KARA İZLER kitap kapağı

7. bölüm / 12

KARA İZLER

BÖLÜM 6- DENİZ'İN GERÇEĞİ

Vaveyla Yazarı: İrem YANAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: BÖLÜM 6- DENİZ'İN GERÇEĞİ

YAZARDAN

Bazı hikâyelerde her bölüm yeni bir kapı açar.

Ama bazı kapıların ardında cevaplar değil, daha fazla soru vardır.

Bu bölümü yazarken ben de karakterler kadar merak ettim. Kimin doğruyu söylediğini, kimin sustuğunu ve aslında kimin gerçeği sakladığını düşündüm.

Çünkü bazen bir insanın sakladığı en büyük sır, söylediği yalan değil; söylemeye cesaret edemediği gerçektir.

6. bölümde artık bazı soruların cevaplarına yaklaşacağız.

Ama şunu unutmayın:

Bir gerçeği öğrendiğinizde, her şeyin anlam kazanacağını sanmayın.

Çünkü bazen gerçek...

Hikâyenin en büyük başlangıcıdır.
SAYFA 1.
'çünkü deniz sizin aranızdandı'

Cümleyi tekrar tekrar okudum.

Sanki kelimeler değişecekmiş gibi.

Ama değişmedi.

Eylül yere düşen fotoğrafı aldı.

— Arda...

Arda cevap vermedi.

Gözleri benden kaçıyordu.

— Deniz nerede? diye sordum.

Bu kez cevap vermek zorunda kaldı.

— Burada.

Etrafıma baktım.

— Nerede?

Arda'nın bakışları Eylül'e kaydı.

Sonra tekrar bana döndü.

— Bunu kendin hatırlaman gerekiyor.

— Artık bundan bıktım.

Sesim yükselmişti.

— Herkes herşeyi biliyor ama kimse söylemiyor!

Eylül yanıma geldi.

— Mert...

— Hayır, Eylül.

Bir adım geri çekildim.

— Sende biliyorsun.

Yüzündeki ifade değişti.

— Neyi?

— Deniz'i.

Sessiz kaldı.

— Onu sende tanıyorsun.

Eylül cevap vermedi.

Arda araya girdi.

— Mert, sakin ol.

— Nasıl sakin olayım?

Elimdeki defteri kaldırdım.

— K'nin adresi burada. Deniz'in adı her yerde. Benim hafızamda eksik parçalar var. ve şimdi Deniz'in aramızda olduğunu söylüyorsunuz.

Defteri masaya bıraktım.

— Artık kimsenin susmasını istemiyorum.

Eylül gözlerini kapattı.

Bir süre sonra konuştu.

— Tamam.

Arda ona baktı.

— Eylül...

— Hayır.

Eylül ilk kez Arda'nın sözünü kesti.

Sonra bana döndü.

— Sana birşey anlatacağım.

Kalbim hızlandı.

— Deniz'i ilk gördüğüm günü hatırlıyorum.

— Ne zaman?

— 17 Ekim'den önce.

Bir an sustu.

—Ve yanında sen vardın.

Gözlerim büyüdü.

— Ben mi?

Eylül başını salladı.

— Ama o gün sana mert diye hitap etmedi.

Odadaki sessizlik yeniden çöktü.

— Bana ne dedi?

Eylül gözlerimin içine baktı.

— K.

Bir an nefesimi tuttum.

Çünkü ilk kez...

K'nın yalnızca bir isim olmadığını değil, benim geçmişimde başka bir anlam taşıdığını hissettim.

Tam konuşacakken kapının altından küçük bir kâğıt içeri itildi.

Eylül eğilip aldı.

Kâğıdı açtı.

Üzerinde tek bir cümle vardı:

"Mert'e, gerçeği anlatmayın.”

Altında ise 3 harf bulunuyordu.

D.Y
SAYFA 2
D.Y

İki harfe uzun süre baktım.

Sanki onları daha önce bir yerde görmüş gibiydim.

Ama nerede olduğunu hatırlayamıyordum.

— D.Y... diye fısıldadım.

Eylül kâğıdı elimden aldı.

— Sen bunu biliyormusun?

— Hayır

Cevabım hızlı çıkmıştı.

Belki de fazla hızlı.

Arda sessizce yanımıza yaklaştı.

Kâğıdı gördüğü anda yüzündeki ifade değişti.

— bunu nereden buldunuz?

Eylül ona baktı.

— Kapının altından geldi.

Arda kâğıdı eline aldı.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra kâğıdı çevirdi.

Arkasında başka bir şey olup olmadığını kontrol etti.

Yoktu.

— Arda?

Başını kaldırdı.

— Bu harfleri daha önce gördüm.

Kalbim hızlandı.

— Nerede?

Arda cevap vermeden önce kapıya baktı.

— Eski dosyalarda.

— Hangi dosyalarda?

— 17 Ekim dosyalarında.

O an içimde bir şey kıpırdadı.

