11. bölüm / 12
KARA İZLERBÖLÜM 10- SONUN BAŞLANGICI
Bölümler 12Şu an: BÖLÜM 10- SONUN BAŞLANGICI
- 1 GİRİŞ80 kelime
- 2 BÖLÜM 1-SESSİZLİK2.956 kelime
- 3 BÖLÜM 2-KAYIP GECE3.430 kelime
- 4 BÖLÜM 3- DÖRDÜNCÜ GÖLGE3.587 kelime
- 5 BÖLÜM 4- İKİNCİ SESSİZLİK5.568 kelime
- 6 BÖLÜM 5- AYNADAKİ DÖRDÜNCÜ KİŞİ4.438 kelime
- 7 BÖLÜM 6- DENİZ'İN GERÇEĞİ3.868 kelime
- 8 BÖLÜM 7- KAYIP KAYIT1.965 kelime
- 9 BÖLÜM 8-ESKİ EV1.875 kelime
- 10 BÖLÜM 9- SON GECE2.045 kelime
- 11 BÖLÜM 10- SONUN BAŞLANGICI2.587 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 TEŞEKKÜR318 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SAYFA 1
Kaan'ın kaydı bittikten sonra odada uzun süre kimse konuşmadı.
Kasetçaların kırmızı ışığı hâlâ yanıyordu.
Aynadaki kişi ise kaybolmuştu.
Sadece üçümüzün yansıması kalmıştı.
Ben.
Eylül.
Arda.
Ama artık üç kişilik bir yansımaya bile güvenemiyordum.
Eylül yanıma geldi.
— Mert...
Elimi aynaya doğru uzattım.
Soğuktu.
Normal bir aynaydı.
Ama biraz önce gördüğüm şey normal değildi.
Arda kayıt cihazını aldı.
— Bunu buradan götürüyoruz.
— Hayır.
Arda bana baktı.
— Neden?
— Çünkü Kaan bunun burada kalmasını istedi.
— Kaan'ın ne istediğini nereden biliyorsun?
Cevap veremedim.
Çünkü bilmiyordum.
Sadece içimde bir his vardı.
Sanki biri bütün bu olayları yıllardır benim için hazırlıyordu.
Ve ben sonunda onun istediği yere gelmiştim.
Eylül masanın üzerindeki eski dosyayı aldı.
— Burada başka bir şey var.
Dosyanın içinde tek bir sayfa vardı.
Üzerinde büyük harflerle:
“SON KAYIT — MERT YALIN.”
Altında ise bir tarih.
21 EKİM 2010.
Kaşlarımı çattım.
— Yarın...
Arda saate baktı.
Gece yarısını geçmişti.
— Tarih değişti bile.
Sayfayı çevirdim.
Arkasında tek bir cümle vardı.
“Mert hatırlarsa, oyun bitecek.”
Bir an durdum.
Sonra altındaki küçük yazıyı gördüm.
“Ama Mert hatırlarsa, Deniz başlayacak.”
SAYFA 2
Eylül sayfayı elimden aldı.
— “Deniz başlayacak” ne demek?
— Bilmiyorum.
Arda odanın içinde dolaşmaya başladı.
— Kaan'ın bütün kayıtlarını birleştirmemiz gerekiyor.
— Hepsini nereden bulacağız?
Arda bana baktı.
— Bir tanesi sende.
— Nerede?
— Hatırlamıyorsun.
Bu kelimeden nefret etmeye başlamıştım.
Hatırlamıyorsun.
Sanki hayatım boyunca biri benim yerime yaşamıştı.
Sanki geçmişim bana ait değildi.
Eylül sessizce yanıma geldi.
— Mert.
— Ne?
— Bana bak.
Baktım.
— Her şeyi hatırlamak zorunda değilsin.
— Ama bilmek zorundayım.
— Neyi?
Bir süre sustu.
— O gece sana ne olduğunu.
Gözlerimi kaçırdım.
— Belki de bilmek istemiyorum.
