5. bölüm / 12
KARA İZLERBÖLÜM 4- İKİNCİ SESSİZLİK
Bölümler 12Şu an: BÖLÜM 4- İKİNCİ SESSİZLİK
- 1 GİRİŞ80 kelime
- 2 BÖLÜM 1-SESSİZLİK2.956 kelime
- 3 BÖLÜM 2-KAYIP GECE3.430 kelime
- 4 BÖLÜM 3- DÖRDÜNCÜ GÖLGE3.587 kelime
- 5 BÖLÜM 4- İKİNCİ SESSİZLİK5.568 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 BÖLÜM 5- AYNADAKİ DÖRDÜNCÜ KİŞİ4.438 kelime
- 7 BÖLÜM 6- DENİZ'İN GERÇEĞİ3.868 kelime
- 8 BÖLÜM 7- KAYIP KAYIT1.965 kelime
- 9 BÖLÜM 8-ESKİ EV1.875 kelime
- 10 BÖLÜM 9- SON GECE2.045 kelime
- 11 BÖLÜM 10- SONUN BAŞLANGICI2.587 kelime
- 12 TEŞEKKÜR318 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
YAZARDAN...
Bazı hikâyelerde katili bulmak kolaydır.
Çünkü katil, hikâyenin dışında durur.
Ama bu hikâyede katil, anlatıcının ta kendisi.
Mert'in anlattığı her şeye inanmak isteyeceksiniz. Çünkü onun korkularını, şüphelerini ve hatırlayamadığı geceleri onun gözlerinden göreceksiniz.
Fakat unutmayın...
Bir insan geçmişini hatırlamıyorsa, geçmişinin yerine neyin geçtiğini de bilemez.
K'nın kim olduğunu merak edeceksiniz.
Belki Mert'in düşmanı olduğunu düşüneceksiniz.
Belki onu kurtarmaya çalıştığını.
Belki de bütün olayların arkasındaki kişi olduğunu.
Ama bazı sırlar vardır ki cevabını öğrendiğiniz anda, önceki bütün sayfaları yeniden okumak zorunda kalırsınız.
Çünkü bazen gerçek, saklanan şey değildir.
Gerçeğin kim tarafından anlatıldığıdır.
4.bölüm başlıyor
SAYFA 1
Fotoğrafta...
Arda, K ve ben vardık.
Ama fotoğrafın arkasındaki tarih beni asıl dehşete düşüren şeydi.
17 Ekim'den iki yıl önce.
Ve altında şu yazıyordu:
“Üçünüzde gerçeği biliyordunuz.”
Bir süre kimse konuşmadı.
Arda fotoğrafı elimden aldı.
— Bunu daha önce görmemiştin, değil mi?
Başımı salladım.
— Hayır.
Arda gözlerini fotoğraftan ayırmadan konuştu.
— O zaman bazı şeyleri bilmenin vakti geldi.
— K kim?
Arda cevap vermedi.
Eylül araya girdi.
— Arda...
— Hayır, Eylül artık saklayamayız.
İçimde garip bir huzursuzluk yükseldi.
K'nın kimliği hâlâ önümdeydi.
Ama ne kadar yaklaşırsam, kendimden o kadar uzaklaşıyordum.
Tam o sırada telefonum titredi.
Ekranda tek bir mesaj vardı.
“K'yi aramayı bırak.”
Altında ikinci bir mesaj belirdi.
“Çünkü bir sonraki kişi K olmayacak."
Kalbim hızlandı.
— Kim gönderiyor bunu? diye fısıldadım.
Arda telefonu elimden aldı.
Mesajı okuduğunda yüzündeki ifade değişti.
— Mert...
— Ne?
—Bu numara daha önce dosyadada vardı.
— Kimin numarası?
Arda cevap vermeden önce telefon tekrar titredi.
Bu kez yalnızca üç kelime vardı:
“Sıra sana geldi.”
---
O gece Eylül beni yalnız bırakmadı.
Eve kadar benimle geldi.
Kapının önünde durduğumuzda gözlerimin içine baktı.
— Mert, senden birşey isteyeceğim.
— Ne?
— Bugün hiçbir yete gitme.
Gülümsedim.
Ama içimde o gülümsemeyi taşıyacak hiçbir şey yoktu.
— Söz veremem.
— Neden?
Cevap vermedim.
Çünkü bilmiyordum.
Son zamanlarda yaptığım hiçbir şeyi tam olarak hatırlamıyordum.
Ve en korkutucu şey şuydu:
Bazen hatırlamadığım şeyleri yapmış olmaktan korkmuyordum.
Sanki içimdeki başka biri yapmış gibi hissediyordum.
Eylül gitmeden önce elimi tuttu.
— Kendine güvenmiyorsan bana güven.
O cümle aklımda kaldı.
Bana güven.
Keşke bu kadar kolay olsaydı.
---
Saat 02.17'de uyandım.
Ev sessizdi.
Masamın üzerinde siyah defter duruyordu.
Sayfalarından biri açıktı.
Ben açmadığımı biliyordum.
Sayfanın ortasında tek bir cümle vardı:
“Bu kez hatırlayacaksın.”
Altında bir adres yazıyordu.
Adres tanıdıktı.
17 Ekim dosyalarının bulunduğu eski arşivin yakınındaki terk edilmiş bir depo.
Ayağa kalktım.
Bir süre kapının önünde durdum.
Eylül'ün sözleri aklıma geldi.
Bu gece hiçbir yere gitme.
Sonra deftere tekrar baktım.
Bir şey beni oraya çağırıyordu.
Ve ben...
Yine gittim.
---
Depoya vardığımda yağmur başlamıştı.
İçerisi karanlıktı.
— K?
Sesim duvarlarda yankılandı.
Cevap gelmedi.
Bir adım attım.
Sonra bir ses duydum.
— Mert...
Durdum.
Bu sesi tanıyordum.
Ama kimden geldiğini çıkaramıyordum.
Bir gölge hareket etti.
Sonrasını hatırlamak istemediğim kadar hızlı oldu.
Bir tartışma.
Yükselen sesler.
Sonra...
Sessizlik.
Karşımda yerde hareketsiz yatan birini gördüm.
Olduğum yerde kaldım.
Bu kez hiçbir şey hissetmedim.
Ne korku.
Ne şaşkınlık.
Sadece boşluk.
Elime baktım.
Sonra yerdeki kişiye.
Ve içimden tek bir cümle geçti:
“Yine oldu.”
Tam arkamı dönecekken kapının açıldığını duydum.
— MERT!
Arda.
Donup kaldım.
Arda birkaç saniye boyunca bana baktı.
Sonra yerdeki kişiye.
Sonra tekrar bana.
— Ellerini kaldır!
Hiçbir şey söylemedim.
— Mert! Ellerini kaldır!
Yavaşça ellerimi kaldırdım.
Arda bana doğru ilerledi.
— Bu sefer seni gözümün önünde gördüm.
Başımı kaldırdım.
— Ben...
Cümlem yarım kaldı.
Çünkü Arda'nın gözlerinde ilk kez öfke değil, korku vardı.