— D. Y. ne demek?

Arda sustu.

Eylül ona doğru bir adım attı.

— Arda, artık saklama.

Arda gözlerini kapattı.

— “D. Y.” bir kişinin baş harfleri değil.

Şaşkınlıkla baktım.

— Ne o zaman?

Arda kâğıdı masaya bıraktı.

— Bir kayıt kodu.

— Neyin kaydı?

Arda'nın cevabı gecikti.

— Mert'in.

O an odadaki hava değişti.

— Benim mi?

— Evet.

— Ne kaydı?

Arda bana bakmadı.

Eylül ise doğrudan gözlerimin içine baktı.

— Belki de senin hatırlamadığın gecelerin.

Bir anda başım zonkladı.

Duvarlar bulanıklaştı.

Karanlık bir oda...

Bir masa...

Üzerinde aynı harfler.

D. Y.

Ve önümde duran bir kayıt cihazı.

Kendi sesimi duydum.

— Eğer bunu bir gün dinliyorsam...

Sesim titriyordu.

— ...demek ki yine unuttum.

Görüntü bir anda kesildi.

Gözlerimi açtığımda Eylül yanımdaydı.

— Mert!

Elimi alnıma götürdüm.

— Bir kayıt gördüm.

Arda hemen sordu:

— Ne söyledin?

Başımı kaldırdım.

— “Yine unuttum” dedim.

Arda'nın yüzü gerildi.

— Demek kayıt hâlâ sende.

— Hangi kayıt?

Arda cevap vermedi.

Tam o sırada kapının dışından bir ses geldi.

Üç kez vuruldu.

Tak.

Tak.

Tak.

Hepimiz kapıya baktık.

Sonra dışarıdan bir erkek sesi duyuldu.

— Mert...

Nefesimi tuttum.

Ses tekrar geldi.

— D. Y. kaydını arıyorsan, yanlış yerde arıyorsun.

Arda kapıya doğru yürüdü.

— Kimsin?

Sessizlik.

Sonra cevap geldi:

— Bunu Mert'e sorun.

Kalbim hızlandı.

Çünkü ses...

Bana yabancı değildi.

Ben o sesi daha önce duymuştum.

Ama nerede?

Hatırlamaya çalıştığım anda kapının altından ikinci bir kâğıt içeri bırakıldı.

Eylül eğilip aldı.

Kâğıdı açtı.

Bu kez yalnızca bir cümle vardı:

“D. Y. kaydının son cümlesini hatırlarsan, Deniz'in kim olduğunu da hatırlayacaksın.”
SAYFA 3
'D.Y kaydının son cümlesini hatırlarsan, Deniz'in kim olduğunu hatırlayacaksın.”

kağıdı elimde sıktım.

Son cümle...

Bu kelimeler zihnimde dönüp duruyordu.

Bir kayıt vardı .

Benim sesim vardı.

Ve o kaydın son cümlesi Deniz'le ilgiliydi.

Ama neden hatırlamıyordum?

Eylül yanıma geldi.

-Mert, Az önce ne gördün?

-Bir oda.

-Başka?

-Bir kayıt cihazı.

Arda hemen sordu:

-Nerede?

Gözlerimi kapattım.

Görüntüyü yeniden yakalamaya çalıştım.

-Eski bir masa vardı.

-başka?

-Pencere.

Bir an durdum.

Sonra aklıma bir ayrıntı geldi.

-Pencerenin yanında bir fotoğraf vardı.

Eylül'ün yüz ifadesi değişti.

-Nasıl bir fotoğraf?

-Üç kişi.

-Kim?

Başımı kaldırdım.

-ben...

Sesim kesildi.

-Eylül...

Sonra Arda'yı hatırladım.

Ama üçüncü kişi...

Yüzü bulanıktı.

-Deniz mi?

Başımı salladım.

-Hayır.

-O zaman kim?

Cevap vermek istedim.

Ama bir anda başım yeniden ağrımaya başladı.

Kısa bir görüntü geldi.

Fotoğraftaki üçüncü kişi bana doğru dönüyordu.

Yüzünü göremiyordum.

Ama elindeki siyah defteri gördüm.

Defterin üzerinde tek bir harf vardı.

K.

Gözlerimi açtım.

Eylül kolumdan Tuttu.

-Mert!

-İyiyim.

Arda bana dikkatli baktı.

-Üçüncü kişiyi gördün mü?

-Yüzünü değil.

-Peki ne gördün?

-K'nin defterini.

Arda sustu.

Eylül ise yavaşça konuştu:

Belkide K sandığımız kişi değildir.

Ona baktım

-Ne

demek istiyorsun?

-Belki K'nin defteri, birine ait değil.

-Kime ait?

Eylül cevap vermeden önce kapıya baktı.

Sonra Kağıdı masanın üzerine bıraktı.

-Bence bunu öğrenmenin bir yolu var.

-Ne?

-D.Y'nin kaydını bulmak.

