalbim hızlandı.
“Sen kimsin”
“Bunu gerçekten bilmek istiyor musun?”
“Evet.”
Karşıdaki kişi kısa bir nefes ver.
"Öyleyse 17 Ekim gecesini hatırla."
Hat kesildi.
Telefonu yavaşça masaya bıraktım.
Eylül bana baktı.
“Kimdi?”
“Bilmiyorum.”
Ama içimde bir şey bunun doğru olmadığını söylüyordu.
Çünkü o sesi daha önce duymuştum.
Nerede olduğunu hatırlayamıyordum.
Fakat tanıyordum.
Kafeden çıktığımızda hava kararmaya başlamıştı.
Eylül yanımda yürüyordu.
“Bugün yalnız kalma”
“Neden?”
“Çünkü biri seni izliyor olabilir.”
Gülümsedim.
"Belkide beni değil, geçmişimi izliyordur."
Eylül durdu.
"Bazen geçmişten kaçmak için fazla uğraşıyorsun."
Ona baktım.
"Ya geçmişteki kişi hâlâ bendeyse?"
Eylül cevap vermedi.
Yolumuza devam ettik.
Ben ise cebimdeki fotoğrafı sıktım.
Kırmızı şemsiye.
Yağmur.
17 Ekim.
Ve yüzünü hatırlayamadığım o ikinci kişi.
Artık tek bir şeyi merak etmiyordum.
O gece ne olduğunu değil...
Neden hatırlamak istemediğimi merak ediyordum.
SAYFA 12
Eve döndüğümde hava tamamen kararmıştı.
Anahtarı çevirip kapıyı açtım.
İçerisi sessizdi.
Fazla sessiz.
Lambayı yaktım ve birkaç saniye olduğum yerde bekledim. Her şey bıraktığım gibiydi. Koltuk, masa, kitaplar...
Sonra çalışma odasına geçtim.
Çekmece açıktı.
Bir adımda durdum.
Onu kapattığımı hatırlıyordum.
Yavaşça yaklaştım.
Siyah defter masanın üzerindeydi.
Bu kez kapağı açıktı.
Sayfalarından biri katlanmıştı.
Elimi uzatmadan önce uzun süre baktım.
Sonunda sayfayı açtım.
Yeni bir cümle yazılmıştı.
“İkinci kişiyi bulursan, ilkinide bulursun.”
Kalbim hızlandı.
“İlk kişi kim?”
Cevabı zaten bildiğimden korkuyordum.
Tam o sırada koridordan bir ses geldi.
Bir şey yere düşmüştü.
Hızla kapıya yöneldim.
Salon boştu.
Pencerenin biri açıktı.
Perde rüzgârla hareket ediyordu.
Pencereye yaklaştığımda aşağıdaki sokağa baktım.
Karşı kaldırımda biri duruyordu.
Karanlıkta yüzünü seçemiyordum.
Beni gördüğü anda arkasını dönüp yürümeye başladı.
“Hey!”
Pencereyi açıp seslendim.
Adam durmadı.
Montumu alıp aşağı indim.
Sokağa çıktığımda kimseyi göremedim.
Ama kaldırımın üzerinde küçük bir kâğıt vardı.
Eğilip aldım.
Üzerinde yalnızca bir cümle vardı:
“Beni arama. Çünkü bulduğunda kendini bulucaksın.”
Kâğıdı cebime koydum.
Bu artık bir oyun değildi.
Birileri geçmişimi biliyordu.
Birileri beni izliyordu.
Ve en kötüsü...
Birileri, benim unuttuğum şeyleri benden önce hatırlıyordu.
Telefonumu çıkardım.
Eylül'ün numarasını açtım.
Aramak üzereyken durdum.
Çünkü aklıma defterdeki cümle geldi:
“Eylül'le hiçbirşey anlatma.”
Telefonu kapattım.
O gece ilk defa bir seçim yaptım.
Eylül'den uzak duracaktım.
Onu korumak için değil.
Ona güvenip güvenemeyeceğimi anlamak için.
Ve ertesi sabah, bu hikâyenin ilk gerçek cevabını bulmaya karar verdim:
17 ekim gecesi neredeydim?
Bölüm etkileşimi