— Seni tutuklamak zorundayım.
O an aklıma yalnızca Eylül geldi.
Bana güven.
Ama artık çok geçti.
---
Karakolda saatler geçti.
Sorular aynıydı.
Neden oradaydın?
Ne oldu?
Ben ise aynı cevabı verdim:
— Hatırlamıyorum.
Arda masanın karşısında oturuyordu.
— Mert, bu kez seni gördüm.
Gözlerimi kapattım.
— Biliyorum.
— O zaman neden hâlâ hatırlamıyorum diyorsun?
Başımı kaldırdım.
— Çünkü gerçekten hatırlamıyorum.
Arda sustu.
Tam o sırada kapı açıldı.
Eylül içeri girdi.
Üzerinde avukat cübbesi vardı.
Göz göze geldik.
Yüzündeki ifade değişti.
Ama geri adım atmadı.
Bana doğru yürüdü.
— Mert'in avukatıyım.
Arda ona baktı.
— Eylül...
— Bu kez beni dinleyeceksin, Arda.
Yanıma geldi.
Alçak sesle konuştu:
— Sana ne olduğunu biliyorum.
Bir an durdu.
— Ama seni burda yalnız bırakmayacağım.
Gözlerimi ondan kaçırdım.
Çünkü ona söylemek istediğim tek bir şey vardı:
“Benden uzak dur.”
Ama söyleyemedim.
Eylül dosyayı açtı.
— Önce olayın tamamını öğrenmem gerekiyor.
Arda sertçe cevap verdi:
— Olayın tamamı belli.
Eylül başını kaldırdı.
— Hayır.
Dosyadaki fotoğraflara baktı.
Sonra bir belgeyi eline aldı.
Yüzü bir anda değişti.
— Bu imkansız...
— Ne oldu? dedim.
Eylül belgeyi bana çevirdi.
Belgenin tarihi cinayetten bir gün öncesiydi.
Altında benim imzam vardı.
Ve tek bir cümle yazıyordu:
“Eğer ikinci kez ben öldürürsem, beni durdurmayın. ilkinde kim olduğumu anlamadınız."
Odaya sessizlik çöktü.
Arda belgeye baktı.
Ben belgeye baktım.
Eylül ise bana.
Sonra fısıldadı:
—Mert... bunu sen yazmışsın.
Başımı yavaşça kaldırdım.
— Hayır.
Eylül'ün gözleri doldu.
— O zaman kim yazdı?
Cevap veremedim.
Çünkü sayfanın en altında, yıllardır gördüğüm o tek harf vardı.
K.
Ve o anda anladım.
Belki de K beni durdurmaya çalışmıyordu.
Belki de...
K, belki benim ne zaman duracağımı önceden biliyordu.
SAYFA 2
K.
O harfe uzun süre baktım.
Sanki tek bir harf bütün hayatımı açıklayacakmış gibi.
Eylül belgeyi hâlâ elinde tutuyordu.
— Mert...
Sesindeki tereddüt beni kendime getirdi.
— Ne?
— Bu belgeyi daha önce gördün mü?
Başımı salladım.
— Hayır.
Eylül belgeyi tekrar çevirdi.
—İmza senin.
— Biliyorum.
— Tarihte doğru.
— Onu da biliyorum.
Arda masaya yaklaştı.
— Ama birşey yalnış.
İkimiz de ona baktık.
Arda belgenin alt kısmını gösterdi.
— Bu belge resmi dosyaya girmemiş.
Eylül kaşlarını çattı.
— Ne demek istiyorsun?
— Birileri bu belgeli özellikle saklamış.
İçimde bir huzursuzluk yükseldi.
— Kim?
Arda birkaç saniye sustu.
— Bilmiyorum.
Sonra dosyayı kapattı.
— Ama dosyada bunun devamı olmalı.
Eylül hemen sordu:
— Nerede?
Arda başını iki yana salladı.
—Yok.
— Nasıl yani?
— Dosyanın ikinci sayfası kayıp.
O an içimde bir şey koptu.
İkinci sayfa...
Belki de bütün cevap oradaydı.
---
Gece boyunca o belgeyi düşündüm.
"Eğer ikinci kez öldürürsem."
Cümle zihnimde dönüp duruyordu.
İkinci kez.
Demek ki ben bunu yazarken ilk cinayeti biliyordum.
Ama neden kendime böyle bir not bırakmıştım?
Ve neden beni durdurmamalarını istemiştim?
Pencerenin önünde durdum.
Şehrin ışıkları uzakta titriyordu.
Eylül diğer odadaydı.
Dosyaları inceliyordu.
Onun burada olması garip bir şekilde içimi sakinleştiriyordu.
Ama aynı zamanda korkutuyordu.
Çünkü artık benim yüzümden bu olayın içine girmişti.
Kapının arkasından sesi geldi.
— Mert?
— Efendim?
— Birşey buldum.
Odaya girdi.
Elinde küçük, eski bir zarf vardı.
— Bunu dosyanın arasında buldum..
Zarfın üzerinde hiçbir isim yoktu.
Sadece tek bir tarih vardı:
16 EKİM
Bir gün önce.
Eylül zarfı bana uzattı.
— Aç.
Zarfı açtım.
İçinden küçük bir kâğıt çıktı.
Kâğıtta tek bir cümle vardı:
“İkinci cinayet gerçekleşirse, Eylül'e güven.”
Nefesim kesildi.
Eylül bana baktı.
— Mert...
Kâğıdı elimden düşürdüm.
— Bu imkansız.
—Neden?
Kâğıdı tekrar elime aldım.
— Çünkü bunu kim yazdıysa...
Sustum.
Eylül gözlerini kâğıttan ayırmadan konuştu:
— Bizi önceden biliyordu.
Başımı kaldırdım.
Kâğıdın en altındaki işarete baktım.
K.
Eylül'ün yüzündeki ifade değişti.
— Mert...
— Ne?
— K bizi izliyor olabilir.
O an telefonum çaldı.
Bilinmeyen numara.
Ekrana baktım.
Arama kesildi.
Sonra aynı numaradan bir mesaj geldi.
“K'yi arama.”
Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi.
“Çünkü K seni çoktan buldu.”
Eylül mesajları gördü.
— Arda'yı aramalıyız.
Başımı salladım.
— Hayır.
— Neden?
— Çünkü bu mesajların gelmesini isteyen kişi, Arda'yı da izliyor olabilir.
Eylül sustu.
Tam o sırada dışarıdan bir araba sesi geldi.
İkimiz de pencereye yöneldik.
Sokakta siyah bir araç durmuştu.
Farları açıktı.
İçeride biri vardı.
Bizi izliyordu.
Sonra araç yavaşça hareket etti.
Eylül bana döndü.
— Bu normal değil.
— Biliyorum.
Telefonum tekrar titredi.
Bu kez tek bir cümle vardı:
"Kameralar sizi izliyor.”
Eylül telefonuma baktı.
— Hangi kamera?
Cevap vermedim.
Çünkü aklıma depodaki güvenlik sistemi gelmişti.
Cinayetten önce...