Arda başını salladı.

-Kayıt odası hala duruyor.

-İkimizde ona döndük.

-Nerede? diye sordu.

Arda birkaç saniye sustu.

-Deniz'in eski evinin altında.

Kalbim hızlandı.

Deniz'in evi.

Yine aynı yer.

Yine aynı isim.

Ama bu kez içimde bir his vardı.

Sanki bütün cevaplar orada değildi.

Sanki biri...

Bizi özellikle oraya götürüyordu.

Tam çıkacakken masanın üzerindeki ses kaydı çalıştı.

Cızırtıdan sonra bir ses duyukdu.

benim sesim.

-Eğer bunu dinliyorsan...

kısa bir sessizlik...

Sonra:

-Deniz'e güvenme.

Eylül bana baktı.

Kayıt devam etti.

Çünkü deniz...

Ses bir anda kesildi.
Ardından yalnızca bir tek kelime duyuldu.

'Ben'

Kayıt durdu.

Kimse konuşmadı.

çünkü hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk.

Deniz kimdi?

Ve daha önemlisi...

Ben onunla neden aynı kişiymişim gibi konuşuyordum?
SAYFA 4

Kayıt cihazı sustu.

Ama son kelime zihnimde hâlâ yankılanıyordu.

“Ben.”

— Bu ne demek? diye fısıldadım.

Arda cihazı eline aldı.

— Kayıt burada kesilmiş.

— Hayır.

Başımı salladım.

— Kesilmedi.

Eylül bana baktı.

— Nereden biliyorsun?

— Çünkü o cümleyi tamamlayacaktım.

İkisi de sustu.

— Nasıl?

Gözlerimi kapattım.

Sesim içimden geliyordu.

— “Deniz... benim.”

Eylül'ün yüzü değişti.

Arda bir adım geri çekildi.

— Mert...

— Hayır, bekle.

Zihnimdeki parçaları birleştirmeye çalıştım.

— Deniz'in benimle bağlantısı var. Bunu artık biliyorum.

Eylül sessizce sordu:

— Ama nasıl?

— Bilmiyorum.

Tam o sırada cebimdeki telefon titredi.

Yeni bir mesaj.

“SONUNDA HATIRLAMAYA BAŞLADIN.”

Mesajın altında bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafı açtım.

Eski bir oda.

Duvarında büyük bir ayna.

Aynanın önünde iki kişi duruyordu.

Biri bendim.

Diğeri...

Yüzü görünmeyen biriydi.

Fotoğrafın arkasında tek bir tarih yazıyordu:

16 EKİM.

Arda fotoğrafı görünce nefesini tuttu.

— Bu fotoğrafı daha önce gördüm.

— Nerede?

— 17 Ekim dosyasında.

Eylül fotoğrafı aldı.

— Ama burada bir şey farklı.

— Ne?

Parmağıyla aynayı gösterdi.

— Fotoğrafta iki kişi var.

— Evet.

— Ama aynada...

Sustu.

Fotoğrafa daha dikkatli baktım.

Aynadaki yansımalarda üç kişi vardı.

Ben.

Yüzünü göremediğim kişi.

Ve...

Deniz.

Geri çekildim.

— Bu mümkün değil.

Eylül fotoğrafı çevirdi.

Arkasında yeni bir cümle vardı:

“Üçüncü kişi aynada değil. Mert'in içinde.”

O an odadaki sessizlik ağırlaştı.

Arda başını eğdi.

— Artık sana söylemem gereken bir şey var.

— Neymiş?

— 17 Ekim gecesi seni yalnız bırakmadık.

— Ne yaptınız?

Arda cevap vermeden önce Eylül'e baktı.

Eylül başını yavaşça salladı.

Arda devam etti:

— Seni bir yere götürdük.

— Nereye?

Arda'nın cevabı tek kelimeydi.

— Kayıt odasına.

İçimde bir ürperti dolaştı.

— Neden?

Arda gözlerini benden kaçırdı.

— Çünkü o gece ilk kez...

Durdu.

— Deniz senin yerine konuşmaya başladı.
SAYFA 5
— Deniz senin yerine konuşmaya başladı.

Arda'nın cümlesi odada asılı kaldı.

— Ne demek bu?

Arda cevap vermedi.

Eylül bana baktı.

Gözlerinde saklamaya çalıştığı bir korku vardı.

— Mert...

— Bana bak.

Eylül gözlerini kaldırdı.

— O gece ne oldu?

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra yavaşça konuştu.

— Seni kayıt odasına götürdüğümüzde... çok farklıydın.

— Nasıl?

— Bizi tanımıyordun.

Kaşlarımı çattım.

— Bu imkânsız.

— Değildi.

Eylül'ün sesi titredi.

— Arda sana adını söyledi. Sen ona baktın ve...

Durdu.

— “Ben Mert değilim,” dedin.

İçimde bir şey koptu.