Eylül başını salladı.
— O zaman neden hâlâ arıyorsun?
Bu soruya cevap veremedim.
Çünkü gerçekten bilmiyordum.
Belki gerçeği aramıyordum.
Belki kendimi arıyordum.
Arda aniden durdu.
— Bulduk.
— Neyi?
Telefonunu gösterdi.
Ekranda eski bir kayıt vardı.
21 EKİM 2010 — 03.14
Arda kaydı açtı.
Önce cızırtı duyuldu.
Sonra benim sesim.
— Eğer bunu dinliyorsanız...
Sesim titriyordu.
— ...demek ki plan başarısız oldu.
Kayıt birkaç saniye sustu.
Sonra fısıltıyla devam ettim:
— Çünkü ben hâlâ buradayım.
SAYFA 3
Kayıt devam etti.
— Beni dinleyen kişi kim olursa olsun... Eylül'e söylemeyin.
Eylül dondu.
— Bana neden söyleme?
Benim sesim:
— Çünkü Eylül gerçeği öğrenirse, beni durdurmak zorunda kalacak.
Arda bana baktı.
— Neyi durduracak?
Kayıt devam etti.
— Deniz'i değil.
Bir nefes sesi.
— Beni.
Kayıt kesildi.
Eylül'ün yüzü değişti.
— Mert...
— Ben bunu neden kaydettim?
Arda cevap verdi.
— Belki de sen kaydetmedin.
— Ses benim.
— Sesinin sana ait olması, kaydı senin yaptığın anlamına gelmez.
Bir anda odadaki bütün ışıklar söndü.
Eylül elimi tuttu.
— Mert.
— Buradayım.
Karanlığın içinden bir ses geldi.
— Hayır.
Arda silahını kaldırdı.
— Kim var?
Ses tekrar konuştu.
— Mert burada.
Kısa bir sessizlik.
— Ama siz onun yanında değilsiniz.
Kapı kendiliğinden açıldı.
Koridor boştu.
Ama yerde yeni bir zarf vardı.
Üzerinde:
“EYLÜL'E.”
Eylül zarfı açtı.
İçinden bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta çocuk hâlim vardı.
Yanımda Kaan.
Ve arkamızda...
Eylül.
Fotoğrafın tarihi:
12 MAYIS 2010.
Eylül fısıldadı:
— Ben o gün burada değildim.
Fotoğrafın arkasında ise:
“Hatırlamadığın için değildin.”
SAYFA 4
Eylül fotoğrafı çevirmeye devam etti.
Altında başka bir cümle vardı.
“Çünkü sen zaten onun yanındaydın.”
— Kimin? diye sordum.
Eylül cevap vermedi.
Arda fotoğrafı aldı.
— Bu fotoğrafın çekildiği yerde kimse olmamalıydı.
— Neden?
— Çünkü burası yıllar önce terk edildi.
Fotoğrafı inceledim.
Arka plandaki duvara baktım.
Bir şey fark ettim.
Duvarın üzerinde küçük bir sayı vardı.
17.
— Odaya gitmemiz gerekiyor.
Arda başını salladı.
— Zaten buradayız.
— Hayır.
Fotoğrafı gösterdim.
— Fotoğraftaki 17 başka.
Eylül bana baktı.
— Neresi?
Parmağımı duvarın arkasındaki küçük işarete götürdüm.
— Eski ev.
Hepimiz sustuk.
Çocukluğumun geçtiği ev.
Kaan'ın bulunduğu ev.
Deniz'in ilk kez ortaya çıktığı yer.
Ve babamın son kez hatırladığım yer.
Arda:
— Oraya dönmek istemiyorum.
— Ben istiyorum.
Eylül bana baktı.
— Bu kez ben de seninle geleceğim.
Arda başını salladı.
— Ben de.
Kapıya yöneldik.
Ama çıkmadan önce kasetçalar yeniden çalıştı.
Bu kez Kaan'ın sesi yoktu.