Birileri oradaydı.
Ve eğer kamera hâlâ çalışıyorsa, o gece ne olduğunu öğrenebilirdik.
Ama içimde başka bir düşünce vardı.
Belki de kamera bize gerçeği göstermeyecekti.
Belki..
Bize gösterilmesi gereken şeyi gösterecekti.
SAYFA 3
Kameranın bize gerçeği göstermeyeceğini düşünüyordum.
Belki de...
Bize gösterilmesi istenen şeyi gösterecekti.
Eylül hâlâ bana bakıyordu.
—Ne yapacağız?
— Depoya gideceğiz.
Kaşlarını çattı.
— Şimdi mi?
— Şimdi
— Mert, bunun güvenli olduğunu düşünmüyorum.
— Bende düşünmüyorum.
— O zaman neden gidiyoruz?
Bir an sustum.
Sonra telefonumu cebime koydum.
— Çünkü biri bizim oraya gitmemizi istiyor.
Eylül gözlerini üzerimden ayırmadı.
— Ya tuzaksa?
— Zaten bütün hayatımın bir tuzak olduğunu düşünmeye başladım.
Bu kez cevap vermedi.
Sadece ceketini aldı.
— O zaman yalnız gitmiyorsun.
Ona baktım.
— Eylül...
— Hayır.
Sözümü tamamlamama izin vermedi.
— Bu kez seni yalnız bırakmayacağım..
Başımı eğdim.
İçimde, nedenini açıklayamadığım bir rahatlama vardı.
---
Depoya vardığımızda yağmur yeniden başlamıştı.
Arabanın içinden binaya baktım.
Karanlıktı.
Tek bir ışık bile yanmıyordu.
Eylül kemerini çözdü.
— Hazır mısın?
— Hayır.
— Güzel.
Ona baktım.
— Güzel mi?
— Evet en azından dürüst oldun.
İlk kez o gece gülümsedim.
Ama gülümsemem uzun sürmedi.
Çünkü deponun giriş kapısı açıktı.
Eylül de fark etmişti.
— Kapı açıktı.
— Biliyorum.
— Buraya daha önce geldiğimizde kapalıydı.
— Evet.
Arabadan indik.
İçeri girdiğimizde sessizlik bizi karşıladı.
Adımlarımız boş koridorda yankılanıyordu.
Kameraların bulunduğu odaya geldik.
Kapıyı açtım.
İçeride eski monitörler vardı.
Bir tanesi hâlâ çalışıyordu.
Ekranda görüntü akıyordu.
Eylül yanıma yaklaştı.
— Bu mümkün mü?
— Bilmiyorum.
Monitörde tarih görünüyordu.
17 EKİM.
Saat ilerliyordu.
23.31...
23.32...
23.33...
Eylül nefesini tuttu.
— Mert..
— İzle.
Görüntüde kapı açıldı.
İçeri ben girdim.
Bir süre sonra başka biri geldi.
Yüzü görünmüyordu.
Eylül ekrana yaklaştı.
— K mi??
Başımı salladım.
— Bilmiyorum.
Görüntü devam etti.
Ben ve o kişi konuşuyorduk.
Ses kaydı yoktu.
Sonra üçüncü bir kişi içeri girdi.
Eylül bir anda dondu.
— Bu...
— Ne?
Parmağıyla ekrandaki kişiyi gösterdi.
— Arda.
İkimiz de sustuk.
Arda'nın görüntüsü birkaç saniye ekranda kaldı.
Sonra saat 23.40 oldu.
Ekran bir anda karardı.
Eylül bana baktı.
— Görüntünün devamı yok.
— Birisi silmiş.
— Ama neden?
Cevap vermedim.
Çünkü ekran tekrar açıldı.
Bu kez başka bir görüntü vardı.
Tarih aynıydı.
Ama saat...
02.17.
Gözlerim ekrana kilitlendi.
Eylül fısıldadı:
— Bu saat...
— Eve uyandığım saat.
Görüntüde biri kameranın önünden geçti.
Yüzü görünmüyordu.
Elinde siyah bir defter vardı.
Bir anda durdu.
Kameraya doğru döndü.
Sonra defteri kameranın önüne bıraktı.
Ekran yeniden karardı.
Eylül bana baktı.
— Mert...
— Biliyorum.
— O kişi sen miydin?
Cevap vermedim.
Çünkü görüntüdeki kişinin yürüyüşünü tanıyordum.
O bendim.
Ama bir sorun vardı.
Ben o saatte evde olduğumu hatırlıyordum.
Eylül sessizce sordu:
— Defteri neden kameraya bıraktın?
— Bilmiyoru..
— Mert
— Gerçekten bilmiyorum.
Tam o sırada monitörde yeni bir görüntü açıldı.
Bu kez kamera yoktu.
Siyah bir ekranın üzerinde beyaz yazılar belirdi.
"BİRİNCİ KAYIT TAMAMLANDI."
Altında ikinci satır çıktı.
"İKİNCİ KAYIT BAŞLATILIYOR."
Eylül geri çekildi.
— Burdan çıkalım.
Ama ben ekrana bakmaya devam ettim.
Çünkü üçüncü satır ortaya çıkmıştı.
"İKİNCİ KAYIT: EYLÜL"
Eylül'ün yüzündeki ifade değişti.
— Mert...
Bu kez onun elini tuttum.
— Burdan çıkıyoruz.
Kapıya yöneldik.
Tam kapıyı açacakken içeriden bir ses geldi.
Telefonum çalıyordu.
Bilinmeyen numara.
Açtım.
Karşıdaki kişi sadece bir cümle söyledi:
— Çok geç kaldınız.
Hat kapandı.
Arkamızdan bir ses duyuldu.
Tak.
Sonra bir tane daha.
Tak.
Eylül bana baktı.
— O ses neydi?
Yavaşça arkamı döndüm.
Kameraların bulunduğu odanın köşesinde, daha önce fark etmediğim küçük bir kapı vardı.
Kapının üzerinde tek bir sayı yazıyordu:
17.
Birbirimize baktık.
Ve o an anladım.
Biz buraya kamerayı izlemek için gelmemiştik.
Bizi buraya getiren kişi, 17 numaralı kapının ardında ne olduğunu yeniden hatırlamamızı istiyordu.
SAYFA 4
Kapının üzerinde yazan 17 gözlerimin önünden gitmiyordu.
Aynı sayı.
Aynı kapı.
Aynı his.
Sanki geçmişim, ne kadar kaçarsam kaçayım beni aynı yere getiriyordu.
Eylül yanıma geldi.
— Mert...
— Biliyorum.
— Ne biliyorsun?
Kapıya baktım.
—Bu kapıyı daha önce gördüm.
— Nerede?
— Hatırlamıyorum.
Eylül bir an sustu.
— Yine mi?
— Evet.
Elimi kapının koluna götürdüm.
Eylül bileğimi tuttu.
—Bekle.
Ona baktım.
— Ne oldu?
— Eğer içeride biri varsa?
— O zaman öğreniriz?
—Ya içeride olan şey bir insan değilse?
Kaşlarımı çattım.