Bir anda başımın içinde kısa bir görüntü belirdi.

Beyaz bir ışık.

Metal bir masa.

Bir kayıt cihazı.

Ve karşımdaki Eylül.

Ama yüzüme baktığında korkuyordu.

Sonra kendi sesimi duydum:

— Deniz burada.

Gözlerimi açtım.

Nefesim hızlanmıştı.

— Ben bunu hatırlıyorum.

Arda hemen yaklaştı.

— Ne hatırlıyorsun?

— Eylül'ün orada olduğunu.

Eylül'ün gözleri doldu.

— Başka?

Başımı tuttum.

— Sen de vardın.

Arda sustu.

— Ve...

Bir görüntü daha geldi.

Kapının yanında siyah bir defter.

Defterin üzerinde tek bir harf:

K.

Sonra bir ses.

Benim sesim.

Ama benim gibi değildi.

— Eylül'e gerçeği söyleme.

Görüntü bir anda kayboldu.

— Mert?

Eylül koluma dokundu.

Geri çekilmedim.

Aksine elini tuttum.

— Eylül...

— Buradayım.

— O gece bana bir şey oldu.

— Biliyorum.

— Ama sen biliyordun.

Eylül cevap vermedi.

Arda araya girdi.

— Eylül bilmek zorundaydı.

Ona döndüm.

— Neden?

Arda'nın yüzü ciddileşti.

— Çünkü seni oradan çıkarabilecek tek kişi oydu.

— Avukat olduğu için mi?

— Hayır.

Arda masanın üzerindeki eski dosyayı açtı.

İçinden küçük bir kâğıt çıkardı.

Kâğıdı bana uzattı.

Üzerinde benim el yazım vardı:

“Eylül bana inanırsa, Deniz kaybolacak.”

Kâğıdı elimden düşürdüm.

— Ben bunu neden yazdım?

Arda cevap vermedi.

Eylül ise çok sessiz bir şekilde konuştu:

— Çünkü o gece Deniz'in kaybolmasını istemedin.

— Peki şimdi?

Eylül gözlerimin içine baktı.

— Şimdi Deniz geri döndü.

Tam o anda kayıt cihazı yeniden çalıştı.

Bu kez kimse dokunmamıştı.

Cızırtının ardından tek bir cümle duyuldu:

- “Mert, Eylül'e güveniyorsan... aynaya bak.”
SAYFA 6

'Mert Eylül'e güveniyorsan... aynaya bak.'

Kayıt sustu.

Odaya yine sessizlik çöktü.

Yavaşça yüzümü kaldırdım.

Karşımdaki aynaya baktım.

Önce kendi yansımamı gördüm,

İlk Arda'yı

Sonra Eylül'ü

Ama birkaç saniye sonra...

Bir şey fark ettim.

Aynadaki ben, benimle aynı anda haraket etmiyordu.

Başımı sağa çevirdim.

Yansımam birkaç saniye sonra döndü.

Kalbim hızlandı.

-Sizde gördünüz mü?

Eylül aynaya yaklaştı.

-Mert...

-Bana bakma. Aynaya bak.

Eylül sustu.

Arda'da yanımıza geldi.

Üçümüzde aynı anda aynaya baktık.

Bu kez yansıma normaldi.

-Az önce haraket etmedi dedim.

Arda başını salladı.

-Emin misin?

-Evet.

Eylül aynanın kenarına dokundu.

Parmaklarının altında küçük bir çizgi vardı.

-Burda birşey var.

Aynayı biraz daha yana itti.

Arkasında küçük, gizli bir bölme çıktı.

İçinden siyah bir zarf çıktı.

Üzerinde sadece isim yazıyordu.

MERT.

Zarfı açtım.

içinden bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta çocukluk halim vardı.

Yanımda başka bir çoçuk duruyordu.

Yüzünü görünce nefesim kesildi.

-Deniz...

Eylül fotoğrafı elimden aldı.

-Bu sen misin?

-Evet.

-Yanındaki?

Cevap vermedim.

çünkü onu tanıyorum.

Ama nerede hatırladığımı tanımıyordum.

Fotoğrafın arkasını çevirdim.

Tek cümle vardı:

“Çocukken tanıştığın Deniz, sandığın kişi değildi.”

Arda fotoğrafa baktı.

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra:

-Mert...

-Ne?

-O çocuk deniz değil.

Başımı kaldırdım.

-Ne?

Arda fotoğrafın köşesindeki tarihi gösterdi.

12 MAYIS 2010.

-Deniz o tarihte bu şehirde değildi.

o an içimde yerinden birşey oynadı.

-o zaman yanımdaki kim?

Arda cevap vermedi.

Eylül fotoğrafı tekrar eline aldı.

Fotoğrafta daha önce görmediğimiz birşey olmuştu.

Mürekkep solmuştu.

Ama okunabiliyordu.

"Onu deniz diye çağırdılar."

Eylül fısıldadı:

-Demek adı deniz değildi.