Başka bir erkek sesi vardı.
— Mert...
Durduk.
Ses devam etti.
— Eğer bu kaydı dinliyorsan, Kaan sana yalan söyledi.
Arda:
— Kim bu?
Ses:
— Deniz.
SAYFA 5
Kasetçalar sustu.
Eylül bana baktı.
— Deniz...
İlk kez bu ismi duyduğumda korkmuştum.
Şimdi ise daha kötü bir şey hissediyordum.
Tanıdıklık.
Sanki çok uzun zamandır onunla konuşuyordum.
Sadece kim olduğunu unutmuştum.
Kaset tekrar başladı.
— Mert, beni hatırlamaya çalışma.
Bir saniye sessizlik.
— Çünkü beni hatırlarsan, kimi unuttuğunu da hatırlayacaksın.
Kayıt kesildi.
Arda cihazı kapattı.
— Gidiyoruz.
Eski eve vardığımızda hava aydınlanmaya başlamıştı.
Kapıyı açtım.
İçerisi hâlâ aynıydı.
Tozlu.
Sessiz.
Geçmişin kokusuyla dolu.
Çocukluğumun odasına girdim.
Duvarın önünde durdum.
Bir şey hatırladım.
Küçükken yatağımın altında sakladığım bir kutu vardı.
Diz çöktüm.
Tahta zeminin altında küçük bir boşluk buldum.
Eylül yanıma geldi.
— Burada ne var?
Tahtayı kaldırdım.
Küçük bir kutu çıkardım.
Üzerinde ismim vardı.
MERT.
Ama bu kez kutunun üzerinde başka bir şey daha yazıyordu.
“AÇMA.”
Arda:
— Aç.
Kapağı kaldırdım.
İçinden eski bir anahtar çıktı.
Bir fotoğraf.
Ve küçük bir kâğıt.
Kâğıtta:
“İkinci seri burada başlayacak.”
Donup kaldım.
SAYFA 6
— Bu ne? dedi Eylül.
Kâğıdı elimde tuttum.
Altında başka bir yazı vardı.
“Birinci seri bittiğinde Mert her şeyi öğrendiğini sanacak.”
Arda kaşlarını çattı.
— Birinci seri?
Eylül bana baktı.
— Bunu kim yazdı?
Kâğıdı çevirdim.
Arkasında:
“Ama aslında yalnızca ilk kapıyı açmış olacak.”
İçimde tuhaf bir ürperti oluştu.
Anahtarı elime aldım.
Üzerinde sayı yoktu.
Sadece bir harf vardı.
D.
— Deniz.
Arda başını salladı.
— Belki.
Anahtarı cebime koydum.
Fotoğrafı açtım.
Bu kez fotoğrafta dört çocuk vardı.
Mert.
Kaan.
Eylül.
Ve yüzü çizilmiş bir çocuk.
Fotoğrafın arkasında:
“Dördüncü çocuk kim?”
Eylül fotoğrafa uzun süre baktı.
Sonra fısıldadı:
— Ben biliyorum.
Arda ve ben aynı anda ona döndük.
— Kim?
Eylül gözlerini kapattı.
— Onu görmüştüm.
— Nerede?
— Hastanede.
— Ne zaman?
Eylül cevap vermeden önce yüzü bembeyaz oldu.
— 17 Ekim gecesi.
O an her şey yeniden yerine oturuyor gibi oldu.
Ama sonra Eylül başka bir şey söyledi.
— Fakat o çocuk...
Sustu.
— ...Mert'e benziyordu.
SAYFA 7
Sessizlik.
Sadece saat sesi.
Tik.
Tak.
Tik.
Tak.
— Bana mı benziyordu? dedim.
Eylül başını salladı.
— Evet.
Arda:
— O zaman ikinci Mert meselesi gerçek.
— Belki de ikinci Mert yoktu, dedim.
Eylül bana baktı.
— Ne demek istiyorsun?
— Belki biz yıllardır yanlış kişiyi Mert sanıyoruz.