— Ne demek istiyorsun?
Eylül cevap vermedi.
Gözlerini kapıya dikmişti.
— Bilmiyoeum.
Sonra elimi bıraktı.
— Aç.
Kapıyı yavaşça açtım.
İçerisi küçücük bir odaydı.
Duvarlarda dosyalar vardı.
Masanın üzerinde eski fotoğraflar.
Ve ortada tek bir sandalye.
Sandalyenin üzerinde siyah bir zarf duruyordu.
Üzerinde ismim vardı.
MERT.
Zarfı aldım.
Eylül yanıma geldi.
— Açacak mısın?
— Mecburum.
Zarfı açtım.
İçinden üç fotoğraf çıktı.
İlk fotoğrafa baktım.
Ben vardım.
İkinci fotoğrafa baktım.
Arda vardı.
Üçüncü fotoğrafta ise Eylül.
Ama fotoğrafların üçü de aynı tarihte çekilmişti.
16 EKİM.
Eylül fotoğrafı elimden aldı.
— Ben bunu hatırlamıyorum.
— Bende.
Fotoğrafın arkasında bir cümle vardı.
Eylül okudu:
— “Ertesi gün hiç biriniz aynı kişi olmayacaksınız.
Odaya sessizlik çöktü.
Sonra masanın üzerindeki eski kayıt cihazını fark ettim.
Üzerinde tek bir harf vardı.
K.
Eylül bana baktı.
— Mert, bunu açma.
— Neden?
— Çünkü artık her şeyi K'nin istediği şekilde yapıyoruz.
Haklıydı.
Ama yine de kayıt cihazını elime aldım.
Düğmeye bastım.
Cızırtılı bir ses duyuldu.
Sonra...
Benim sesim.
— Eğer bunu dinliyorsanız, planın ilk kısmı tamamlanmış demektir.
Donup kaldım.
Eylül bana baktı.
Kayıttaki ses devam etti.
— İkinci cinayet gerçekleşti.
Eylül'ün yüzü değişti.
Ben nefesimi tuttum.
— Ama asıl mesele cinayet değil.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra sesim yeniden duyuldu.
—Asıl mesele, cinayetin kimin işlediği.
Kayıt kesildi.
Eylül bana döndü.
— Sen bunu biliyordun.
— Hayır.
— Ama ses senin.
— Sesimin bana ait olması, söylediklerini hatırladığım anlamına gelmiyor.
Kayıt cihazı bir kez daha çalıştı.
Bu kez sesim daha alçaktı.
— Eylül...
Eylül dondu.
Kendi adını duyunca ekrana yaklaştı.
— Eğer Mert hâlâ sana güveniyorsa...
Kayıt birkaç saniye cızırtıyla devam etti.
Sonra:
— ... ona gerçeği söyleme
Eylül'ün yüzü bembeyaz oldu.
Kayıt kapandı.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sonunda ona baktım.
— Bana neyi söylemiyorsu ?
— Hiçbir şeyi.
— Eylül.
— Mert, bilmiyorum.
— Kayıtta adın geçiyor..
— Bende duydum!
Sesim ilk kez yükselmişti.
Sonra gözlerini kapattı.
— Sana birşey söylemek istiyorum.
— Söyle.
Bir süre sustu.
— 17 Ekim gecesini tamamen hatırlamıyorum.
Başımı eğdim.
— Bunu zaten biliyordum.
— Hayır.
Gözlerimin içine baktı.
—Hatırlamadığım şey başka.
— Ne?
Eylül dudaklarını araladı.
Ama söylemedi.
Çünkü o anda odanın dışından bir ses geldi.
Bir kapı kapandı.
İkimiz de sustuk.
Ardından ayak sesleri duyuldu.
Yaklaşıyordu.
Bir adım.
Sonra bir adım daha.
Eylül yanıma geldi.
— Mert...
— Sus.
Ayak sesleri kapının önünde durdu.
Kapı kolu hareket etti.
Ama kapı açılmadı.
Sonra kapının altından küçük bir kâğıt içeri itildi.
Eylül eğilip aldı.
Kâğıdı açtı.
Yüzü değişti.
— Ne yazıyor?
Kâğıdı bana uzattı.
Tek bir cümle vardı:
“Eylül sana gerçeği söylemeden önce, sen ona gerçeği söyle."
Altında yine aynı harf vardı.
K.
Eylül bana baktı.
Ben de ona.
İkimiz de konuşmadık.
Çünkü ilk kez...
İkimizinde birbirinden sakladığı bir şey olduğuna emindim.
SAYFA 5
Birbirimize baktık.
İkimiz de konuşmadık.
Çünkü ilk kez...
İkimizin de birbirinden sakladığı bir şey olduğundan emindim.
Eylül elindeki kâğıdı buruşturdu.
— Bunu onun yazdığını nerden biliyoruz?
— Bilmiyoruz.
—O zaman neden inanıyorsun?
— Çünkü K, benim bilmediğim şeyleri biliyor.
—Belkide seni kandırıyordur.
— Belki.
Bir adım attım.
Ama sende birşeyler saklıyorsun.
Eylül'ün bakışları bir anda değişti.
— Ne saklıyorum?
—17 Ekim'i.
Sessizce bekledi.
—Sana herşeyi anlatamadım.
—Neden?
— Çünkü bazı şeyleri hatırlamak istemedim.
— Ne gördün?
Eylül cevap vermedi.
— Eylül.
Gözlerini kapattı.
— O gece seni gördüm.
— Beni zaten gördüğünü söylemiştin.
— Hayır.
Gözlerini açtı.
— Seni başka bir yerde gördüm.
İçimde bir şey sıkıştı.
— Nerede?
— Depoda.
Bir an hiçbir şey söyleyemedim.
— Cinayetten önce mi?
Eylül başını salladı.
— Evet.
— Yanında kim vardı?
Bu kez cevap vermesi daha uzun sürdü.
— K.
İçimdeki bütün sesler sustu.
—K'yi gördün mü?
— Evet.
— Yüzünü?
Eylül başını yavaşça iki yana salladı.
— Hayır.
— O zaman onun K olduğunu nerden biliyorsun?
Eylül bana baktı.
—Çünkü sen ona öyle seslendin.
Kaşlarım çatıldı.
— Ben mi?
— Evet.
— Ne söyledim?
Eylül'ün gözleri doldu.
— “K bunu yapmak zorunda değilsin."
Bir anda başım ağrımaya başladı.
Duvara yaslandım.
Karanlık bir görüntü zihnimde belirdi.
Yağmur.
Depo.
Bir kapı.
Ve benim sesim.
"K, bunu yapmak zorunda değilsin."
Görüntü kayboldu.
Nefesimi tuttum.
Eylül yanıma geldi.
— Mert?
Elimi kaldırdım.
— Bekle.
Gözlerimi kapattım.
Başka bir görüntü geldi.
K'nin silueti.
Arkamda duran Arda.
Ve yerdeki kişi.
Sonra bir ses:
“Onu öldürsen herşey yeniden başlayacak."
Gözlerimi açtım.
—Arda oradaydı.