Ben fotoğrafa bakmaya devam ettim.

Çocuğun yüzüne.

Gözlerine.

Ve sonunda hatırladım.

O çocuk bana birşey söylemişti.

Yıllar önce.

Unuttğumu sandığım bir cümle.

Dudaklarım istemsizce haraket etti.

-"Bir gün beni unutursan.."

Eylül bana baktı.

-Sonrası?

Gözlerimi fotoğraftan ayırmadan tamamladım.

-"Ben senin yerine hatırlayacağım."

Arda'nın yüzü bir anda değişti.

-Mert...

-Ne?

Arda'nın sesi değişti.

-Çünkü o cümleyi san söyleyen kişi deniz değildi.

Durdu.

-Deniz değildi.

SAYFA 7

— Deniz değildi.

Arda'nın söylediği iki kelime, kafamın içinde dönüp duruyordu.

— O zaman kimdi?

Arda cevap vermedi.

Eylül ona baktı.

— Arda, artık saklayamazsın.

— Sakladığım şey sadece Mert'i ilgilendirmiyor.

— Beni de ilgilendiriyor.

Eylül'ün sesi ilk kez bu kadar sert çıkmıştı.

Arda gözlerini kapattı.

— Tamam.

Masaya oturdu.

— 17 Ekim'den önce hepinizin bildiği bir gerçek vardı.

— Hepimiz?

— Sen, Eylül, ben...

Durdu.

— Ve o çocuk.

Fotoğrafa baktım.

— Adı neydi?

Arda sustu.

— Adını söyle.

— Kaan.

İsim ağzından çıktığı anda içimde bir kapı açıldı.

Karanlık bir koridor.

Bir çocuk sesi.

Bir kapı numarası.

17.

Sonra ben.

Çocuğun karşısında duruyordum.

— Kaan, demiştim.

Çocuk bana gülümsemişti.

— Beni artık Deniz diye çağır.

Görüntü kayboldu.

Nefesimi tuttum.

— Hatırladım.

Eylül hemen yanıma geldi.

— Ne hatırladın?

— Onun adı Kaan'dı.

Arda başını salladı.

— Evet.

— Peki neden Deniz oldu?

Bu kez Eylül cevap verdi.

— Çünkü Deniz onun gerçek adı değildi.

— Bunu zaten söylediniz.

— Hayır, Mert.

Eylül gözlerimin içine baktı.

— Deniz bir insanın adı değildi.

O an odadaki hava değişti.

— Ne demek istiyorsun?

Eylül yavaşça konuştu:

— Deniz bir kimlikti.

Sessizlik.

— Kaan'ın kullandığı bir kimlik.

Arda dosyadan başka bir belge çıkardı.

Üzerinde büyük harflerle:

DENİZ — DOSYA 17

yazıyordu.

Dosyayı açtım.

İlk sayfada bir fotoğraf vardı.

Kaan.

İkinci sayfada başka bir fotoğraf.

Ben.

Üçüncü sayfada ise...

Eylül.

Ama fotoğrafın tarihi beni asıl şaşırtan şeydi.

11 MAYIS 2010.

— Eylül...

Fotoğrafı ona uzattım.

— Sen onu çocukken tanıyor muydun?

Eylül fotoğrafa baktı.

Yüzündeki ifade değişti.

— Hayır.

Arda hemen araya girdi.

— Eylül o fotoğrafı hiç görmedi.

— O zaman neden burada?

Kimse cevap vermedi.

Dosyanın son sayfasını çevirdim.

Tek bir cümle vardı:

“Üç çocuk aynı gün tanıştı. Sadece biri ne olduğunu hatırlamadı.”

Boğazım düğümlendi.

— Üç çocuk...

Fotoğraflara baktım.

Ben.

Kaan.

Eylül.

Sonra zihnimde bir görüntü daha belirdi.

Üçümüz bir odadaydık.

Kaan bize bakıyordu.

Elinde siyah bir defter vardı.

Ve bana şöyle diyordu:

— “Mert, yarın beni hatırlamayacaksın.”

Başımı kaldırdım.

— Yarın...

Eylül fısıldadı:

— 12 Mayıs.

Arda ayağa kalktı.

— O gün her şey başladı.

Tam o sırada dosyanın arasından küçük bir kâğıt yere düştü.

Üzerinde tek bir cümle vardı:

“Kaan'ı hatırladıysan, şimdi kendini hatırlamaya hazırsın.”
SAYFA 8

Kâğıdı elimde uzun süre tuttum.

“Kaan hatırladıysan, şimdi kendini hatırlamaya hazırsın.”

Cümle basit görünüyordu.

Ama içimde bıraktığı his hiç basit değildi.

— Kendimi hatırlamak...

Eylül yanıma yaklaştı.

— Mert, acele etme.

— Hayır.

Başımı kaldırdım.

— Yıllardır bana ne olduğunu bilmeden yaşıyorum. Şimdi hatırlamaya başladım.