Bu cümleyi söylediğim anda içimde bir anı belirdi.
Bir oda.
İki sandalye.
Karşımda Kaan.
Yanımda babam.
Ve diğer sandalyede...
Ben.
Ama ben kendimi karşımdan izliyordum.
Kaan konuşuyordu.
— Hanginiz Mert?
Babam cevap vermiyordu.
Ben ise gülüyordum.
Sonra diğer ben başını kaldırdı.
— Ben.
Kaan korkmuş gibi geriye çekildi.
— Hayır.
Görüntü kayboldu.
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Eylül hemen yanıma geldi.
— Mert!
— İki kişiydik.
Arda:
— Ne?
Başımı kaldırdım.
— Çocukken iki Mert yoktu.
— O zaman ne vardı?
— Bir Mert...
Nefes aldım.
— ...ve onun hatırladığı başka biri vardı.
Eylül sessizce sordu:
— Deniz mi?
Başımı salladım.
— Hayır.
Cebimdeki anahtarı çıkardım.
Üzerindeki D harfine baktım.
— Deniz'den önce başka biri vardı.
SAYFA 8
Anahtarın ait olduğu yeri bulmak uzun sürmedi.
Çocukluk odamdaki eski dolabın arkasında küçük bir kilit vardı.
Anahtarı taktım.
Kapak açıldı.
İçeriden siyah bir defter çıktı.
Ama bu defter Kaan'ın defteri değildi.
İlk sayfasında tek bir isim vardı.
DENİZ.
Altında:
“GERÇEK KAYIT.”
Defteri açtım.
İlk sayfada:
“Deniz, Mert'in ikinci yüzü değildir.”
İkinci sayfa:
“Deniz, Mert'in koruyucusu da değildir.”
Üçüncü sayfa:
“Deniz, Mert'in hatırlamadığı kişidir.”
Eylül bana baktı.
— Kimmiş?
Sayfayı çevirdim.
Dördüncü sayfa boştu.
Beşinci sayfada tek bir cümle:
“Bunu okuyan Mert, artık gerçeği kaldırabilecek kadar büyümüştür.”
Arda defteri aldı.
Son sayfaya baktı.
— Burada bir şey var.
Sayfanın alt kısmında küçük bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı çıkardım.
Arkası çevriliydi.
Çevirdim.
Tarih yoktu.
İsim yoktu.
Sadece:
“Kaan öldü.”
Altında:
“Ama onu öldüren kişi Kaan değildi.”
Eylül:
— Bu ne demek?
Defteri kapattım.
— Kaan'ın kim olduğunu yanlış biliyoruz.
Arda:
— Peki gerçek Kaan kim?
Tam cevap verecekken telefonum çaldı.
Ekranda isim yoktu.
Sadece:
BİLİNMEYEN.
Açtım.
Karşıdan bir ses geldi.
— Mert.
— Kimsin?
— Bunu gerçekten hâlâ bilmiyor musun?
Ses kısa bir süre sustu.
Sonra:
— Ben senin unuttuğun ilk kişiyim.
SAYFA 9
— Deniz?
Karşıdaki kişi güldü.
— Deniz değil.
— Kimsin?
— Adımı söylediğim anda beni hatırlayacaksın.
Telefonu sıkıca tuttum.
— Söyle.
Ses:
— Ar...
Hat kesildi.
— Alo?
Cevap yoktu.
Arda bana baktı.
— Kimdi?
— Adını söylemeden kapattı.
Eylül:
— “Ar...” dedi mi?
Başımı salladım.
Eylül bir anda sustu.
— Ne oldu?
— Bir isim hatırladım.
— Kim?
Eylül gözlerini kapattı.
— Aras.
Arda'nın yüzü değişti.
— Aras kim?
Eylül bana baktı.
— Mert'in çocukluk arkadaşı.
— Benim çocukluk arkadaşım mı?
— Evet.
— Neden hiç hatırlamıyorum?