Eylül başını salladı.
— Evet
—Sende vardın.
— Evet.
— K'da .
— Evet.
Üç kelime.
Üç cevap.
Ama dördüncü kişiyi hâlâ bilmiyorduk.
Tam o sırada dışarıdaki ayak sesleri yeniden duyuldu.
Bu kez daha yakındı.
Eylül bana baktı.
— Burada yalnız değiliz
Kapıya yaklaştım.
Kolu tuttum.
Tam açacakken telefonum titredi.
Yeni bir mesaj.
“Dördüncü kişiyi arama.”
Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi.
"Çünkü o seni arıyor."
Eylül mesajı okudu.
— Mert.
Telefon tekrar titredi.
Bu kez gelen mesaj çok daha kısaydı.
“Arkanda.”
İkimiz de aynı anda döndük.
Kimse yoktu.
Ama odanın duvarındaki eski aynada...
Üçümüz görünüyorduk.
Ben.
Eylül.
Ve arkamızda duran karanlık bir siluet.
Hızla döndüm.
Yine kimse yoktu.
Aynaya tekrar baktım.
Siluet kaybolmuştu.
Eylül fısıldadı:
— Mert
— Gördüm.
— O neydi?
Cevap veremedim.
Çünkü aynanın köşesinde yeni bir yazı belirmişti.
Sanki biraz önce biri parmağıyla buğulu cama yazmıştı.
“17 Ekim bitmedi.”
Altında ise tek bir harf vardı.
K.
Eylül elimi tuttu.
Bu kez elini çekmedim.
Çünkü ilk defa anladım:
Belki de 17 Ekim geçmişte kalmamıştı.
Belki de biz hâlâ o gecenin içindeydik.
Ve ben
Hergün yeniden aynı cinayete doğru yürüyordum.
SAYFA 6
K gerçekten yoksa... Arda kiminle konuşmuştu?
Arda cevap vermedi.
Gözlerini benden kaçırdı.
— Arda.
— Şimdi değil, Mert.
— Hayır.
Bir adım attım.
— Yıllardır benden birşeyler saklıyorsunuz K, 17.Oda artık herşeyi öğrenmek istiyorum.
Arda derin bir nefes aldı.
— O gece seni durdurmaya çalıştım.
— Neden?
— Çünkü ne yapacağını biliyordum.
Eylül araya girdi.
— Ne yapacaktı?
Arda'nın bakışları Eylül'e döndü.
— Bir seçim yapacaktı.
— Ne seçimi?
Arda sustu.
Sonra bana baktı.
— Birini korumakla, birini kaybetmek arasında.
İçimde eski bir görüntü canlandı.
Yağmur.
Karanlık.
Eylül.
Ve elimde siyah defter.
Bir ses:
“Onu seçersen diğerini kaybedersin.”
Başımı tuttum.
Eylül hemen yanıma geldi.
— Mert?
—İyiyim.
—Değilsin.
—Hatırladım.
Arda bana baktı.
— Neyi?
— Bana bir seçim yaptırdılar.
Arda'nın yüzü değişti.
— Demek sonunda hatırlamaya başladın.
Eylül şaşkınlıkla ona döndü.
— Sen bunu biliyordun.
— Evet.
— Peki neden hiçbirşey söylemedin?
Arda cevap vermedi.
Ben sordum:
— Kimi seçtim?
Arda uzun süre sustu.
Sonunda:
— Eylül'ü.
O an odadaki hava değişti.
Eylül bana baktı.
— Beni mi?
Başımı kaldırdım.
— Bilmiyorum.
Arda devam etti:
— O gece K sana birşey söyledi.
— Ne söyledi?
— Eylül'ü koru"
Eylül'ün gözleri doldu.
— Neden?
Arda başını eğdi.
— Çünkü asıl hedef eylül değildi.
Sessizlik.
— Kimdi? diye sordum.
Arda'nın cevabı gelmedi.
Tam o sırada dışarıdan bir ses duyuldu.
Bir şey yere düşmüştü.
Arda silahına davrandı.
Eylül bana yaklaştı.
— Birimi var?
Arda kapıya yöneldi.
— Burada kalın.
Koridora çıktı.
Birkaç saniye sonra:
— Kimse yok.
Ama yerde küçük bir zarf vardı.
Arda zarfı aldı.
Üzerinde yine aynı harf vardı.
K.
Zarfı açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Arda fotoğrafa baktığı anda dondu.
— Ne oldu? dedim.
Cevap vermedi.
Fotoğrafı elimden aldı.
Ben baktım.
Fotoğrafta...
Eylül vardı.
Ben vardım.
Arda vardı.
Ve arkamızda duran bir kişi daha.
Bu kez yüzü silinmemişti.
Ama yüzünü gördüğüm anda nefesim kesildi.
Çünkü o kişi...
bendim.
Eylül fotoğrafa baktı.
— Mert...
Başımı salladım.
— Bu imkânsız.
Fotoğrafın arkasında bir tarih vardı.
18 EKİM.
Bir gün sonrası.
Oysa ben 18 Ekim'de nerede olduğumu hatırlamıyordum.
Arda fotoğrafı elimden çekti.
— Bu fotoğrafın varlığını kimse bilmemeliydi.
— Neden?
Arda bana baktı.
— Çünkü bu fotoğraftaki 2. Mert.
Sustu.
— ...Senin yanında duran Kişi değil.
Kalbim hızlandı.
— Ne demek istiyorsun?
Arda fotoğrafı tekrar çevirdi.
Arkasında yeni bir cümle vardı.
“Mertin gördüğü kişi Mert değil."
Altında:
K.
Eylül fısıldadı:
— O zaman kimdi?
Cevap vermeden fotoğrafa tekrar baktım.
İki Mert.
Biri kameraya bakıyordu.
Diğeri...
kameranın arkasına.
Ve ilk kez fark ettim.
Fotoğrafın köşesinde küçük bir saat görünüyordu.
02.17.
Tam o anda telefonum çaldı.
Bilinmeyen numara.
Açtım.
Karşıdaki ses fısıldadı:
— Şimdi hatırladın mı?
— Kimsin?
Kısa bir sessizlik.
Sonra:
— Ben sana, Hiç yalan söylemedim Mert.
— O zaman neden saklandın?
Karşıdaki kişi cevap verdi:
— Çünkü beni görürsen...
Bir an sustu.
— ...Kendini göreceksin.
Hat kapandı.
Eylül bana baktı.
— Kimdi?
Telefonu yavaşça cebime koydum.
— Bilmiyorum.
Arda fotoğrafı hâlâ elinde tutuyordu.
Sonra fotoğrafı bana uzattı.
— Artık bir şeyden eminim.
— Neden?
Arda gözlerimin içine baktı.
— K bizi buraya getirmiyor.
Bir an durdu.
— K bizi birbirimize götürüyor.
SAYFA 7
Arda'nın son cümlesi odada asılı kaldı.
“K bizi birbirimize götürüyor.”
Eylül hiçbir şey söylemedi.
Ben ise gözlerimi ondan ayıramıyordum.