Arda dosyayı kapatmak istedi.

Elini tuttum.

— Hayır.

— Mert...

— Bu kez hiçbir şeyi kapatmayacağız.

Arda elini çekti.

Dosyanın son sayfasına tekrar baktım.

Sayfanın altında küçük bir tarih vardı.

12 MAYIS 2010.

Tarihin hemen altında ise bir adres.

Eylül okudu.

— Eski çocuk kliniği.

Arda'nın yüzü bir anda değişti.

— Oraya gidemeyiz.

— Neden?

— Çünkü o bina yıllar önce kapatıldı.

— Bu, orada hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez.

Arda cevap vermedi.

Eylül bana baktı.

— Gitmek istiyorsun.

— Evet.

— Ben de geleceğim.

Arda derin bir nefes aldı.

— O zaman üçünüz değil...

Durdu.

— İkimiz gideceğiz.

Kaşlarımı çattım.

— Sen gelmiyor musun?

Arda başını iki yana salladı.

— Ben oraya en son gittiğimde Kaan'ı gördüm.

— Ve?

Arda'nın sesi alçaldı.

— Bir daha onu görmemem gerekiyordu.

Tam kapıya yönelmiştik ki telefonum çaldı.

Bilinmeyen numara.

Açtım.

Karşıdan birkaç saniye boyunca sadece sessizlik geldi.

— Kimsin?

Cevap yoktu.

Sonra çok tanıdık bir ses duyuldu.

— Mert.

Donup kaldım.

Bu sesi tanıyordum.

Ama kim olduğunu çıkaramıyordum.

— Deniz?

Karşı taraf kısa bir kahkaha attı.

— Hâlâ bana Deniz diyorsun.

Eylül bana baktı.

Telefonu hoparlöre aldım.

Ses devam etti:

— Çocuk kliniğine gitme.

Arda bir anda ayağa kalktı.

— Telefonu kapat!

Ama geç kalmıştı.

— Çünkü orada aradığınız şey...

Kısa bir sessizlik.

— Kaan değil.

Telefon kapandı.

Odaya ağır bir sessizlik çöktü.

Eylül fısıldadı:

— Peki ne var orada?

Telefon ekranına baktım.

Yeni bir mesaj gelmişti.

“12 MAYIS'I HATIRLARSAN, 17 EKİM'İ DEĞİŞTİRECEKSİN.”

Mesajın altında bir fotoğraf vardı.

Fotoğraftaki bina...

Eski çocuk kliniğiydi.

Ama fotoğraf yeni çekilmişti.

Çünkü binanın önünde biri duruyordu.

Yüzünü göremiyordum.

Elinde ise...

K'nın siyah defteri vardı.
SAYFA 9

Fotoğrafa tekrar baktım.

Binanın önündeki kişi hâlâ oradaydı.

Yüzü görünmüyordu.

Ama elindeki siyah defteri tanıyordum.

K'nın defteri.

— Bu fotoğrafı kim gönderdi? diye sordu Eylül.

— Bilmiyorum.

Arda telefonu elimden aldı.

Ekrana birkaç saniye baktı.

— Fotoğrafın konum bilgisi silinmiş.

— Yani?

— Bunu gönderen kişi orada olduğunu özellikle gizlemiş.

Eylül bana döndü.

— Gitmemeliyiz.

— Gitmeliyiz.

— Mert...

— Çünkü biri bizi oraya çağırıyor.

Arda başını kaldırdı.

— Belki de tuzağa çekiyor.

— O zaman neden K'nın defterini göstersin?

Kimse cevap vermedi.

Telefonum yeniden titredi.

Bu kez mesaj yoktu.

Bir ses kaydı gelmişti.

Dosyanın adı:

12_MAYIS_2010

Kaydı açtım.

Önce çocuk sesleri duyuldu.

Uzakta bir kapı kapanıyordu.

Sonra küçük bir çocuğun sesi:

— Mert, söz verdin.

Nefesim kesildi.

Eylül yanıma yaklaştı.

— Bu senin sesin mi?

— Hayır.

Kayıt devam etti.

Başka bir çocuk konuştu:

— Eğer beni unutursan, Deniz'i hatırla.

Ardından benim çocukluk sesim duyuldu:

— Peki Deniz kim?

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra cevap geldi:

— Deniz sensin.

Kayıt aniden kesildi.

Telefon elimden kayacak gibi oldu.

— Bu...

Eylül bana baktı.

— Mert?

Başımı kaldırdım.

— Çocukken biri bana Deniz'in bir kişi olmadığını söylemiş.

Arda'nın yüzü bembeyaz olmuştu.

— Hayır.

— Ne?

Arda telefonu tekrar eline aldı.

— Kaydı tekrar dinlet.

Açtım.

Aynı ses.

Aynı cümle.

Ama Arda bu kez kaydın sonuna kadar bekledi.