Eylül cevap vermedi.
Arda:
— Çünkü kayıtlarda Aras diye biri yok.
Eylül başını kaldırdı.
— Var.
— Nerede?
— Mert'in ilk dosyasında.
Arda telefonu çıkardı.
Eski kayıtları açtı.
Bir süre sonra buldu.
Dosyada tek satır vardı:
ARAS — KAYIT SİLİNDİ.
Altında:
“Mert'in isteğiyle.”
Donup kaldım.
— Ben neden birini kendi isteğimle sildireyim?
Arda dosyanın altındaki tarihi gösterdi.
16 EKİM 2010.
17 Ekim'den bir gün önce.
Eylül sessizce konuştu.
— Mert...
— Ne?
— Belki de sen o gece cinayeti çözmeye çalışmıyordun.
Bana baktı.
— Belki de birini koruyordun.
SAYFA 10
Bir anda bütün anılarım birbirine karıştı.
17 Ekim.
Kaan.
Deniz.
Aras.
Babam.
Eylül.
Arda.
Ve ben.
Hepsinin arasında görünmeyen bir bağ vardı.
Ama son halkayı bulamıyordum.
Arda dosyayı kapattı.
— Artık eve dönmeliyiz.
— Hayır.
— Mert...
— Bu gece bitmeden öğrenmem gereken bir şey var.
Eylül yanıma geldi.
— Neyi?
— Aras'ın kim olduğunu.
Tam o sırada dışarıdan bir araba sesi geldi.
Üçümüz de pencereye yöneldik.
Sokağın karşısında siyah bir araba durmuştu.
Farları açıktı.
İçeride biri vardı.
Yüzü görünmüyordu.
Arda kapıya yöneldi.
— Siz burada kalın.
— Hayır.
Kapıyı açtığında araba hareket etti.
Sokağın sonunda kayboldu.
Ama yerde küçük bir zarf bırakılmıştı.
Zarfın üzerinde:
“MERT'E.”
Açtım.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta ben vardım.
Yanımda Aras.
Kaan.
Eylül.
Ve babam.
Fotoğrafın tarihi:
16 EKİM 2010.
Ama fotoğrafın arkasında daha korkutucu bir şey yazıyordu.
“Bu fotoğraftaki beş kişiden biri, bugün hâlâ yaşıyor.”
Arda:
— Dört kişi öldü mü?
Başımı salladım.
— Hayır.
Fotoğrafa baktım.
— Çünkü beşinci kişinin kim olduğunu bilmiyoruz.
Eylül fotoğrafa yaklaştı.
— Mert...
— Ne?
Parmağını fotoğrafa uzattı.
— Beşinci kişi burada değil.
SAYFA 11
Fotoğrafı tekrar inceledim.
Haklıydı.
Fotoğrafta dört kişi vardı.
Ben.
Eylül.
Kaan.
Babam.
Aras.
Beş.
Ama Eylül bir ayrıntıyı fark etmişti.
— Beşinci kişinin gölgesi yok.
Arda fotoğrafı aldı.
— Bu fotoğrafın arkasında biri var.
Fotoğrafı ışığa tuttuk.
Gerçekten de arka planda silik bir gölge vardı.
Bir insanın gölgesi.
Ama fotoğrafta o kişiye ait hiçbir beden yoktu.
Sadece gölge.
Altında küçük bir yazı:
“Beşinci kişi, fotoğrafa giremez.”
Eylül fısıldadı:
— Deniz.
Başımı salladım.
— Hayır.
— Neden?
— Çünkü Deniz bir kişi değil.
Arda:
— O zaman nedir?
Cevap vermeden önce defterin son sayfasını tekrar açtım.
Daha önce fark etmediğim bir yazı vardı.
“Deniz bir isim değil.”
Altında:
“Bir kapı.”
Son satır ise:
“Kapı açılırsa, Mert'in gerçek sahibi geri döner.”
Kalbim hızlandı.
— Gerçek sahibi?