O gece yaşanan onca şeyin arasında, ilk kez korktuğum şey K değildi.
Eylül'ü kaybetmekti.
Eylül bana doğru bir adım attı.
— İyi misin?
Başımı salladım.
— Değilim.
Şaşırdı.
— İlk defa dürüst oldun.
İstemeden gülümsedim.
— Sana karşı hiç iyi bir yalancı olamadım.
Eylül'ün bakışları yumuşadı.
Bir süre öylece birbirimize baktık.
Arda arkasını dönüp uzaklaştı.
Sanki birkaç saniyeliğine bizi yalnız bırakmak istediğini anlamıştım.
Eylül sessizce yanıma geldi.
— Mert...
— Efendim?
— Benden neden uzaklaşmaya çalıştın?
Cevap vermedim.
Çünkü gerçek cevabı söylemek istemiyordum.
Sana zarar vermekten korktum.
Eylül gözlerimin içine baktı.
— Yine susuyorsun.
— Çünkü söylersem herşey değişecek.
— Belkide değişmesi gerekiyordur.
Bu kez gözlerimi kaçırmadım.
— Senden korkmuyorum, Eylül
— O zaman neden öyle bakıyorsun?
Bir an durdum.
— Çünkü seni kaybetmekten korkuyorum.
Eylül'ün yüzündeki ifade değişti.
Sanki bu cümleyi beklemiyordu.
— Mert...
— Sana söylemem gereken çok şey var.
— Biliyorum.
— Ama herşeyi bilmeni istiyorum.
— Neyi?
Sesim alçaldı.
— Bu işin sonunda, herkes benden vazgeçerse...
Bir an sustum.
— Sen vazgeçme.
Eylül gözlerini benden ayırmadı.
— Benden bunu istemeye hakkın var mı?
— Yok.
— O zaman neden istiyorsun?
Cevabım çok kısa oldu.
— Çünkü sana güveniyorum.
Eylül başını hafifçe eğdi.
— Bende sana güvenmek istiyorum.
Aramızdaki mesafe birkaç adım kadardı.
Sonra Eylül elimi tuttu.
Sadece birkaç saniye.
Ama o birkaç saniyede bütün gürültü sustu.
K, Arda, 17 Ekim...
Hepsi uzaklaşmış gibiydi.
Eylül elimi bıraktığında fısıldadı:
— Ne olursa olsun, Bunu tek başına çözmeye çalışma.
— Söz veremem.
— O zaman yanında olurum
O anda kapının diğer tarafından Arda'nın sesi geldi.
— Mert!
İkimiz de irkildik.
Arda içeri girdi.
Elinde yeni bir dosya vardı.
— Birşey buldum.
Dosyayı masaya bıraktı.
Üzerinde tek bir tarih yazıyordu:
18 EKİM.
Arda dosyayı açtı.
— Bu fotoğrafın çekildiği geceye ait bir kayıt var.
— Nerede?
— Polis arşivinde değil.
Eylül sordu:
— Nerede?
Arda gözlerini bana çevirdi.
— Mert'in eski ofisinde.
İçimde kötü bir his oluştu.
— Benim ofisimde ne işi var?
Arda cevap vermeden dosyanın içinden küçük bir kâğıt çıkardı.
Kâğıtta tek bir cümle vardı:
“Mert eve döndüğünde artık yalnız değildi.”
Altında yine aynı harf vardı.
K.
Eylül bana baktı.
Bu kez elimi tekrar tuttu.
Ben de bırakmadım.
Çünkü ilk kez anladım:
Belki K'nın peşinde değildik.
Belki K...
bizi birbirimize yaklaştırıyordu.
Ve belki de bunun sebebi, ikimizin de henüz bilmediği bir gerçekle ilgiliydi.
SAYFA 8
Arda dosyayı kapattı.
— Eski ofisine gidiyoruz.
Eylül hemen bana baktı.
— Ben de geliyorum.
Arda itiraz edecek gibi oldu ama sustu.
Ben ise Eylül'ün eline baktım.
Hâlâ elimdeydi.
Yavaşça parmaklarını sıktım.
— Gitmek zorunda değilsin.
— Biliyorum.
— O zaman neden geliyorsun?
Bana baktı.
— Çünkü artık seni yalnız bırakmak istemiyorum.
Bu cümle içimde garip bir sıcaklık bıraktı.
Başımı eğip belli belirsiz gülümsedim.
— Başına bela olacağım.
— Zaten oldun.
— Pişman mısın?
Eylül birkaç saniye düşündü.
— Henüz değil.
İlk kez o gece gerçekten gülümsedim.
---
Eski ofisime vardığımızda hava tamamen kararmıştı.
Kapıyı açtığım anda içimde tanımlayamadığım bir his oluştu.
Burayı tanıyordum.
Ama aynı zamanda...
buraya hiç gelmemiş gibiydim.
Arda ışığı açtı.
Eylül yanımdaydı.
Masaya doğru yürüdüm.
Çekmecelerden birini açtım.
İçinde eski belgeler vardı.
Bir tanesini elime aldığım anda parmaklarım titredi.
18 EKİM — 02.17
Eylül yanıma geldi.
— Ne yazıyor?
Kâğıdı ona uzattım.
Üzerinde tek bir cümle vardı:
“Eve döndüğünde yanında Eylül olacak.”
Eylül dondu.
— Ben mi?
Arda kâğıdı elimden aldı.
— Bu tarih 18 Ekim.
— Evet.
— Ama Eylül'ün o gece seninle olduğunu gösteren hiçbir kayıt yok.
Eylül bana baktı.
— Ben de hatırlamıyorum.
Bir anda odadaki eski telefon çaldı.
Üçümüz de sustuk.
Telefon masanın üzerindeydi.
Kimse dokunmadı.
İkinci kez çaldı.
Sonra üçüncü kez.
Arda telefonu açtı.
— Alo?
Sessizlik.
Arda'nın yüzü gerildi.
Sonra telefonu bana uzattı.
— Seninle konuşmak istiyor.
Telefonu kulağıma götürdüm.
Karşıdan tanıdık bir nefes sesi geldi.
Sonra:
— Mert...
Dondum.
Bu sesi daha önce duymuştum.
Ama nerede?
— Kimsin?
— Bunu hâlâ soruyor musun?
Gözlerimi kapattım.
Bir anlığına yağmur sesi duydum.
Ardından kapı.
Sonra Eylül'ün sesi.
Ve K'nın sesi:
“Onu bana bırakma.”
Gözlerimi açtım.
— Sen...
Karşıdaki kişi güldü.
— Hatırladın.
— K misin?
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra:
— K diye biri yok, Mert.
Telefon kapandı.
Eylül hemen yanıma geldi.
— Ne oldu?
Cevap veremedim.
Çünkü tam o sırada arkamızdan bir ses duyuldu.
Bir çekmece açılmıştı.
Arda hızla döndü.
— Kim var?
Kimse yoktu.
Ama çekmecenin içinde yeni bir şey vardı.
Küçük, siyah bir defter.
Kapağında sadece iki harf yazıyordu:
M.E.
Eylül deftere baktı.