Kayıt bittikten sonra telefonu masaya bıraktı.

— Bir saniye.

— Ne oldu?

Arda kaydın süresini gösterdi.

00:17

Eylül fısıldadı:

— 17...

Arda başını salladı.

— Evet.

Ben ise fotoğrafa tekrar baktım.

Çocuk kliniğinin önündeki kişi hâlâ siyah defteri tutuyordu.

Bu kez fotoğrafı yakınlaştırdım.

Defterin kapağında küçük bir yazı vardı.

M.E.

Eylül bunu görünce dondu.

— Mert...

— Ne?

— O defter K'nın değildi.

Arda da fotoğrafa baktı.

Sonra sessizce söyledi:

— M.E.

Bir an kimse konuşmadı.

Çünkü bu harfleri daha önce de görmüştük.

Mert.

Eylül.

Ama defterin kapağında başka bir şey daha vardı.

Küçük bir tarih:

18 EKİM.

Ve altında tek cümle:

“Bu kez hatırlayan kişi Mert olmayacak."

SAYFA 10

“Bu kez hatırlayan kişi Mert olmayacak.”

Cümleyi tekrar okudum.

Sonra Eylül'e baktım.

— Bu ne demek?

Eylül cevap vermedi.

— Eylül.

Gözlerini kapattı.

— Mert...

— Söyle.

— Eğer bu not doğruysa...

Sustu.

— Ne?

— Hatırlaması gereken kişi benim.

İçimde garip bir sessizlik oluştu.

— Sen mi?

Eylül başını salladı.

— 18 Ekim'de ne olduğunu ben hatırlıyorum.

Arda hemen itiraz etti.

— Hayır. Hatırladığını düşündüğün şey gerçek olmayabilir.

Eylül ona döndü.

— O zaman neden bazı geceler aynı rüyayı görüyorum?

Arda sustu.

— Nasıl bir rüya?

Eylül bana baktı.

— Eski bir koridor.

Bir an durdu.

— 17 numaralı kapı.

Sonra sesi daha da alçaldı.

— Ve kapının önünde sen varsın.

— Ben ne yapıyorum?

— Bana bir şey söylüyorsun.

— Ne?

Eylül gözlerini benden kaçırdı.

— “Beni içeri alma.”

O an başımın içinde keskin bir ağrı hissettim.

Duvara yaslandım.

Bir görüntü geldi.

Eylül kapının önündeydi.

Ben içerideydim.

Kapıyı kapatmaya çalışıyordum.

Ama Eylül bana bakıp:

— Mert, beni bırakma.

diyordu.

Sonra arkamdan başka bir ses geldi.

— Onu bırak.

Başımı çevirdim.

Karanlıkta biri duruyordu.

Yüzünü göremiyordum.

Ama sesini tanıyordum.

Kaan.

Görüntü bir anda kayboldu.

— Mert!

Eylül kolumdan tuttu.

Gözlerimi açtım.

— Kaan oradaydı.

Arda'nın yüzü gerildi.

— Emin misin?

— Evet.

— Peki sana ne söyledi?

Bir süre düşündüm.

Sonra hatırladım.

— “Deniz'i bulmak istiyorsan, önce Eylül'ün hatırlamasına izin ver.”

Eylül dondu.

— Benim hatırlamam...

Cümlesini tamamlayamadı.

Telefonum yeniden titredi.

Bu kez ekranda sadece tek bir kelime vardı:

“HAZIR.”

Ardından ikinci mesaj geldi.

“KLİNİĞE GELİN.”

Eylül telefon ekranına baktı.

— Kim gönderiyor bunları?

Arda silahına uzandı.

— Bilmiyorum.

Ben kapıya yöneldim.

— Öğreneceğiz.

Eylül peşimden geldi.

Ama tam kapıdan çıkarken durdu.

— Mert.

— Ne?

— Eğer orada geçmişimizle ilgili bir şey bulursak...

Bana baktı.

— Bu kez bana hiçbir şey saklama.

Başımı salladım.

— Söz.

Kapıyı açtım.

Koridor boştu.

Ama yerde küçük, siyah bir defter duruyordu.

Eğilip aldım.

Kapağında tek bir harf vardı:

D.

İlk sayfayı açtım.

Tek bir cümle yazıyordu:

“Klinikte aradığınız kişi Deniz değil.”

Sayfayı çevirdim.

İkinci cümle daha kısaydı:

“Aradığınız kişi Mert.”
SAYFA 11

“Aradığınız kişi Mert.”

Cümleye uzun süre baktım.

— Bu ne demek?

Eylül defteri elimden aldı.

Sayfayı çevirdi.

Boştu.

Bir sonraki sayfa da.

Sonra...

Son sayfada tek bir tarih vardı.

17 EKİM.

Altında ise bir saat:

23.17

Arda saati görünce dondu.

— Bu saati biliyorum.

— Nereden?

— 17 Ekim gecesindeki kamera kayıtlarında aynı saat vardı.