Eylül bana baktı.
— Mert...
Tam o anda telefonuma yeni bir mesaj geldi.
“BİRİNCİ SERİ BİTTİ.”
İkinci mesaj hemen ardından geldi.
“AMA MERT'İN HİKÂYESİ BİTMEDİ.”
Üçüncü mesaj:
“2. SERİ: KAYIP İSİM.”
Mesajın altında bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı açtım.
Gördüğüm kişi...
Aras'tı.
SAYFA 12
Aras kameraya bakıyordu.
Canlı görünüyordu.
Ama fotoğrafın tarihi bugündü.
Eylül'ün eli ağzına gitti.
— Bu imkânsız.
Arda fotoğrafı aldı.
— Fotoğraf yeni.
— Nerede çekilmiş?
Fotoğrafın konum bilgisi vardı.
Bir adres.
Kütüphane.
Arda başını kaldırdı.
— Gidiyoruz.
Koşarak arabaya bindik.
Yol boyunca kimse konuşmadı.
Aklımda tek bir soru vardı.
Aras neden yaşıyordu?
Ve neden yıllardır yoktu?
Kütüphaneye vardığımızda kapılar açıktı.
İçerisi tamamen boştu.
Masaların üzerinde eski dosyalar vardı.
Birinin üzerinde ismim yazıyordu.
MERT YALIN.
Dosyayı açtım.
İçinden bir mektup çıktı.
Aras'ın el yazısıydı.
“Mert, eğer bunu okuyorsan beni buldun.”
Altında:
“Ama beni bulman gereken kişi ben değilim.”
Bir sayfa daha vardı.
“Kaan'ı bul.”
Arda:
— Kaan öldü sanıyorduk.
Mektubun son satırını okudum.
“Kaan ölmedi.”
Altında:
“Kaan, seni izleyen kişi.”
Eylül bana baktı.
— Mert...
Mektubu çevirdim.
Son cümle:
“Ve Eylül'e güven.”
Ardından başka bir yazı vardı.
Bu yazı Aras'a ait değildi.
“Ama Eylül'ün neden sana yaklaştığını sorma.”
SAYFA 13
Eylül'ün yüzüne baktım.
— Bana neden yaklaştın?
— Mert...
— Cevap ver.
Gözleri doldu.
— İlk başta seni korumak için.
— Sonra?
Sustu.
— Sonra seni tanımaya başladım.
Bir an ikimiz de sustuk.
Arda araya girdi.
— Bu konuşmayı sonra yaparsınız.
Kütüphanenin arka tarafında bir kapı buldu.
Kapının üzerinde:
ARŞİV 2
yazıyordu.
İçeri girdik.
Duvar boyunca yüzlerce dosya vardı.
Ama ortadaki rafta yalnızca bir dosya duruyordu.
DENİZ.
Dosyayı açtım.
İlk sayfa boştu.
İkinci sayfa boştu.
Üçüncü sayfa...
Bir isim.
MERT YALIN.
Dondum.
— Deniz dosyasında benim ismim neden var?
Arda dosyayı aldı.
Son sayfaya baktı.
— Burada bir tarih var.
21 EKİM 2010.
— Bugün, dedim.
Eylül:
— Ama 2010 değil.
Arda yavaşça başını kaldırdı.
— Belki de dosyanın tarihi geçmişe ait değil.
— Ne demek istiyorsun?
Arda cevap vermeden önce odanın ışıkları yandı.
Karşımızdaki ekranda bir görüntü açıldı.
Bir adam.
Yüzü görünmüyordu.
Ama sesi tanıdıktı.
— Mert.
Donup kaldım.
— Artık sana her şeyi anlatabilirim.
Ses Kaan'ın sesiydi.
— Çünkü birinci aşama tamamlandı.
Ekran karardı.
Son cümle kaldı:
“İkinci aşama başlıyor.”
SAYFA 14
Ekran yeniden açıldı.
Bu kez Kaan'ın yüzü görünüyordu.