— M.E...
Ben fısıldadım:
— Mert... Eylül.
Defteri açtım.
İlk sayfada tek bir cümle vardı:
“Birbirinize güvenmeye başladığınız anda gerçek başlayacak.”
Sayfayı çevirdim.
İkinci sayfada ise daha kısa bir cümle vardı.
“Çünkü cinayeti işleyen kişi, ikinizden birinin hatırladığı kişi değil.”
Eylül'ün eli hâlâ elimdeydi.
Bu kez bırakmadım.
Çünkü içimde bir düşünce vardı.
Belki de bütün bu oyunların amacı beni Eylül'den uzaklaştırmak değildi.
Belki tam tersine...
beni ona yaklaştırmaktı.
Ve bunun nedenini öğrenmek için artık tek bir yer kalmıştı.
18 Ekim gecesinin başladığı yer.
Benim evim.
SAYFA 9
Benim evim.
Bu iki kelime bile içimde garip bir korku oluşturdu.
Çünkü insanın en güvende olması gereken yer, bazen en çok sakladığı şeylerin bulunduğu yerdi.
Eylül yanımdaydı.
Arda önde yürüyordu.
Ben ise elimdeki siyah deftere bakıyordum.
M.E.
İki harf.
İki isim.
Belki de iki sır.
Eve girdiğimizde her şey normal görünüyordu.
Fazlasıyla normal.
Salon aynıydı.
Mutfak aynıydı.
Masanın üzerindeki saat bile hâlâ çalışıyordu.
Ama ben bir şey fark ettim.
Duvarın üzerindeki tablo eğriydi.
Daha önce böyle değildi.
Tabloyu düzelttim.
Arkasında küçük bir anahtar vardı.
Eylül yanıma geldi.
— Onu daha önce görmüş müydün?
— Hayır.
Anahtarı elime aldım.
Üzerinde tek bir sayı vardı:
17.
Eylül'le göz göze geldik.
Arda hemen yaklaştı.
— Anahtarı bana ver.
— Hayır.
Arda şaşırdı.
— Mert...
— Bu kez kendim açacağım.
Eylül hafifçe başını salladı.
— Ben yanındayım.
Anahtarı avucumda sıktım.
Sonra evin koridorunun sonuna yürüdüm.
Yıllardır hiç kullanmadığım küçük bir kapı vardı.
Anahtar tam oturdu.
Kapıyı açtığımda içerisi karanlıktı.
Işığı yaktım.
Oda boştu.
En azından ilk bakışta.
Sonra duvardaki yazıyı gördüm.
Siyah mürekkeple yazılmıştı:
“18 EKİM SAAT 02.17.”
Altında başka bir cümle vardı.
“Eylül bunu gördüğünde Mert çoktan gerçeği hatırlamış olacak.”
Eylül'ün nefesi kesildi.
— Mert...
Ona döndüm.
— Benim hatırlamamı bekliyordun.
— Hayır.
— O zaman bu neden burada?
Eylül cevap veremedi.
Arda duvarı inceliyordu.
Ben Eylül'e yaklaştım.
— Bana bir şey söyle.
— Ne söylememi istiyorsun?
— O gece gerçekten yanımda mıydın?
Eylül gözlerini kaçırdı.
Sonra yavaşça bana baktı.
— Evet.
Kalbim hızlandı.
— Neden hatırlamıyorsun?
— Çünkü bana da unutmam gerektiğini söylediler.
— Kim?
Eylül cevap vermeden önce gözlerime baktı.
— Sen.
Sessizlik.
— Ben mi?
— Evet.
Bir adım geri çekildim.
Eylül hemen elimi tuttu.
— Ama Mert...
— Ne?
— O gece bana söylediğin son cümleyi hatırlıyorum.
— Ne söyledim?
Eylül'ün sesi titredi.
— “Ne olursa olsun, bana güvenme.”
İçimde bir şey koptu.
Çünkü aynı cümleyi...
siyah defterde ben de görmüştüm.
Eylül elimi bırakmadı.
— Ama ben yine de sana güvendim.
Ona baktım.
— Neden?
Gözlerinde korkudan çok başka bir şey vardı.
— Çünkü o gece herkes senden kaçarken...
Bir an durdu.
— ...sen benim elimden tuttun.
Başımı eğdim.
Hatırlayamıyordum.
Ama onun hatırladığı şeyi içimde hissedebiliyordum.
Tam o sırada odanın içinden bir ses geldi.
Tık.
Arda hızla döndü.
Duvarın içindeki küçük bölme açılmıştı.
İçinden bir ses kaydı çıktı.
Arda cihazı aldı.
Üzerinde tek kelime vardı:
MERT.
Eylül bana baktı.
— Bu senin sesin mi?
Cevap vermeden başımı salladım.
Arda kaydı açtı.
Odadaki sessizlikte kendi sesimi duydum:
— Eğer bunu dinliyorsanız...
Kısa bir nefes.
Sonra:
— Eylül yanındaysa, ona artık gerçeği söyleyebilirsin.
Donup kaldım.
Ses devam etti:
— Çünkü onu korumaya çalışırken yaptığım en büyük hata...
Bir süre sessizlik oldu.
Son cümle geldi:
— Ona âşık olduğumu kendime bile itiraf etmemekti.
Eylül bana baktı.
Ben hiçbir şey söyleyemedim.
Çünkü ilk kez...
Geçmişteki Mert'in benden sakladığı bir şeyi öğrenmiştim.
Eylül'ü.
Ve belki de onu kaybetmekten neden bu kadar korktuğumu artık biliyordum.
SAYFA 10
Odanın içinde kimse konuşmadı.
Kendi sesimi duymak bile garipti.
Ama duyduğum son cümle...
Her şeyden daha ağırdı.
“Ona âşık olduğumu kendime bile itiraf etmemekti.”
Eylül hâlâ bana bakıyordu.
Ben gözlerimi kaçırdım.
— Bunu sen söylemedin, dedi.
Başımı kaldırdım.
— Ne?
— Kaydı.
Bir adım yaklaştı.
— Bu kaydı sen hazırladın.
— Biliyorum.
— O zaman neden şimdi söylemiyorsun?
Cevap veremedim.
Eylül hafifçe gülümsedi.
— Geçmişteki Mert, şimdiki Mert'ten daha cesurmuş.
İstemeden güldüm.
— Belki de geçmişteki Mert daha aptaldı.
— Belki.
Bir an sustu.
Sonra elimi tuttu.
— Ama ben o Mert'i de tanımak isterdim.
— Neden?
— Çünkü seni anlamaya çalışıyorum.
Bu kez elini bırakmadım.
— Eylül...
— Söyle.
— Senden uzak durmaya çalıştım.
— Biliyorum.
— Çünkü hayatımda olan hiçbir şeyin sana bulaşmasını istemedim.
Eylül gözlerimin içine baktı.
— Geç kaldın.
— Neye?
— Ben zaten senin hikâyenin içindeyim.
Kalbim hızlandı.
Tam cevap verecekken Arda arkamızdan seslendi.