Eylül başını kaldırdı.

— O saatte ne olmuştu?

Arda cevap vermedi.

— Arda.

— Kamera tam o anda kapanmıştı.

İçimdeki huzursuzluk büyüdü.

— Neden?

— Çünkü kayıt odasına biri girdi.

— Kim?

Arda bana baktı.

— Sen.

Sessizlik.

— Ben mi?

— Evet.

— Tek başıma mı?

Arda başını iki yana salladı.

— Hayır.

Eylül'ün yüzü değişti.

— Ben de oradaydım.

Arda ona baktı.

— Sen bunu nasıl hatırlıyorsun?

Eylül birkaç saniye sustu.

Sonra:

— Çünkü o gece Mert'in yanında ben vardım.

Kalbim hızlandı.

— Peki üçüncü kişi?

Arda cevap vermedi.

Defteri tekrar açtım.

Bu kez sayfanın üzerinde yeni bir yazı vardı.

“Üçüncü kişiyi soruyorsan, aynaya bak.”

Yavaşça başımı kaldırdım.

Karşımızdaki aynaya baktım.

Ben vardım.

Eylül vardı.

Arda vardı.

Ama arkamızda...

Bir gölge duruyordu.

Bir an nefesimi tuttum.

Arkamı döndüm.

Kimse yoktu.

Tekrar aynaya baktım.

Gölge hâlâ oradaydı.

Eylül de gördü.

— Mert...

— Sen de görüyorsun.

Arda aynaya yaklaştı.

— Bu mümkün değil.

Gölge bir adım attı.

Yüzü hâlâ görünmüyordu.

Elindeki şey ise açıktı.

Siyah defter.

Sonra aynanın üzerinde buğuyla bir yazı oluştu.

Harf harf.

DENİZ'İ ARAMA.

Bir saniye sonra ikinci cümle belirdi:

ÇÜNKÜ DENİZ SENİ ARIYOR.

Eylül geri çekildi.

Ben ise aynaya yaklaşmaya devam ettim.

Gölgenin yüzünü görmek istiyordum.

Tam elimi aynaya uzattığım anda...

Telefonum çaldı.

Ekranda arayan kişinin adı yazıyordu:

MERT.

Kendi numaram beni arıyordu.
SAYFA 12

Telefonum hâlâ çalıyordu.

Ekranda kendi adım vardı.

MERT.

Kimse konuşmuyordu.

Eylül yavaşça yanıma geldi.

— Açma.

Arda da başını salladı.

— Kesinlikle açma.

Ama ben parmağımı ekrana götürdüm.

Aramayı açtım.

— Alo?

Karşıdan nefes sesi geldi.

Sonra...

Kendi sesimi duydum.

— Mert, sonunda açtın.

Elim titredi.

— Kimsin?

Kısa bir sessizlik.

— Bunu gerçekten sormak zorunda mısın?

Eylül telefonun hoparlörüne baktı.

— Bu senin sesin.

— Biliyorum.

Karşıdaki ses güldü.

— Çünkü ben zaten sendim.

Arda telefonu elimden almak istedi.

Ama ses devam etti:

— Arda, sakın.

Arda dondu.

— Beni nereden tanıyorsun?

— Seni Mert'ten daha uzun zamandır tanıyorum.

Sonra ses Eylül'e döndü.

— Eylül...

Eylül'ün yüzü gerildi.

— Sen kimsin?

— Beni hatırlıyorsun.

— Hayır.

— Hatırlayacaksın.

Telefon kapandı.

Odadaki sessizlik bu kez daha ağırdı.

Eylül bana baktı.

— Mert...

— Duydum.

— Hayır.

Başını iki yana salladı.

— Sesi duyduğum anda...

Durdu.

— Bir şeyi hatırladım.

Arda hemen sordu:

— Neyi?

Eylül gözlerini kapattı.

— 18 Ekim gecesini.

İçimde bir şey sıkıştı.

— Ne oldu?

Eylül bana baktı.

Bu kez gözlerinde korku yoktu.

Sadece şaşkınlık vardı.

— O gece seni bulduğumda...

Sustu.

— Sen bana “Deniz benim” demedin.

— Ne dedim?

Eylül'ün sesi fısıltıya dönüştü.

— “Deniz bendim.”

Bir anda her şey sustu.

Aynaya baktım.

Az önce gördüğümüz gölge yoktu.

Ama aynanın üzerinde yeni bir yazı vardı.

“BÖLÜM 8'DE GERÇEK BAŞLAYACAK.”

Altında ise daha küçük bir cümle:

“Mert'in hatırladığı kişi Deniz değil.”

Gözlerimi aynadan ayırmadım.

Çünkü ilk kez anladım.

Biz bütün bu zaman boyunca Deniz'i aramıyorduk.

Deniz bizi yönlendiriyordu.

Ve belki de...

Onu arayan kişi ben değildim.

O, beni buluyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.