Ama görüntü eski değildi.
Yeni görünüyordu.
Kaan kameraya bakıyordu.
— Mert, beni bulmak istiyorsan geçmişe bakmayı bırak.
Bir saniye sustu.
— Çünkü ben geçmişte değilim.
Eylül bana baktı.
Kaan devam etti.
— Yanındayım.
Arda hemen etrafa baktı.
— Burada mı?
Kaan'ın yüzünde hafif bir ifade oluştu.
— Hayır, Arda.
Kısa bir sessizlik.
— Daha yakın.
Ekran kapandı.
Arkamızdan bir ses geldi.
— Mert.
Döndüm.
Kimse yoktu.
Sadece yere bırakılmış bir zarf.
Üzerinde:
“SON KEZ.”
Açtım.
İçinden bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta ben vardım.
Eylül vardı.
Arda vardı.
Kaan vardı.
Aras vardı.
Babam vardı.
Ve bir kişi daha.
Fotoğraftaki kişi kameraya sırtı dönük olduğu için yüzü görünmüyordu.
Ama altında bir isim vardı.
MERT.
— Bu olamaz.
Eylül fotoğrafa baktı.
— Altı kişi var.
Arda:
— Ama altıncı kişinin yüzü yok.
Fotoğrafı çevirdim.
Arkasında:
“Senin aradığın kişi Kaan değil.”
Bir satır daha:
“Senin aradığın kişi Deniz değil.”
Son satır:
“Senin aradığın kişi sensin.”
Fotoğraf elimden düştü.
Ve o anda anladım.
Bütün bu zaman boyunca katili, geçmişi, Kaan'ı ve Deniz'i arıyordum.
Ama belki de asıl soru hiçbir zaman...
“Kim yaptı?”
değildi.
Asıl soru:
“Mert kim?”
SAYFA 15
Sabah olduğunda kütüphaneden çıktık.
Güneş doğuyordu.
Her şey normal görünüyordu.
Ama artık hiçbir şey normal değildi.
Eylül yanımdaydı.
Arda birkaç adım önde yürüyordu.
Ben ise elimdeki son dosyaya bakıyordum.
DENİZ.
Dosyanın son sayfasını tekrar açtım.
Daha önce boş olan sayfada şimdi yeni bir cümle vardı.
“Beni bulduğunda, kendini kaybedeceksin.”
Altında bir isim:
ARAS.
Sonra ikinci bir cümle belirdi.
Sanki biri sayfayı sonradan yazmıştı.
“Kaan seni izliyor.”
Üçüncü satır:
“Deniz geri dönecek.”
Ve son satır...
Bütün nefesimi kesti.
“Ama bu kez Mert olmayacak.”
Dosyayı kapattım.
Eylül bana baktı.
— Ne yazıyor?
Cevap vermedim.
Çünkü o anda telefonuma bir mesaj geldi.
Gönderen:
MERT.
Mesajı açtım.
Tek cümle vardı:
“Beni arıyorsan, aynaya bak.”
Telefon elimden kayacak gibi oldu.
Yavaşça başımı kaldırdım.
Kütüphanenin camındaki yansımama baktım.
Ben vardım.
Ama arkamda biri daha vardı.
Bu kez gölge değildi.
Bu kez yüzü vardı.
Ve o kişi bana gülümsedi.
Ben dönmeden önce telefon tekrar titredi.
Yeni mesaj:
“BİRİNCİ SERİ BİTTİ.”
Bir saniye sonra:
“ŞİMDİ GERÇEK HİKÂYE BAŞLIYOR.”
Ekranın altında tek bir isim belirdi.
ARAS.
Ve son olarak...
“2. SERİ — KAYIP İSİM”
Ben hâlâ cama bakıyordum.
Çünkü arkamdaki kişi kaybolmuştu.
Ama yansımam hâlâ bana bakıyordu.
Ve ilk kez...
Yansıma benden önce gülümsedi.
Bölüm etkileşimi