— Romantik anınızı bölmek istemiyorum ama burada başka bir şey var.
Eylül hemen elimi bıraktı.
Arda duvardaki küçük bölmeyi gösteriyordu.
İçinde eski bir dosya vardı.
Üzerinde:
17 EKİM — SON KAYIT
yazıyordu.
Dosyayı açtım.
İlk sayfa boştu.
İkinci sayfada bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta Eylül ve ben vardık.
Ama fotoğrafın tarihi...
18 EKİM, 02.19
Eylül fotoğrafa baktı.
— Bu saatte burada mıydık?
— Bilmiyorum.
Arda fotoğrafın arkasını çevirdi.
Tek bir cümle vardı:
“02.17'de başlayan şey, 02.19'da geri döndü.”
Altında yine aynı harf:
K.
Tam o anda telefonuma mesaj geldi.
Ekranda yalnızca şu yazıyordu:
“Mert, Eylül'e bak.”
Başımı kaldırdım.
Eylül karşımdaydı.
Ama yüzündeki ifade değişmişti.
— Ne oldu? dedim.
— Hatırladım.
— Neyi?
Eylül yavaşça duvara baktı.
— 18 Ekim gecesini.
Arda hemen yaklaştı.
— Ne hatırlıyorsun?
Eylül'ün sesi fısıltıya dönüştü.
— O gece bu odada yalnız değildik.
İçimdeki korku yeniden yükseldi.
— Kim vardı?
Eylül bana baktı.
Bir süre konuşamadı.
Sonra:
— K.
Arda'nın yüzü bir anda değişti.
— Eylül, emin misin?
— Evet.
— K'yı gördün mü?
Eylül başını salladı.
— Hayır.
— O zaman nereden biliyorsun?
Eylül gözlerini kapattı.
— Çünkü...
Bir an durdu.
— K benimle konuştu.
Odadaki sessizlik yeniden çöktü.
Ve o anda, duvarın arkasından bir ses geldi.
Üçümüz de donduk.
Bir erkek sesi.
Çok uzaktan geliyormuş gibi.
Ama kelimeler netti:
— Eylül... Mert'e hâlâ güveniyor musun?
Eylül bana baktı.
Ben de ona.
Sonra cevap verdi:
— Evet.
Ses yeniden duyuldu.
Bu kez daha yakındı.
— O zaman neden sana ne yaptığını hâlâ hatırlamıyorsun?
Eylül'ün yüzündeki ifade değişti.
Ben bir adım ona yaklaştım.
— Eylül?
Bana baktı.
Gözlerinde korku vardı.
— Mert...
— Buradayım.
— Ben...
Sesi titredi.
— Sana ne yaptığımı hatırladım.
SAYFA 11
— Sana ne yaptığımı hatırladım.
Sanki odadaki bütün sesler bir anda kesildi.
Eylül'ün yüzüne baktım.
— Bana ne yaptın?
Cevap vermedi.
Sadece gözlerini kapattı.
— Eylül.
Gözlerini açtı.
— Seni yalnız bıraktım.
Kaşlarımı çattım.
— Hepsi bu mu?
— Hayır.
Bir adım geri çekildi.
— O gece senden uzaklaşmam gerekiyordu.
— Neden?
— Çünkü K bana bir şey söyledi.
Arda hemen araya girdi.
— Ne söyledi?
Eylül ona bakmadı.
Gözleri hâlâ bendeydi.
— “Mert'e yaklaşırsan, onun hatırlamasını engellersin.”
İçimde bir şeyler yer değiştirdi.
— Benim hatırlamamı mı?
— Evet.
— Neden?
Eylül cevap vermeden önce masadaki fotoğrafı aldı.
Fotoğrafın arkasını çevirdi.
Daha önce görmediğimiz bir cümle vardı.
“Eylül gerçeği hatırlarsa, Mert de hatırlayacak.”
Arda fotoğrafı elinden aldı.
— Bu mümkün değil.
— Neden? dedim.
Arda sustu.
Sonra gözlerini bana çevirdi.
— Çünkü Eylül'ün hatırlaması gereken şey...
Bir an durdu.
— ...17 Ekim değil.
Kalbim hızlandı.
— O zaman ne?
Arda cevap vermedi.
Eylül ise sessizce konuştu:
— 18 Ekim.
Odaya yeniden sessizlik çöktü.
Bir anda Eylül'ün elinin titrediğini fark ettim.
Elini tuttum.
— Korkma.
Bana baktı.
— Ya hatırladığım şey seni benden uzaklaştırırsa?
— O zaman bile buradayım.
— Emin misin?
— Evet.
— Neden?
Bu kez kaçmadım.
— Çünkü senden uzaklaşmayı denedim.
Elini biraz daha sıktım.
— Olmadı.
Eylül'ün gözlerinde küçük bir gülümseme belirdi.
— Ben de denedim.
— Sen de mi?
— Olmadı.
Arda boğazını temizledi.
— İkinizi bölmek istemiyorum ama...
Eylül ona baktı.
— Ne buldun?
Arda masanın altındaki küçük kayıt cihazını çıkardı.
— Bu az önce çalışmaya başladı.
Cihazın ekranında tek bir saat vardı:
02.17
Kayıt kendiliğinden başladı.
Önce birkaç saniye sessizlik duyuldu.
Sonra benim sesim geldi.
— Eylül burada.
Ardından Eylül'ün sesi:
— Mert, bunu yapmak zorunda değilsin.
Benim sesim tekrar duyuldu:
— Başka seçeneğim yok.
Eylül'ün sesi titriyordu.
— Ya geri dönemezsen?
Kayıt birkaç saniye kesildi.
Sonra benim sesim:
— O zaman beni sen hatırlarsın.
Eylül'ün gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Ben bunu hatırlıyorum...
Kayıt devam etti.
Bu kez üçüncü bir ses duyuldu.
Sakin.
Soğuk.
Ve tanıdık.
— İkiniz de yanlış kişiye güveniyorsunuz.
Kayıt aniden durdu.
Arda cihazı kapattı.
Ben Eylül'e baktım.
— O sesi tanıyor musun?
Eylül başını kaldırdı.
— Evet.
— K mı?
Eylül birkaç saniye sustu.
Sonra fısıldadı:
— Hayır.
— Kim?
Eylül'ün cevabı içimdeki bütün dengeleri bozdu.
— Arda.
Arda dondu.
Ben ona baktım.
Arda'nın yüzünde ilk kez gördüğüm bir ifade vardı.
Korku.
Ama hemen ardından telefonum titredi.
Yeni bir mesaj.
“Arda'ya inanma.”
Altında ikinci mesaj belirdi.
“Çünkü K'yı arıyorsan, aynaya bak.”
Başımı yavaşça kaldırdım.
Karşımızdaki aynaya baktım.
Üçümüz görünüyorduk.
Mert.
Eylül.
Arda.
Ama aynanın köşesinde...
dördüncü bir gölge vardı.
.....
Gölge hareket etti.
Ama bizden hiçbiri kıpırdamamıştı.
Eylül elimi daha sıkı tuttu.
— Mert...
Bölüm etkileşimi
